3. Uluslararası Kadın ve Adalet Zirvesi Gala Yemeğinde Yaptıkları Konuşma

23.11.2018

Değerli Hanımefendiler, beyefendiler,

Kıymetli misafirler;

Hepinizi en kalbi duygularla selamlıyor, Kadın ve Adalet Zirvesi’nin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Uzaklardan gelen misafirler başta olmak üzere, zirveye katkı veren tüm katılımcılara teşekkürlerimi sunuyorum.

KADEM’in artık bir marka haline gelen Kadın ve Adalet Zirvesi, tüm dünyada kadın hakları gibi kökleşmiş bir soruna dair, önemli bir açılımdır. Hak ihlallerinin olduğu yerde adalet, karanlıkta aranan bir cevher gibidir. ‘Adalet olmayınca bir yerde, insan düşer her derde’ demiş atalarımız. Bu nedenle doğru yolun pusulası adalettir.

Bu yıl, zirvenin ‘Ailenin Güçlendirilmesi’ temasıyla toplanmasını ayrıca önemli buluyorum. Aile, modern dünyada en çok yara alan konuların başında gelmektedir. Oysa korunduğumuz, sevdiğimiz, sevildiğimiz, güven hissi duyduğumuz bir sığınaktır. Aileden uzak düştüğümüz her yer, gurbettir.

Aileye dair fikir ve anlayışlar, her dönem farklılaşsa da, ailenin toplumun başladığı nokta olduğu gerçeği, hiçbir zaman değişmeyecektir. Aile bir vücudu meydana getiren yapıtaşlarıdır. Bu yapıtaşları hasta ise, vücut da hasta olur.

Aile, hayata ilk adım attığımız yerdir. İlk eğitim yuvamızdır. Hayata dair anlam dünyamızı inşa ettiğimiz, insan ilişkilerini öğrendiğimiz okuldur. Doğru ve yanlışa dair standartlarımız, aile içinde oluşur. İçine doğduğumuz ailenin koşulları, hayata karşı olan duruşumuzu şekillendirir.

Güçlü aileler, sorunlarını devlet organlarına varmadan kendi içinde eritir. Daha da önemlisi, yardımlaşma ve dayanışma kültürü ailenin sınırları içinde kalmaz. Etkisi mahalleye de yayılır. Aile güçlenip, kendine yeten, kendi sorunlarını çözen bir birim haline geldikçe toplumdaki huzur seviyesi mutlaka artacaktır.

Dolayısı ile bugün değiştirmek istediğimiz bazı sosyolojik gerçekler varsa, işe aileden başlamalıyız. Kadına şiddetten tutun da, kadının insan haklarına tam anlamıyla erişmesine kadar birçok konunun çözümü, ailenin güçlendirilmesindedir.

Çok şükür Türk toplumu olarak, çağın tüm tehditlerine rağmen, güçlü bir aile yapımız var. Toplumumuzun, karşısına çıkan musibetleri atlatma maharetini, geniş ailenin bize kazandırdıklarına borçluyuz. Çünkü, geniş aile, rolleri artırır. Hala, teyze, amca, dayı, anneanne, babaanne, kardeş, kuzen, yeğen derken, nesiller bir arada, birbirlerinin dertlerine derman olarak yaşar. Bir aile ne kadar genişse, başa gelen dert, tasa o kadar küçülür.

Başka bir topluma musallat olsa, o toplumu anında yıkacak birçok sorunun toplumumuzda eritilebiliyor olması, Türk aile yapısının geleneklerini muhafaza etmesindendir.

Temelindeki bu güçlü yapısına rağmen, elbette Türk ailesi de çağın etkilerinden uzak değildir. Teknoloji bir yandan insanları yakınlaştırırken, bir yandan da uzaklaştırmaktadır. Özellikle internet, insanları yalnızlaştırmaktadır. Düğün tebriklerini, taziyeleri, bayram kutlamalarını internet üzerinden yapmak bir gelenek haline geldiyse, durup bir düşünmemiz lazım. Bir ailenin kendi içindeki iletişimi her türlü iletişimden üstündür. Ne yazık ki bugün rastladığımız en ciddi sorunlardan birisi de, modern ailenin, çocuğu ailenin mücadelesine değil, daha çok refahına ortak etmesidir.

Eskiler bir gence ‘derdin bol olsun’ diye dua ederdi. Çünkü yaşam, çetin bir tabiata sahiptir. İnişleri çıkışları ani ve sarptır. Derdi çok olanın, sorun çözme kabiliyeti, dayanma ve mücadele gücü yüksek olur.

Bu, çocuklarımız sıkıntı içinde büyüsünler demek değildir. Çocukları hayata daha katılımcı, sorumluluk alan, toplumsal meseleler hakkında düşünen bireyler olarak yetiştirmek hem aileyi, hem de toplumu daha güçlü kılacaktır.

Çocukları aile takımının oyuncusu haline getirmeliyiz. Karar alma süreçlerinde söz sahibi yapmalıyız. Bilinçli ve özverili bireyler olarak yetişmelerini sağlamalıyız. ‘Fatih İstanbul’u fethettiğinde 21 yaşındaydı’ demek yetmez. 21 yaşında İstanbul’u fethedecek özgüvenin ve karakterin oluşmasına katkıda bulunmak gerekir.

Aile bir takım olduğuna göre, babanın gittikçe azalan rolünü de yeniden gözden geçirmeliyiz. Ne yazık ki aile büyük ölçüde kadına ihale edilmiş bir konudur. Oysa sağlam aile birliğinin temeli, kadın ve erkek arasındaki sevgi, saygı ve karşılıklı işbölümüne bağlıdır. Kadın evde, erkek dışarıda şeklindeki toptancı yaklaşımlar, hayatın doğal akışına aykırıdır. Kadın ve erkek, her şartta birbirini bütünleyen iki unsurdur. Adaletli bir iş bölümü, hayatın yükünü hafifletir.

Kıymetli misafirler;

Elbette adaletin ışığına, dünyanın tüm coğrafyalarının ihtiyacı var. Bugün anavatanından mahrum kalmış mülteci kardeşlerimizin maruz kaldıkları, aynı zamanda aile bütünlüklerine de zarar veriyor. Aile de bir anavatan olduğuna göre, mülteciler iki kere vatanını kaybetmiş mazlumlardır. Tren istasyonlarının, Suriye’li kardeşlerimiz için kavuşmaların yaşandığı yerler olmaması, dünyanın alnına kara leke çalan, bir insanlık ayıbıdır.

Sıla hasreti dünyanın tüm coğrafyalarında aynıdır. Anne kokusu Suriye’de de, İsviçre’de de anne kokusudur. Bir aileyi yakıp kavuran bir acı varsa, bu dünyanın her yerinde aynı şekilde hissedilir. Hangi dinden, hangi kültürden olursak olalım, insanın gelişip büyüdüğü ve varlığını sürdürdüğü habitattır aile. Bu habitatın bozulması, hem de insan eliyle, savaşla, çatışmayla tahrip edilmesi, dünyanın ruhunu çürütüyor. Bir coğrafyada gözyaşı dökülürken, başka coğrafyalarda gülümsemek yarım kalıyor.

Değerli misafirler;

Böylesi buluşmaların, bu köklü sorunlara çözüm üretme mekanizmaları olduğunu düşünüyorum. İnanıyorum ki, Kadın ve Adalet Zirvesi de, insanlığın yaralarına pansuman olacaktır. Katkı veren herkese tebrik ve teşekkürlerimi sunuyorum. KADEM’i ve Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızı, gayretlerinden dolayı tebrik ediyorum. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.