“Mirasımız Ata Tohumu” Etkinliği Konuşması

04.09.2019

Değerli Hanımefendiler, beyefendiler,
Anadolu toprağının muhafızı, hâmisi çiftçi kardeşlerim;
Hepinizi en kalbi duygularla selamlıyorum. Hoş geldiniz, sefa getirdiniz!

Bugün burada ülkemizin bugünü ve geleceği için son derece önemli olan Ata Tohumu Projesi için bir aradayız. Bildiğiniz gibi 2017’de Tarım ve Orman Bakanlığımızla Ata Tohumu Projesini başlattık.

2017’den bugüne yerel tohum buluşmaları gerçekleştirdik. Bu buluşmalarda çiftçilerimiz hazine sandıklarını açtılar. Bu toprağın mirasının gelecek nesillere aktarılması için tohumlarını devletimize emanet ettiler.

Büyük bir mutlulukla söylemek isterim ki, kısa sürede binden fazla tohum çeşidi bağışlandı. TİGEM aracılığı ile tohumlar kayıt altına alındı ve gen bankalarında muhafaza edildi. Bakanlığımız, bu tohumları gen bankamızda muhafaza edip çoğaltıyor, fide haline getirip tekrar toprakla buluşturuyor.

Ata tohumlarımızdan ilk etapta 60 ton ürün elde ettik. Kandıra’nın sivri biberinden Samsun’un köy salatalığına, Çorum’un on dilim kavunundan Ayaş’ın beyaz bodur domatesine kadar 11 çeşit ürün mağazalarda satışa sunuldu.

Bu sayede, anılarımızda dahi yok olmaya başlayan tatlar ve kokular, bundan sonra nostalji olmayacak, inşallah yaşamaya devam edecek. Besinlerimiz, içeriği açısından zengin, özgün tadında ve kokusunda, seneler önce neyse şimdi de o şekilde soframıza gelecek inşallah.

Bu başarının sağlanmasında emeklerinden ötürü çiftçilerimize şükranlarımı sunmak istiyorum. Ülkemizin parlak geleceğinin tohumları sizlerin elleri ve yürekleriyle serpiliyor. Bu tohumlar sizlerin alın teriyle sulanıyor. Sağ olun, var olun!

Bildiğiniz gibi tarım, ülkelerin en büyük gücüdür. Anadolu’nun bereketli toprakları buğdayın anavatanıdır. Tarımın Anadolu’da 8 bin yıldan fazla zamandır yapılmakta olduğunu biliyoruz. Bir anlamda burası tarımın beşiğidir. Ve öyle kalmalıdır.

Tarıma olan ihtiyaç gelecekte çok daha fazla karşımıza çıkacak. Dolayısıyla bugün attığımız adımlar geleceğimize sahip çıkmak ve çocuklarımızı kimseye muhtaç etmemek anlamına geliyor. Böyle bir amaca ulaşmak ise, ancak ortak bir bilinç ve ortak bir çabanın ürünü olabilir.

Biz bugün sizlerle birlikte toprağımıza milli bağımsızlığı ve geleceği ekiyoruz. İnşallah ileride çocuklarımız bu değerleri bizleri hayırla yâd ederek biçecekler.

Değerli kardeşlerim;
Hâlihazırda, küresel gıda sistemleri dünya nüfusuna sürdürülebilir şekilde besleyici gıda sunamıyor. Günümüzde yaklaşık 800 milyon insan yetersiz besleniyor.

Buna karşılık 2 milyar insan ise, fazla kilolu ya da obeziteyle mücadele ediyor. Bildiğiniz gibi obezitenin bir sebebi de sürekli olarak besin değeri açısından düşük yiyeceklere maruz kalmaktır. Yani kimyasallarla doldurulan, genetiği ile oynanan yiyecekler bir yandan hasta nesiller yetiştiriyor.

Bildiğiniz gibi yüksek tansiyondan kansere kadar birçok hastalığın çıkış noktası beslenme alışkanlıklarımızdır. Dolayısıyla ata tohumlarımızla yapacağımız yerli üretimin, sofralarımızdaki tehlikeyi de bertaraf edeceğine inanıyorum. Tükettiğimiz her lokmadaki katkı maddesinden kurtularak, bedensel sağlığımızı iyileştirebilir, hayat kalitemizi arttırabiliriz.

Bugün dünyada küresel olarak organik ürünlere karşı büyük bir ilgi var. İnsanların doğal ürünlere olan hasreti, beslenme alışkanlıklarımızın sağlığımız açısından nasıl büyük bir tehlike yarattığının da farkındalığına işaret ediyor.

Değerli misafirler;
Dünya nüfusunun 2050’de 9,7 milyar kişiye ulaşması bekleniyor. Yani gelecekte kendi tarımını yapamayan ülkeler dünyanın açlık noktaları olmaya mahkum olacaklar.

Savaşlar, iklim krizi, kıtlık ve doğal afetler gibi dünyanın yaşadığı buhranlar karşısında varlıklarını en iyi koruyabilen ülkeler, tarımda bağımsızlığa kavuşmuş ülkeler olacak. Yani tohum demek bir anlamda yaşam sigortası demektir.

O yüzden tarımı çok daha geniş anlamıyla düşünmek ve ele almak zorundayız. Ata Tohumu Projesi, tarımı, milli bağımsızlığımızın anahtarı olarak gördüğümüzün de ifadesidir.

Ülkemizin potansiyelinde dünyanın en önde gelen tohum üreticisi olmak var. Umudum odur ki, kısa bir zamanda Türkiye’de inşallah yerli üretimden başka bir şey görmeyeceğiz. Bunun için en az ata tohumlarının muhafazası kadar önemli olan bir diğer şey de, bu alanda insan kaynağının devamlılığıdır.

Kariyer denildiğinde, sadece plazaların anlaşıldığı bir çağdayız. Maalesef günümüzde özellikle gençler arasında masa başı bir iş sahibi olmak, statü elde etmek olarak düşünülüyor. Tarımsal üretim, hangi gencimizin gelecek hayalini süslüyor?

Demek ki burada bir şeyi yanlış yapıyoruz. Bu yanlışı düzeltmek için tarımdaki büyük potansiyeli doğru bir şekilde anlatmalıyız. Gençlerin tarım sektöründen ümitvar olmalarını sağlamalıyız. Toprakla aramızda oluşan bu mesafeyi kaldırmalıyız.

Tarımın yaşatılması ahlaki bir sorumluluktur. Çünkü toprağa bağlı yaşamak, yalnızca beslenme ihtiyacımız için olan gıdayı değil, insanî tekamülde ihtiyacımız olan ruhsal gıdayı da sağlar.

Bugün aramızda çok kıymetli çiftçi ailelerimiz bulunuyor. Bilhassa sizlerden, topraktaki gizli bilgeliği, gençlere anlatmanızı rica ediyorum. Toprak bizim yârimizdir. Çünkü aynı zamanda geleneklerimizi, değerlerimizi temsil ediyor. Aşık Veysel diyor ya,

“Dost dost nicesine sarıldım,
Benim sadık yârim kara topraktır.
Beyhude dolandım, boşa yoruldum,
Benim sadık yârim kara topraktır.”

Hakikati dillendiren bu güzel ifadelerle sözlerime son vermek istiyorum.

Başta bu projenin hayat bulması için bizimle el ele yürüyen çiftçilerimiz olmak üzere, Tarım ve Orman Bakanlığımıza ve TİGEM’e titiz çalışmalarından dolayı teşekkür ediyorum. Üstün gayretlerinden ötürü tebrik ediyorum. Ata tohumu projemizin gittikçe güçlenmesini temenni ediyorum.

Hepinizi Allah’a emanet olun. Sağlıcakla kalın!