15 Temmuz

 

10 Soruda FETÖ

 

 

 

“Bizim Mücadelemiz Hak, Hukuk, Adalet ve 200 Yıldır Esirgenen Hakların Teslimi Mücadelesidir”

08.12.2014
“Bizim Mücadelemiz Hak, Hukuk, Adalet ve 200 Yıldır Esirgenen Hakların Teslimi Mücadelesidir”

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından düzenlenen 5. Din Şûrası’na katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, İslam dünyasının dine müteallik her hususu öz güven ve cesaretle konuşması gerektiğine işaret ederek, “200 yıldır yaşadığımız tecrübelerden yola çıkarak demokrasi ve özgürlük diyoruz. Devlet eliyle her türlü ret, inkâr ve asimilasyonu biz de reddediyoruz. Mücadelemiz asla sadece Sünniler için, hatta sadece Müslümanlar için de değildir. Alevi ya da Sünni; Müslüman, Hristiyan veya Musevi fark etmez; bizim derdimiz tüm insanlık içindir” dedi.

 

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından düzenlenen 5. Din Şûrası’na katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, İslam dünyasının dine müteallik her hususu öz güven ve cesaretle konuşması gerektiğine işaret ederek, “200 yıldır yaşadığımız tecrübelerden yola çıkarak demokrasi ve özgürlük diyoruz. Devlet eliyle her türlü ret, inkâr ve asimilasyonu biz de reddediyoruz. Mücadelemiz asla sadece Sünniler için, hatta sadece Müslümanlar için de değildir. Alevi ya da Sünni; Müslüman, Hristiyan veya Musevi fark etmez; bizim derdimiz tüm insanlık içindir” dedi. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından düzenlenen 5. Din Şûrası’na katıldı. “Günümüzde Yeni Dinî Anlayışlar; Dinî Bilgi, Eğitim ve Din Hizmetleri” başlığı ile Ankara’da düzenlenen şurada yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı Erdoğan, 5. Din Şûrası’nın düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür ederek ülkemiz, milletimiz ve tüm insanlık için hayırlara vesile olması dileğini ifade etti. 

Bölgemizde ve dünyada dinin ve dine müteallik meselelerin, tartışmaların odağında yer aldığı bir süreçten geçildiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Batı’da kilise ile devlet arasında, ya da kilise ile bilim arasında asırlar boyu devam eden tartışmalar, dinin kamusal alandan silinmesi, dinin bireyin özel hayatına hapsedilmesi mücadelesine dönüştü. Batı’da asırlardır devam eden bu mücadelede kimin ne kadar başarı sağladığı bugün bile tartışma konusundur. Sizler de çok iyi biliyorsunuz ki Batı'da Hristiyanlığın bıraktığı boşluk, modernleşme gibi, kapitalizm gibi, para, teknoloji, moda hatta bilim gibi önemli bir çoğunluk tarafından din kabul edilen olgularla doldurulmak istendi. Başta Türkiye olmak üzere bazı İslam ülkeleri, Batılılaşma süreçleri içinde birçok şeyi taklit ettikleri gibi ne yazık ki kilise ile devlet, kilise ve bilim arasındaki tartışmaları da taklit ettiler. Batı'da Hristiyanlıktan oluşan boşluğa örneğin yurttaşlık dini ikame edilirken Türkiye gibi Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkelerde de benzer bazı denemelere girişildi. Hristiyanlık tartışmalarında din bir afyon olarak tanımlanırken, aynı tavır ülkemize ya da başka İslam ülkelerine bir taklit olarak yerleştirilmek, ikame edilmek istendi” dedi. 

BATI VE TÜRKİYE’DE DİN İLE İLGİLİ TARTIŞMALAR

Cumhurbaşkanı Erdoğan, son 200 yıldır Türkiye topraklarında yaşanan tartışmaların önemli bir çoğunluğunun merkezinde aleni ya da gizli şekilde dinin bulunduğunu belirterek şunları söyledi: “Dine müteallik meseleler, siyasetten sosyolojiye, idareden iktisada, eğitimden sanata kadar hemen her alanda gizli ya da açık özne olmuştur. Batılılaşmanın bir taklit şeklinde, bir sorgusuz sualsiz kabul şeklinde ilerlediği son 200 yıllık süreçte Türkiye'nin de Batı'daki tartışmaları yaşaması istenmiş, ancak çok bariz bir doku uyuşmazlığı ortaya çıkmıştır. Batı'da yaşanan tartışmalar Türkiye’de yaşanmadığı ve çok tabii biçimde bir doku uyuşmazlığı ortaya çıktığı için ülkemiz, 200 yıldır devam eden tartışmalara, anlaşmazlıklara bunun yol açtığı baskı ve zulümlere, ayrışmalara maalesef zemin olmuştur.” 

“TANZİMAT’TAN BUGÜNE, BU ÜLKEDE BAZI MESELELER ÖZGÜRCE VE CESARETLE ELE ALINAMAMIŞTIR”

İmam Hatip okulunda okumuş, fırsat buldukça da dine ait teorik meseleleri takip etmiş biri olsa da elbette böyle önemli bir konuda, böyle derin bir mevzuda değerli hocalar karşısında teorilerden bahsetmeyeceğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yaklaşık 40 yıldır siyasetle iştigal eden bir kardeşiniz olarak, bugün de Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı sıfatıyla benim asıl ilgi alanım pek tabii biçimde meselenin pratik boyutlarıdır. Şahsen bu alanda bir başka vazifem daha olduğunu düşünüyorum. Cumhurbaşkanı olarak, bu ülkede dine ait tüm meselelerin, tüm konuların artık özgürce ve özgüvenle ele alınabilmesi için ilgili tüm kesimleri cesaretlendirmekle mükellef olduğum inancı içindeyim. Tanzimat’tan bugüne, yani yaklaşık son 200 yıldır bu ülkede bazı meseleler özgürce, öz güvenle ve cesaretle ele alınamamıştır. Türkiye'nin hemen her meselesinde bir şekilde özne olan, bir şekilde odak noktasında bulunan din konusu, objektif, tarafsız, korkulardan ve mahalle baskısından uzak şekilde gündeme taşınamamıştır. Bırakınız dine ait meseleleri özgürce tartışabilmeyi din ve dindarlar, yaklaşık 200 yıl boyunca her türlü eleştiriye, tahkire, horlamaya sistematik şekilde maruz kalmıştır” dedi. 

“TÜRKİYE’DE VE İSLAM COĞRAFYASINDA MEDYA YOLUYLA İSLAMOFOBİ SÜREKLİ KÖRÜKLENMİŞTİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, filmlerde, romanlarda, hikâyelerde, karikatürlerde, bilim ve fikir dünyasında dindarlık ile cehalet hep eş tutulduğu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “Din ve dindarlık yoksulluğun nedeni olarak gösterilmiştir. Din ve dindarlık, yobazlığın, tutuculuğun, gericiliğin, baskının nedeni olarak lanse edilmiştir. Gerek Türkiye'de gerek tüm İslam coğrafyasında din hep terakkiye mani olarak anlatılmıştır. İslamofobi dediğimiz faşizmle eşdeğer olan hastalık, sadece Batı'dan Doğu'ya yönelen bir sorun değildir. Türkiye'de ve İslam coğrafyasında bizzat içeride, idareciler, siyasetçiler, bilim insanları, düşünürler ve medya yoluyla İslamofobi sürekli körüklenmiştir. İslamofobiklere göre, İslam dünyasının geri kalmasının sebebi dindir. Bunlara göre İslam coğrafyasının kanla, gözyaşıyla, terörle anılmasının sebebi de budur. Bilimde ve teknolojide geride kalmanın sebebi işte bu İslamofobiklere göre dindir. Öyle bir taarruz yapılmış, öyle sistemli bir saldırı gerçekleşmiş ki İslam dünyası, özellikle de İslam dünyasının münevverleri kendilerini savunmaktan, defansta kalmaktan ofansif bir hareketin içine girmemiştir, girememiştir. Asıl meselelere yönelmeye fırsat bulmamışlardır. Bakınız, vahiy açık ve net ortada. İlmi, akletmeyi emrederken yıllardır, on yıllardır bizim ülkemizde bazı zihniyet mensupları hep akıl ve bilimden başka bir şey tanımamışlardır.” 

“İLK EMRİ ‘OKU’ OLAN İSLAM, SANKİ İLMİ REDDEDEN BİR DİN GİBİ SUNULMUŞTUR”

Bu zihniyet mensuplarının dine ve vahiye ciddi bir saldırıda bulunduklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz öyle bir dinin mensubuyuz ki ilk emir ilim. Oku diye emreden bir dinin mensubuyken, adeta sanki ilmi reddeden bir din varmış gibi sunulmaya çalışılmıştır. Öbür tarafta sanki aklı inkâr eden bir din varmış gibi sunulmaya gayret edilmiştir. Hâlbuki bizim mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’de birçok yerde sürekli olarak akletmek emredilmiştir. ‘Akletmez misiniz?’ şeklinde sürekli bize bu uyarı hatırlatılmıştır. Böyle bir dinin mensubuyken, vahyi bir kenara koyup akıl ve bilim tek çıkış yoluymuş gibi gösterilmesi manidardır. Bu ülkede, bu topraklarda kimi zaman Kur’an’ın okunması, kimi zaman öğretilmesi, hatta bir dönem ezanın aslıyla okunması dahi yasaklanmıştır. Başörtüsü yasaklanmış, din eğitimi yasaklanmış, camiler kapatılmış, kimi camiler ahır olarak kullanılmıştır. Yasakların ötesinde sakal bırakanlar, başörtüsü takanlar, aslıyla selam verenler, namaz kılanlar mütemadiyen horlanmış, tahkir edilmiş ve bazı imkânlardan da mahrum bırakılmışlardır” diye konuştu. 

“DİNİ ÖZÜNDEN VE RUHUNDAN KOPARMAYA ÇALIŞANLAR, EKRANLAR YOLUYLA İMKÂNLARINA İMKÂN KATTILAR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, din ve dindarlar söz konusu olduğunda her türlü tasarrufun yapıldığını, kitaplarla, filmlerle, yazılarla, resim ve karikatürlerle özgürlük adı altında en kutsal değerlerin tahkir edilebildiğini belirterek, “Bütün bunların karşısında, bırakınız dinin yaşanmasını; dinin konuşulmasına, dini değerlerin muhafaza edilmesine, dine ve dindarlara yönelik saldırılara karşı cevap verilmesine dahi müsaade edilmemiştir. Dindarların en tabii haklarını savunan, yani normalleşmeyi savunan siyasetçiler, gerici, din istismarcısı, bu yaftaya maruz bırakılmış, hatta sırf bu mücadelelerinden dolayı darağacına, ipe çekilmişlerdir. Şunu da üzülerek ifade etmek durumundayım: Sahte hocaların, sahte dindarların adeta toplumu zehirlemek için yaptıkları mücadele bu ülkede maalesef desteklenmiştir. Hatta teşvik edilmiştir. Resmî ideolojinin dar kalıpları içinde kalan sözüm ona âlimler teşvik edilmiş, sırtları da sıvazlanmıştır. Vatanına ihanet şebekesi kuran, din adamı maskesi altındaki şarlatanlar, ulusal ya da uluslararası teşviklere mazhar olabilmiştir. Dini özünden, ruhundan koparmaya çalışan, dini sinsice çarpıtmaya çalışanlar, dini bu noktada özel menfaatlere dönüştürmeye çalışanlar, ekranlar yoluyla bu ülkede imkânlarına imkân katmışlardır. Bütün bunların karşısında samimi şekilde, hasbi şekilde Allah'tan korkarak, ilim erbabı olmanın sorumluluğunu idrak ederek konuşanlar, yazanlar, mücadele edenler, en ağır baskılara ve zulümlere maruz bırakılmışlardır” dedi. 

“200 YILDIR SORULMAYAN SORULARI SORDUĞUMUZ İÇİN İÇERİDE VE DIŞARIDA HEDEF YAPILIYORUZ”

Siyasi hayatı boyunca, kendisinin ve yol arkadaşlarının ulusal ya da uluslararası çok sayıda saldırı, hakaret ve operasyona maruz kaldığını, ulusal ya da uluslararası ölçekte bu operasyonların bugün hâlâ devam ettiğini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Neden biliyor musunuz? Çünkü biz bu millete öz güven aşılamanın mücadelesini verdik ve veriyoruz. Biz, bu millete cesaret aşılamanın mücadelesini verdik ve veriyoruz. Sadece milletimize değil, komşularımıza, bölgemize, tüm insanlığa öz güven ve cesaret aşılamanın, bazı soruları sorma yönünde teşvik etmenin mücadelesini veriyoruz. Eğer hedef yapılıyorsak, boşuna yapılmıyoruz. 200 yıldır sorulmayan, sorulamayan soruları sorduğumuz için içeride ve dışarıda hedef yapılıyoruz. Sadece yakın geçmişte ‘dindar nesil’ dediğim için, başörtüsü yasağını kaldırdığımız, eğitimde 4+4+4, yani 444 modelini getirdiğimiz, Kur’an-ı Kerim ve Siyer-i Nebi derslerini seçmeli ders yaptığımızı için çok ağır eleştirilere, hakaretlere, hatta saldırılara maruz kaldık. Zorunlu din dersini tartışıyorsunuz da zorunlu fizik dersini neden tartışmıyorsunuz?” dediğim için içeride ve dışarıda saldırıya maruz kaldık. ‘1. Dünya Savaşı’nı konuşalım’ dediğimiz için aynı şekilde saldırıya maruz kaldık. ‘Amerika kıtasına Müslümanlar daha önce ulaşmıştı’ dediğimiz için saldırıya maruz kaldık. Ardı ardına buna yönelik kitaplar piyasada var. Şimdi bunların hepsi ortaya çıkmaya başladı. Kadınlar için ‘eşit’ kavramının çeviri bir kavram olduğunu, asıl kavramın ‘eşdeğer’ olması gerektiğini söylediğimiz için aynı şekilde yine saldırıya maruz kaldık. En genel manada, önce Türkiye'de, ardından tüm mazlum ve mağdur milletler nezdinde yoksulun, mağdurun, mazlumun, haksızlığa, gadre uğramışın, garibin ve gurebanın, dindarın hakkını savunduğumuz için, milletin iradesini, sandığı savunduğumuz için, milletin hür iradesiyle vazife yüklendiğimiz için bizden rahatsız oluyor ve bizi hedef yapıyorlar” diye konuştu. 

“İSLAM DÜNYASINDA DAYANIŞMA VE SÖYLEM BİRLİĞİ YOK; TÜRKİYE, BURADA ÖNCÜ BİR ROL OYNAYABİLİR”

Darbe ile iş başına gelmiş birinin çıkıp İnterpol’e talimat verdiğini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mısır'ın, Dünya Müslüman Âlimler Birliği Başkanı Yusuf El-Karadavi hakkında kırmızı bülten çıkardığına işaret ederek şunları söyledi: “Bu nasıl bir iştir? İlim siyasetin emrinde olmaz, siyaset ilmin hizmetkârı olur. Fark budur. İşler tersine dönmüş vaziyette. Bütün bu gelişmeler, dünyanın maalesef iyiye değil, kötüye gittiğinin alametidir. Temennimiz o dur ki, bunu süratle yeniden ele alıp, hele hele Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığımızın, Din İşleri Yüksek Kurulumuzun, beşincisi yapılan Din Şûrası ile alınan tüm bu kararların takipçisi olması ve bunu İslam dünyasıyla da paylaşması, inanıyorum ki Türkiye’nin yapacağı en önemli görevlerden biri olacaktır. Çünkü İslam dünyasında bir söylem birliği yok. Beklenen, aranan o dayanışma yok. Bizim bunu başarmamız lazım. Türkiye, burada öncü bir rol oynayabilir. Bu noktada ben Din Şuramızın değerli üyelerine inanıyorum, güveniyorum, Diyanet İşleri Başkanlığımıza inanıyor ve güveniyorum. Bunu bizim başarmamız lazım” dedi. 

“DÜNYA EKONOMİK SİSTEMİNE SAĞLAM ELEŞTİRİLER GETİRDİĞİMİZ İÇİN BİZDEN RAHATSIZ OLANLAR VAR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünya ekonomik sistemine bazı sağlam eleştiriler getirdikleri için kendilerinden rahatsız olanlar bulunduğuna işaret ederek şöyle konuştu: “Niye biliyor musunuz? ‘Petrolü, elması, altınları çalıyorsunuz. Kendi şaşaalı medeniyetlerinizi sömürü üzerine inşa ediyorsunuz’ diye yüksek sesle haykırdığımız için bizden rahatsız oluyor ve hedef yapıyorlar. Geçenlerde Afrika'da bir açıklama oldu, rahatsız oldular. Dediğim neydi, orada da yine bütün bu petrol, elmas, altın bu konulara değindiğim için. Yine İslam ülkelerine hitaben, dünyada şu anda, sondan yaklaşık 50 ülke içinde 27'sinin, İSEDAK toplantısında İslam ülkesi olduğunu söylediğimizden dolayı rahatsız olanlar var. Şu anda İslam dünyasının içerisinde petrol ülkeleri sadece zekâtını vermiş olsa bu ülkelere, bu ülkeler dünyadaki zengin ülkeler arasında yerini alır. Fakat böyle bir dert var mı? Yok. İçerideki taşeronlar, bu saldırılara neden oluyor. Eminim ki bilmiyorlar, ama dışarıdan, uluslararası medyadan bizim bu sözlerimizi, bizim bu reformlarımızı eleştiri konusu yapanlar, neyi sorguladığımızı biliyorlar. Artık nasıl doğru soruları sorduğumuzu görüyorlar ve çok bilinçli şekilde de bize itiraz ediyorlar.” 

“BM’NİN YAPISINI ELEŞTİRİYOR, ‘NEREDE ADALET?’ DİYE SORUYORUZ”

Konuşmasında “Biz, 200 yıl sonra artık sorulmayanları soruyoruz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle konuştu: “Konuşulmayanları 200 yıldır konuşuyoruz. 200 yıldır bize dayatılan ezberleri hamdolsun artık bozuyoruz. Onlar susmamızı istiyorlar, biz ısrarla Filistin diyoruz. Onlar susmamızı istiyorlar, biz ısrarla Mısır’da demokrasi, diyoruz. Onlar susmamızı istedikçe, biz Suriye’den adalet istiyoruz. BM’nin yapısını eleştiriyoruz. Diyoruz ki tüm dünya bir ülkenin dudakları arasına mahkûm edilmemelidir. Çünkü ‘Dünya, 5’ten büyüktür’ diyoruz. Tabii bu işlerine gelmez. Kaptıkları bu saltanatı asla bırakmazlar. Ellerindeki her türlü araçla, bugün de yarın da üzerimize gelmeye devam edecekler. Beş ülke Avrupa, Asya, Amerika kıtasının temsilcileri ve İslam adına orada temsil edilen bir tane ülke yoktur. 1,5 milyarlık İslam dünyasını temsil eden orada bir tane ülke yok. Nerede adalet, nerede eşitlik, böyle bir şey olabilir mi? Bunu kendileriyle de konuştuğumuzda, inanın cevap dahi veremiyorlar. Onlar 1. Dünya Savaşı’nın şartlarıydı, artık bu çok gerilerde kaldı. Bunun da güncellenmesi lazım, işlerine gelmiyor. Kaptıkları saltanatı bırakmak, mümkün değil. Gerek uluslararası medyayla, gerek içerideki taşeronlarıyla biliyorum üzerimize gelecekler. Devşirdikleri, kendi topraklarına yabancı hale getirdikleri, yazarlarla, sanatçılarla, ellerindeki tüm araçlarla üzerimize gelecekler. Besleyip büyüttükleri, Müslüman görünümlü misyonerleriyle, ihanet şebekeleriyle üzerimize gelecekler. Sadece Lawrence’larla değil, Abdullah İbn Sebe’lerle, Hasan Sabbah’larla, Müseylemet-ül Kezzab’larla üzerimize gelecekler, bunu biliyorum. İktisatta Karunlarla, siyasette Firavunlarla, ilimde Belamlarla oyunlar kuracaklar. Allah’ın izniyle korkmayacağız, ürkmeyeceğiz, geri adım atmayacağız. Dinin sahibine de ‘Malik-i Yevmiddin’ olan Allah’ımıza da, inşallah, mahcup olmayacağız.” 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şu hususun altını özellikle çiziyorum, yaptığımız bir yanlışın yerine, başka bir yanlışı, bir baskının yerine, başka bir baskıyı, ya da bir zulmün yerine başka bir zulmü ikame etmek değildir. Biz, normalleşme istiyor, normalleşmenin mücadelesini veriyoruz. Bu mücadele, hak mücadelesidir, hukuk mücadelesidir, adalet mücadelesidir, hakikatin mücadelesidir. Bu mücadele, 200 yıldır esirgenen her alandaki hakların teslimi yani normalleşme mücadelesidir” dedi. 

“DİN VE DEVLET İŞLERİ AYRI OLSUN DİYEREK DİNE YAPILAN HER SALDIRIYI MEŞRU GÖRENLER VAR”

Kilise ile devlet ilişkisini taklit ederek, din sanki devlete tehdit gibi bir anlayışın, bir zihniyetin dayatıldığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz ise bugün sanal bir tehditten yola çıkıp, devletin din üzerinde on yıllardır kurduğu bir baskının artık sona ermesi gerektiğini savunuyoruz. Açık şekilde ifade etmeliyim ki İslam dinine ve onun kamusal alandaki görünümüne karşı, büyük husumet besleyenler, yarın yazacaklar, biliyorum. Yarın bu ifadelerle de yine saldırıya geçecekler, bunu da biliyorum. Ama söylemek durumundayız. Aslında kendi elleriyle, kendi dinlerini icat etmiş olduklarının farkında değiller. Bunlar, bilinçli ya da bilinçsiz, yurttaşlık dini benzeri dinler inşa ederek, İslam’ın karşısına kendi yapay dinlerini koymanın çabası içinde olduklarını bilmiyorlar ya da bilmek istemiyorlar. Din ve devlet işleri ayrı olsun diyerek, dine yönelik her saldırıyı meşru görenler, kendi yapay dinlerini devleti egemen kılmanın mücadelesini verdiklerinin bilincinde değiller. Değerli Şura üyeleri, dikkatinizi çekiyorum, bu ülkede sipariş şairleri çıktı, ‘Kâbe Arap’ın olsun, bize Çankaya yeter’, dediler. Bu zihniyet, bir dinin yerine, hak dinin yerine, yapay bir din kurma, helvadan put yapma zihniyeti değildir de nedir diye soruyorum size. Kendileri yaptılar ve kendiler taptılar” dedi. 

“BİZ, MÜCADELEMİZİ SADECE MÜSLÜMANLAR İÇİN DEĞİL, TÜM İNSANLIK İÇİN VERİYORUZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan bunu hâlâ ikame etmek isteyenler bulunduğuna işaret ederek sözlerini şöyle sürdürdü: “İşte bunun için normalleşme diyoruz, bunun için öz güven diyoruz, bunun için cesaret diyoruz. Onun için ülkemizde yüz bini aşkın sadece din adamımız var. Din gönüllülerimiz diyorum ben de hocam gibi. 200 yıldır yaşadığımız kötü tecrübelerden yola çıkarak, demokrasi diyoruz, özgürlük diyoruz. Devlet eliyle her türlü ret, inkâr ve asimilasyonu biz de reddediyoruz. Mücadelemiz, asla ve asla sadece Sünni dindarlar için, hatta sadece Müslüman dindarlar için de değildir. Alevi-Sünni fark etmez, Müslüman-Hristiyan-Musevi fark etmez. Biz, bütün derdimizi evet, tüm insanlık için veriyoruz. İslam’ın zaten özelliği bu değil mi, tüm insanlık için. İnsan kutsaldır. Can kutsaldır ve biz insan için, can için mücadele vermeyi sürdüreceğiz.” 

“BASKILARA RAĞMEN TÜRKİYE, ÂLİMLERİ VE MÜNEVVERLERİ İLE AYAKTA KALDI”

Köklerimizle kesilmeye çalışılan irtibata, 200 yıldır yaşanan baskılara rağmen Türkiye’nin âlimleri ve münevverleri ile ayakta kaldığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kitaplarımızla, eserlerimizle, harflerimizle, arşivlerimizle, bağımızı koparmaya yönelik girişimlere rağmen, hamdolsun Türkiye’nin ilim erbabı ayaktadır. İşte şurada beş gündür süren Millî Eğitim Şûrası’nda bakıyorsunuz Osmanlıca gündeme geliyor. Osmanlıcayı bu ülkenin evlatlarının öğrenmesinden rahatsız olanlar var. Aslında bu eskimez Türkçe dilidir, yabancı bir şey değildir. Bununla biz gerçekleri öğreneceğiz. ‘Mezar taşlarının okunmasını mı öğreteceğiz’ diyor. Zaten sıkıntı burada, o mezar taşlarında bir tarih yatıyor, bir medeniyet yatıyor. Bir neslin kendi mezarında kimlerin yattığını bilmemesinden daha büyük cahillik olabilir mi daha büyük acz olabilir mi? Bu bizim şah damarlarımızın koparılmasıydı aslında. Ve bizim şah damarlarımızı koparıldı. Herhalde dünyada bunun benzerini Hülâgu yapmıştır. Bütün Bağdat’ın yakılıp yıkılması neyse, bizim de on binlerce, yüz binlerce eserimizin yakılıp, yıkılması ve bu eserlerimizden bir neslin uzaklaştırılması, herhalde sıradan bir olay değildir. Burada bir şeyler var. Artık Süleymaniye’deki arşivlerde, yeni kurduğumuz Kâğıthane’deki Başbakanlık Arşivi’nde o eserleri okuyamayan bir milletin ne durumda olduğunu şöyle bir düşünelim. Bu neye benzer biliyor musunuz? Cidden çok büyük imkânları olan, çok büyük bir zenginin iflası ne denli acıysa, ilimde gerçekten çok çok güçlü güçlere sahip olan bir milletin, bu ilmi kaybetmesi, ondan çok büyük bir felakettir. Biz şu anda bunu yaşıyoruz. Ve bunun öğrenilmesini, öğretilmesini istemeyenler var. Bu, çok büyük bir tehlikedir. İsteseler de istemeseler de bu ülkede Osmanlıca da öğretilecek ve öğrenilecek. Alman Hans geliyor, onu orada öğreniyor ve o eserleri onlar inceliyor, araştırıyor. Ama maalesef bunlarda böyle bir durum söz konusu değil” diye konuştu. 

“YERYÜZÜNDEKİ MAZLUMLARIN YÜREĞİ, BU ÜLKENİN ÂLİMLERİNE ÇEVRİLMİŞ DURUMDADIR”

Öz güvenimizi sarsmaya, sürekli bizi savunmada bırakmaya yönelik baskılara rağmen, Türkiye’nin ilim hayatının diri olduğunu, daha da diri, canlı olacağını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İşte onun için bütün İslam coğrafyası dâhilinde en dinamik inanıyorum ki en birikimli, yani en çok ümit vaat eden âlim ve münevverler de Türkiye’dedir. Sizler Batı’yı, Batı’nın bilim tarihini, medeniyet tarihini biliyorsunuz. Sizler, aynı zamanda, bu toprakları, Doğu’yu, yani kendinizi biliyorsunuz. Bu eşsiz birikimle, inanıyorum ki bütün İslam coğrafyasına, bütün Doğu’ya hatta tüm insanlığa ışık tutan, kapı açan, doğru soruları soran da inanıyorum ki yine sizler olacaksınız. İnanın, hem ümmetin hem de yeryüzündeki tüm mazlumları yüreği, kalbi, gönlü, yüzü sizlere çevrilmiş durumdadır. Dizleri üzerinde çökertilmek isteyen bir medeniyeti, elinden tutup kaldıracak olan yine sizlersiniz. 200 yıldır hedef yapılan, savunmada bırakılan bir medeniyeti özgüvenine kavuşturacak, cesaretine kavuşturacak olan sizlersiniz. Ben, bir Müslüman olarak şunu çok iyi biliyorum, bu dinin bir sahibi var. Sahibi, bu dini dünya var oldukça muhafaza edecektir. Bize düşen ise emanetin hakkını vermektir. Emanetin hakkını verebilirsek, mezhepler arası çatışmalar sona erecektir. Doğru soruları cesaretle sorabilirsek, inanın doğuda Orta Doğu’da, Afrika’da, tüm yeryüzünde akan kan dinecektir. Bize biçilen rolleri, bize giydirilen kıyafetleri atıp, şöyle kendimiz olabilirsek, adaletin yeryüzüne egemen olması, inanın mümkün olacaktır” dedi. 

“KORKMADAN, ÇEKİNMEDEN İLİM DAİRESİ İÇİNDE YAPILMASI GEREKENİ YAPIN”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olarak, benim bir vazifem de sizleri yüreklendirmektir. Hiç tereddüt etmeden gerekli soruları sorun. Hiç tereddüt etmeden, korkmadan, çekinmeden, ilmin dairesi içinde yapılması gereken neyse, onu yapın. Defanstan çıkın, artık ileriye koşun, her zaman arkanızda olacak, her zaman teşvik edici olacağız, unutmayın bu millet her zaman sizin yanınızdadır. Sizinle beraberdir. Milletimizin, ümmetin ve yeryüzünün umudu olan, siz âlim ve münevverlerimizi, her zaman ışığımız, rehberimiz, geleceğimiz olarak göreceğiz” diye konuştu. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “5. Din Şurası’nı, ülke ve bölge olarak içinden geçtiğimiz bu zor süreçte çok değerli görüyorum. Korkuların, baskıların, tehditlerin geride kaldığı bir Türkiye’de, böyle bir şûranın mutlaka hayırlara vesile olacağına, mutlaka umut olacağına inanıyorum. Rabbim hepinize, hepimize zihin açıklığı versin. Rabbim kalplerinizi, kalplerimizi her daim açık eylesin. Şimdiden, emekleriniz, gayretleriniz için, şahsım ve milletim adına teşekkür ediyorum. Şuranın bir kez daha ülkemize, milletimize bölgemize ve tüm insanlığa hayırlar getirmesini diliyor, hepinizi sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum.” 

Diyanet İşleri Başkanlığı ve akademi camiasından çok sayıda ilim adamının katılacağı şurada, ‘İslam Dünyasında Değişimin Dinamikleri’, ‘Hayata Uyumun Aracı ya da Çatışmanın Kaynağı Olarak Mezhep’, ‘Günümüzde Dinî Anlayışlar: Kaynakları, Ayrışma Noktaları/Nedenleri ve Yeni Kimlikler’, ‘Dinî Anlayışların ve Yaşam Biçiminin Oluşumunda Etken Olan Metodolojik Unsurlar’, Dinî Hayatta Evrilme, İnanç ve Amelde Eksen Kayması’, Modern Toplumda Dinin Bireysel ve Toplumsal Temsili’ gibi konular ela alınacak.

Tüm Haberler