Mültecilerle Dayanışma; Akdeniz, Afrika ve Myanmar’da İnsani Yaklaşımlar

21.09.2017

Değerli Kardeşim Uganda Hanımefendisi,

Saygıdeğer Mülteciler Yüksek Komiseri,

Uluslararası Göç Örgütü’nün Değerli Direktörü,

Kıymetli hanımefendiler, beyefendiler, Birleşmiş Milletler 72. Genel Kurul açılışı vesilesiyle bulunduğum New York’ta sizlerle bir araya gelmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum. Hepinizi en kalbi duygularla selamlıyorum.
Ülke liderlerinin buluştuğu, dünya milletlerinin sorunlarının görüşüldüğü Genel Kurul’un tüm insanlığa hayırlar getirmesini diliyorum. Toplantımızı teşrifleriyle onurlandıran değerli dostum Uganda Hanımefendi’sine, saygıdeğer Birleşmiş Milletler Yüksek Komiseri'ne, Uluslararası Göç Örgütü Direktörü'ne ve konuk lider eşlerine katılımları nedeniyle çok teşekkür ediyorum.

Sözlerime, ‘insanlığın mutluluk ve refahını nasıl artırabiliriz?’ gibi sorulara cevaplar arayarak başlamayı isterdim. Fakat ne yazık ki, yerküre acıyla dolu. Çocukların bomba sesleriyle uyandığı, göç yollarına düştüğü bir dünyada konuşacak çok farklı meselelerimiz var.

Savaş ve çocuk, bir araya gelmemesi gereken iki kelime iken, ne yazık ki, çocukların küçük bedenleri artık çatışmaların ağır yükünü taşıyamıyor. Aylan Kürdi gibi nice çocuk, acının ve gözyaşının denizinde boğuluyor. Aynı şekilde kadınlar, sorumlusu olmadıkları siyasi hesapların ağır bedellerini ödemek durumunda kalıyorlar.

Uluslararası Kurumlar, her gün yeni raporlar, yeni rakamlar açıklıyor. Mültecilik tüm dünyanın en önemli gündem maddesi haline geldi. Açlık, kuraklık, iç savaş yüzünden binlerce insan, hayata tutunabilecekleri yeni dallar aramak üzere, yerlerini yurtlarını terk ediyorlar. Ben burada istatistiklerden bahsetmek istemiyorum. Rakam olarak ifade ettiğimiz her şey, aslında hayatlar…Tıpkı bizlerin, sevdiklerimizin hayatları gibi.
Sahip oldukları her şeyi geride bırakıp, yanlarına sadece bir parça umut alan insanlardan söz ediyoruz ki, onların bir kısmı ne yazık ki, umutlarını denizlerde kaybediyorlar. Kurtulabilenler ise, insanlığın vicdanına emanetler…

Eylül ayının ilk haftasında Bangladeş’e bir ziyaret gerçekleştirdim. On yıllardır temel vatandaşlık haklarından mahrum, ekonomik zorluklara mahkum yüzbinlerce Rohingyalı, son yıllarda çok büyük insani dramlarla karşı karşıyalar, bildiğiniz gibi.

2012 yılında da ziyaret ettiğim Myanmar’da, Ağustos ayından bu yana çok büyük acılar yaşanıyor. 1000’den fazla insan hayatını kaybetti. Yüz binlercesi, evini, toprağını terk etmek zorunda kaldı. Dünya bir etnik temizliğin eşiğinde!

Bangladeş-Myanmar sınırında bulunan Kutupalong mülteci kampına bakanlarımızla yaptığım ziyarette, bu acıyı çok yakından gördüm. Evi yakılmış, tecavüze uğramış, çocukları ve eşleri gözleri önünde öldürülmüş nice kadının hikayesini dinledim. Orada gördüğüm kadınların ve çocukların çaresiz bakışlarını hayatım boyunca unutmayacağım.

Ailelerinden ayrılan, kamplarda sahipsiz kalan çocukları bekleyen tehlikeleri sanırım ifade etmeye gerek yok. Onlar için bir gelecekten söz edebilir miyiz? Öte yandan, üçte ikisi kadınlardan ve genç kızlardan oluşan kamplarda hamile kadınlar bulunuyordu. Böylesi bir ortamda insanlığın geleceği adına umut cümleleri kurabilir miyiz?

Bu insani dramların çağdaşı olmak, hepimiz adına utanç verici!

Myanmar’da sık sık tekrarlanan bu krizin kalıcı çözüme kavuşturulması, insan olarak hepimizin sorumluluğudur. Türkiye bu konuyla diplomatik ve insani açıdan yakından ilgileniyor. AFAD, TİKA, Kızılay gibi kurumlarımız başta olmak üzere çok sayıda sivil toplum kuruluşumuz, gıda malzemesinden ilaca kolilerce insani yardım malzemesini bölgeye ulaştırmaya çalışıyor. Günlerdir aç-susuz kalan insanlara ilk el uzatan, bizim yardım kuruluşlarımız oldu. 2012 yılından bu yana, devletimiz ve milletimizin Myanmarlı mazlumlara desteği, 70 milyon doları geçti.

Türk toplumu insani yardım söz konusu olduğunda, son derece duyarlı bir toplum. Dünyanın neresinden gelirse gelsin, acının sesi vatandaşlarımızın yüreğinde yankılanmaktadır.

Sadece Myanmar’da değil, Afrika’da, Suriye’de ve dünyanın farklı köşelerinde yaşanan tüm dramlar ülkemizde vicdani bir karşılık bulmaktadır.

Uluslararası raporların da teyit ettiği üzere Türkiye, insani yardım konusunda en büyük ikinci donör ülke konumundadır. Milli gelir oranlarına göre ise, dünyada birinci sıradadır. Bu nedenle, ‘dünyanın en cömert ülkesi’ sıfatını taşımaktadır.

Birleşmiş Milletler verilerine göre, dünyada en yüksek sayıda mülteci barındıran ülke, yine Türkiye’dir. Üç milyondan fazla Suriye ve Iraklı mülteci şu anda ülkemizde yaşam sürmektedir. Öyle ki bazı şehirlerimizde, örneğin Kilis’te mülteci sayısı, şehir nüfusunu aşmıştır.

Farklı kültürlerin bir arada yaşayabilmesini, medeniyet köklerimize borçluyuz. Ülkemizde doğan mülteci çocuklar, şu an okullarımızda kaynaştırma eğitimi alarak, yeni yetişen nesillerimize, kültürümüze zenginlik katıyorlar. Biz, mültecileri bir yük olarak değil, insanlık dayanışmasının özneleri olarak görüyoruz.

Mülteci çocukların kayıp nesil olmasını istemiyoruz. Bu nedenle, gerek onlara, gerekse kadınlara, kaldıkları kamplarda kendilerini geliştirebilecekleri çok boyutlu eğitim imkânları sunuyoruz.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Sayın Guterres ve Mülteciler Yüksek Komiseri, Sayın Grandi’nin de, ülkemizde görüp, takdir ettiği kamplarımız, dünyanın en modern, en büyük çadır kentleridir. Çocuk oyun alanlarından spor merkezlerine, hobi odalarından su arıtma tesislerine kadar tüm detaylar düşünülmüştür.

Suriyeli misafirlerimizin, bir milyon 300 bininin kadınlardan oluştuğu gerçeğinden hareketle, geçici barınma merkezlerimizde kadınların ihtiyaçları özellikle dikkate alınmaktadır. Hamile ve emziren kadınlar için özel beslenme menülerinin dahi düşünüldüğü kamplarda, gelişim ve hobi kursları verilmektedir. Aynı şekilde kamp dışında kalan mülteciler için de ülkemizin sivil toplum kuruluşları seferber olmuştur.

Değerli katılımcılar, dünyada umudun adı olmak, bir yandan da gelişip, güçlenerek kendi özgün hikâyesini yazmakta olan ülkeme büyük onur vermektedir. Türkiye, Doğu ve Batı’nın kesişme noktasında, tarihi mirasından ve genç nüfusundan aldığı güçle, 21.yy’ın en güçlü ekonomileri arasında olmaya adaydır. Aynı zamanda dünyanın vicdanı olarak kalma kararlılığındadır.

Bizim için insani yardım, sadece acil durumlarda gönderilen yardım kolileri demek değildir. İnsani yardım, yardım alan tarafın bağımlılığını ortadan kaldıracak, sömürgeci mantıktan uzak, insan onurunu koruyacak biçimde planlandığında değerlidir.

Afrika ülkelerine olan desteğimiz de, bu çerçevede şekillenmektedir. Türkiye’nin Afrika’ya dair tek arzusu, kıtanın barış ve istikrarına katkı sağlamaktır. Afrika’nın kaynaklarının, yine Afrikalılara fayda sağlayacak şekilde geliştirilmesidir. Sömürgeciliğin izlerinin olabildiğince silinmesidir. Bu nedenle, ‘Afrika sorunlarına Afrika çözümleri’, ülkemizin temel politikasıdır.

Afrika ülkelerine yaptığımız ziyaretlerde, kadınların ekonomik olarak güçlendirilmesi, çocukların daha iyi yaşam şartlarına kavuşması ve kadın sağlığını ilgilendiren sorunlarla yakından ilgileniyorum. Hatta buradan hareketle, Afrikalı kadınların hayatına mütevazi bir katkı olarak bir proje geliştirdik. Dışişleri Bakanlığımızın koordinasyonuyla, Afrikalı kadınların el emeği ürünleri, başkentimiz Ankara’da kurduğumuz ‘Afrika El Sanatları Pazarı ve Kültür Evi’nde hak ettiği değerde, kar amacı gütmeksizin pazarlanıyor. Elde edilen gelir ise, Afrikalı kadınlara eğitim ve sağlık yatırımı olarak geri dönüyor.

Afrika ülkelerine gittiğimde yetimhaneleri de özellikle ziyaret ediyorum. Üzerinde yaşadıkları coğrafyanın yeraltı kaynaklarından habersiz Afrikalı yetimler adına en büyük dileğim, kendi geleceklerini inşa edebilecekleri adil uluslararası şartların oluşmasıdır.

Dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, hangi dini ve etnik sınıfa dahil olursa olsun, herkesin temel insan haklarından yararlanması düzenini tesis etmek durumundayız. Bu buluşmaların, bu hayati hedefleri gerçekleştirmeye vesile olmasını umut ediyorum.

Başta Myanmar olmak üzere, acil çözüm bekleyen tüm insani sorunlar karşısında uluslararası kamuoyunu duyarlı olmaya davet ediyorum. Bangladeş ziyaretimin ardından, acının tortusu henüz çok tazeyken, uluslararası kamuoyundan yükselen duyarlılık sesleri, beni ziyadesiyle memnun etmiştir.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Sayın Guterres’in çağrısının karşılık bulması ve bu insanlık krizinin sona ermesi, en büyük beklentimizdir.

Medeniyetin olduğu yerde çatışma değil, empati ve diğerinin yaşam hakkına saygı vardır. Çatısı altında bulunduğumuz Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın, dünyanın ihtiyacı olan huzur ve adaletin tesisi için, büyük sorumluluklar taşıdığını ifade ederek sözlerime son vermek istiyorum. Burası, mazlumlar için bir sığınak olarak görüldüğü gün, içimizde insanlığın geleceğine dair umutlar filizlenecektir.

Bu programın düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyor, tüm katılımcıları sevgi ve saygıyla selamlıyorum.