“Let’s Talk” Programı Konuşması

26.10.2018

Değerli Hanımefendiler, beyefendiler;

Hepinizi en kalbi duygularla selamlıyorum. Bu özel toplantı vesilesiyle sizlerle olmaktan büyük memnuniyet duyuyorum. Ülkemize gelen tüm misafirlerimize hoş geldiniz diyorum.

Toplantının düzenlenmesinde emeği geçen herkese tebrik ve teşekkürlerimi sunuyorum. Kadınların güçlendirilmesi ve kadın sağlığını ilgilendiren tabularla mücadele adına bir araya geldik. Toplantının bu yüksek hedeflere katkı sağlamasını ümit ediyorum.

Bugün dünyada kadın ve kız çocuklarının sağlığını olumsuz etkileyen birçok sosyal belirleyici var. Bu nedenle bizlerin sorumluluğu büyük! Yoksulluk, her iki cinsiyet için de, kaliteli sağlık hizmetine erişmekte en büyük engellerden birisi. Fakat kadınlar yoksulluğun bedelini kimi zaman yaşamları ile ödüyorlar. Çocuk yaşta evlilikler, kadın sünneti, kadına yönelik şiddet gibi konular, insanlığın onurunu zedeleyen mevzular.

Özellikle Afrika ülkelerinde yaygın olduğunu bildiğimiz kadın sünnetinin ne tıbben, ne de dinen bir açıklaması var. Tüm dünyada yaygın olan, kadına yönelik şiddet ise, tek kelimeyle insanlığa ihanettir. Ne yazık ki, yaşamları boyunca her üç kadından biri, fiziksel ya da cinsel şiddete maruz kalıyor. Biz ülkemizde, bu sorunla büyük bir kararlılıkla mücadele ediyoruz. Kadına şiddete sıfır tolerans diyoruz!

Aynı şekilde, çocuk yaşta evliliği kabul etmemiz hiçbir şekilde mümkün değil. Ne yazık ki çocuklar, kaldıramayacakları sorunlara mahkûm ediliyor. Cinsel istismarın nesnesi haline geliyor. 15 yaş altı evliliklerde, gebeliğe bağlı nedenlerle, anne ölümlerinin beş kat arttığını biliyoruz. Çocuklarımızın yeri okuldur. Eğitim yuvalarıdır. Nitekim, biz Türkiye’de zorunlu eğitimi 12 yıla çıkararak bu sorunu büyük ölçüde geçmişte bıraktık.

Değerli dostlar;

Kadınların haklarını, temel insan haklarından ayıramayız. Kadınların sağlıklı ve huzurlu olması, toplumsal huzurun teminatıdır. Sağlık, sadece bedensel değil, ruhsal ve sosyal bakımdan da bir iyilik halidir.

Savaş ve afet durumlarında, kadın ve kız çocuklarının süreçten daha fazla zarar gördüğüne şahit oluyoruz. Lütfen bir empati yapalım. Canını zor kurtarıp evinden, yurdundan ayrılan bir kadının nelere ihtiyacı olabileceğini düşünelim.

3.5 milyon mülteciyi misafir eden bir ülke olarak biz, kamplarımızda kadınların ve çocukların ihtiyaçlarını önceliyoruz. Gebe ve hastaların özel menülerine varıncaya kadar sağlıklı kamp şartları tesis etmeye çalışıyoruz. Ülkemizde doğan 150 binden fazla mülteci çocuğu eğitimden mahrum edemeyiz. Bu nedenle okul çağındaki tüm çocuklar için bütün eğitim imkânlarını seferber ediyoruz.

Kadın sağlığını ilgilendiren konular saymakla bitmez. Anne-çocuk sağlığı bunların başında geliyor. Doğumun gerek anne, gerekse çocuk için çok önemli bir milad olduğunu hepimiz biliyoruz. Fakat anne sütünün, çocuğun tüm yaşamını etkileyecek bir sağlık iksiri olduğunun yeterince farkında mıyız?

Sizlerle bir üzüntümü paylaşmak istiyorum. Kadınlarımız ne yazık ki, bir dönem, çocuklarına anne sütü vermekten geri durdular. Çünkü çeşitli propagandalara maruz kaldılar. Mama firmaları kendi ürünlerini pazarlamak adına, anne sütünü itibarsızlaştırdı. Neyse ki bugün artık, anne sütünün değeri yavaş yavaş yeniden fark ediliyor.

Zorunlu olmadıkça sezaryen doğumun yaygınlığı da, anne-çocuk sağlığını olumsuz etkileyen konulardandır. Ben de kendi ülkemde sezaryen oranlarını düşürmenin mücadelesini veriyorum. Sezaryen, bir tercih değil zorunluluk halinde ele alınmalıdır. Kadınları doğum mucizesi ile gerçek anlamda barıştırmak durumundayız.

Kıymetli misafirler;

Biz, genç nüfusu ile gurur duyan, sağlıklı ve nitelikli insan gücüne sahip olmak isteyen bir ülkeyiz. Tüm dünya gittikçe yaşlanıyor, doğurganlık azalıyor. Kimileri, dünyadaki kaynakların sınırlı olduğu gerekçesiyle, nüfusun kontrol altına alınması tezini savunabilir. Fakat unutmayalım; temel sorun, dünyadaki kaynakların adil kullanılmaması meselesidir.

Biz en az üç çocuk tezini savunuyoruz. Çünkü çocuk sayısı ikinin altına indiğinde nüfus geometrik olarak azalıyor. Oysa nüfus ancak 3 çocuk ile dengede kalabilir. Çocuk sayısının azalması, aile ilişkilerini de zayıflatıyor. Geniş ailenin amca, teyze gibi dinamikleri ortadan kalkıyor. Ailenin gücü azaldığında toplumun yükü artıyor. Sosyal politikaların bu gerçekliğe uygun şekilde planlanması gerekir.

Doğum kontrol yöntemi maskesiyle, kitlesel nüfus azaltma politikalarının, insanlığın geleceğine verdiği zarar ile yüzleşmeliyiz. Kitlesel doğum kontrol yöntemlerinin, neden yoksul ülkelerde teşvik edildiğinin de sorgulanmaya açık yönleri olduğunu düşünüyorum. Kadın sağlığını korumak adına uygulanan çeşitli yöntemlerin, doğurganlık dönemindeki kadınlarda ne tür tahribatlara yol açtığı tartışılıyor artık.

Yaşadığımız dünyayı tüm yönleriyle kritik etmeliyiz. Kimyasalların her tarafı kuşattığı, savaşların insan onurunu hiçe saydığı bir dünyada umut yeşermez. 30 yıl içinde laboratuvar ortamında annesiz bebek üretilebilecek teknolojiye sahip olacağımız söyleniyor. Sizler bunun insani olduğunu düşünüyor musunuz?

Bütün bunları sizleri karamsarlığa itmek için söylemiyorum. Aksine bunları fark etmek, bize yitirdiklerimizi hatırlatacaktır. Kadın sağlığı üzerindeki politik, sosyal ve ekonomik baskıları görmemizi sağlayacaktır. Bunun için hep birlikte mücadele etmeliyiz. Bu temel zihniyet dönüşümünün mimarlarının da yine kadınlar olacağını düşünüyorum.

Değerli hanımefendiler;

Sadece azgelişmiş ülkelerde yaşayan kadınların tabuları olduğunu düşünmeyelim. Popüler kültürün tüm dünyada zihinlere empoze ettiği güzellik anlayışı da, ele alınması gereken ayrı bir sorundur. Genç kızların medyada gördükleri imajlara benzemek uğruna kendilerini sağlıksız açlıklara mahkûm ettiklerini görüyoruz. Oysa ruh ve beden sağlığı bir bütündür. Kadın yalnızca bedenden ibaret değildir. LET’S TALK girişimi, yersiz tabular nedeniyle fark edilmemiş kadın sağlığı sorunlarını tüm yönleriyle ele almak için bir fırsattır.

Ne mutlu ki, kadınlar adına mücadele veren yüce gönüllü insanlar var. Bu akşam onları yakından tanıyor, takdirlerimizi sunuyoruz. Ödül alan tüm misafirleri tebrik ediyorum. İnanıyorum ki, ışığınız tüm dünyaya yayılacak. Kadınları güçlendirecek zihniyet dönüşümüne katkı sağlayacaksınız. Kalıcı bir değişim, ancak zihniyet dönüşümü ile mümkündür.

Bunun için, biraz empatiye, biraz iletişime ve biraz da dayanışmaya ihtiyacımız var. Bu duygularla hepinizi en kalbi duygularla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla!