Asırlık Tariflerle Türk Mutfağı Kitabı Lansman Konuşması

04.09.2021

Değerli Hanımefendiler, beyefendiler;

Hepinizi muhabbetle selamlıyorum.

Bugün, Asırlık Tariflerle Türk Mutfağı kitabının tanıtım toplantısı için bir aradayız. Böylesine heyecan verici bir projenin hayata geçtiğini görmek, gerçekten büyük mutluluk! Her biri, birbirinden değerli şeflerimiz ve akademisyenlerimiz çok titiz bir çalışma yürüttüler. Zengin mutfak kültürümüzün hak ettiği yeri bulması için büyük bir özveri gösterdiler.

Bu güzide eserin hazırlamasında emeği geçen herkese, projeyi yürüten Kültür ve Turizm Bakanlığımıza, destek veren Türkiye Turizm ve Tanıtım Geliştirme Ajansı’na  teşekkür ediyorum. İnşallah bu kitap, dünyanın önemli kütüphanelerinde, gastronomi raflarında yer alacağı gibi, kültürel diplomasi alanında da yeni bir köprü olacaktır. Hepiniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz!

Kıymetli misafirler;

Yemek, kültürdür. Her toplumun milli kimliğidir. İnsanlar arasında iletişimi ve dostluğu pekiştiren en hızlı yoldur. Duygularımızın taşıyıcısıdır. Doğumdan, düğünlere, birçok özel ânı, yemek kültürümüzle taçlandırırız. Etrafında toplandığımız sofralar, bizi birbirimize dost kılar.

Atasözlerimizde bu tecrübeyi aktaran nice güzel söz vardır. “Bir kahvenin kırk yıl hatırı olması”, vefanın, sadakatin ve hoşgörünün habercisidir.  “Tatlı yiyip tatlı konuşmak”, mutfak kültürünün barışı tesis etmedeki gücünü ifade eder.

Geleneğimizde, misafire, yabancıya, yolcuya sofra kurmak, gönüller arasına asılan bir köprüdür. İkram kültürümüz, dillere destandır. Böylesi bir yaşam kültürüne sahip olduğumuz için gerçekten çok şanslıyız!

Sofralar, aile bağlarını kuvvetlendirir. Dostluk bağlarını mayalar, büyütür. Bayram sofralarının verdiği sevinci hangimiz unutabiliriz? Gurbette olduğumuzda, hiçbir şey memleket yemeğinin yerini tutmaz. Ekmeğin kokusu, hasretleri giderir. İşte tüm bu sebeplerle mutfak, küreselleşen dünyada özel konumunu koruyabilen nadir değerlerdendir.

Değerli misafirler;

Yaşadığımız çağ, iletişimin yıldızının parladığı bir çağ. Küreselleşme ve iletişim teknolojileri, birbirimize erişimi çok kolaylaştırdı. Kültürel alışveriş, herkesin deneyimi oldu. Bu süreçte mutfak, hem bir sektör hem de bir diplomasi aracı olarak önemli roller üstlendi. Gastro-diplomasi, son yıllarda tüm dillerde yerini aldı. Ulusal mutfak, toplumların yumuşak gücü olarak konumlandı.

Bunun yanında, turizmin lokomotif bir kuvveti haline geldi. Metropollerde, etnik restoranlar, bir cazibe merkezi haline gelmiş durumda. Bu restoranlar, aynı anda kültürel diplomasinin yürütüldüğü, yabancıların tanış olduğu mekânlar.

Bir araştırmada, farklı ülke mutfaklarına ait yiyecekleri tüketenlerin yüzde 57’sinin, o ülkeye ve kültüre dair görüşlerinin olumlu yönde değiştiği saptanmış. Yabancı bir ülkeye ait restorana gittiğinizde, o ülkenin kültürüne dair büyük bir iç-görü kazanırsınız. Ben de bunu yurtdışında sıklıkla tecrübe etmişimdir.

Dolayısıyla, lezzet dünyasında kendini ön sıralara yerleştirenlerin, tüm dünyanın kalplerini kazandıkları aşikârdır. Uluslararası platformda, hem imaj oluşturma hem de marka haline gelmenin yolu yine mutfaktan geçiyor.

Bu kapsamda Türk Mutfağına baktığımızda, elimizde ne kadar zengin bir potansiyelin olduğunu görebiliriz. Anadolu’da binlerce yıla yayılan ve birçok katmana sahip kadim bir tarihimiz var.

Birçok medeniyetin doğumhanesi olmuş topraklarımızda, mutfağımızın da yüzlerce yıllık bir geçmişi var. Türk mutfağı, asırlardan beri ocaktan tüten bir bilgelik birikimidir. Her bir lokma, tarihsel deneyimimizden ve inanç dünyamızdan muhtevalar taşır.

Reçetelerimiz, insanın ruh ve bedeni arasındaki hassas dengeyi gözeten şifa kaynaklarıdır. Adeta başlı başına bir eczanedir! Bildiğiniz gibi, geleneksel reçetelerimizin birçoğu hekimlerle oluşturulmuş. Şifahanelerde, hekimlerle, işinde mahir aşçıların birlikteliğini görürsünüz.

Oysa bugün, endüstrileşmiş küresel mutfak, insan sağlığını tehdit eder vaziyette. Her yıl, kronik hastalıkların sebep olduğu milyonlarca ölümün temelinde yanlış beslenme var.

Türk mutfağı ise kaynayan tencerelerinde, turşu küplerinde, sirkelerinde ve şerbetlerinde şifa sunuyor. Dünyayı her gün daha çok hastalandıran fast food kültürüne karşı, yerel mutfakların çözüm merkezi haline gelmesi çok sevindirici.

Bu anlamda, dünyanın her yerinde büyüyen bir ilgi var. Ben de şehir ziyaretlerimizde valilerimize, yerel yönetimlerimize, STK’larımıza bunu tavsiye ediyorum. Her şehrimizin bir gastronomi kitabı, rehberi olmalı.

Türk mutfağı, yeme içme trendlerinin tümüne cevap verir durumdadır. Özellikle, hızla yükselen vejetaryen yönelimler için, mutfağımız sınırsız seçenekler sunuyor. 

Bunun yanında, kalan her parça yiyeceğin, bambaşka bir ürüne dönüşebildiği bir mucizeye sahibiz. Yani gıdanın korunması da doğal olarak gerçekleşiyor. Tabii bu da yemeği bir tüketimden öte, bir bilgeliğe dönüştürüyor.

Ülkemizdeki iklim çeşitliliğinin ve verimli toprakların sunduğu yüksek bir ürün çeşitliliği var. Envai çeşit yabani ot, mantar, sebze ve meyve, mutfağımızı bir şölene çeviriyor.

Kendi bölgesinde yetişen ürünlerle hazırlanan yemekler, kültürün ve tarihin portresi haline geliyor. Bu anlamda da, yemeklerimizin birçoğunun coğrafi işaret alabilecek nitelikte olduğuna inanıyorum.

Kıymetli konuklar;

Türk mutfağının diğer ülke mutfakları arasında çok ayrı bir yeri var. Ancak bu şöhret, sadece birkaç çeşit yemeğimizle sınırlı kalırsa, mutfağımızın asırlarla ölçülen tarihine büyük haksızlık olur diye düşünüyorum.

Zira biliyorsunuz, Türk aşçılarımızın başarıları dünyaya mal olmuş durumda. Dünyanın en önemli gastronomi yarışmalarında şampiyonluk elde etmiş gastronomi yıldızlarımız var.

Türk aşçılarımızın açtığı restoranlardan, dünyanın en iyi 50 restoranı listesine girenler var. Yine, Michelin yıldızı ve bu alanda dünyanın önde gelen ödüllerini almış aşçılarımız mevcut. Gaziantep’imiz, Hatay’ımız ve Afyon’umuz, UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı içerisindedir.

Abugannuş, oruk, künefe, lokum, kaymak, sucuk ve pöç, UNESCO tarafından koruma altına alınan yemeklerimizdir. Türk Mutfağı, daha nice büyük keşiflerin yapılabileceği bir derya…

Aşçılığın, gençlerimiz arasında tercih edilen bir meslek olması da çok sevindirici. Bu zengin kültür mirasıyla çok büyük başarılara imza atacaklarından eminim.

Asırlık Tariflerle Türk Mutfağı kitabının, Türk mutfağının dünyaya tanıtımına anlamlı bir katkı sunmasını ümit ediyorum.  İlk kez, bir Türk Mutfağı Haftası ilan edilmesini de son derece önemli buluyorum.

İnşallah bu gelişme, coğrafyamızın lezzetlerle dolu güzergâhlarında, muhteşem yolculukların vesilesi olacak. Türk Mutfağından en kısa zamanda, büyük ve uluslararası yeni markalar doğmasına katkı sağlayacak.

Hülasa işimiz yeni başlıyor. İnanıyorum ki, Türk Mutfağı, sağlıklı, geleneksel ve atıksız yönleriyle dünya mutfaklarında öncü bir yer edinecek. Bu güce inanır, elbirliği yaparsak, gastro-diplomasi alanında yeni rekorlar kırabiliriz.

Bu duygularla sözlerime son veriyorum. Kitabın hazırlanmasına katkı veren şeflerimize, hocalarımıza hassaten teşekkür ediyorum. Heyecanımızı paylaşarak aramıza katılan gastronomi sektörünün önemli temsilcilerine, medya mensuplarına, yazarlarımıza şükranlarımı sunuyorum. Hepinizi sevgi ve muhabbetle selamlıyorum. Kalın sağlıcakla!