Milli Egemenliğin 100. Yılında Türk Kadını Oturumunda Yaptıkları Konuşma

03.03.2020

Değerli Hanımefendiler, Beyefendiler,

Hepinizi en kalbi duygularla selamlıyorum.

Milli Egemenliğin yüzüncü yılı vesilesiyle bu tarihi mekanda sizlerle bir arada olmaktan büyük mutluluk duyuyorum.

Her şeyden önce, İdlib’te şehitlik makamına eren Mehmetçiğimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Rabbim ailelerine sabırlar ihsan eylesin. Milletimizin başı sağ olsun.

Aziz vatanımız ve şanlı bayrağımız uğruna canlarını feda eden tüm şehitlerimizi ilelebet minnetle anacağız.

Akif’in dediği gibi, sıksak şüheda fışkıracak bu toprakların her bir karışında, şehitlerimizin kanı var.

Bu vesileyle, İstiklal Mücadelemizin başkomutanı, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, kahraman silah arkadaşlarını ve kadınıyla erkeğiyle, vatanı canından üstün tutmuş tüm şehitlerimizi, rahmetle yad ediyorum.

Ruhları şad olsun!

İçinde bulunduğumuz mekan, kuşkusuz insanda derin manevi hisler uyandırıyor.

Yüzüncü yılında dimdik ayakta duran bu Meclis, Türk insanının bağımsızlık aşkının bir abidesidir.

Bildiğiniz gibi, Milletimiz tarihin hiçbir döneminde bağımsızlığını kaybetmemiştir.

 “Ya istiklal ya ölüm”, yaşamanın ancak hürriyetle mümkün olduğunu bilen şerefli ve haysiyetli bu milletin parolası olmuştur.

Değerli Misafirler,

Bugün bilhassa, Milli Egemenliğin yüzüncü yılında son derece özel bir karaktere sahip Türk kadınını konuşmak için bir aradayız.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, kadınlarımızın Milli Mücadeleye verdiği hizmetleri anlatırken kurduğu şu cümleler, bu karakterin en güzide tanımıdır.

 “Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir milletinde Anadolu köylü kadınının fevkinde kadın mesaisi zikretmek imkânı yoktur. Ve dünyada hiçbir milletin kadını ‘Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, Milletimi halâsa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar hizmet gördüm’ diyemez.” 

Evet, şüphesiz ki Milli Mücadele zaferine kadınlarımızın cesareti, dirayeti ve vatan sevgisi damgasını vurmuştur.

Onlar bir yandan tarlayı sürüp ailelerine bakarken, bir yandan kundaktaki bebeklerini sırtlarına bağlayıp cepheye kağnılarla malzeme taşıdılar.

Yaralılara baktılar.

Yeri geldi cephede savaştılar.

Çocuklarına olduğu kadar, vatanlarına da ana oldular.

Sadece cephede değil, fikir hayatında da istiklal düşüncesinin bayrağını dalgalandırdılar.

Erzurumlu Kara Fatma, Halide Edip Adıvar, Nene Hatun, Halime Çavuş, Gördesli Makbule, Ayşe Çavuş, Nazife Kadın ve adını sayamadığınız nice İstiklal Harbi kahramanı kadınımız var.

Hepsinin aziz hatırasını minnetle yad ediyorum.

Biz bu ruhu hala dipdiri içimizde taşıyoruz.

Öyle ki, 15 Temmuz’da, demokrasimize yapılan hain saldırıda bu cesur ruh adeta yüreğimizin derinliklerinden dışarı fışkırmıştır.

Bir asır sonra yeniden, memleketin her bir köşesinde, Türk kadınının elinde bayrağı, kalbinde bağımsızlık sevdasıyla direndiğine şahit olduk.  

Demokrasimize göz dikenlerin hezimete uğratılmasında, Kara Fatmaların ve Nene Hatunların ölümsüz olduğunu, onlarla aynı ruhu taşıdığımızı gördük.

Yazdıkları destan, milletimizin onurlu tarihine yeni bir bölüm olarak eklendi.

Anladık ki, ay yıldız hepimizin kalbine dağlanmıştır.

Vatan ve bayrak sevgisi, nesilden nesle çoğalarak geçen en değerli mirasımızdır.

Bu miras, bekamızın da teminatıdır.

Kıymetli Konuklar,

Yine bu mecliste, Türk kadınına dünyanın birçok ülkesinden önce seçme ve seçilme hakkı verilmiştir.

Ülkemiz için bir milat olmuştur.

Türk kadını, bu hakkın ne kadar önemli olduğunu kavramış ve vatanı için çalışmaktan asla geri durmamıştır.

Böylelikle aziz ülkemizin kurulmasında olduğu gibi, bugünkü Türkiye haline gelmesinde de, kadınlarımız birçok alanda önemli işlere imza atmıştır.

Çünkü toplumsal ilerleme, ancak kadınların sosyal, siyasi ve ekonomik hayatta yer almasıyla başarılabilir.

Artık tüm kadınlarımız, kılık kıyafetine, etnik aidiyetine bakılmaksızın, hiçbir ayrımcılığa maruz kalmadan eğitim ve iş hayatına katılabilmektedir.

Bakın bugün aramızda farklı etnik kökenlere, değişik yaşam tarzlarına sahip, siyasi tercihleri farklı kadın milletvekillerimiz, muhtarlarımız, öğretmenlerimiz, girişimcilerimiz ve belediye başkanlarımız gibi, toplumun önde gelen kadınları var.

Türkiye’nin ihtiyaçlarını kadın bakış açısıyla görüyor, Türkiye’yi hak ettiği geleceğe taşıyacak icraatları gerçekleştiriyorlar.

Yaptıkları işler, ülkemizin başarı yoluna ekledikleri kilometreler ortada!

Bununla beraber, kadınlarımız artık sadece birer çalışan değil, ekonomiye yön veren girişimcilerdir.

İhracatta elde ettikleri başarılarla, ekonomik büyümenin lokomotifi oluyorlar.

Bilim alanında yaptıklarıyla, milli teknoloji hamlesine ivme katıyorlar.

Akademilerde, medeniyetimizin muhafızı münevver kadınlar yetişiyor.

Kadın sporcularımızın başarıları sayesinde, İstiklal Marşımızı tüm dünya dinliyor.

Kadın sanatçılarımız, doğudan yükselen ışığı parlatıyor.

Sivil toplum gönüllüsü kadınlarımız, toplumuzu güçlendirmek yanında, dört kıtada dökülen gözyaşlarını siliyorlar.

Ne kadar gurur duysak az!

İşte tüm bu kadınlar, binlerce yıllık tecrübenin, irfanın ve Anadolu ruhunun taşıyıcılarıdır.

Bizi biraraya getiren, dün olduğu gibi bugün de tartışılmaz ortak noktamız olan vatanımızın birliği, devletimizin bekası, milletimizi muasır medeniyetler seviyesine taşıma ülkü ve heyecanıdır.

Dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olma hedefimizi, birbirimize omuz vererek yakalayabileceğimize inanıyorum.

O nedenle bilhassa karar verici mekanizmalarda kadınlarımızın sayısının hızla artmasını diliyorum.

Kadın aklının coğrafyası, engindir. Geleceğin dünyası, bu coğrafyanın fikriyatıyla şekillenecektir.

Değerli Misafirler,

Türkiye “benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var” diyen insanlarıyla çok büyük bir ülkedir.

Tarih boyunca olduğu gibi, bugün de aleyhimize oynanan tüm oyunlara rağmen, bulunduğumuz coğrafyada dimdik ayakta kalmaya devam edeceğiz.

Bundan yüz yıl önce olduğu gibi, bugün de inancımızdan ve medeniyet değerlerimizden aldığımız güçle, geleceğe milli şuurla yürüyeceğiz.

Ve bu yürüyüşte, güçlü Türk kadınları, ülkemizi 21. yüzyılın parlayan yıldızı yapacak öncüler olacaklar.

Bu vesile ile 8 Mart Dünya Kadınlar gününüzü şimdiden kutluyorum.

Sözlerime son vermeden önce, tüm milletimizi, özellikle gençlerimizi, bu tarihi mekanı, Cumhuriyet Müzesini ziyaret etmeye davet ediyorum. Eminim ki, şu duvarlar hepimize çok şey fısıldayacak, millet olmanın şuurunu bizlere yeniden hatırlatacaktır.

Bu duygularla sözlerime son veriyor, sizleri sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Gelmiş geçmiş tüm şehitlerimizin ruhu için hepinizi bir Fatiha okumaya davet ediyorum. Amin!