Sayın Hanımefendi’nin Gastronomi Kitabına Katkı Verenlerle Öğle Yemeği Konuşması

18.09.2020

Değerli Hanımefendiler, Beyefendiler,

Hepinizi en kalbi duygularla selamlıyorum. Sizlerle birlikte olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum.

Hepiniz hoş geldiniz!

Sizler, gastronomi kültürümüzün en tanınan yıldızlarısınız. Zengin mutfak mirasımıza sahip çıkma misyonuyla, önemli gayretler içindesiniz. Öncelikle, bu sebeple sizlere teşekkür ediyorum.

Bugün, buluşmamıza vesile olan “Asırlık Tariflerle Türk Mutfağı” kitabımıza verdiğiniz katkılar nedeniyle ise, herbirinize müteşekkirim. İnanıyorum ki, bu ortak çaba sayesinde, mutfak kültürümüzü çeşitli yönleriyle yurtdışında tanıtabileceğiz.

Zengin mutfak kültürümüzü layıkıyla tanıtma gereğini, en çok yurtdışına çıktığımda hissediyorum. Afrika’dan Latin Amerika’ya, Uzakdoğu’dan Avrupa’ya yaptığımız tüm ziyaretlerde görüyorum ki, mutfağımızın üstüne bir mutfak gerçekten yok! Bolluğun ve bereketin coğrafyası Anadolu’yu tanıtmanın en etkili yolu da, gastronomi.

Başka mutfaklarda tek bir ana renk varken, bizim gastronomi tarihimiz geniş bir coğrafi deneyimin ve renkli bir kültür mozaiğinin ürünüdür. Bu çeşitlilik, hoşgörü kültürümüzün izlerini de taşır.

Katalanlı bir yazarın çok güzel bir sözü var; “Yemek sanatı, tencereden seyredilen coğrafyadır” der. İşte bizler de, bu coğrafyanın zenginliğini, ayırıcı vasıflarını gastronomi üzerinden tanıtma sorumluluğu içindeyiz.  

Bizim kültürümüzde, yemeğin karın doyurmanın çok ötesinde anlamları var malumunuz. Hayatın kılcal damarlarına nüfuz eden, yazılı olmayan, fakat herkesçe konuşulan hayli zengin bir dili var.

Cenaze evinde helva kavurmanın, hastaya çorba yapmanın, bayram sofralarını baklava ile şenlendirmenin ifade ettiği nice duygu var.

Her bir tarifimiz, içinde nice güzel tat ve aroma yanında hikayeler de barındırıyor.

Güçlü toplum yapımızın zemininde büyük sofraları, paylaşmayı ve dayanışmayı bir yaşam biçimi olarak öğütleyen mutfağımızı görüyoruz.

Öte yandan, bizim kültürümüzde yemek bir şifa aracı. Osmanlı mutfağında birçok reçetenin hekim tavsiyesi ile oluşturulduğunu biliyoruz. Etin, meyve ve pirinç ile buluşmasının, sağlıkla ilgili bir nedeni var malum.

Bu anlamda Türk Mutfağı, insanın kendi bedenini tanıması, cismaniyetinin şifrelerini çözmesi için de, bir yaşam rehberi.

Dolayısıyla, kitabımızın başlığı olan “asırlık tarifler”, bize Türk Mutfağının uzun bir tarihe yayılan bir bilgelik yolculuğu olduğunu da fısıldıyor.

Fakat ne yazık ki, yemeğin endüstrileşmesi, bizi beslenmenin özünden, ruhundan ve ahlakından da kopardı. Fast food kültürü, bugün maalesef, dünyayı hasta ediyor. Kronik hastalıklar yüzünden, her yıl gerçekleşen milyonlarca ölümün ardında, yanlış beslenme kültürü olduğunu biliyoruz.

Çok şükür ki, dünya bugün yeni bir uyanışın eşiğinde. Geleneksel mutfaklara hızlı bir dönüş var. İnsanlar yemeğin aynı zamanda bir yaşam sanatı olduğunu yeniden hatırlıyorlar.

Bunun yanında, doğayla uyum içinde yaşamanın formüllerini arıyorlar. Çevre krizinin etkilerini azaltacak, sürdürülebilir hayatlar inşa etmeye çabalıyorlar. Yeme içme alışkanlıklarını değiştiriyor, israfın olmadığı mutfak anlayışını oturtmaya çalışıyorlar. Çünkü, küresel olarak her gün tonlarca yiyecek çöpe atılıyor. Bunun, çevre ve vicdanlar üzerinde ağır bir yükü var.

Tabi bu tablo, yeme içmenin, medeniyet değerlerinden uzak, hazcılığa varan vahim bir noktaya ulaştığını gösteriyor bize.

Oysa bizim mutfağımızda, ezelden beri tek bir lokmanın bile israf edilmesini önleyecek nice reçete var.

Atıksız mutfak anlayışı, doğaya saygımızın yanında, edep ve adap kültürümüzün de yansımasıdır.

Değerli Misafirler,

İnsanlık, yürüdüğü yolda her zaman yeni arayışlar içinde olmuş ve sürekli bir şeyler denemiştir.

Bazen dener başarırız, bazen dener yanılırız.

Yirminci yüzyılda, tüketim toplumunun ürettiği yeme içme alışkanlıkları, ne yazık ki insanlığın en büyük yanılgılarından oldu.

İşte bu nedenle, medeniyet geçmişimizi, arkeolojik bir çalışma titizliğiyle daima araştırmalı, doğunun ve batının görgüsünü buluşturmalıyız.

Tam da bu noktada, aşında tuz ve şeker kadar duygu ve kültür de olan Türk Mutfağının, dünyaya, ihtiyacı olan bilgeliği sunacağına inanıyorum.

Tüketim toplumunun açtığı hasarlara, irfan dolu mutfağımız şifa olsun inşallah.

Kitabımız bu yolda atılmış büyük bir adımdır. İnşallah bu adımın devamı da gelecek, bu alanda yeni girişimlerde bulunacağız. Şimdilik ilan etmiyoruz ama sizler bilin; büyükelçiliklerimiz kanalıyla hayata geçireceğimiz, Birleşmiş Milletler ajandasına da taşıyacağımız, Türk Mutfağı Haftası ilan etmek istiyoruz. Binlerce yıllık bu birikimin insanlığa büyük bir katkı sunacağına inanıyorum.

Ve son olarak, buğdayın bereketinin topraklarımızdan hiç eksilmemesi dileğiyle, sözlerime son veriyorum.

Sizleri sevgi ve muhabbetle selamlıyorum.

Afiyet olsun!