Sıfır Atık Zirvesi Konuşması

01.11.2018

Değerli Hanımefendiler, beyefendiler;

Hepinizi en kalbi duygularla selamlıyorum. Sıfır Atık Zirvesi’ne gösterdiğiniz ilgi nedeniyle, her birinize teşekkür ediyorum. Sadece ülkemizin değil, yerkürenin geleceğini ilgilendiren bu anlamlı buluşmanın hayırlı neticeler vermesini diliyorum.

Kıymetli misafirler;

Sürdürülebilir bir yaşam, toprağın, suyun, iklimin, ormanın ve biyolojik çeşitliliğin korunmasına bağlıdır. Bu nedenle her birinin doğru yönetilmesi, hayati önem taşır.

Sağlıklı bir çevrede yaşamak, herkesin en temel insan hakkıdır. Fakat bu hak sadece insana yönelik değildir. Ekosistemin de, gelecek nesillerin de bunda hakkı vardır. Bizden sonra gelecek olan nesillere, kaynakları tükenmiş, yaşam şartları zorlaşmış bir dünya bırakamayız. Misafiri olduğumuz yeryüzünü bize emanet edildiği şekliyle bizden sonrakilere bırakmak, hepimizin temel sorumluluğudur.

Ne yazık ki modern insan, kendini doğanın hakimi zannediyor. Oysa bizler doğanın sadece bir parçasıyız. Doğa biz olmadan hayatiyetini sürdürebilir fakat biz tabiat olmadan yaşayamayız.

Değerli katılımcılar;

Küresel ısınmaya dair yakın zamanda yayınlanan bilimsel bir çalışmaya göre, dünyamız sanayi öncesi döneme göre 1 derece ısındı. Bu ısınma sonucu iklimde büyük değişiklikler oldu. Deniz seviyesi yükseldi, buzullar erimeye başladı. Sera gazı emisyonları bu şekilde devam ederse, küresel ısınmanın 2050’lerde 1.5 derece sınırını aşması bekleniyor.

Bu ne demek biliyor musunuz? Akdeniz’de tatlı su kaynaklarının %10’a yakın azalması, yangınların %37 oranında artması demek. Avrupa şehirlerinde sıcaklık kaynaklı ölümlerin %15 ile %22 oranında artması demek. Buzullardaki erime sonucu deniz seviyesinin yükselmesi, sahillerde yaşayan 400 milyon insanın büyük riskler altında kalması demek.

Sadece bu rapor dahi bize, acilen üretim ve tüketim kültürümüzü gözden geçirmemiz gerektiğini gösteriyor. Aksi halde, sadece doğal yaşam ve türlerin kaybı değil, toplumların refahı ve ekonomisi de geri dönüşü olmayacak şekilde etkilenecek. Bu sebeple, tüm dünya en hızlı şekilde yenilenebilir enerji kullanımına yönelmeli. Yaşam tarzları yeniden tasarlanmalı.

İşte Sıfır Atık projesi de, bu tasarımlardan birisi! Atıkların kaynağında ayrıştırılması ve geri dönüşüme girmesiyle, daha yaşanabilir bir çevre, daha güçlü bir ekonomi hedefliyoruz.

Ekim 2017’de başlattığımız proje, Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın gayretli çabalarıyla güzel bir aşamaya geldi. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Bakanlık binalarında başlattığımız çalışma, dalga dalga tüm ülkeye yayılıyor.

Sevinerek ifade etmeliyim ki, uzun süredir Cumhurbaşkanlığı Külliyesine çöp kamyonu girmiyor. Personelimizi eğittik, sistemimizi kurduk. Tüm atıklar kaynağında ayrıştırılarak, azami geri dönüşüm sağlanıyor. Bahçe peyzajlarımızda, organik atıklardan elde ettiğimiz kompost gübre kullanılıyor. İnanıyorum ki, bu sistem yakın bir gelecekte tüm kamu binalarında uygulanır hale gelecek.

Proje çerçevesinde, bir yıl boyunca, toplumun tüm kesimlerinden çok güzel destekler aldık. Sanayicilerimiz, işadamlarımız, üniversitelerimiz kendi kurumlarında örnek sistemler kurdular. Her birini çevre duyarlılıkları nedeniyle tebrik ediyorum.

Şimdi iş, büyük ölçüde belediyelerimizde! Vatandaşlarımızın, evlerinde ayrıştırdıkları atıkları, belediyelerimizin aynı mantıkla toplayıp dönüştürmesi gerekiyor. Belediyelerin vahşi depolamayı terkedip, depolama veya yakma yerine geri kazanıma odaklanması lazım. Atıkları, enerjiye veya komposta dönüştüren entegre tesisler, tüm şehirlerimizde olmalı.

Kıymetli misafirler;

Size dünyadan güzel bir örnek vermek istiyorum; Japonya’da Kamikatsu adında küçük bir kasaba, çöpünün % 80’ini geri dönüştürüyor. Sadece %20’si, depolama alanına gidiyor. Burası dünyanın sıfır atık kasabası olarak tanınan bir yer. 2020’de %100 geri dönüşüm hedefleniyor.

Kamikatsu’nun başarısının sırrı, orada yaşayan herkesin bu seferberliğe katılması. Çöplerini 45 ayrı kategoriye ayıracak iştiyaka sahipler. Öyle ki, plastik şişeleri, plastik kategorisine koymadan önce, üzerindeki etiketi sökecek kadar aktif çalışıyorlar.

Burada ilginç olan, vatandaşların çöplerini 45 ayrı kategoriye ayırırken, birçok şeyin ne kadar gereksiz şekilde paketlendiğinin farkına varmaları. Bu nedenle, üretim yaparken, ürettikleri her şeyin çevreye maliyetini düşünüyorlar. Dolayısıyla, bireysel katılım, üretim ve tüketimde seçicilik, bu işin dönüm noktasını oluşturuyor. İşte bu nedenle, bizim de kullan-at kültürünü bir tarafa bırakarak, değişimi başlatmamız gerekiyor. Bunun da ilk aşaması bireysel tutumlarımız.

Sistemler kurabilirsiniz, fakat davranışları değiştiremezseniz sistem de işlemez. Az önce Külliye’de kurduğumuz sistemden bahsettim. Şayet insan unsurunu katmasaydık başaramazdık. Sıfır atık gönüllüleri ekibi kurduk, atık kumbaralarını hergün kontrol ettik. Personelimizin sorularını sorabileceği platformlar oluşturduk, yani davranışlara odaklandık.

Biraz önce iklim sorunlarından bahsederken, hepimiz bu sorunlarla bizim adımıza birilerinin mücadele etmesi gerektiğini düşünmüş olmalı! Oysa, herşey bizim gündelik hayatımızda başlıyor!

Endüstriler, bizim davranışlarımızla şekilleniyor. Bireysel talepler ve reddedişler belirliyor herşeyi! Mesela, plastik poşet yerine bez ürünler kullanmak, atacağımız küçük bir adımdır. Ama sonuçları, korunmuş ağaçlar ve su kaynaklarıdır.

Dünyayı değiştiren şey fikirler değil, onları takip eden insanlardır. Tek bir kişi olduğumuza bakmadan, inandığımız yolda çevreci adımlar atmalıyız. Ürettiğimiz ve tükettiğimiz herşeyin tabiata ne kadar büyük bedeli olduğunu hesaba katmalıyız.

Sıfır Atık felsefesi, sadece atıklar için değil, tüm kaynaklarımız için geçerli. Su da bunların başında geliyor. Gri su dediğimiz evsel atık sular da, pekala peyzaj ve endüstride kullanılabilir. Bazı ülkeler %70 oranında bunu başarıyor. Fakat biz yolun daha çok başındayız.

Değerli misafirler;

Sıfır Atık Projesi ile ilgili çalışırken, bu proje bizi gıda israfı ile de yüzleştirdi. Nitekim, zirvemizin bir oturumu da bu konuya ayrıldı. Bu öylesine önemli bir konu ki, bir ekmeğin israfı, bir ekmekten öte birşeydir. Basit bir hesapla; 1 kilo ekmek için 1.6 litre su harcandığını düşünelim. Yılda 6 milyon ekmek israf edildiğinde, bu yaklaşık 880 milyar litre suyun da boşa harcandığı anlamına geliyor. Oysa ekmeği alırken, bölerken, yarım bırakıp sofradan kalkarken bu bedelleri düşünsek, ekmek gözümüzde çevresel bir değere de dönüşür. Basit önlemlerle benzeri israfların önüne geçebiliriz. Unutmayalım, israf ettiğimiz gıdaların sadece üçte birini kurtarsak dünyada açlık kalmayacak!

Ben buradan özellikle kadınlarımıza seslenmek istiyorum. Çocuklarımızın bilincini öncelikle sizler inşa ediyorsunuz. Çocuklarımıza bir ekmeğin, bir bardak suyun, bir ağacın değerini lütfen öğretelim. Yiyeceklerin tarladan sofraya uzanan öyküsünü onlara anlatalım. Öğretmenlerimiz, uğrunda şehitler verdiğimiz toprağımızın kıymetini tüm yönleriyle çocuklarımıza öğretsin. Hayatın, emeğin değerini bilen nesillerimiz olsun!

Şayet acilen bazı tedbirler almazsak, yaşayacağımız çevre krizleri, hayatı tüm yönleriyle yok edecek. Öyle ki, hayattan aldığımız ilhamın da sonu gelecek.

Van Gogh’un eserlerini, her gün çıktığı uzun doğa yürüyüşlerine borçluyuz. Ressamlara, şairlere ilham veren tabiatın yok olduğunu düşünün lütfen! Belki de gelecek nesillerimiz, Orhan Veli’nin “Gemlik’e doğru denizi göreceksin, sakın şaşırma!” dizelerini okuyup, burada deniz mi varmış diye şaşıracaklar! Yine şairin “Hava bedava, bulut bedava” dediği dizeler, yarın bize bir ütopyadan bahsediyor olacak.

Umuyorum ki, bunların hiçbiri olmaz. Masmavi gökyüzü, zümrüt yeşili deniz ve bol oksijenli ormanlarıyla bugünkünden daha güzel bir ülke bırakırız gelecek nesillere!

Değerli misafirler;

Bu umutlarla, Sıfır Atık projesine gösterdiğiniz ilginin katlanarak artmasını diliyorum. Kurumlarında sıfır atık sistemini kuran tüm yöneticilere takdir ve teşekkürlerimi sunuyorum. Medyamızın çevre konularında toplumsal alışkanlıkları değiştirecek katkılar sunmasını diliyorum. Nice güzel hedeflerde buluşmak üzere, hepinizi sevgiyle selamlıyorum. Kalın sağlıcakla!