Dünya Kanser Liderleri Zirvesi’nde Yaptıkları Konuşma

15.10.2019

Değerli hanımefendiler, beyefendiler,

Hepinizi en kalbi duygularla selamlıyor, Türk halkının içten sevgilerini, selamlarını sunuyorum.

Dünya Kanser Liderleri Zirvesi’nde, sizlerle bir araya gelmekten, 21’inci asrın belasına dönüşen, kansere karşı mücadeleye katkıda bulunmaktan, büyük memnuniyet duyuyorum.

Bu zirvenin önemli sonuçlar doğurmasını ve insanlığın sağlıklı geleceğine katkıda bulunmasını diliyorum.

Uluslararası Kanser Kontrol Örgütü Başkanı, değerli Prenses Dina Mired’e özellikle teşekkür ediyor, organizasyonda emeği geçen herkesi, tebrik ediyorum.

2016 yılında, İstanbul’da, İslam İşbirliği Teşkilatı 13. Zirve Toplantısı’nda, ‘Kanserle Mücadelede Hanımefendilerin Liderliği, Özel Oturumu’nu gerçekleştirmiş; çok önemli kararların altına imza atmıştık.

Bugün de burada, kanserle mücadeleye ivme kazandıracak, kararların alınacağı, önemli bir zirve gerçekleştiriyoruz.

Değerli konuklar,

Toplantı başlığımızda iki kavram öne çıkıyor; kanser ve liderlik…

Bugün, küresel boyutlara ulaşan bir sorundan ve bu küresel sorunu çözmek için sergilenmesi gereken, bir liderlikten bahsediyoruz.

Her yıl, 10 milyona yakın insanın hayatını kaybetmesine sebep olan, bir sorunla karşı karşıyayız.

Kansere bağlı ölümlerin yüzde 70’inin, düşük gelirli ülkelerde yaşanması, sorunun, bir yönetim ve liderlik meselesinden ayrı düşünülemeyeceğini, ortaya koyar. Kanserle mücadelede, ulusal kanser kontrol programlarının hazırlanması ve etkin uygulanması bile, yönetimle ilgili bir konudur.

Sizler ve bizler, bugün buradan, kardeş şehir Nur Sultan’dan, bütün dünyaya bir hakikati haykırmaya, bir farkındalık oluşturmaya, bir mücadele meşalesini, yakmaya çalışıyoruz.

Asrın vebası olan kanserle etkin mücadelede, iç içe geçmiş birkaç süreci birden, başarıyla yönetmek gerekiyor.

Farkındalık oluşturmak, risk faktörlerini ortadan kaldıran bir yaşam tarzını teşvik etmek, kapsamlı bir tarama çalışması yürütmek, teşhis ve tanı merkezlerini yaygınlaştırmak, tedavi ve bakım olanaklarını geliştirmek…

Her aşamada, her süreçte devletin, sivil toplumun, sektör kuruluşlarının ve bilim insanlarının yapacakları, önemli görevler bulunuyor.

Ama işin başı, bütün bu süreçleri, koordineli bir şekilde yürütecek bir siyasi aklın, bir liderliğin sergilenmesidir.

Tedbir-teşhis-tedavi aşamalarının her birinde, küresel çapta bir dayanışmaya ve işbirliğine ihtiyaç var.

Değerli katılımcılar;

Giderek büyüyen ve derinleşen bir sorunla karşı karşıyayız. Dünyada her 6 ölümden biri, kanser nedeniyle gerçekleşiyor. Adeta nezle gibi yaygınlaşıyor.

Kanser ekonomik, sosyal ve siyasi yönleri olan, çok kapsamlı bir soruna dönüşmüş durumda.

Bu bilinçle, Türkiye’de kanseri ve kanseri oluşturan risk faktörlerini, doğrudan hedef alan, çalışmalar yürütüyoruz.

Kanser kontrolünün en önemli halkasını oluşturan, kanser kayıtçılığı, ülkemizde 80’li yıllardan beri, yürütülmektedir. Son yıllarda yaptığımız çalışmalarla, 81 ilimizde, aktif kanser kayıtçılığını başlattık. Kayıtlarımızı, uluslararası standartta tutuyor ve güvenilir bilgi sağlıyoruz.

İzmir’de bulunan kanser kayıt merkezimiz, Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı tarafından, uluslararası bir kayıt ve eğitim merkezi olarak, kabul edilmektedir.

2006’da, yüzde 4’ler civarında olan meme, serviks ve kalın bağırsak kanseri taramaları, bugün serviks kanserinde yüzde 80, meme kanserinde yüzde 37 ve kolon kanserinde, yüzde 25’ler civarına yükselmiştir.

Çok yakın bir gelecekte, aile hekimliği sistemimizdeki sorumlulukları, yeniden tanımlayacağız. böylece, bu taramaları çok daha yüksek oranlara, taşımış olacağız.

Bunun yanında, tarama amacıyla tasarımı yapılmış, 35 mobil araç ile, merkezlere gelemeyen vatandaşlarımızın, erişim sorununu da ortadan kaldırıyoruz.

Kıymetli katılımcılar,

Kanserle mücadelede, en ağırlık vermemiz gereken noktanın, kanserden korunmak olduğuna inanıyorum.

Bu konuda, ülkemizde önemli çalışmalar yürütüyoruz. büyük bir mutlulukla ifade etmek isterim ki, Türkiye (Brezilya ile birlikte), tütün kontrolü için tavsiye edilen, tüm önlemleri hayata geçiren, iki ülkeden biridir.

Türkiye, Sayın Cumhurbaşkanımızın özel ilgisi ve dönüştürücü liderliği sayesinde, sigara ürünleriyle mücadelede, çok büyük mesafeler kat etti.

Bunun yanında, Ulusal Obezite Kontrol Programı, Ulusal Tuz Kontrol Programı, Ulusal Fiziksel Aktivite Programı, halen devam eden çalışmalarımız arasında.

Hazırladığımız, Ulusal Kanser Kontrol Programımızı, 2008’de oluşturulduğu ilk haliyle, bırakmadık. 2013’te ilk revizyonunu yaptık. Şimdi ise, yeni bir revizyon üzerinde çalışıyoruz. Kanser ve boyutları şekil değiştirdikçe, biz de, yeni mücadele alanları açıyoruz.

Ülkemiz, kanser tedavisinde de, hatırı sayılır bir yol aldı. Bugün kanser hastalarını kendi hastanelerimizde tedavi ediyor, masraflarının çok büyük bir kısmını karşılıyoruz. 2006 yılında yasallaştırdığımız, Genel Sağlık Sigortası ile halkımızın yüzde 99.5’i, devlet güvencesi altına alınmıştır.

Üniversiteler, devlet hastaneleri ve Sosyal Güvenlik Kurumu ile anlaşmalı, özel hastanelerde, kanserli hastalarımıza, ücretsiz tedavi sağlıyor.

Kıymetli misafirler,

Bugün, dünyada birçok insan, yalnızca kanserin değil, kronikleşmiş hastalıkların pençesindedir.

Yaşam tarzı hatalarından kaynaklanan hastalıkların, kurbanı oluyoruz. Beden sağlığının gıdalar ve çevresel toksinler ile ilişkisini, ciddi biçimde sorgulamadan, kanser ile etkin mücadele edebileceğimize, inanmıyorum.

Koruyucu tedbirler üzerinde, önemle durmalıyız. Radyasyon, kimyasal tarım ilaçları, bilinçsizce kullanılan, yüksek dozda tıbbi ilaçlar, kozmetikler, parfümler, havaya ve suya karışan toksinler, anne karnından itibaren, neslimizi tehdit ediyor.

Bu noktada, Türkiye olarak geleneksel tıp uygulamalarını da, önemsiyor ve bilimsel bir zeminde hastanelerimizde ve modern tesislerde, uygulanabilir hale getirmek için çalışıyoruz.

Bağlık Bakanlığımızın koordinasyonunda düzenlediğimiz, geleneksel ve tamamlayıcı tıp kongreleriyle, bu alanı bilim insanlarının tartışmasına açıyoruz.

Geleneksel ve tamamlayıcı tıbbın, ana akım tıp yaklaşımlarına, bir alternatif olmadığını düşünüyoruz. O nedenle de alternatif tıp ifadesini asla kullanmıyoruz. Çünkü tıp, alternatifsiz olarak bir bütündür. İnsanın ruh ve beden sağlığı, bütüncül olarak ele alınmalıdır.

Fiziksel gelişimle ruhsal gelişim arasında, doğrudan ilişki vardır. Biz bu anlamda, medeniyet köklerimizden ve Anadolu irfanımızdan da besleniyoruz.

Mevlana’dan İbn-i Sina’ya, Lokman Hekim’den İbrahim Hakkı Hazretlerine, hepsinin ruh ve beden sağlığı öğretisine kulak veriyoruz.

Büyük İslam bilgini İbn-i Haldun, ‘az yiyen ve dengeli beslenenlerin, hal ve ahlakları da ölçülüdür’ tavsiyesi, yolumuzu aydınlatıyor.

Bilimsel çalışmalarla harmanladığımız, bu yaşam felsefesi sayesinde, çok yakın bir gelecekte, Türkiye’nin geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları konusunda, sıklıkla başvurulacak bir merkez olacağına inanıyorum.

Değerli katılımcılar,

Doğru politikalarla kanser yükünü ve kanser risk faktörünü hedef alarak, bugün her yıl görülen, 9.5 milyon kanser ölümünün, yarısını önleyebiliriz.

Sorumluluk mevkilerinde bulunan insanlara düşen, tedbir, teşhis, tedavi diyebileceğimiz bu 3T konusunda, gereken adımları zamanlıca atmak ve akıllı liderlik sergilemektir.

Akıllı liderlik demek, sorunu ortaya çıktıktan sonra, çözmeye çalışmaktan ziyade, sorunu ortaya çıkmadan önce, önleyecek adımları atmaktır.

İmam Gazali şöyle der:

“Gkıl, insanın bir sıkıntıya düştüğü zaman, ondan nasıl güzellikle kurtulurum diye, gayret göstermesi değildir; gerçek akıl, kurtuluş arayacağı bir tehlike ve sıkıntıya düşmemektir”.

Saygıdeğer konuklar,

Sağlık, insanın en kıymetli yaşam sermayesidir. Güzel yaşamak, hayallerinin peşinden koşacak, sağlık koşuluna sahip olmak, en temel insan hakkıdır.

Bu duygularla, toplantımızın tüm insanlık için, umut verecek sonuçlara, vesile olmasını diliyorum.

Bir kez daha emeği geçen herkese, şükranlarımı sunuyorum.

Sizleri sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Kalın sağlıcakla.