“Ottoman America” Belgesel Tanıtım Programında Yaptıkları Konuşma

23.09.2021

Değerli hanımefendiler, beyefendiler;

Sizleri saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. “Osmanlı’nın Amerika’sı” belgeseli tanıtım programı vesilesiyle, Türkevi’nde bir araya gelmekten büyük mutluluk duyuyorum.

Bu çalışma, Amerika’daki Türk tarihini aydınlattığı gibi, tarih bilimine de büyük bir katkı sunuyor.Bugün adeta gizli kalmış bir hazinenin sandığını açıyoruz. Bu kıymetli eserin hazırlanmasında emeği geçen akademisyenlerimize ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığına hassaten şükranlarımı sunuyorum. Hepiniz hoş geldiniz, sefa getirdiniz.

Değerli konuklar;

Tarih, insanlığın hem bugünü hem de yarını için hayati öneme sahip bir bilim. En başta, içinde bulunduğumuz dünyayı anlamak için, geçmişle iletişim kurmak zorundayız. Geleceğimizi ne yönde tayin edeceğimiz de, yine bu geçmişi anlamaktan geçiyor.

Göç, insanlıkla var olmuş bir hareketliliktir. Dünya, yeni başlangıçlara yürüyen sayısız insanın ayak iziyle doludur. Amerika özelinde ise, göçün çok daha derin anlamları var.

Dünyanın hemen her yerinden insan, yeni bir hayatın umuduyla, bu kıtaya göç etmiştir. İçinde barındırdığı farklılıklarla Amerika, geniş bir kültür mozaiği haline gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Türkler de bu kervana katılmıştır.

Türk, Kürt, Ermeni, Yahudi ve Rum göçmenler, bu yola beraber çıkmış ve Amerika’da da bir arada kalmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu’nun çok kültürlülüğünü, bu göç serüveninde de görüyoruz.

Memleketteki dostluk ve komşuluk ilişkilerini buraya taşımışlardır. Endüstrileşme sürecinde, emekleriyle, alın terleriyle yer almışlardır.

Tabii, göç dediğimiz tecrübe, son derece zorluklarla dolu. Mesela, gurbet, öyle bir kelimedir ki, duyan herkesin içini titretir. Gurbetin içinde hasret, özlem, hafızaya tutunmak, anne kokusu ve türküler vardır.

Gerçekte dönemese de, vatana ‘bir gün dönmek fikri’ hep baki kalır. Vatana bağlılık, gönüllerden hiçbir zaman silinmez.

Mesela, 1. Dünya Savaşı başladığında, Amerika’daki Türklerin, maddi birikimlerini ülkelerine göndermeleri, aradaki binlerce kilometrenin bizi hiç ayırmadığının ispatıdır.

Yurtdışı ziyaretlerimde, sıklıkla başka ülkelerin diasporasına mensup insanlarla temasım oluyor. Bugüne kadar şaşmaz bir şekilde gördüm ki, ikinci, üçüncü nesil göçmenler dahi, yani başka bir ülkede doğup büyüyenler de, memleketi için bir şeyler yapma arzusunda.

Kısacası, insanın vatanıyla arasındaki görünmez göbek bağı hiç kopmuyor.  Bugün, Amerika’da yaşayan Türkler arasında çok büyük işlere imza atmış insanlarımız var. Hepsi medar-ı iftiharımızdır.

Spor dünyasından iş dünyasına, yön tayin eden işler yapıyorlar. Keza, en prestijli üniversitelerdeki akademisyenlerimiz, bilimin farklı dallarında üstün başarı gösteriyorlar. Ne kadar gurur duysak az.

Buradaki her insanımızın varlığı, Türk – ABD ilişkilerine katkıdır. Bu varlığın gittikçe güçlenmesi, ilişkilerin geliştirilmesi en büyük arzumuzdur. Bu belgeselin sunduğu tarihsel dayanağın, Amerika’daki Türkler için de çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Azmin, sebatın, alın terinin, yeniden başlama cesaretinin ve bazen hayal kırıklığının ve acının tarihini bilmek, son derece önemli. Nice hikâye, gün yüzüne çıkmayı bekliyor. Umarım, yıllara yayılan büyük bir emeğin toplamı olan bu belgesel, göç tarihimizi kayıt altına alacak bir müzenin kurulmasına da vesile olur.

Değerli misafirler;

Farklılıklara rağmen, birlikte yaşama ve ortak insani değerlerde buluşma, insanlığın verdiği en büyük sınavdır. Bildiğiniz gibi, Türkiye, tarihsel olarak her zaman göçmenlere kapılarını açık tutmuş bir ülkedir.

Tabii, birine kapınızı açmak için önce gönlünüzü açmanız gerekir. Bu anlamda, topraklarımız, savaştan, siyasi baskıdan, ekonomik zorluklardan kaçan sayısız insanın sığınağı olmuştur.

Kadim tarihimiz, farklı milletlerin aynı bayrak altında huzur ve güven ortamı içinde yaşayabildiği üstün bir başarı hikâyesidir. Bugün dahi, Türkiye, 4 milyona yakın sığınmacıya ev sahipliği yaparak, dünyanın ağır yükünü omuzluyor.

O nedenle, inanıyorum ki, göç tarihi üzerine yapılan çalışmalar, insanlar arasındaki empatiyi artırmada önemli rol oynayacaktır. Öteki demeye son verdiğimiz, barış içinde kardeşçe yaşadığımız bir dünyanın kapılarını aralayacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle, hepinizi kalbi muhabbetlerimle selamlıyorum. Soydaşlarımızla, Türkevi’nde bir araya gelmenin mutluluğunu bir kez daha ifade etmek istiyorum. Ülkemizde de, yeniden biraraya gelmeyi temenni ediyorum. Programda emeği geçen tüm kişi ve kurumlara şükranlarımı sunuyorum. Kalın sağlıcakla.