Kartepe Zirvesi’nde Yaptıkları Konuşma

25.10.2019

Değerli Hanımefendiler,

Beyefendiler,

Hepinizi en kalbi duygularla selamlıyorum.

Yurtiçinden ve yurtdışından son derece kıymetli isimlerin bir araya geldiğini görüyorum. Bu seçkin toplulukla birlikte olmaktan büyük memnuniyet duyuyorum. Kocaeli Belediyemizi böylesine güzel bir etkinlik düzenlediği için tebrik ediyor, emek veren herkesi kutluyorum.

Ünlü bir Fransız şairi, bir şiirinde şöyle diyor; “Eski Paris artık yok, ne yazık! Bir şehrin şekli, bir faninin kalbinden daha çabuk değişiyor.”

Şehirlerin maruz kaldığı değişim, bugün olduğu gibi, dün de insanları endişelendiren hususlardandı.

Kaldı ki, bugün öyle bir değişim çağında yaşıyoruz ki, ihtiyaçlar hemen hergün farklılaşıyor.

Şehirlerin sınırları aynı kalıyor. Fakat hafızaları ve ruhları, günün şartlarına göre bazen genişliyor, bazen daralıyor.

Çünkü şehirler, ruhları olan canlı organizmalar gibidir. Bir şehir, her gün yeniden inşa edilir. Ya da onlardan koparılan tarihle yıkılır.

Bir şehrin kimliği ile o şehirde yaşayan insanların kimliği daima alışveriş halindedir.

O nedenle, yeni tanıştığımız kişiye ilk sorduğumuz soru, memleketi değil midir?

İki şehri birbirinden ayıran, koordinatları değil, kimlikleridir.

Fakat son yıllarda görüyoruz ki, şehirler artık birbirilerine daha çok benzer hale geldi. Küreselleşme, kimlikleri tektipli hale getirirken, şehirleri de çoraklaştırdı.

Büyük edebiyatçımız Tanpınar, Beş Şehir kitabının İstanbul bahsinde şöyle diyordu: “Bugün mahalle kalmadı. Mahallenin yerini, alt kattaki üsttekinden habersiz, ölümüne, dirimine kayıtsız, her penceresinden ayrı bir radyo merkezinin nağmesi taşan apartman aldı.”

Bundan yıllar önce İstanbul’un hızlı kentleşme karşısında verdiği mücadele, büyük edebiyatçının kalbine kıymık gibi batmıştı.

Şehirden eksilen bir park, bir çeşme, kolektif hafızaya büyük hasar veriyor. Bazen bir mekanın yitip gitmesi, birçok insanın anı defterinden sayfalar koparıyor.

Şehirlerimiz modernleşiyor derken, her gün biraz daha eksiliyoruz.

Kıymetli Misafirler,

İstanbul’u tarif etmek, işlerin en zoru olsa da, ona bir gündüz düşüdür diyebiliriz.

Adeta gözlerimiz açıkken gördüğümüz bir rüya şehirdir, İstanbul.

Necip Fazıl’ın ‘Ay ve güneş, ezelden iki İstanbulludur’ diye tarif ettiği kültürler kavşağıdır. Fakat o da almıştır nasibini türlü değişimlerden!

Asırlar boyu tüm dünyaya esin kaynağı olmuş İstanbul’un yedi tepesine, vaktiyle çöp tepeleri eklenmişti. Hatırlarsınız!...

Hekimbaşı’ndaki vahşi çöp depolama alanının patlamasıyla 38 kişi hayatını kaybetmişti. İstanbul gibi bir metropol, 20. yüzyılda böyle ilkel koşullarda can çekişti.

İstanbullular evlerine bidonlarla su taşıyordu.

Çöp kokusu solumaya alışmış halk, ağaç, çimen, deniz kokusuna hasretti.

Neyse ki bu sorunlar, gönlünü şehre vermiş bir yönetim anlayışıyla bertaraf edildi.

Gazetelerin gaz maskesi dağıttıkları bir ortamda, tüm şehir doğalgaza kavuştu. Bugün puslu ve kirli hava yerine, temiz bir gökyüzüne bakabiliyoruz.

Kıymetli konuklar,

Şehirlerimiz artık yeni sorunlarla karşı karşıya. Bu durum, şehir kavramını yeniden yorumlamayı, trafik, ulaşım, güvenlik ve atık yönetimi gibi alanlarda yeni çözümler üretmeyi gerektiriyor.

Tüm bunlara, dünya metropollerinin kendi aralarındaki rekabet de eklenince, teknolojik altyapıyla kültür atlasını uyumlu kılacak yeni yaklaşımlar gerekiyor.

Bu nedenle, bundan sonraki yol haritamız, akıllı, mutlu ve kültürlü şehirler inşa etmek olmalı.

Tüm alanlarda olduğu gibi, şehirlerimizi dönüştürmede de, insan odaklı bir yaklaşım benimsemeliyiz. İnsanın fiziksel ve ruhsal ihtiyaçlarını önceleyen politikalar geliştirmeliyiz.

Sadece İstanbul’da değil, tüm şehirlerimizde, o topraklardan gelmiş geçmiş medeniyetlerin izlerini okuyabileceğimiz evrenler kurmalıyız.

İnsanın aidiyet duygusunu artıran, yerel malzemenin geleneksel mimari ile buluştuğu projelere daha da ağırlık vermeliyiz.

Toprakla ilişkisini kesen değil, yere sağlam basan, çevrenin doğal bir parçası olan mimariye geçmeliyiz.

Şehirlerimiz, genç yaşlı, kadın erkek, özel ihtiyaç sahibi, engelli bireylerin ihtiyaçlarına cevap verecek, daha katılımcı hale gelmelidir.

Değerli misafirler,

Şehirlerin en önemli sorunlarından biri de, bildiğiniz gibi atık meselesidir. Kentlere göçün artmasıyla doğru orantılı olarak atık miktarımız artıyor.

Plastik ne yazık ki, tüm dünyayı esir almış durumda. Korkum o ki, 21. yy., ne bilgi, ne teknoloji, tarihe ‘plastik çağı’ olarak geçecek.

Araştırmalar, 2050’de okyanuslarda balıktan çok plastiğin yüzeceğini gösteriyor.

İşte bu gerçeklerden hareketle, Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızla 2017’de sıfır atık projesini başlattık. İlk etapta kamu binalarımız sisteme dahil oldu. 2023 senesine kadar sıfır atık sistemini tüm ülkede yüzde 100 gerçekleştirmeyi hedefliyoruz.

Japonya’da, yakından tanıma imkanı bulduğum, dünyanın ilk sıfır atık kasabası olan Kamikatsu, bu seferberlik adına umutlarımızı artırıyor. Kamikatsu’da yerel halk, kurulan sistem sayesinde, çöplerini tam 45 kategoriye ayırarak, atıklarının yüzde 80’ini geri dönüştürüyor.

Öyle ki, bunu milli bir davaymışçasına sebatla sürdürüyorlar. Daha da ilginci, halk bu süreçte görüyor ki, aslında birçok malzeme çok gereksiz yere paketleniyor. Bu farkındalık yavaş yavaş bir yaşam tarzı haline geliyor. Kamikatsu, küçük bir örnek ama geri dönüşümün bir yerleşim yeri ölçeğinde mümkünlüğünü gösteriyor.

Bizim şehirlerimiz de, yenilenebilir enerji kaynaklarıyla, tüketmeden var olabilen, şehirler haline gelmelidir. Aslında bu bize yabancı değil. Geçmişimizde de, öyle yaşamıyor muyduk? Organik atıkların gübreye dönüştüğü, plastik poşet yerine filelerin kullanıldığı tasarruf kültürü ile yaşamıyor muyduk?

Geçmişteki bu tecrübelerimizle, çağın ihtiyaçlarını sentezleyerek şehirlerimizi yaşanabilir hale getirmeliyiz. Bunun için atacağımız ilk adım önemlidir. Kendi evlerimizde başlamalı herşey. Çocuklarımıza bu bilinci vermeliyiz.

Bir saniyede, gözümüz kapalı çöpe attığımız bir plastiğin binlerce yıl tabiatta kalacağını onlara iyi anlatmalıyız. Önemli toplumsal rolleri olan sizlerin de, bu farkındalığa katkı sağlayacağına gönülden inanıyorum.

Şehir sözkonusu olduğunda konuşacak elbette çok şey var. Bu zirveden çıkacak ortak aklın, yerel yönetimlerimize ve şehir politikalarımıza rehberlik yapacağına inanıyorum.

Akl-ı selim, kalb-i selim, zevk-i selim anlayışı, inanıyorum ki, özlemini çektiğimiz akıllı ve mutlu şehir konseptinin anahtarı olacaktır.

Bu duygularla, Kartepe Zirvesi’nin hayırlı olmasını diliyorum. Kocaeli Belediyemize böylesine anlamlı bir etkinliğe ev sahipliği yaptığı için tekrar teşekkür ediyorum.

Bütün katılımcıları sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Kalın sağlıcakla.