Etlik Zübeyde Hanım Sağlık Uygulama Araştırma Merkezi Suda Doğum Ünitesi Açılış Töreni Konuşması

27.09.2017

Değerli hanımefendiler, beyefendiler;
Hepinizi en kalbi duygularla selamlıyor, bu anlamlı buluşmanın hayırlara vesile olmasını diliyorum. ‘Doğum Eyleminde Kanıt Temelli Yaklaşımlar Sempozyumu’nun başarılı geçmesini temenni ediyorum. Emeği geçen herkesi kutluyorum.

Bu uluslararası etkinliğin özel davetlisi Sayın Michel Odent başta olmak üzere tüm konuklara katılımları nedeniyle teşekkür ediyorum. Doğum gibi böylesine özel bir eylemin farklı boyutlarıyla ele alınacak olması takdire şayandır.

Ayrıca Suda Doğum Ünitesi’ni hizmete açacak olmaktan da büyük bir mutluluk duyuyorum. İlkini 2005 yılında Zekai Tahir Burak Hastanesi’nde açtığımız bu ünitelerin sayılarının artması, kadınlarımızın sağlığı, yeni nesillerin geleceği adına son derece önemlidir. Bu vesileyle, bu anlamlı girişimi nedeniyle Etlik Zübeyde Hanım Sağlık Uygulama Araştırma Merkezi yetkililerini tebrik ediyorum.

Normal doğum yapan annelere özendirici hizmetler veren bu bebek dostu hastanenin, diğer sağlık kuruluşlarımıza da örnek olmasını diliyorum. Ünitenin sponsorlarını ayrıca kutluyor, sayılarının artmasını umut ediyorum.

Katıldığım her doğum temalı etkinlikte olduğu gibi, burada da Sayın Odent’in medeniyet ile doğum ortamı ilişkisine atıf yaparak sözlerime başlamak istiyorum.

Doğum tecrübesinin kadınlara sunduğu bilgeliği kendileri açılış dersinde tüm yönleriyle anlattı. Ufkumuzu açtı. Dünyanın en büyük mucizelerinden olan doğum hadisesi, gerçekten uygarlıkla yakından ilişkili bir konudur. Fakat günümüz dünyasında kadınlar bu özel tecrübeyi en doğal haliyle yaşayamamaktadır. Öyle ki doğum, tıbbi bir operasyona dönüşmüştür.

Oysa gebelik ve doğum, bir hastalık değil, bedenin doğal, normal ve sağlıklı bir fonksiyonudur. Gereksiz yapılan her müdahale hormon salınımını olumsuz etkiler. Zaten doğal doğumu üstün kılan bu hormonların salgılanmasıdır. Hiçbir ilaç ve müdahaleye maruz kalmayan bir anne, bebeğini tüm doğal hormonların etkisi altında doğurarak, doğar doğmaz bebeği ile güçlü bir bağ kurabilecektir.

Hal böyleyken, ne yazık ki ülkemizdeki sezaryen oranı, %53’tür. Oysa muteber sağlık otoritelerinin makul bulduğu oran yalnızca %15’tir. Bu noktada anne adayı kadınlarımızı cesaretlendirmeli, kurumlarımızda normal doğumu teşvik eden sistemik bir dönüşüm başlatmalıyız. Bebek için en iyi sağlık güvencesi olan doğal doğum, çocuklarımıza vereceğimiz en güzel armağandır. Külfetli gibi görünse de, bu özel tecrübenin kazanımlarını onlardan esirgememeliyiz. Sezaryenin, gerektiğinde yapılacak bir kurtarma ameliyatı olduğunu unutmamalıyız.

Nefes egzersizleri, akupunktur gibi, kadınlarımızı doğuma hazırlayan çok etkili yöntemler var. Hidroterapi de bunların başında geliyor. Kadınlarımızı suda doğumun güvenli limanına taşıyan, doğum sancısı ile ilaçsız başa çıkma imkanı veren etkili bir yöntemdir. İşte bu alternatifler konusunda kadınlarımızı bilinçlendirmeliyiz. Doğum şeklinin, emzirmenin süresi ve kalitesi ile ilişkisini ortaya koyan bilimsel çalışmaları gündeme taşımalıyız.

Devletimiz sezaryen oranlarının düşürülmesi için 2008 yılından bu yana etkin biçimde çalışıyor. Nitekim Şubat ayında, yıllık doğum sayısı 4500 üzeri olan hastanelerle bir çalışma yaptık. Sezaryen oranı en düşük olan devlet hastanelerimizin, doğumhane klinik şefi ebelerine ve gebe okulu sorumlularına plaket takdim ettik. Bu alanda her geçen gün biraz daha fazla yol alıyor, toplumca bilinçleniyoruz. Etlik Zübeyde Hanım Sağlık Uygulama Araştırma Merkezi’nde, total sezaryen oranının %19.4’e düştüğünü öğrenmekten büyük bir memnuniyet duydum.

Öte yandan yakın bir gelecekte ‘geleneksel ve tamamlayıcı tıp polikliniğinin hizmete açılacağına da çok mutlu oldum. Değişen ve hızlı gelişen bilimsel disiplinler çağında, böylesi yaklaşımlara açık olmak takdire şayandır. Sezaryen oranlarını düşürmek için kamu ve özel hastanelerde seferberlik başlatmalıyız. Medyamız bu konuya daha çok yer vermeli, anne adaylarını bilgilendirmeli.

Ne yazıkki son günlerde medyada, birtakım yayınlara rastlıyorum. Normal doğumu tehlikeli bir olaymış gibi gösteren, doktorların hastaları normal doğuma zorladıklarını ifade eden haberler yapılıyor. Yaşamın her anı kendi icinde riskler barındırır ama bunun karşılığı sezaryene teşvik asla olmamalıdır.

Aile hekimlerimiz kadınlarımızı normal doğuma özendirmeli. Müdahalesiz doğum karnesi iyi olan hastanelerimiz ödüllendirilmeli. Hastanelerimizde anne adaylarının huzurunu tesis edecek fiziki ortamlar oluşturmanın önemine inanıyorum. Özellikle hasta mahremiyetini önemsemeliyiz. Zira mahremiyet güven doğurur. Kendini güvende hisseden anne adayı, doğum sürecini daha olumlu algılar. Doktoruna, ebesine güvenen kadın, korkulu doğum hikayelerine teslim olmaz. Hayatında yaşayacağı bu en özel tecrübenin anlamına odaklanır.

Gelecek yıllarda daha büyük gelişmeler kaydedeceğimize inanıyorum. Ama bunun için inandığımız bu konuya biraz emek sarfetmeliyiz. Doğum sürecinde kadınlarımızdan eğitim, güven, mahremiyet, hareket özgürlüğü, zamana saygı, duygusal ve fiziksel destek gibi ihtiyaçları esirgememeliyiz.

Bu tür etkinlikler, toplumsal farkındalığı artırmaya vesiledir. Bu düşüncelerle sempozyuma emek verenleri tekrar kutluyor, başarılı geçmesini diliyorum. ‘Sağlıklı nesiller, bilinçli annelerin eseridir’ diyerek sözlerime son vermek istiyorum. Hepinizi en kalbi duygularla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla.