‘Sezaryen Oranlarının Azaltılmasında Etkili Yöntemler Sempozyumu’nda Yaptıkları Konuşma

27.07.2017

Değerli Hanımefendiler, beyefendiler,
Kıymetli hocalarım;
Hepinizi en kalbi duygularla selamlıyor, bu önemli buluşmanın hayırlara vesile olmasını diliyorum. Toplantıya katkı veren tüm hocalarımıza teşekkür ediyorum.

Son yıllarda, dünyada birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de, sezaryen oranları hızla artmaktadır. Zekai Tahir Burak Eğitim ve Araştırma Hastanesi gibi duyarlı kuruluşlarımız ise, konuyu büyük bir hassasiyetle takip edip, yeni stratejiler geliştiriyorlar. Geçmişi 1925’lere dayanan bu müstesna kuruluşumuzu, hassasiyetleri nedeniyle tebrik ediyor, kurulduğu günden bu yana emek veren herkesi kutluyorum.

Doğumevleri, çoğu insanın hayata gözlerini açtığı özel mekânlardır. Burada yaşananları, özellikle anneler hayatları boyunca unutmazlar. Dünyaca ünlü doğum uzmanı Michel Odent, doğum şeklinin ve ortamının medeniyeti şekillendirdiğini söylüyor. Doğal ve fıtri bir doğum süreci, insanlığın saf ve duru bir medeniyet inşasına da vesile olacaktır. Doğum tecrübesi, kadınlara büyük bir bilgelik kazandırır, yaratılış mucizesine tanıklık fırsatı sunar. Tüm kadınlarımız bu tecrübeyi en güzel şekilde yaşamayı hak ediyor.

Fakat ne yazık ki, modern dünya kadınlarımızı bu doğal deneyimden uzaklaştırıyor. Bir hayat kurtarma ameliyatı olarak bilinen sezaryen, artık tercih edilebilir bir doğum şeklini aldı. Dünya Sağlık Örgütü’nün %15 olarak açıkladığı makul sezaryen oranı, ülkemizde makul sınırları aşarak %53’lere yükselmiştir. Yani her iki çocuktan birisi sezaryenle doğmaktadır.

Sezaryen elbette zorunlu sebeplerle yapıldığında hayat kurtarır. Fakat bir kolaylık olarak görülüp, müdahalesiz normal doğumun yerine tercih edildiğinde anne ve bebek adına kayıplara neden olmaktadır.

Uzmanlar, normal doğumun hayat boyu sağlık rotamızı belirlediğini söylüyor. Doğum fizyolojisi ile emzirme fizyolojisi arasındaki güçlü bağa işaret ederek, doğum şeklinin, emzirmenin kalitesini ve süresini belirlediğini ifade ediyor. Normal doğumun sayısız faydaları var. Bu salonda bulunan hocalarımızın, sağlık personelinin bu konudaki hassasiyetini çok iyi biliyorum. 2005 yılında açılışına katıldığım Suda Doğum Ünitesi, kadınlarımıza sunduğunuz güzel alternatiflerden birisi.

Sezaryen oranlarının azaltılmasında gösterdiğiniz başarının diğer kurumlarımıza da örnek olmasını diliyorum. Nefes egzersizleri, akupunktur gibi doğumu kolaylaştıran uygulamalarla kadınlarımızı doğal yöntemler konusunda cesaretlendirmek gerekiyor. Doğumhanelerin ışıklı ve gürültülü ortamı yerine, rahat, güvenli ve konforlu ortamların hazırlanması, inanıyorum ki kadınlarımızı rahatlatacak, doğum sürecini kolaylaştıracaktır.

Türkiye’nin sağlık alanındaki en büyük projelerinden birisi olan Şehir Hastanelerimiz, bu konuda önemli bir vizyon ortaya koyuyor. Nitekim bu hastaneler, koğuş sistemi yerine her hastaya özel oda esasına göre tasarlanıyor. Özellikle doğum sürecinde anne adaylarımızın bu imkâna çok büyük ihtiyacı var. Zira özel oda, sadece bir konfor meselesi değil, mahremiyetin korunması noktasında bir ihtiyaçtır. Mevcut doğumhanelerimizin bu bakış açısıyla gözden geçirilmesi, sağlık personelinin mahremiyet konusunda eğitilmesi zaruridir.

Değerli katılımcılar;
Sağlık Bakanlığımız, sezaryen oranlarını düşürmek ve anne sağlığını korumak için ciddi takipler yapıyor. Özellikle anne sağlığı konusunda çok önemli adımlar attı. Anne ölüm oranı, son 15 yılda yüz binde 64’ten, yüz binde 14’e geriledi. Nitekim bu rakam, Harvard Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada, başarı örneği olarak gösterildi. Aynı başarıyı, sezaryen oranlarının düşürülmesinde de yakalamayı temenni ediyorum. Yeni Sağlık Bakanımızın, bu alanda çok başarılı çalışmalar yapacağına tüm kalbimle inanıyorum.

Ülkemizdeki %53 sezaryen oranını, Fransa’daki %20, Hollanda’daki %15’ler seviyesine indirmek için büyük bir seferberlik başlatmalıyız. Gelişmiş ülkelerde eğitim seviyesi arttıkça, normal doğum tercih edilirken, bizde durum ne yazık ki tersine gidiyor.

Üniversite ve kamu hastanelerimiz işbirliği yaparak, bu oranları düşürmek için etkili yöntemler üzerinde çalışmalılar. Doğum yapan kadının ve yeni doğan bebeğin ihtiyaçlarını doğru tespit ederek, kadınlara güvenilir ortamlar sunmalılar. Yeni bir doğum öğretisi, hekim yaklaşımı ve hasta bilinci inşa etmeliyiz. Bugün açılışını yapacağımız Gebe Okulu’nun bu anlamda önemli işlevler üstleneceğine inanıyor, hayırlı olmasını diliyorum.

Kadınlarımıza güven ve cesaret verecek bir hasta-doktor ilişkisini tesis etmek, ebelik sistemini bilimsel çerçevede yeniden değerlendirmek gerek. Anne ve bebek arasındaki sevgi bağının kurulduğu doğum sürecini doğru şekilde planlamak, nesillerimizin geleceği adına son derece önemlidir. Böylesine önemli bir konuda toplumumuzun sizlerin rehberliğine ihtiyacı var. Bilim insanları olarak, kadınlarımıza, sezaryenin bir talep konusu değil, zorunluluk gereği olabileceğini lütfen anlatın.

İşte bu sempozyumun bu amaca hizmet edeceğine inanıyor, başarılı geçmesini diliyorum. Bu önemli konuya emek veren herkesi yürekten kutluyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.