15 Temmuz

 

10 Soruda FETÖ

 

 

 

“Bayırbucak Türkmenlerinin Olduğu Bölgede DAEŞ Yoktur; Kimse Kimseyi Aldatmasın!”

26.11.2015
“Bayırbucak Türkmenlerinin Olduğu Bölgede DAEŞ Yoktur; Kimse Kimseyi Aldatmasın!”

Türkiye’nin farklı illerinden gelen mahalle ve köy muhtarları ile Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde buluşan Cumhurbaşkanı Erdoğan “Buradan bir kez daha ifade ediyorum; biz Bayırbucak Türkmenleri ile Esed rejimine karşı mücadele eden ılımlı muhalifleri, ılımlı muhalif grupları destekliyoruz, destekleyeceğiz. Çünkü bunlar mazlumdur, mağdurdur. Bunlar, oradaki toprakların sahipleridir. Akrabayız ve onlar bizim soydaşlarımızdır” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin 10 ilinden mahalle ve köy muhtarı ile Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde bir araya geldi. Diyarbakır, Edirne, Erzurum, Gaziantep, İzmir, Malatya, Mersin, Samsun, Tokat ve Trabzon’dan gelen 400’e yakın köy ve mahalle muhtarı, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen öğle yemeğinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın misafiri olarak ağırlandı.


15’incisi gerçekleştirilen Muhtarlar Toplantısı’nda, yemek öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhtarlara hitaben bir konuşma yaptı. Muhtarlarla buluşmasının sadece hasret gidermekten ibaret olmadığını, bu buluşmalar vesilesiyle muhtarların nezdinde milletin tamamıyla, ülke ve dünya meselelerini istişare ettiklerini söyledi. Bu değerlendirmelerin Türkiye’nin yanı sıra dünya tarafından da dikkatle takip edildiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye, Irak, Mısır, Libya, Balkanlar, Kırım ve Kafkasya’da yaşanan gelişmelere Türkiye’nin bakışının diğer ülkeler gibi olamayacağını belirtti. Diğer ülkelerin bu bölgelere ve orada yaşayan insanlara bakışının günün şartlarına, kendi çıkarlarına, konjonktüre göre değişebileceğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz, tarihle, kültürle, inançla, kardeşlik hukukuyla; velhasıl ortak bir kaderle bağlı olduğumuz bu büyük coğrafyadaki her meseleye, kendi meselemiz olarak bakmak mecburiyetindeyiz. Bu bakımdan, Suriye meselesine, diğer ülkelerin yaklaşımı ile bizim yaklaşımımız arasında çok derin farklar vardır” diye konuştu.

“SURİYE’YE ATILAN HER BOMBANIN YOL AÇTIĞI TAHRİBATI, YIKIMI KENDİ YÜREĞİMİZDE HİSSEDİYORUZ”

Türkiye’nin Suriye’ye bakarken jeopolitik konumu, petrol ve petrol hatlarının güvenliğini ve stratejik çıkarları görmediğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz Suriye’de Türkmen’iyle, Arap’ıyla, Kürt’üyle; Sünni’siyle, Alevi’siyle, diğer tüm toplum kesimleriyle, binlerce yıldır birlikte yaşadığımız, 100 yıldır sınırlarımız ayrı olsa da gönüllerimiz bir olan insanları görüyoruz. Suriye’ye atılan her bombanın yol açtığı tahribatı, yıkımı kendi yüreğimizde hissediyoruz. Orada ölen her masum çocuğun, kadının, erkeğin acısını kendi kalbimizde hissediyoruz. İnsanlığın ve medeniyetimizin en kadim izlerinin yer aldığı bu coğrafyada yok edilen her eserle birlikte, hafızamızdan bir kare siliniyor. Daha önce Bosna’da, Karabağ’da yaşananlar için ne hissediyorsak, bugün de Suriye için aynısını hissediyoruz. Biz, coğrafyamızdaki hiçbir konuya, hiçbir probleme ve hiçbir kesime karşı gözümüzü, gönlümüzü kapatamayız.”

Birileri için “bataklık” olarak kabul edilen Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgelerinin bizim için bin yıllık hatıralarımızın bulunduğu, ayrılmaz bir parçamız olduğuna vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Buraları bataklık, kriz bölgesi yahut çatışma alanı haline getiren, bugün bütün insanlığın maruz kaldığı küresel adaletsizliktir. Güç mücadelesi için insan hayatının ayaklar altına alınmasıdır. İşte biz bu yüzden ‘Dünya 5’ten büyüktür’ diyoruz” sözlerine yer verdi.

“KÖKÜNDEN VE DEĞERLERİNDEN KOPMUŞ MANKURTLAR VAR”

Milletimizin ve coğrafyamızın bu köklü geçmişini bilmeyenlerin Suriye başta olmak üzere, bölgedeki sorunlara yönelik Türkiye’nin samimiyetini anlamayacağını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Nitekim buradaki inceliği, hassasiyeti anlamıyorlar. Bunlar ‘damdan düşen’ değil; sadece ideolojik bir kafa yapısıyla ve mantığıyla olaylara bakıyorlar. Nerede bu ülkenin ve milletin çıkarı var; bunlar bunun hesabını yapmazlar. Bunlar sadece ‘Bizim siyasi partinin menfaati nedir’ bunun hesabını yaparlar. Biz millet ve ülkemiz için bakıyoruz, kararlarımızı da buna göre veriyoruz. Ülkenin ve milletin mukadderatını ilgilendiren konularda, başkaları gibi düşünenler, başkaları gibi tavır alanlar, kökünden ve değerlerinden kopmuş mankurtlardır, bunu böyle biliniz.”

Bölücü terör örgütünün eylemlerinde ve DAEŞ’in bombalı saldırılarında bu kesimin ihanete varan bir tutum içinde olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye sınırımızda yaşanan son olayda da, aynı kimselerin bu karakterlerini bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti. Bu kimselerin 78 milyon içinde bir avuç azınlık olduğunu; milletin de irfanı,  izanı ve anlayışıyla onlara her zaman ders verdiğini söyledi.

“SURİYELİ KARDEŞLERİMİZİN KURTULUŞ MÜCADELESİNDE YANLARINDA OLMAYI SÜRDÜRECEĞİZ”

Milletin verdiği yetki çerçevesinde, tarihe ve coğrafyaya karşı sorumluluklarını yerine getireceklerinin ve Suriyelilerin kurtuluş mücadelesinde yanlarında olmayı sürdüreceklerinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “Biz onlarla soydaşız. Onlarla akrabalık bağlarımız var. Biz sipariş üzerine mücadele vermiyoruz. Daha önce Afganistan’da oynanan bir senaryonun, şimdi farklı bir isimle Irak ve Suriye’de tedavüle sokulduğunu biliyoruz. DAEŞ adı altında hayata geçirilen projenin, tüm dünyada Müslümanlara yönelik ayrımcı, ırkçı ve İslamofobik bir kampanyanın aracı haline dönüştürülmeye çalışıldığının farkındayız. Suriye’ye, güya DAEŞ’le mücadele adı altında askerî güç taşıyan; ama bugüne kadar DAEŞ’e neredeyse hiçbir zarar vermeden, sadece rejime karşı mücadele eden ılımlı grupları hedef alanların gayesi ortadadır.”

“TÜRKİYE'DEN BAŞKA DAEŞ’LE CİDDİ OLARAK MÜCADELE EDEN ÜLKE YOKTUR”

DAEŞ örgütünün bahane edilerek bölgenin dizayn edilmeye çalışıldığına ve bölgeyle ilgili farklı projeleri hayata geçirmeye çalışanların asıl yüzlerinin görüleceğine vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu açıklamaları yaptı: “Şunu tüm samimiyetimle ifade etmek isterim ki, DAEŞ denen örgütle, Türkiye’den başka ciddi olarak mücadele eden ülke, neredeyse yoktur. Türkiye bu örgütü, 2005 yılında, eski isimleriyle terör örgütü olarak tanımıştır. 2013 yılından itibaren de yeni ismiyle aynı şekilde terör örgütü olarak kabul ettiğimiz bu yapıyla mücadelemizi kesintisiz bir şekilde sürdürdük, sürdürüyoruz. Dolayısıyla ülkemizin DAEŞ’le ilgili tutumu öteden beri nettir. Burada bir soru işareti yoktur. Kimsenin, ülkemizin DAEŞ ile mücadelesini tartışma konusu yapma, bu konuda bizi töhmet altında bırakma hakkı yoktur. Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı, cumhurun başkanı olarak söylüyorum: Biz bu konuda en çok zarar gören, mağduriyete uğrayan ülkeyiz.”

Türkiye’nin DAEŞ terör örgütünün saldırılarında 140 vatandaşını kaybedip 7 güvenlik görevlisini şehit verdiğini sözlerine ekleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin son 4 yılda bu örgüte mensup yaklaşık 3 bin kişi gözaltına alıp 800’ünü tutukladığını, yabancı terörist savaşçılarla mücadele kapsamında 27 bin kişiye ülkeye giriş yasağı koyduğunu, 2 bin 600 kişiyi yakalanarak, sınır dışı ettiğini, DAEŞ’in önemli gelir kaynağı olan akaryakıt kaçaklığını önlemek için sınırlarında tedbir alıp 2014 yılında 79 milyon litre kaçak akaryakıt ele geçirdiğini hatırlattı.

“LAZKİYE’NİN KUZEYİNİ BOŞALTMAK İÇİN REJİMLE EL ELE ORADAKİ TÜRKMEN KARDEŞLERİMİZİ  ÖLDÜRÜYORSUNUZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, DAEŞ’le mücadele görüntüsü altında Suriye’de askerî faaliyet yürüten ülkelerin bir kısmının, sadece rejim karşıtı muhalifleri hedef aldığına dikkat çekerek şu açıklamaları yaptı: “Lazkiye ve kuzeyi, Bayırbucak Türkmenlerinin olduğu bölgede DAEŞ yoktur; kimse bizi ve dünyayı aldatmasın. Burada uçaklarla yapılan bombardımanlar neticesinde şu ana kadar 300’ü aşkın Bayırbucak Türkmen’i ölmüştür. Oradan Bayırbucak Türkmenleri bizim sınırlarımıza doğru sığınmaya çalışıyor. Bunların bir kısmı bizim kamplarımıza yerleşti. Bir kısmı da diyor ki ‘Biz topraklarımızda şehit olacağız.’ Bu sabah AFAD Başkanı ile görüştüm; kampların hazır olduğunu söylediğini; fakat Türkmenlerin,  ‘Bize insani yardım yapın, o bize yeter, bu çadırlarda yaşamaya devam edeceğiz’ dediklerini, orada şehit olmak istediklerini aktardı. Dün iki tane insani yardım götüren iki tır ne yazık ki bombalanmak suretiyle yandı ve 3 kişi şehit oldu, 7 kişi yaralandı. Şimdi bütün bunlarla beraber ne diyorlar dünyaya? ‘Biz DAEŞ’le mücadele ediyoruz.’ Kusura bakmayın, DAEŞ’le mücadele filan ettiğiniz yok, siz sadece Lazkiye’nin kuzeyini boşaltmak için rejimle el ele oradaki maalesef Türkmen kardeşlerimizi, Suriye vatandaşlarını öldürüyorsunuz. DAEŞ’le mücadele adı altında ülkede faaliyet gösteren diğer terör örgütlerini destekleme yanlışına düşenler de var. Biz Türkiye olarak ilkeli bir duruş sergileyerek, DAEŞ’e ve diğer tüm terör örgütlerine aynı şekilde kendi vatandaşlarına devlet terörü uygulayan Esed rejimine de karşı olduğumuzu ifade ediyoruz. Zira DAEŞ’in en büyük destekçisi Esed rejimidir.”

“DAEŞ’TEN PETROL ALDIĞIMIZI İDDİA EDENLER MÜFTERİDİR”

Türkiye’nin DAEŞ’ten petrol aldığına ilişkin demeçlere de değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, açıklamalarını şöyle sürdürdü: “Yetkili makamlarda olanlar bunu söylüyor. Çok ayıp, yazıklar olsun. Türkiye şu anda petrolünü de, doğalgazını da aldığı yerler bellidir. Biz bu noktadaki en büyük ithalatı Rusya’dan yapıyoruz, ikinci derecede İran’dan yapıyoruz. Azerbaycan’dan doğalgaz alıyoruz, Kuzey Irak’tan aynı şekilde alıyoruz, bunun yanında Cezayir ve Katar’dan LNG alıyoruz. Bizim aldığımız yerler belli. DAEŞ’ten bizim bu şekilde petrol aldığımızı iddia edenler bu iddialarını ispatla mükelleftir. Aksi takdirde, bu ülkeye kimse iftira atamaz, ben onları müfteri olmakla sıfatlandırırım.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, açıklamalarının devamında  DAEŞ’in çıkardığı petrolün Esed’e satıldığını vurgulayarak, “Destek verdiğiniz Esed’le bunları konuşun, oraya satıyor, parayı oradan alıyor. Para kaynağı da belli. Biz bu noktaya gelmek istemezdik. DAEŞ’in hem silah, hem finans gücünün arkasında illa bir yer aranacaksa, ilk bakılacak yer Esed rejimi olmalıdır, onunla birlikte hareket eden ülkeler olmalıdır” ifadelerini kullandı.

“ESED, DEVLET TERÖRÜ ESTİREN BİR İNSANDIR”

120 ülke tarafından Suriye halkının gerçek temsilcisi olarak kabul edilen muhalif grupları hedef alanların, doğrudan DAEŞ’e destek verdiğini, Suriye’deki ılımlı muhalefetin, topraklarını katil Esed’den geri almanın mücadelesi verdiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Esed, devlet terörü estiren bir insandır. Şu ana kadar 380 bin insanı öldüren Esed’e karşı durmayanlar, bilsinler ki tarihin önünde bunun hesabını veremeyeceklerdir. Nasıl oluyor da bunun yanında yer alıyorsunuz? Bunun yanında yer alanlar kalkıp da İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nden bahsedebilirler mi? Bunun yanında yer alanlar insan haklarından bahsedebilirler mi? İşte biz bunların karşısına dikildiğimiz için menfaat şebekelerinin hoşuna gitmiyor. Ama biz her zaman zalimlerin karşısında, mazlumların yanında olduk, olmaya devam edeceğiz.” değerlendirmelerinde bulundu.

Türkiye’nin Irak ve Suriye sınırlarının diğer tarafındakilerle binlerce yıllık akrabalık, dostluk ve kardeşlik bağıyla bağlı olduğuna ve uyguladığı açık kapı politikası ve sınır ötesindeki kardeşlerine yaptığı insani yardımın sorumluluğu gereği gerçekleştiğine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şu değerlendirmelerle sürdürdü: “Bize söz söyleyen, itham yönelten ülkelere soruyorum; bizim DAEŞ’le mücadelede yaptıklarımız ve sonuçları ortada. Peki siz ne yaptınız? DAEŞ bahanesiyle muhalifleri hedef alanlara ve onlara ses çıkarmayanlara soruyorum; Guta’da kimyasal silahlarla 1500 masumu katleden muhalifler midir? Yermuk Kampında on binlerce Filistinliyi açlığa mahkûm eden muhalifler midir? 380 bin insanı; kadın, çocuk, yaşlı, erkek, sivil ayrımı yapmadan konvansiyonel silahlarla, varil bombalarıyla, füzelerle, ağır silahlarla öldüren muhalifler midir? 12 milyon insanı yerinden, yurdundan göçe zorlayan muhalifler midir? 55 bin fotoğrafla belgelenen işkenceyle ve aç bırakılarak öldürülmüş 11 bin kurban kimin eseridir? Tüm bunların sorumlusu Esed rejimidir.”

“O ZAMAN ON BİNLERCE İNSANI ÖLDÜREN BİR ESED YOKTU BENİM KARŞIMDA”

Televizyon ekranlarında Türkiye yönetimine fatura kesmeye çalışanların, Türkiye ile Suriye yönetiminin arasının iyi olduğu beş sene öncesine atıfta bulunarak, ‘O zaman Esed diktatör değil miydi?’ dediğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında, söz konusu kişilere cevaben şu açıklamaları yaptı: “O zaman on binlerce insanı öldüren bir Esed yoktu benim karşımda. Ve o zaman da kendisine tavsiyelerim şuydu: ‘Demokrasiye bir an önce geçin, biz size bu konuda her türlü desteği verelim’ Ve elemanlarını bize gönderdiği halde oraya dönemiyordu. Niye dönemiyordu? Çünkü çok partili bir siyasi hayata dönmek işine gelmiyordu.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, DAEŞ’in yaptıklarının kesinlikle affedilemez olduğunu, örgüte asla müsamaha gösterilemeyeceğini; PYD, YPG, PKK, Boko Haram ve El Şebab terör örgütlerinin yaptıkları eylemlerle affedilemez adımlar attıklarını belirterek, “DAEŞ’in en büyük zararı İslam’a ve Müslümanlara verdiğini biz çok iyi biliyoruz. Ama Esed rejiminin DAEŞ’ten aşağı kalmadığının bir örgüt terörü ile devlet terörü arasında hiçbir fark olmadığının da görülmesi gerekiyor” dedi.

“RUSYA İLE STRATEJİK ORTAKLIĞIMIZ VAR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında, Hatay’da Türk hava sahasını ihlal eden bir uçağın düşürülmesi ve olayın ardından yaşanan gelişmelere ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. İhlale karşı yapılan müdahalenin, kesinlikle Rusya’yı hedef almadığına, Esed rejimine bağlı unsurlar ve terör örgütleriyle benzer sıkıntılar yaşamış bir ülke olarak Türkiye’nin, kara ve hava sahalarının güvenliği konusunda teyakkuz halinde olduğuna dikkat çekti ve şunları kaydetti: “Daha önceden ilan ettiğimiz, Rusya’ya da defalarca hatırlattığımız angajman kurallarımız gereği ülkemiz sınırlarının ihlaline anında karşılık veriyoruz. Bu izinleri önceden verilmiş otomatik bir tepkidir, bunun bilinmesi lazım. Daha önce buna benzer olayları 1-2-3-4 kez yaşadık. Salı sabahı da aidiyeti, milliyeti belli olmayan bir uçağın tüm ikazlara rağmen ısrarla sınırımızı ihlal etmesi üzerine bu kurallar işletilmiştir. 5 dakika içinde 10 uyarı yapılıyor. Sesli olarak bu uyarılar televizyonlarda Silahlı Kuvvetler tarafından yayınlanıyor. Uçağın hangi ülkeye ait olduğu ancak olaydan sonra anlaşılmıştır. İnanın bana, Suriye’deki tüm hadiseler gibi bu olay da bizi ziyadesiyle üzmüştür. Çünkü biz en başından beri, bölgede kimse ölmesin, kimsenin burnu kanamasın diye uğraşıyoruz, çaba gösteriyoruz. Konuyla ilgili teknik izahat Genelkurmay Başkanlığımız ve Dışişleri Bakanlığımız tarafından Rusya başta olmak üzere ilgili tüm ülkelere ve kurumlara yapılmıştır. Buna rağmen Rusya tarafından yapılan açıklamaları ve konuyla ilgisi olmayan alanlarda ortaya konan tepkileri üzüntüyle takip ediyoruz. Bizim Rusya’yla stratejik ortaklığımız var, ÜDİK denilen Üst Düzey İstişari Konseyimiz var. Ama bizim bu birlikteliğimiz dayanışmayı gerektirir, bu birlikteliğimiz bizim birbirimizi bu anlamda tehdit etmemizi gerektirmez; bu bizi üzmüştür.”

Söz konusu uçağın düşürülmesinin; aidiyeti, milliyeti belli olmayan uçakların uyarılmasına rağmen Türkiye’nin hava sahasını ihlal etmesi sebebiyle güvenlik nedeniyle atılmış bir adım olduğunu yineleyerek ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Çok yönlü ve çok güçlü ilişkilerimizin olduğu Rusya’yı herhangi bir sınır ihlali olmadan hedef almamız için sebep yoktur. Rusya’yla Suriye politikasında anlaşamıyor olmamız başka bir şeydir, angajman kurallarımızın işletilmesi başka bir şeydir” şeklinde konuştu.

“AYNI İHLAL BUGÜN YAPILSA TÜRKİYE YİNE AYNI KARŞILIĞI VERMEK DURUMUNDADIR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, DAEŞ’le mücadele gerekçesiyle başlatılan, ama sadece muhalifleri hedef alan saldırılara karşı Türkiye’nin itirazlarının devam ettiğine Müttefik ülkelerle birlikte Cerablus’tan batıya doğru Suriye sınırları boyunca insani güvenlik bölgesi oluşturma kararını sürdürdüğünü açıklayarak, sözlerine şöyle devam etti: “Bizim çabalarımız Suriye sınırlarımızı DAEŞ’ten ve diğer terör örgütlerinden arındırma amacına yöneliktir. Esed rejimine karşı mücadele eden muhalif unsurların desteklenmesi, uluslararası meşruiyete haiz bir çabadır. Esed rejimi ve terör örgütlerinin desteklenmesi ise tamamen ilgili ülkenin kendi kararıdır, uluslararası meşruiyete sahip değildir. Buradan bir kez daha ifade ediyorum; biz Bayırbucak Türkmenleri ile Esed rejimine karşı mücadele eden ılımlı muhalifleri, ılımlı muhalif grupları destekliyoruz, destekleyeceğiz, çünkü bunlar mazlumdur, mağdurdur. Bunlar, oradaki toprakların sahipleridir. Akrabayız ve onlar bizim soydaşlarımızdır. Ne Rusya’ya, ne de başka herhangi bir ülkeye karşı doğrudan askerî müdahalemiz söz konusu değildir. Herkesten egemenlik haklarımızı bir defa gözetmesi ve bu haklarımıza hassasiyet göstermesini bekliyoruz. Tüm dünyanın bizim haklı olduğumuzu kabul ettiği bir hadisenin siyasi ve ekonomik ilişkilerimizi kapsayacak şekilde genişletilmesini de doğru bulmuyoruz. Aynı ihlal bugün yapılsa Türkiye yine aynı karşılığı vermek durumundadır. Bu konuda ihlale maruz kalan değil, ihlali yapan ülkenin kendisini sorgulaması, hadisenin tekerrürü önlemek için tedbirlerini alması lazımdır.”

“BU ÜLKENİN YÜZDE 99'U MÜSLÜMAN”

Rusya Federasyonu Başkanı Putin’in “Türkiye’de yönetim ülkeyi İslamlaştırma gayreti içinde’ şeklindeki açıklamasını da değerlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi: “Türkiye’nin yüzde 99’u Müslüman; bunu nasıl söylersiniz,  böyle bir ifade nasıl kullanılır? Ben kalkıp da Rusya için, ‘Rusya’yı yönetim Hıristiyanlaştırma gayreti içerisindedir’ diyebilir miyim? Orada da 30 milyon Müslüman var. Böyle bir gayretin içerisindedir diyebilir miyim? Bu nedenli yanlış bir yaklaşımdır. Tayyip Erdoğan Müslümandır, bu ülkenin yüzde 99’u Müslüman, o zaman ben neyin gayreti içerisinde olacağım ki? Biz sadece dinimizin gereğini yapmaya gayret ediyoruz, yaptığımız iş budur. Ama tespite bakın, şu yanlışa bakın.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya’daki Türk Büyükelçiliğinin taşlanmasının da doğru bir yaklaşım olmadığına değinerek, Türkiye’nin bu tür durumlarda ve hadiselerde emniyet teşkilatı ile eylemleri engellediğini hatırlattı ve şunları ekledi: “Biz nerede hata yapıldı, bunu siyasilerin oturup konuşması, askerimizin oturup konuşması, ondan sonra bu hataların karşılıklı olarak giderilmesi lazım, buna bakmamız lazım. Eğer buna bakmayıp da bu şekilde duygusal açıklamalar yapacak olursak bunlar doğru olmaz. Daha biz şurada G-20’de 15-16’da Antalya’da gayet güzel oturmuşuz heyetler arası görüşmeler yapmışız, başa baş görüşmeler yapmışız, Suriye olayını daha önce de defaatle aramızda görüşmüşüz, ama ardından böyle bir şeyin olması bizleri üzmüştür.”

“2023 HEDEFLERİ VE DEV PROJELER”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında gerçekleşen 1 Kasım seçimlerinin ve kurulacak olan yeni hükûmetin Türkiye için hayırlı olmasını dileyerek, hükûmetin büyük ölçüde geçen 13 yıllık dönemin sürekliliğini sağlayacak bir yapıda oluşmuş olmasını Türkiye adına kazanç olarak gördüğünü söyledi. Muhtarlara hitabında, Marmaray’dan Avrasya Tüneli’ne, İstanbul-İzmir Otoyolu ve İzmit Körfezi’nden Nükleer enerji santrallerine; Türkiye’de geçtiğimiz yıllarda hizmete giren, inşası devam eden ve yapımına başlanacak olan büyük projelerine de değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan,  bunların hız kesmeden devam edeceğini, bunların yanı sıra eğitim ve kültür alanında da milliği güçlü bir müfredatla ve ulusal ve uluslararası kültür politikaları ile çok daha iyi noktalara gelineceğini dile getirdi.

“MİLLETİMİZ 13 YILDIR VERDİĞİ GÜÇLÜ DEMOKRASİ MÜCADELESİYLE YENİ ANAYASAYI HAK ETMİŞTİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasının son bölümünde, yeni Anayasa çalışması konusuna da değindi. Yeni Anayasa’nın halkın çok önemli bir beklentisi olduğunu, siyasi partilerin de yeni anayasa çalışmalarına başlaması gerektiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan,  kendisinin de bu konuda teşvik edici, ön açıcı bir konumda bulunacağını söyledi. Yeni anayasa hazıklıkları kapsamında başkanlık sisteminin konuşulmasından, tartışılmasından da kimse rahatsız olmaması gerektiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, konu ile ilgili olarak şu değerlendirmelerde bulundu: “Meclisteki milletvekili dağılımı sebebiyle yeni anayasanın birden fazla partinin uzlaşmasıyla hazırlanma mecburiyeti vardır, aynı şekilde hazırlanan anayasa nihayetinde milletin onayına, milletin takdirine sunulacaktır. Dolayısıyla, yeni anayasa hazırlıklarının cesaretle yürütülmesi gerekiyor. Milletten niye çekiniyoruz? Hazırlayalım, millete gidelim, millet versin kararı, ya evet desin, ya hayır desin. Milletimiz 13 yıldır verdiği güçlü demokrasi mücadelesiyle yeni anayasayı gerçekten hak etmiştir. Geldiğimiz noktada artık darbe anayasasıyla bu iş gitmez. Ne kadar değiştirirsek değiştirelim yamalı bohçaya döndü bu. Onun için de mevcut anayasayla devam edilmesinde ısrarın kimseye faydası yoktur. Ben aklıselimin galip geleceğini, milletimizin sesine kulak verileceğine inanıyorum.”

 

 

Tüm Haberler