Kadın Köy Korucularını Kabulü

27.08.2015

Değerli Hanımefendiler,

Kıymetli Kardeşlerim,

Saygıdeğer Milletvekilleri,

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyor, Milletin Sarayı’na hoş geldiniz diyorum. Ülkemizin zor bir zamandan geçtiği böylesi bir dönemde, birlik ve beraberliğimizi güçlendirmek, vatan ve millet sevgisi etrafında buluşmak üzere biraraya geldik. Eminim ki, bu güç birliği ülkemizin huzuru, vatanımızın selameti adına hepimize kuvvet verecektir.

Sözlerimin başında, teröre karşı vatan savunması sırasında şehid olan askerlerimize, polislerimize, köy korucularımıza Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum. Hepimiz biliyoruz ki, şehitlik, ölümlerin en şereflisidir. Ama aynı zamanda biliyoruz ki, evlat acısı da acıların en büyüğüdür. Evladını kaybeden bütün anne ve babalara bu büyük acı karşısında engin sabırlar diliyorum. Unutmayalım, sabır acı ama meyvesi tatlıdır. Şehit anne babası olmak, şehit eşi olmak, tıpkı şehit olmak gibi, insanı iki cihanda aziz kılacak kutsal bir payedir.

Ülkemizde son aylarda baş gösteren terör karşısında, şehit ve gazilerimiz canlarını, hayatlarını ortaya koyarak büyük bir sorumluluk üstlendiler. Şimdi vazife bizlerin, geride kalanların... Hep birlikte, hem onlara olan borcumuzu ödemek, hem de teröre karşı birlik ve bütünlüğümüzü korumak için üzerimize düşeni yapacağız. Teröre karşı direnecek, birliğimizden taviz vermeyecek ve masum görünümler altında terörü destekleyenlere asla müsamaha göstermeyeceğiz.

Üzerinde yaşadığımız topraklar, tarih boyunca tüm dünya milletlerinin gözünün olduğu, hakimiyet mücadelesi verdiği çok önemli bir coğrafya... Mezopotamya, insanlığın beşiğidir. Anadolu, medeniyetlerin buluşma noktasıdır. Üzerinde yaşayan bizlerse, ortak bir tarihî geçmişi ve müşterek bir hafızayı paylaşan, Kurtuluş Savaşı’nı birlikte kazanan halklarız. Bu vatan hepimizin...

Değerli Kardeşlerim,

Böyle bir miras üzerinde, bizim için tek bir yol var; Türk’üyle, Kürd’üyle, Çerkez’iyle, Laz’ıyla, Gürcü’süyle, Roman’ıyla birlik olmak. Bu cennet vatanı, bir barış ülkesi olarak gelecek nesillere teslim etmek. Hep birlikte, ‘tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet’ anlayışıyla, barışın mimarları olmak dışında başka hiçbir seçeneğimiz yok. Irkçılık, etnik milliyetçilik bizim kitabımızda mevcut değildir. Bizi birbirimizden ayıracak, aramıza nifak sokacak milliyetçilik yorumu, ümmeti olduğumuz Peygamberin ayaklarının altına aldığı bir anlayıştır.

Bizi birbirimize bağlayan pekçok ortak nokta varken, ayrılıklarla gücümüzü parçalayamayız. Evlatlarımızı karanlık bir geleceğe teslim edemeyiz. Bu nedenle, teröre karşı yek vücut olacağız.

Bakınız kıymetli bacılarım, bu ülkede ne yazık ki, Türk-Kürt, Sunni-Alevi ayrımının çokça yapıldığı, insanların en temel özgürlüklerinin ellerinden alındığı zamanlar yaşadık. Büyük acılar, büyük sıkıntılar çektik. Ama bütün bunlar geçmişte kaldı. Devletimiz son 12 yılda demokrasi adına çok önemli adımlar attı. Mesela, en büyük adımlardan birisi, Güneydoğu’da olağanüstü halin kaldırılmasıydı. Sizler, hayatlarınıza kabus gibi çöken olağanüstü hal şartlarını çok iyi bilirsiniz. Güneydoğu’nun 15 yıl önceki halini eminim ki, bizlerden çok daha iyi hatırlıyorsunuz. O günlerde hiç aklınıza gelir miydi; Şırnak’tan, Muş’tan, Ağrı’dan, Kars’tan uçakla bir saatte Ankara’ya gelmek?... Havalimanları, modern hastane ve kamu binalarıyla donatılmış şehirlerde yaşamak... En ücra yerlerde dahi sağlık hizmetleri almak... Aklınıza gelir miydi; Türkiye’nin batısıyla benzer imkanlara sahip olmak? Oysa doğudaki tüm çocuklarımıza da analarının ak sütü kadar helaldir, batıdaki akranlarıyla aynı eğitimi almak. Aynı barış iklimini solumak. İşte devletimiz son 12 yılda bunu yaptı. En başta, 30 yıldır akan kanı durdurup, çözüm sürecini başlattı. Kürt vatandaşlarımıza haklarını iade etti. Kürtçe eğitim fırsatı verdi, herkesin çocuğuna istediği ismi koyma, anadilde savunma imkanının yolunu açtı.

Farklı dil ve lehçelerde siyasi propaganda hakkı verdi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarihinde hiçbir dönemde olmadığı kadar, Kürt vatandaşlarımızın haklarını kendilerine iade etti. Bu elbette bir lütuf değil, haktır. Ama ne yazık ki ülkemizde bir dönem bu haklar gasbedilmişti. Fakat bugün artık bambaşka bir noktadayız. Terörü bitirmek, barışı tesis etmek yolunda aldığımız büyük bir mesafe var. Ve biz bu mesafeyi feda edemeyiz. Bir kere huzuru tatmış, bir kere barışın tatlı rüzgarını hissetmişken bir daha geri dönemeyiz. Şehit cenazeleri bu sefer içimizi bir başka yakıyor. Yüreklerimiz bir başka dağlanıyor. Gencecik evlatlarımız düğün kuracak, iş-güç sahibi olacak, evlatlarının doğum müjdesini bekleyecekken, al bayraklı tabutlara giriyorlar. Bu kadar adımı bunun için mi attı devletimiz? Sizler, bizler bu acıları yeniden yaşamak için mi çabaladık?

Emeklerinize sahip çıkmalısınız.

Tüm bu süreçlerde, güvenlik güçlerimize, askerlerimize destek olan sizin gibi güçlü kadınların ve köy korucusu cesur erkeklerin katkısı var. Devletimize inanan ve güvenen vatandaşlarımızın gayreti var. Sizlerin bu yolda çok büyük mücadeleler, hatta kayıplar verdiğinizi biliyorum. Toprağınızı, onurunuzu, neslinizi ve en önemlisi bu vatanı korumak adına ailelerinizden şehitler verdiniz.

Ülkemizin içinde bulunduğu bu talihsiz dönemi en az kayıpla kapatmak, huzura kastedenlere derslerini vermek ve yeniden barış iklimini tesis etmek için üzerimize vazifeler düşüyor.

Vatan yoksa özgürlük de yok, vatandaşlık da yok! Vatandaşlık yoksa hak da yok! Burası hepimizin ortak vatanı ve tüm haklarımızı bu vatana borçluyuz. Hiç birimizin gidecek başka yeri yok. Suriye’den ve Irak’tan, savaştan kaçıp gelen 2 milyon insana dahi kucak açmış bu cömert ülke, elbette kendi vatandaşlarına da istediklerini veriyor, verecek, haklarını sonuna kadar koruyacaktır. Büyük ülke olmanın en temel şartı, iç barışı sağlamaktır. Çoğu, gençlerden oluşan 78 milyon nüfusumuzla, 780 bin kilometrekare vatanımız içinde, tek devlet çatısı altında inşallah huzur içinde yaşayacağız.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimize ekonomik yatırımların artırılması, refah ve huzurun gelmesi, terör zihniyetinin tamamen ortadan kaldırılmasına bağlı. İnşallah bugünleri de atlatacak, barışın gerçek arzulayıcıları olarak kaldığımız yerden huzur iklimi için yeniden çalışmaya devam edeceğiz. Fakat bunun için terörü aleni ya da örtülü biçimde destekleyen tüm mihrakları ortaya çıkarmak ve onları tarihe gömmek durumundayız. Değerli kardeşlerim unutmayın; Akif’in dediği gibi; ‘Sahipsiz olan vatanın batması haktır / Sen sahip olursan, bu vatan batmayacaktır.’

Bu duygu ve düşüncelerle, uzak yerlerden kalkıp buraya geldiğiniz için Nene Hatun’un torunları olan siz güçlü kadınlarımıza çok teşekkür ediyor, güvenlik güçlerimize olan samimi destekleriniz için herbirinize ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum. Terörle mücadelede gösterdiğiniz dirayet nedeniyle gazanız mübarek olsun diyorum ve hepinizi Allah’a emanet ediyorum.