G-20 Kapsamında Düzenlenen “Mülteci Kadınlar” Paneli Konuşması

15.11.2015

Değerli Hanımefendiler, Beyefendiler,

Kıymetli KADIN-20 ve B20 Delegeleri,

Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Türkiye olarak, bir yıldır sürdürdüğümüz G20 dönem başkanlığımızı bu zirveyle taçlandırmanın memnuniyeti içindeyiz.

Dünyanın önde gelen liderlerini, eşlerini, uluslararası kuruluş başkanlarını ve siz değerli açılım grupları temsilcilerini Antalya’ da ağırlamaktan mutluluk duyuyoruz. Hepiniz hoşgeldiniz!

Sözlerime, Paris’te yaşanan saldırılarla ilgili üzüntümü ifade ederek başlamak istiyorum. Dünyanın neresinde olursa olsun, din, dil, ırk ayrımı yapmaksızın, terörün her türlüsünü lanetliyorum. Fransa halkına başsağlığı diliyorum. Acılarını paylaşıyorum.

G20 liderler zirvesinin, terörün olmadığı, barış ve huzur dolu bir dünya inşa etmeye vesile olmasını diliyorum. Aynı şekilde, B20 açılım grubunun, KADIN-20 ile ortaklaşa düzenlediği ‘Mülteci Kadınlar’ panelinin hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

Bu vesileyle, tüm açılım gruplarına, dönem başkanlığımız süresince, G20 gündemine sağladıkları katkılardan dolayı teşekkürlerimi sunuyorum.

Türkiye, dönem başkanlığında, kadınların G20 gündemine dahil edilmesine özel önem vermiştir. Kuruluş çalışmalarını yakından takip ettiğim ve zirvesine bizzat katıldığım KADIN-20’nin hayata geçirilmesinde, emeği geçen herkesi kutluyorum. Umuyorum ki bu grup, küresel kadın sorunlarına yeni bir bakış açısı getirir. Kadınların her alanda, hak ettiği konumu elde ettiği bir dünya inşa etmeye vesile olur.

Bu yıl B20’nin de çok başarılı bir performans sergilediğini memnuniyetle takip ettim. Önceki yıllarda, ortalama 300 olan B20 üyesi küresel şirket sayısı, Türkiye dönem başkanlığında 700’e çıkmıştır. Böylece B20 daha kapsayıcı bir nitelik kazanmıştır. Bu gayretlerinizden dolayı hepinizi kutluyor, başarılarınızın devamını diliyorum.

Değerli katılımcılar,

Akdeniz’in kıyısında bulunan ülkemizin en güzel şehirlerinden birinde bulunuyoruz. Akdeniz, bir medeniyet denizidir. Kadim değerlerle örülmüş bir kültür kozasıdır. Bugün burada sizlerle, dünya barışı için bu medeniyet birikiminden alabileceğimiz ilhamları konuşmak isterdim.

Fakat ne yazık ki, gerek terör hadiseleri, gerekse Akdeniz’in doğusunda yer alan Suriye trajedisi, bizi başka konuları konuşmaya mecbur ediyor. Suriye’de, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki en büyük insani trajedilerden biri yaşanıyor. Yüzbinlerce insan bu iç savaşta hayatını kaybetti. Milyonlarca kişi, yerlerinden yurtlarından ayrılmak durumunda kaldı.

Şimdiye kadar ülke nüfusunun neredeyse yarısı, yuvalarından ve sevdiklerinden uzaklaştı. Bunların 4,5 milyonu komşu ülkelerde sığınmacı durumunda. Geri kalan 7,5 milyon yerlerinden edildi. Onları nasıl bir akıbetin beklediği ise, meçhul.

Uluslararası toplum, soruna çözüm üretemediği için, sığınmacılar şimdi kendi çözümlerini kendileri üretmeye çalışıyorlar. Ölümü göze alarak denizlere açılıyorlar. Fakat ne yazık ki, burada ellerindeki son umudu da yitiriyorlar. 3 yaşındaki Aylan Kurdi bebeğin, Akdeniz sahillerine vuran bedeni hepimizin hafızasında. Gözümüzün önünden gitmiyor.

Kıymetli misafirler,

İlk günden beri yakından tanıklık ettiğimiz Suriye'deki trajediye dair tecrübelerimizi sizlerle paylaşmayı insanlık görevi addediyorum.

Türkiye olarak, Suriye’deki şiddetten kaçarak ülkemize sığınan 2 milyon 2 yüzbin insanı topraklarımızda misafir ediyoruz. Açık kapı politikası ile, 10 ilimizdeki 25 geçici koruma merkezinde, mültecilerin her türlü ihtiyacını karşılamaya çalışıyoruz. sağlık, eğitim ve sosyal yardımlarla günlük hayatlarını olabildiğince iyi koşullarda geçirmelerine destek oluyoruz. 600 bin okul çağındaki çocuğun %90’ına eğitim sağlıyoruz. Suriyeli misafirlerimiz için yaptığımız harcamalar 8 milyar Amerikan Doları’na yaklaşmıştır.

Fakat buna karşılık uluslararası toplum tarafından yapılan yardımlar, beklentilerin çok altında kalmıştır. Yalnızca 417 milyon Dolarlık bir destek söz konusudur.

Şunu üzülerek ifade etmeliyim ki, bu büyük insani trajediden en çok etkilenenler çocuklar ve kadınlardır. Bir kadın düşünün! Evinden, ocağından ayrılırken, yanına en fazla ne alabilir? Bir mültecinin çantasında korku ve belirsizlikten başka ne olabilir? Çocukların küçük bedenleri savaşın ağır yükünü nasıl taşıyabilir? Trajedilerine haber bültenlerinde tanıklık ettiğimiz mülteciler, istatistik verileri değildir. Onların her biri, bizler gibi kadındır, çocuktur, insandır. Umutları, gelecek planları, duyguları olan insanlardır!

Cinsel istismara maruz kalan kadınlar, geleceği ellerinden alınan çocuklar bu trajedinin en ağır bedelini ödüyorlar. Bir annenin sadece kendisinin değil, çocuklarının da ölüm riskini alarak tehlikeli yolculuklara çıkması dahi, içinde bulundukları çaresizliği gözler önüne seriyor. Bugüne kadar ülkemizdeki kamplarda 65 bin bebek dünyaya geldi. Türkiye Devleti ve halkı, büyük bir cömertlikle kalplerini ve evlerini onlara açtı. Burada sizlerle paylaşabileceğim sayısız kardeşlik öyküsü var.

Fakat aslolan, bu çocukların kendi vatanlarında, kendi yuvalarında güven duygusu içinde büyümesidir. Kadınların kendi gelecekleri konusunda mutmain bir hayat sürmeleridir. Vatanlarında yaşamak onların en doğal hakkıdır.

Değerli katılımcılar,

En çok çocukların ve kadınların etkilendiği bu hadiseler karşısında yine en duyarlı olanların da kadınlar olacağını düşünüyorum. Ben bir anne olarak, çocukların denizlerde boğulmasına, tel örgüleri aşmaya çalışırken yaşamlarını yitirmelerine razı olamıyorum.

Gelişmenin temel ölçütünün, sadece ekonomik büyümeye indirgenmesini kabullenemiyorum. Gelişmiş ülke olmanın temel şartı, insanlık değerlerini yere düşürmemektir. Bu bağlamda, uluslararası toplumu, mülteciler konusunda daha etik ve ahlaki bir duruşa davet ediyorum. Liderleri, eşlerini, işdünyasını, sivil toplumu, medya patronlarını, bu konuda seferberliğe çağırıyorum.

Din, dil, ırk ayrımı yapmadan insanlığın geleceğini tehdit eden her türlü zulme hep birlikte dur diyelim. Kadınları ve çocukları, dini, mezhepsel ve etnik mücadelelere feda etmeyelim. Tüm bu yaraları durduracak tek şey, bizim yapacağımız insanlık pansumanıdır.

Akdeniz’i bir ölüm denizi olmaktan çıkarıp, barışın yeniden filizleneceği bir medeniyet havzasına dönüştürmeyi umut ediyoruz. Tüm dünyanın huzura, adalete ve hürriyete ihtiyacı var. Medeniyetin olduğu yerde çatışma değil, empati vardır. Diğerine saygı vardır. ‘Medeniyetler Çatışması’, bu nedenle tabi bir hal değildir. İletişim imkanlarının bu derece arttığı bir dünyada, birlikte yaşama sanatını, küresel bir amaç haline getirmek durumundayız. Üzerinde bulunduğumuz topraklar, geçmişte çok kültürlülüğün en güzel numunesini ortaya koymuştur. Anadolu, dünya barışı için bir ilham kaynağıdır.

Kıymetli Misafirler,

Barış, bir slogan değildir. Şayet sözlüklerimizde barış diye bir kavram varsa, hayatımızda da olabilir. Savaşın çok ağır bedelleri var. Ama Barışın hiçbir maliyeti yok. Yapmamız gereken tek şey, vicdanları harekete geçirmek.

Gelişmiş ülkeler zirvesinin, gelişmenin ahlaki boyutunu da kapsayacak kararlarla sonuçlanmasını diliyorum. Bu buluşmanın küresel vicdanı harekete geçirecek bir adıma dönüşmesini umut ediyorum.

Türkiye’nin dönem başkanlığı süresince, B20 ve KADIN-20 açılım grupları başta olmak üzere, gayret gösteren tüm paydaşlara takdir ve şükranlarımı sunuyorum.

Ülkemizde misafir ettiğimiz tüm konuklarımıza, kalbi muhabbetlerimi arz ediyor, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.