‘Koruyucu Aileler ve Gönül Elçileri ile İstanbul Buluşması’nda Yaptıkları Konuşma

06.04.2017

Değerli hanımefendiler, beyefendiler,
Kıymetli gönül elçilerimiz;
Hepinizi en kalbi duygularla selamlıyorum. İstanbul’da, gönül elçilerimiz ve koruyucu ailelerimizle buluşmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum.

2013 yılında, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız bünyesinde, Gönül Elçileri Projesi’ni başlattığımızda, dört yıl sonra böyle geniş bir aile olacağımızı elbette bilmiyorduk. Sadece İstanbul’da, 100 bine yakın gönül elçimiz var. İnanıyorum ki, tüm Türkiye’deki gücümüzü birleştirdiğimizde, dünyanın en güçlü ordularını geride bırakacak bir kuvvete sahip olacağız. Zira bu gücün kaynağı gönüldür. İnsan sevgisinin en yüce merkezidir.

Biliyorsunuz, gönül kelimesinin başka dillerde tam karşılığı yok. Gönül, Türkçemizin belki de en güzel kelimesidir. Çünkü kendisi bir hazinedir. Gönül hazinesine sahip olanlar, dünyanın en zenginleri, en soylularıdır.

Değerli kardeşlerim;
Toplum kalkınmasında gönül elçileri projesi ile bu zenginliği çoğaltmak istiyoruz. Zaman zaman projemizin yürütücüsü olan vali eşlerimizle buluşuyor, bu hareketi güçlendiriyoruz. Şehirlerimizdeki gönüllülerimiz, hiçbir maddi karşılık beklemeksizin, sahip olduğu imkan ve becerileri, toplumumuzun dezavantajlı kesimleri ile paylaşıyor, onlara yüreğini açıyor.

Gönül elçilerimizin öncülüğünde yapılan işlerin en önemlilerinden birisi, koruyucu aileliktir. Korunmaya muhtaç çocuklarımızı, devletimizin gözetiminde emin ellere teslim etmede aracılık ediyorlar. Mevlana Hazretleri diyor ya, “İstiyorsan Hakk’a varmayı, / Meslek edin gönül almayı, / Bırak saraylarda mermer olmayı, / Toprak ol, bağrında güller yetişsin...” Kadınlarımız da gönül almayı adeta meslek edinmişler, toplumda güller yetiştiriyorlar.

Bakanlığımızın geliştirdiği koruyucu aile hizmet modeli, kimsesiz çocuklarımızın aile ortamında büyüyebilmesi için büyük bir imkândır. Sadece İstanbul’da, 413 çocuğumuz bu imkâna sahip olmuş. 382 ailemizin kanatları altında sevginin, merhametin sıcak ikliminde büyüyorlar. Türkiye’nin tamamında ise, 5123 çocuğumuz, 4214 sıcak yuvada yetişiyor.

İstanbulumuz’un her ilçesinde en az bir koruyucu aile olduğunu biliyorum. Yani her ilçemizde şehrimizi aydınlatan bir memba var. Ne mutlu! Peygamber Efendimiz diyor ya; ‘en hayırlı ev, içinde yetim olan ve yetime iyi davranılan evdir.’

İnanıyorum ki, sizlerin evleri de, bakıma muhtaç çocuklarımızın bulunduğu o en hayırlı evlerdendir. Koruyucu ailelerimiz, kendi evlatlarına nasıl bakacaklarsa, hatta belki de daha büyük bir ihtimamla kimsesiz çocuklara bir gelecek hazırlıyorlar. Zira aile, maddi ihtiyaçlardan öte, sevgi, huzur ve sükûnet ihtiyacının giderildiği yerdir. Koruyucu ailelerimizin herbirini yüce gönülleri için tebrik ediyorum.

Yurtdışına gittiğimde, devletimizin kimsesiz çocuklar için geliştirdiği sevgi evi modelini ve koruyucu aile sistemini anlatıyorum. Birçok ülke makamları ilgileniyor, ülkemizden bu tür sosyal politikalar konusunda rehberlik almak istiyor. Keşke, elimizden gelse de tüm dünya çocuklarına bu iyilik modelini ulaştırabilsek…

Değerli kardeşlerim;
Önceki gün, Suriye’de, İdlib’de yaşananlarla yüreklerimiz dağlandı. Bu nasıl bir vicdansızlık ki, insanların üzerine kimyasal silahlarla saldırıyor, insanlığı, çocukları öldürüyorsunuz. Hasbunallahi venimel vekil! Allah’ın laneti zalimlerin üzerine olsun! Kanla ve ateşle kurulan hiçbir düzen düzen değildir. Hiçbir toprak helal değildir.

İnsanlığın vicdanının bu sefer harekete geçmesini bekliyoruz. Uluslararası siyasetin, bütün hesapları bir kenara bırakıp, bu çocukların hesabını vermesini istiyoruz. Diyor ya Akif;

“Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırma da geç git! Diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım, amma severim mazlumu...”

Din, dil, ırk, mezhep ayrımı yapmadan bir düzen tesis etmek, çocuklara ve insanlığa borcumuzdur.

Kıymetli kardeşlerim;
Merhamet, şefkat, sadece bir duygu olarak kaldığında, pratiğe dönüşmediğinde erdem haline gelmez. Onu ancak ete kemiğe büründürdüğümüzde bir anlamı olur. Bireylerde olduğu gibi, devletlerde de durum aynıdır. İnsani ve vicdani politikalar, bir devlete hayat verir, onu güçlü kılar. Türkiye, milleti ve devletiyle mazlumların hep sesi olmuş, Afrika’dan Myanmar’a, Suriye’den Bosna’ya merhametin adresi olmuştur.

Yurtdışına gidip, yardıma muhtaç halklarla biraraya geldiğinizde, bu yardım elinin önemini daha iyi anlıyorsunuz. Tüm dünyanın yüz çevirdiği o mazlumlarla, hiçbir karşılık beklemeden gönül bağı kurduğunuzda, Türkiye’nin ne kadar özel bir misyon üstlendiğini görüyorsunuz. Sivil toplum kuruluşlarımızın bu noktada çok büyük bir emeği var. Tüm emek verenlerden Allah razı olsun. Allah milletimizi ve devletimizi bu kutlu vazife şuurundan geri bırakmasın. Devletimize güç versin ki, dünyanın mazlumları da güçlensin.

Gerek Türkiye, gerekse dünya çok zor zamanlardan geçiyor. Birinci Dünya Savaşından bu yana yüzyıllık bir dönüşüme şahitlik ediyoruz. Bu dönüşümde, insanlık adına hayırlı kararlar almak, sorumluluktur. Bunun için güçlü bir Türkiye, güçlü bir milli irade lazım. Sinmiş değil, tarihin akışını değiştiren, duyarsız değil, şairin tanımıyla ‘ak sütün içindeki ak kılı farkedecek’ kadar şuurlu bir gençlik lazım.

Bu coğrafya, bize kendi iradesi kendi elinde bir millet olmayı zaruri kılıyor. Dünyada hiçbir coğrafya başıboş bırakılmadığı gibi, yedi düvelin gözü bizim üzerimizde.

Bu açıdan, 16 Nisan ülkemiz için bir milattır. Gücü, vesayet odaklarının elinden alıp, milletin eline verecek bir düzenleme için, bir başlangıçtır. 16 Nisan, bütün güç odaklarına, ‘bu toprakların söz hakkı, bu coğrafyanın bin yıllık sahibi olan bu millete aittir’ deme günüdür. Bunu ne kadar yüksek bir sesle tescil edersek, bundan sonra da sözümüz o kadar müessir olacaktır.

Küçük hesaplarla ayrışacak şartlarda yaşamıyoruz. Büyük düşünmek, Türkiye’nin yüksek menfaatlerini birinci sıraya koymak durumundayız. Milletimizin bu gerçeğin farkında olduğunu düşünüyorum. Yeri geldiğinde küçük bir yavruya sığınak olan, yeri geldiğinde tankların karşısına dikilebilen yürekler olarak bu milletin ferasetine güveniyorum.

Bu duygularla, koruyucu ailelerimize, gönül elçilerimize, sivil toplum kuruluşlarımızın değerli temsilcilerine en kalbi muhabbetlerimi sunuyorum. Daha güzel bir gelecekte buluşmak temennisiyle, sizleri Allah’a emanet ediyorum.