Olgunlaşma Enstitüleri Kurumsal Dönüşüm Toplantısı Ve Sergi Açılışında Yaptıkları Konuşma

12.10.2019

Değerli Hanımefendiler,

Beyefendiler,

Hepinizi en kalbi duygularla selamlıyorum.

Bu güzel mekanda sizlerle olmaktan büyük memnuniyet duyuyorum.

Şu kubbelerin altında birikmiş olan hafızayı canlı tutmak, hepimiz için bir görevdir. İşte bu nedenle buradayız!

Sözlerimin başında, hepimizin ortak üzüntüsü şehitlerimize rahmet diliyorum. Bölgemize barış ve huzur getirecek bu harekatın, hayırla neticelenmesini temenni ediyorum.

Kıymetli Konuklar,

İlki, 1945’te Beyoğlu’nda kurulan Olgunlaşma Enstitülerinin yakaladığı başarıyı, belki de en güzel ‘Türk İğnesinin Mucizesi’ diyerek özetleyebiliriz.

Buradan çıkan eserler, dünyanın ileri gelen isimlerinin takdirini toplamıştır.

Kıyafetlerde kullanılan tek bir motif bile, Türkiye’nin ruhundaki kültürel incelikleri fevkalade bir şekilde tanıtmıştır.

Salondaki kıyafetlere, şahane nakışlara, kasnaklara gerilmiş işlere baktığımızda, zamanda bir yolculuğa çıkmamak işten bile değil.

Tabi çoğumuz, bunları evdeki hanımların boş zamanlarını geçirmek, evi süslemek için yaptıkları uğraşlar zannederdik. 

Halbuki yanı başımızdaki annemizin, teyzemizin, büyükannemizin birer sanatçı olduğunu düşünmezdik.

Türk evlerinin birçoğu aslında sanat atölyesidir. Sadece tabelası asılmamıştır.

Değerli Misafirler,

Yeryüzü, sınırsız harikaları seyre daldığımız bir kültür ve sanat kataloğudur.

Bu kataloğun sayfalarında seyahate çıkmak, farklılıklarla buluşmak, yaşama büyük anlamlar katar.

Fakat ne yazık ki, günümüzde global markalar, yerel kültürel zenginlikleri silikleştiriyor.

Dünyanın neresine gitsek aynı mekanları, aynı tasarımları, kısacası tek bir anlayışın coğrafi dağılımını görüyoruz.

Halbuki, bizim kullandığımız renkler, nakşettiğimiz desenler, kumaşın üzerinde açan çiçekler, yalnızca kendi coğrafyamızda rastladığımız zenginliklerdir.

Bunların yok olup gitmesine müsaade edemeyiz.

Her yöremizin kendine has kumaşları, sembolleri, desenleri ve renkleri var.

Bunlar uzun bir geçmişin ve tecrübenin mahsulleridir.

Olgunlaşma Enstitülerinin kurulma misyonunun, adeta milli bir dava olarak ele alındığını biliyoruz.

Cumhuriyetin ilk dönemlerinde, milli kimliğin oluşturulması en çok, yerel ürünlerin korunması, milli sanayinin canlandırılması ve bilhassa kadınların ekonominin üreticileri olmaları sayesinde sağlandı.

1950’lerde küreselleşmenin ayak seslerinin duyulmaya başlamasıyla, Olgunlaşma Enstitüleri, kültürel kalkan oldular. Şimdi kuvvetli bir silkinmeyle ve yeni bir vizyonla kültürümüze sahip çıkma hareketini kaldığı yerden devam ettireceğiz.

Olgunlaşma Enstitülerimiz, Anadolu’ya has kumaş ve desen çeşitlerinin izinin sürüldüğü, kültürün muhafaza edildiği birer üs haline gelecek.

Başaracaklarımız, yalnızca kendi sınırlarımız içinde kalmayacak.

İnanıyorum ki, yenilikçi bir anlayışla ele alacağımız geleneğimiz, sadece bize değil, tüm dünyaya tasarım alanında yeni tecrübeler katacak.

Değerli misafirler,

Olgunlaşma Enstitülerinin parlak günlerine dönmesi için başlattığımız bu süreçte, ülkemizin yetiştirdiği zanaatkarlarımıza, tasarımcılarımıza seslenmek istiyorum.

Gelin, Enstitülerimizle birlikte yeni çalışmalara imza atalım. Sizin gücünüze inanıyorum!

Geleneği, modern tasarımın bakış açışıyla yorumlayalım ve gençlerimize el verelim.

Bir yandan el sanatlarımızı unutuldukları sandıklardan çıkaralım. Bir yandan da, usta çırak geleneğini yaşatalım.

Dünyayı, etiketinde “Türk Malıdır” yazan tasarımlarımızla tanıştıralım. Yurtdışı seyahatlerimde, nerede bir tasarımcımızın markasını görsem, inanın kıvanç duyuyorum.

El sanatlarının, yalnızca seyirlik metalar olarak kalmasından ziyade, onları ekonomiyi büyütecek yeni bir değer olarak görmeliyiz.

Turizm gelirleri içinde en büyük payı, el sanatlarımız oluştursun.

Gelişigüzel süs eşyalarından ziyade yüksek sanatsal değeri olan eserler yapalım.

İçine ruh üflenmiş, evladiyelik diye tabir ettiğimiz ürünler ortaya koyalım. Ama bunu en rafine şekliyle yapalım. Sadelik, en yüksek gelişmişlik düzeyidir!

Kıymetli sektör temsilcileri,

Yaşam kültürümüzden, el sanatlarımıza birçok alanda niş pazarlar oluşturabiliriz.

Dünyada farklı ve otantik olana büyük bir açlık ve ihtiyaç var. İnsanlar birbirinin aynı ürünlerden ziyade, bir hikayeyi taşıyan kişisel ürünlere yönelmiş durumdalar.

Bu ihtiyaç, biz hazine sandığımızdaki birikimlerimizi gösterdikçe, daha çok fark edilir olacak.

Büyük markalara baktığımızda onların da yerel değerleri, modern tasarımlarla buluşturmaya başladıklarını görüyoruz.

Bizim de tüm dikkatimizi bu alana odaklamamız lazım.

Kıymetli Misafirler,

Biz yeni bir ruh, anlayış ve vizyonla, Enstitülerimizi sadece eski parlak günlerine kavuşturmayı değil, çok daha iyi bir noktaya götürmeyi hedefliyoruz.

Bundan sonra Olgunlaşmalardaki hedefimiz, sanat ve zanaat dallarında derinleşme ve ustalaşmayı sağlamaktır.

Yani bir zanaatı az çok bilen insanlar değil, ülkemizin sanat ve zanaat bakiyesini taşıyacak hafıza bankaları kurmaktır.

Sektördeki insan kaynağı ihtiyacı için de, nitelikli, deneyimli ve her daim yeni bir bakış açısı sunabilecek gençler yetiştireceğiz.

Olgunlaşma Enstitüleri, milli değerleri gün ışığına çıkarma misyonuyla, coğrafi işaretlerin bir taşıyıcısı haline gelecek inşallah.

Değerli Misafirler,

Enstitülerin dönüşüm sürecine katkı veren herkesi tebrik ediyorum. Sayın Bakanımız başta olmak üzere tüm Milli Eğitim yetkililerine, ustalarımıza, bir yıldır, sürece gönüllü destek veren danışma kurulumuza şükranlarımı sunuyorum. Yakında ürünlerini göreceğimiz yeni Olgunlaşma markasının ve kurulacak Olgunlaşma Akademisi’nin bu amaçları gerçekleştirecek kurumlar olacağına can-ı gönülden inanıyorum.

Sözlerime son vermeden önce, Kültür ve Turizm Bakanımız ve Ticaret Bakanımız da hazır buradayken, Olgunlaşmaları milli bir markaya dönüştürecek bir teklifte bulunmak istiyorum. Az önce Tarsus gemisini izledik.

Gelin, Tarsus gemisini bir kez daha denizlere açalım. Cumhuriyetimizin 100. yılında, 2023’te, Olgunlaşmanın yeni ruhu ve tasarımlarını, Tarsus gemisine yükleyerek, Akdeniz limanlarında sergiler düzenleyelim.

İnanıyorum ki, geçen 70 yılda sanat ve zanaat alanında dünyaya söyleyecek çok söz biriktirdik.

Bilhassa her şeyin birbirine benzediği bu kültürel kuraklıkta, Tarsus Gemisine yüklenecek olan enerjinin, dünyanın sanat nabzını hızlandıracağını düşünüyorum.

Yeni tasarımlarla, Türk İğnesinin Mucizesini yeniden ispat edeceğimize inanıyorum.

Bu duygularla sözlerime son veriyor, organizasyonda emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum.

Sizleri muhabbetle selamlıyorum.

Kalın sağlıcakla.