Sayın Hanımefendi'nin Kadın İl Müftü Yardımcıları Ve Baş Vaizlerle Öğle Yemeği Konuşması

18.02.2020

Değerli Hanımefendiler,

Kıymetli Kardeşlerim,

Hepinizi en kalbi duygularla selamlıyorum. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi üzerimize olsun!

Hoşgeldiniz, sefalar getirdiniz!

Bugün milletin evinde sizleri misafir etmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum.

Sizler çok büyük bir sorumluluğun taşıyıcılarısınız.

Hayat denen bu zorlu yolculukta, bizlere, Kuran ayetlerinin nuruyla rehberlik ediyorsunuz.

Sizin ağzınızdan dökülecek her bir kelimeye, göstereceğiniz örnekliğe bütün toplumun ihtiyacı var.

Çünkü beslendiğiniz kaynak, yüce Kitabımız Kuran,hayatın kalbidir.

Öte yandan sizlerin şahit olduğu olaylar, iletişim kurduğu kişiler ve kulak verdiği herşey, toplumumuzun gerçek hikayesidir.

Yaşadığımız çağda, karşımıza her gün cevaplanması gereken büyük sorular çıkıyor.

Henüz elimizdekini tam yorumlayamadan bir yenisi ile tanıştığımız teknolojik gelişmeler yaşanıyor. 4. Sanayi devrimi, yapay zeka gibi önümüzde cevaplanması gereken büyük sorular var.

Bu büyük değişimi, sizlerin pratik hayatta karşılaştığınız durumlarla birlikte okumalı, yeni yaşam reçeteleri oluşturmalıyız.

21. yüzyıl, bize teknoloji gibi pekçok hediye ile birlikte büyük sorunlar da getirdi. İnsanlığın içine düştüğü kaosuve çaresizliği hep beraber görüyoruz. Bunların siyasi, sosyal temelleri olduğu gibi, bireysel temelleri de var.

Bildiğiniz gibi, bugün her yerde en çok konuşulan başlıklardan birisi çevre krizi.

Çevre krizinin hazırladığı hazin sonun etkilerini şimdiden hepimiz tecrübe ediyoruz.

Tüm dünya bu konunun anlaşılması ve kötü gidişatın tersine çevrilmesi için çareler arıyor.

Avrupa Birliği Çevre Programı ve birçok büyük uluslararası kuruluş, dinlerin çevre kriziyle mücadelede ne kadar önemli bir rol oynadıklarının farkına varmış durumda.

O nedenle din alimlerini ve inanç liderlerini çevre politikalarına dahil etmeye çalışıyorlar.

Bizim dinimiz, insanın tabiatla olan ilişkisini en iyi anlatan ve en hassas biçimde düzenleyen dindir.

Bugün hayatımıza yeni bir tanım olarak giren,sürdürülebilir yaşam kriterleri, aslında İslam’ın özüdür.

İsraftan kaçınmak, ölçülü yaşamak, yeme içmeden tutun doğal kaynakların kullanımına kadar İslam, bize sürdürülebilir bir yaşamın sınırlarını çizer.

Değerli kardeşlerim,

Kuran-ı Kerim yaşadığımız çevre krizini doğrudan insan davranışıyla ilişkilendirmekte ve bu krizin çözümlenmesi sorumluluğunu da yine insana yüklemektedir.

Rabbimiz Rum Suresi’nde “İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu. Böylece Allah -dönüş yapsınlar diye- işlediklerinin bir kısmını onlara tattırıyor” diye buyurmaktadır.

O nedenle, hepimiz önce bu hadisedeki payımızınfarkına varmalı, sonra da ölçülü bir yaşama geri dönmeliyiz.

Bir örnek vermek gerekirse, imanımızın dışavurumu olan temizlik, bildiğiniz gibi bizler için çok önemli.

Fakat temizlik yapmak adına kullandığımız deterjanlar,yer altı sularının kirlenmesinin başlıca nedenlerinden biridir.

Bilemiyorum farkında mıyız ama doğal kaynakları kirleterek ahirette hesabını veremeyeceğimiz yüklerin altına giriyoruz.

Oysa, idrak edemediğimiz bir hakikat var; doğal kaynakların kullanımı ve muhafazası da, kul hakkına giren bir konudur.

Mesela abdest alırken, önümüzde akıp giden bir ırmak bile olsa, bize o suyu israf etmeden kullanmamız tavsiye ediliyor. Ama bugün en çok israf edilen şey sudur.

Afrika’da içecek temiz su bulmanın son derece zor olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Dolayısıyla su gibi aziz bir kaynağın adaletli kullanımı, Allah’ın razı olacağı müminler olmanın da gerekliliği değil midir?

Hac ibadeti sonrasında kutsal topraklarda arda kalan milyonlarca plastik su şişesi bu örneklerden sadece biridir.

Hal böyleyken, çevre gibi önemli konular ne yazık ki, (sizleri tenzih ederek söylüyorum) ilahiyatçılarımızın gündemine pek girmiyor.

Yine bugün en çok gündeme taşınan konulardan biri,bildiğiniz gibi hayvan hakları meselesidir.

Bu meseleyi ele alan birçok muhit, tartışmaya farklı felsefelerle yaklaşıyor.

Fakat çoğu zaman tartışmalar çözümsüz kalıyor.

Kulaklar İslam’ın bu konuda bizlere söylediklerini tam olarak işitmiyor maalesef.

Biz İslam’ın özü olan şefkat ve merhameti kalplere nakşetmedikçe, onların hakkını teslim edemeyiz.

Hayvanların haklarını teslim etmek bir lütuf değil, Cenab-ı Hakkın bize yüklediği vazifelerin idrakine varmaktır.

Sokak hayvanlarından yaban hayvanlarına kadar Allah’ın bu eserlerinin hakkını gözetmek ve güzel muamele etmek, hepimizin önce kulluk görevidir.

İslam bize tüm yaratılışın Allah’ı her an zikrettiğini söylüyor.

O zaman hayvanlara karşı uygulanan şiddet, tükenen kaynaklar ve her gün ölüme biraz daha yaklaşan doğa,bu zikrin sekteye uğraması demek değil midir?

Kıymetli Hocalarım,

Bütün bunları eminim sizler çok daha iyi biliyorsunuz. Benim burada vurgulamak istediğim, sizler gibi toplumu irşad eden öncülerin, bu konularda daha çok konuşmasıdır. Lütfen sizler bu konuların sözcüsü olun! Toplumu bu hassasiyetler konusunda daha çok aydınlatın. Unuttuklarımızı bize yeniden hatırlatın!

Kıymetli olan, medeniyet tarihimize kuşevleri bırakmış bir ecdad ile övünmek değil, bugün de geçerli o hassasiyetlerle çağın sorunlarına yeni çözümler üretmektir.

Bugün aramızda, sayıları her geçen gün artan hanım vaizlerimiz, il müftü yardımcılarımız var. Doğrusu kadınların bu konulara daha çok sahip çıkacağına yürekten inanıyorum. Bu nedenle çok umutluyum!

Sizler hayatın her alanına dokunan bir mesleğin mensuplarısınız. Makrodan mikroya toplumun yeni sorunlarının çözümü için anahtarsınız.

Toplumumuzun doğru bilgilendirilmesi gereken nice konu var. Mesela çağın vebası haline gelen İslamofobininen kuvvetli argümanlarından birisi kadınlar üzerinden yürütülüyor. Kadın hakları konusunda ne yazık ki İslam mahkum ediliyor. İslam’ın kadına verdiği değeri ne yazık ki etkili şekilde anlatamıyoruz. İslam tarihinin yaşanmış örnekleri, koskoca bir dinin değer dünyası, medya çarpıtmaları ile gölgede kalıyor. Hakikatin dilini konuşturamıyor, modern tabirle iletişimini yapamıyorsak, durup bir düşünmemiz gerekir. Özellikle Diyanet mensuplarının, herşeyden önce insan hakkı perspektifiyle kadına dair konuları çok rafine bir dil ile konuşması gerekir.

Mülteci konusundan hapishane koğuşlarına, doğal felaketlerden hastane koridorlarına kadar tutacağınız ışıkla, toplumumuzun harcı kuvvetlenebilir.

İnsani gelişimimiz için hayatımızın her dakikasında manevi desteğe ihtiyacımız var.

O nedenle sizlerin mutlaka yaşamın kılcal damarlarına nüfuz etmeniz ve hizmetinizi caminin dışına taşımanız gerekiyor.

İnsan ruhunun hasretle beklediği manevi gıdayı Cuma hutbeleriyle sınırlı tutmamalıyız. Toplumla dirsek temasında bulunacağımız buluşmaları sıklaştırmalıyız.

Vaizlik mesleği, mesaisi olmayan ve her an başkasının derdiyle dertlendiğiniz kutsal bir meslek. Samimiyet ve söz-davranış tutarlılığı bu için esası. Eminim ki sizler, bu mesleği en iyi şekilde icra için, bir yandan da daima kendinizi yenileme çabası içindesiniz. Çağın dilini yakalamış, teknolojiyi iyi kullanan, yurtdışında yeni tecrübelere açık, donanımlı din görevlilerimiz, ülkemiz ve milletimiz adına büyük bir kazanç.

Bugüne kadar çalışma saatlerinizin dışına taşan özverili çalışmalarınız için hepinize şükranlarımı sunuyorum.

İnanıyorum ki bundan sonra da bilhassa artan hanım vaiz sayımızla, günün getirdiği meselelere daha çok eğileceksiniz.

Bunun yanında toplumun tüm kesimlerini kuşatan yeni bir dilin oluşmasını da, yine siz sağlayacaksınız.

Bu duygularla sözlerime son veriyor, hepinizi Allah’a emanet ediyorum.

Sizleri muhabbetle selamlıyorum.

Kalın sağlıcakla!