Sayın Hanımefendi’nin 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü Video Mesajı

25.11.2020

Değerli Hanımefendiler, Beyefendiler,

Hepinizi en kalbi duygularla selamlıyorum.

Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü vesilesiyle, biraraya gelmeyi arzu etmiştik. Ancak ağırlaşan pandemi şartları sebebiyle, toplantıyı çevrimiçi yapmanın daha doğru olacağını düşündük. Tüm misafirlere, katılımları nedeniyle teşekkür ediyorum. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımıza böyle bir buluşma tertiplediği için şükranlarımı sunuyorum. Toplantının hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Kıymetli Konuklar,

Burada bulunan herkesin, kadına yönelik şiddet denen insanlık suçu ile mücadelede tek yürek olduğunu biliyorum.

Kadına yönelik şiddet, sadece ülkemizde değil, dünyanın her yerinde karşımıza çıkan büyük bir yaradır. Aslında bir anlamda küresel bir pandemidir.

Şimdi size rakamlar vererek bu insanlık suçunu sayısallaştırmak istemiyorum. Zira şiddet gören tek bir kadın bile olsa, vermemiz gereken mücadele yine aynıdır.

Bir kadına kalkan el, hepimize kalkıyor. Bir kadından dökülen bir damla kan, bizim de damarlarımızı boşaltıyor.

O yüzden, kadın ve şiddet kelimelerinin yan yana geldiği cümleler, sonsuza kadar ortadan kalkmadıkça, huzurumuz tam olamaz.

Bu sorunla mücadelede dur durak bilmeden çalışmak durumundayız. Daha da önemlisi, topyekün bir mücadele vermeliyiz. Devlet, sivil toplum, medya ve diğer tüm paydaşların bu mücadelede yerini alması gerekiyor.

Siz kıymetli konuklar, ülkemizin ekranlardan tanıdığı ve çok sevdiği yüzlersiniz.

Aramızda çok değerli oyuncular, yazarlar, akademisyenler var.

Sizlerin ağzından, kaleminden dökülecek en ufak bir sözün, göstereceğiniz örnekliğin değeri, paha biçilmez.

Dolayısıyla istedik ki, medyanın ve bilhassa televizyon dizilerinin, şiddetle mücadelede etkin bir araç haline gelmesi için, ortak bir akıl oluşturalım.

Bildiğiniz gibi televizyon, yarım asırdır hayatımızda.

Raporlar, ülkemizde günlük ortalama 3 saat 34 dakika televizyon izlendiğini söylüyor.

Televizyon hala tüm dünyada en etkili kitle iletişim aracı.

Çıktığı ilk dönemlerde, hayattan kareler ve haberler paylaşan bir araçtı.

Şimdi ise, toplumun düşünüş ve yaşayış biçimini belirleyen hakim bir güç haline geldi.

Fakat, bu kadar güçlü olması, paralel biçimde olgunluk kazandığı anlamına gelmiyor.

Siz de takdir edersiniz ki, medya dilinin, filmlerde ve dizilerde kullanılan temaların maalesef şiddeti besleyen bir yanı var.

Araştırmalar, televizyon yayınlarında sergilenen şiddetin, davranış bozukluğuna yol açtığını ve şiddeti özendirdiğini açıkça ortaya koyuyor.

Haber başlıklarında kullanılan, “öfkelenen koca, cinnet geçiren eş” gibi ifadeler, aslında işlenen suça peşinen bahane sunuyor.

Daha çok ilgi çekiyor diye, şiddet ve korku ön plana çıkartılıyor. Ne olur, insanlık onurunu reytinge kurban etmeyelim!

Katiller, mafya babaları, zorbalar rol model gibi lanse edilmesin.

Elbette hayatın içinde bunlar da var. Bunları görmezden gelerek steril bir kurgu dünyası oluşturamayız.

Zaten, her şey zıddıyla kaimdir. Gece olmadan gündüzün aydınlığı zahir olmaz. Ama unutmayalım ki,gündüzün geceden çok daha uzun sürdüğü günler vardır.

Biz insanlık hallerini anlatırken, insanın karanlık yönleri yerine, iyiliği ve güzelliği merkeze alabiliriz.

Hikâyelerimizde kötü olanı da işleyebilir ama kötü olanı süsleyip, bunlara popüler anlamlar yüklemekten vazgeçebiliriz.

Kadına şiddetin komedisini yapmak, uygulanan şiddeti kahkaha efektleriyle vermek, insanları şiddete güler hale getiriyor.

Eğlendirmek adına, şiddeti normal kılan ve evcilleştiren yaklaşımlar, insanların ruh dünyalarını çoraklaştırıyor.

Bugün karşımıza çıkan şiddet olaylarında, insanların maruz kaldığı imajların çok büyük etkisi olduğu, inkar edilemez bir gerçek.

Üzülerek söylüyorum ki, şiddetin tırnak içinde, ‘estetik’ bir anlatım kazanması maalesef revaçta.

Değerli misafirler,

Karakterlerin, izleyici dünyasında ne kadar önemli bir rol oynadığını, sizler herkesten çok daha iyi biliyorsunuz.

Kullanılan aksesuardan tutun, saç modellerine, mimiklere kadar birçok şey moda haline geliyor. Pazarlama unsuru oluyor.

Bunun hem yapıcı, hem de yıkıcı etkisi olan büyük bir güç olduğunun farkında olmalıyız.

Kıymetli Katılımcılar,

Pek çok şeyin masumiyetini kaybettiği bu çağda, medya, televizyon ve sinema gibi araçları toplumun yararına kullanmak bizim elimizde.

Ülkemiz, Amerika’dan sonra, dünyada en çok dizi ihraç eden ülke konumunda. Gelin biz bu dizilerle tüm dünyaya merhameti, sevgiyi ve insani değerleri ihraç edelim.

Bilhassa aileyi merkeze alan, medeniyet değerlerimizle örtüşen prodüksiyonlara hasret olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Aile, toplumların görünmez kaleleridir. Bir toplumun aile bütünlüğü tamsa, değerleri etrafında kenetlenmişse, o toplumu kimse yıkamaz.

İnsanın hayat yolculuğu gerçekten çok zorlu.

Bu zorlukların altından kalkmak için ilham veren hikâyelere ve kahramanlara her zaman ihtiyacımız var.

O zaman nasıl kahramanlar üreteceğimiz, tamamen bir tercih meselesi haline geliyor.

Belki de, delikanlı olan, belinde silah taşıyan değil, sokak hayvanlarına mama taşıyan adamdır.      

Makbul olan, caddelerde arabasıyla yarış yapan değil, sabahın ilk ışıklarına kadar çalışan bilim insanıdır.

İlham veren, evini terk eden isyankar gencin şöhret yolculuğu değil, ücra bir köyün çocuklarına ilim taşımak için yola çıkan genç öğretmenin yolculuğudur.

Ailenin normali, bilgisayar ekranına mahkûm olmuş yapayalnız çocuklar değil, aile bireylerinin birbirlerine karşı sevgi ve merhameti yeşerttiği ortamlardır.

Güçlü erkek, gücü kadına yeten değil, sevgisiyle ailesine güç olandır.

Bu dileklerle sözlerime son verirken, toplumsal barışa ve huzura katkı sunan yapımlar beklediğimizi tekrar ifade etmek istiyorum.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Toplantının verimli geçmesini temenni ediyor, başarılar diliyorum.

Kalın sağlıcakla!