Brüksel Konuşması

05.10.2015

Değerli Hanımefendiler,

Kıymetli Dostlarım,

Hepinizi sevgi ve saygı ile selamlıyorum. Brüksel’de Avrupa’nın kalbinde sizlerle bir araya gelmiş olmanın mutluluğu içindeyim.

Her biriniz farklı mecralarda çalışan yurttaşlarımızsınız. Ayrıca burada çok değerli Türkiye dostları olduğunu görüyorum. Bu güzel buluşmayı birlik ve beraberliğimizi güçlendirme vesilesi addediyorum.

Yurttaşlarımızın yarım asırlık bir Avrupa hikayesi var. Gurbetçi olarak gelenler şimdi bu topraklarda nice başarı öyküsünün kahramanı ‘Avrupalı Türkler’ olarak anılıyorlar. Avrupa’daki Türk varlığı sizlerin gayretleri ile daha da güçlenecek inşallah. Kadim değerlerimizi Avrupa’nın kazanımları ile harmanlayarak insanlığa nice katkılar sunacaksınız.

Değerli Kardeşlerim,

Kadın dayanışmasının çok önemli olduğuna hep inanmışımdır. Kadınlar her zaman vicdanın, sağduyunun, barış ve şefkatin simgesi olmuştur. Bugün burada kadınların bu özelliklerinin dünya barışına nasıl katkı sağlayabileceğine ilişkin görüşlerimi paylaşmak isterdim. Ancak son dönemde dünyada şahit olduğumuz hadiseler, bizleri savaşlar ve mağduriyetler hakkında konuşmaya mecbur ediyor.

Biliyorsunuz Suriye’de dört yıldır büyük bir trajedi yaşanıyor. 300 binden fazla insanın öldüğü, 12 milyondan fazla insanın yurdundan edildiği bir trajedi. Böyle bir ortamda Türkiye üzerine düşeni yapıyor. Din ve etnik ayrım yapmaksızın kapılarını insanlığa açıyor.

2 milyondan fazla Suriyelinin, hayatlarına mümkün olduğunca normal şartlarda devam edebilmeleri için, Türkiye’nin bugüne kadar yaptığı harcama 7 milyar doları aştı. Uluslararası toplumun yaptığı yardımlar ise sadece 417 milyon dolar civarında. Biz tüm bu hizmetleri uluslararası toplumun sorumlu bir üyesi olmanın gururuyla yürütüyoruz.

Öte yandan şu da bir gerçek ki, bir ülkenin bu kadar büyük bir insani trajediyle tek başına mücadele etmesi mümkün olamaz. Ne yazık ki Avrupa’nın bu konuda yeterince fedakar bir tutum takınmadığını görüyoruz. Avrupalı devletlerin, Akdeniz sahillerine vuran çocuk bedenleri karşısında insani sorumluluk üstlenmesini bekliyoruz. Avrupa halklarının da, kendi hümanist değerleri adına hükümetlerine daha ahlaki bir mülteci politikası konusunda baskı yapması gerektiğine inanıyoruz.

Değerli Konuklar,

Kadın duyarlılığının savaştan barışa her alanda devrede olması gerektiğini düşünüyorum. Bunun ilk adımı da kadınlarımızın karar mekanizmalarında daha çok yer alması. Bu konuda Türkiye çok önemli bir çaba içinde. Biliyorsunuz, bu yıl G20’nin dönem başkanıyız. Türkiye’nin girişimi ile G20 kapsamında ilk kez W20 adıyla bir alt çalışma grubu oluşturuldu. Kadınların iş dünyasına katılımı, ekonomik potansiyellerinin artırılması ve lider kadın sayısının çoğaltılması konusunda politikalar geliştirilecek. İnanıyorum ki bu çabalar ‘toplumsal cinsiyet adaleti’ ilkesinin uluslararası toplumda da hayat bulmasına vesile olacaktır.

Burada önemli sorumlulukları olan siz değerli yurttaşlarımızı bir arada bulmuşken, değinmek istediğim iki önemli konu var. Birincisi, ailesi olmayan kimsesiz evlatlarımızı Avrupa’da kendi kaderlerine terk etmeyelim. Onları koruyucu ailelere teslim edelim. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızın yürüttüğü benim de himaye ettiğim ‘gönül elçileri’ projesi kapsamında ‘koruyucu aile’ teşviki özellikle Avrupa’daki kimsesiz evlatlarımız için daha hayati bir önem taşıyor. Çünkü onlar aile eksikliğini kültürel yabancılık içinde daha çok hissediyorlar. Yurttaşlarımızdan kimsesiz çocuklarımızı kanatlarının altına almalarını, onlara kendi kültürel geleneklerimiz içinde sahip çıkmalarını bekliyoruz. Aynı zamanda bu evlatlarımızı, içinde yaşadıkları Avrupa toplumu ile sağlıklı ilişkiler kurma noktasında bilinçlendirmek gerekiyor.

İkinci olarak evlatlarımıza anadillerini burada en doğru şekilde öğretmeliyiz. Zira dil düşüncenin evidir. Dillerini iyi öğrensinler ki medeniyetimize, kültürümüze de sahip çıksınlar. Kendi kimliklerinin farkında oldukları müddetçe, farklılıklar karşısında sağlam durabilirler. Bu özgüveni onlara kazandırmak durumundayız. Özellikle İslam’ın adının DAEŞ gibi terör örgütleriyle birlikte anıldığı bir dönemde Müslüman bir toplumun fertleri olarak İslam’ın barış dini olduğunu her halimizle dünyaya göstermeliyiz.

Sevgili Dostlar,

Elbette konuşulacak çok şey var. Sohbetimize masada devam etmek üzere sözlerime burada son vermek istiyorum. Ev sahibemiz sevgili Mehveş Olcay Hanım’a bu güzel organizasyonu için çok teşekkür ediyorum. Bu davete icabet eden sizlere de katılımlarınız için şükranlarımı sunuyorum. Nice güzel zamanlarda tekrar buluşmayı diliyorum.