TÜRKTAY Yeşil Ekonomi Yolunda Sıfır Atık Programında Yaptıkları Konuşma

16.10.2019

Değerli Hanımefendiler, Beyefendiler,

Hepinizi en kalbi duygularla selamlıyorum.

Sözlerimin başında Barış Pınarı Harekatında görev alan tüm Mehmetçiğimize dualarımı göndermek istiyorum. Şehitlerimize Allah’tan rahmet niyaz ediyorum.

Allah ordumuza zaferler nasip etsin. Bu harekat ile inşallah coğrafyamızda barış, huzur ve istikrar hakim güç olsun.

Değerli Konuklar,

Sıfır atık temalı bir organizasyonda daha sizlerle buluşmaktan büyük mutluluk duyuyorum.

Çevre konularının bu kadar sık gündem olması verdiğimiz mesajın yerine ulaştığının bir ifadesidir.

Yeşil ekonominin ve sıfır atığın konuşulacağı bu panelin sonuçları hepimiz için hayırlı olsun.

Emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum.

Bildiğiniz gibi insanlığın son yüzyılında gerçekleştirdiği ekonomik faaliyetler, çevremiz üzerinde son derece olumsuz etkilere neden oldu.

Doğal kaynaklarımız tahrip edildi. Ekolojik dengenin ve insan yaşamının kalitesinin bozulması dahi göze alınarak, yıkıcı üretim modellerinde ısrar edildi.

Bilim insanlarının tüm uyarılarına rağmen var olan üretim modellerinde ısrar etmek, çevre krizinin boyutlarından ne denli habersiz olduğumuzu gösteriyor.

Bu anlamda 21. yüzyıl medeniyeti, bir plastik medeniyeti haline geldi.

Geldiğimiz noktada, bir gelecek yokmuşçasına devam etmemiz mümkün değil.

Yeşil ekonomiye, yani kaynakları azaltmadan, yarına aktarmayı garanti eden üretim biçimlerine geçmemiz, hiç kimse için bir seçenek değil. Zorunluluktur.

Zamana karşı yarışımızda, kazanan taraf olmak istiyorsak, yeşil ekonomiye geçişi hızlandırmalıyız.

Değerli Misafirler,

Yeşil ekonomi, sürdürülebilir sosyal, çevresel ve ekonomik kalkınma ve yoksulluğun azaltılması bakımından çok önemlidir.

Yeşil bir ekonomiyle gelir ve istihdamı arttırabiliriz. Temiz suya ve enerjiye erişimi iyileştirebiliriz.

Atıkların ve karbon salınımının azaltılması, biyolojik çeşitliliğin ve ekosistemlerin koruması mümkün olabilir.

Yani bugün yakın geleceğimizle ilgili çizilen felaket senaryolarını tersine çevirmenin bir yolu varsa, o da yeşil ekonomiye geçiştir.

Bu noktada en önemli adım, sıfır atık yaklaşımıdır. Bildiğiniz gibi 2017 yılında başlattığımız sıfır artık projesiyle kısa zamanda epey yol kat ettik.

Sıfır atık hareketini ilk olarak Cumhurbaşkanlığı ofislerinde ve kamu kurumlarında başlattık. Fakat büyük bir memnuniyetle görüyorum ki, yalnızca kamuda ve belediyelerde değil, özel sektörde de karşılığını buldu.

Her şeyden önemlisi halkımızın vicdanlarında hak ettiği yeri edindi.

2019 yılı sonu itibariyle, 25 bin binada sıfır atık uygulamasına geçme hedefi koymuştuk. Bu hedefimize 2 ay önceden ulaştık.

Bu hız, sıfır atık hedeflerimizin geleceği hakkında bir teminat niteliğindedir.

Sıfır atık yönetim sisteminin, 2023 yılına kadar tüm ülkede uygulamaya konulmasını, yıllık 20 milyar lira ekonomik kazanç sağlanmasını, 100 bin kişiye istihdam getirmesini ve yüzde 35 oranında geri kazanımı hedefliyoruz.

İnşallah bu hedeflerimizi eksiksiz olarak tutturacağız.

Kıymetli misafirler,

Yeşil ekonomiye geçişte tüm tarafların işbirliğini mutlaka sağlamalıyız.

Sivil toplum kuruluşları, belediyeler, finans ve iş dünyası, sanayi ve ticaret odaları, üniversiteler, ve medya gibi tüm paydaşların uzun vadeli iş birlikleri çok daha güzel bir gelecek demektir.

Bundan sonra yol haritamızın güzergâhı, yeşil ekonomiye uygun teknoloji ve projelerin üretilip yaygınlaştırılması olmalıdır.

Elbette gerek yeşil ekonomiye geçmenin, gerekse sıfır atık hareketinin bir başarı hikayesi olmasının anahtarı, vatandaşlarımızın gönüllerini kazanmakta yatıyor.

Bu çalışmalarımızı her ne kadar proje diye ifade etsek de, sıfır atık projesi dediğimiz şey aslında bir yaşam kültürüdür. Yani israfın önlenmesidir.

İsrafı önleyebilmek için evvela israfın doğru tanımlanması gerekir. Kullandığımız eşyaların ne zaman gerçekten çöp olduğunun iyi değerlendirilmesi de bu tanımın içinde yer alır.

İsraf kültürü maalesef ki uzun bir zaman boyunca bizlere eşyaların bir kez kullanılıp atılabileceğini öğretti.

Şimdi en zor olanı, yani doğru bildiğimiz yanlışları unutmayı başarmamız gerekiyor.

Kullan at değil, ‘kullan ve atma’ yeni prensibimiz olmalı.

Çünkü çöp diye tabir ettiğimiz şeyler, henüz ömrünü tamamlamamış enerji kaynaklarıdır.

Sıfır atık hareketiyle bir yaşam kültürü olarak içselleştirmemiz gereken en önemli bakış açısı budur.

Kullanıp attığımız materyallerin şimdi nerede olduğunu kendimize sormalıyız.

Bir sefer kullanıp attığımız tüm o materyaller, 2050’de okyanuslarımızda plastik istilası olarak bize geri dönecek.

Bugün her 1 dakikada okyanuslara 1 çöp kamyonu plastik atık boşaltıyoruz biliyor musunuz? Şayet böyle devam edersek, 2050’de her 1 dakikada tam 4 çöp kamyonu plastik atık okyanuslara boşaltılacak.

Bilim insanları denizlerin dibinde biriken plastik şişelerin doğada kaybolması için geçmesi gereken süreyi 450 yıl olarak tahmin ediyor.

Köpük bardaklar için 50 yıl, içeceklerin teneke kutuları için 200 yıl, sigara izmaritleri için 1 ila 5 yıl, olta misinaları için 600 yıl, çocuk bezleri için 450 yıl kadar süre gerekiyor.

Yani biz içtiğimiz bir tek suyun şişesini denize atsak şu dünyadan göçüp gittikten sonra bile, yüzyıllar boyunca çevreye zarar vermeye devam edeceğiz.

Doğru yönetmediğimiz her atıkla, yüzyıllar boyu sürecek olan bu kirliliğin ömrüne ömür katıyoruz.

İşte bu nedenle sıfır atık farkındalığı sağlamak, bu işin başıdır, başarısının teminatıdır.

Projelere ve teknolojiye yaptığımız yatırım kadar bilinçlendirme ve tanıtıma da eşit miktarda yatırım yapmalıyız.

Çünkü kimse bilmediğinden sorumlu tutulamaz.

Kullan at ürünlerin adeta beyin yıkarcasına bir gelişmişlik düzeyi olduğuna inandırıldıysak, bunun aslında ilkel bir yaşam biçimi olduğu gerçeğine işaret etmek, büyük çaba gerektirecektir.

Kıymetli misafirler,

Doğaya, ülkemize ve çocuklarımızın geleceğine bir borcumuz var. Şimdi bu borcu ödemek için tüm gücümüzü yanlış giden her şeyi tersine çevirmek için kullanmalıyız.

Biz yere düşen nimeti öpüp başına koyan bir medeniyetin mirasçılarıyız. İsraf etmenin ve doğaya tahakküm kuran bir efendi gibi davranmanın değerler silsilemizde bir yeri yok.

Bugün dünyanın sıfır atık kasabası olarak tanınan küçük Japon kasabası Kamikatsu’da atıklar bırakın üç, beş kategoriyi tam 45 kategoriye ayrılıyor. Ve bu ayrıştırma büyük bir titizlikle yerel halk tarafından yapılıyor.

Aynı başarının ülkemizde de sağlanacağına olan inancım tamdır.

Bu duygularla sözlerime son veriyor, bir kez daha emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Türkiye’nin tüm sektörleriyle yeşil ekonomi alanında dünyada bir başarı hikayesi olarak anlatılacak işlere imza atmasını temenni ediyorum.

Sizleri sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Kalın sağlıcakla.