Çocuk İzlem Merkezinin Açılışında Yaptıkları Konuşma

22.12.2018

Değerli hanımefendiler, beyefendiler;

Hepinizi en kalbi duygularla selamlıyorum.

Çocuk İzlem Merkezi’nin açılışı vesilesiyle birlikteyiz. Keşke çocuklarımızın geleceğini güzelleştirecek sebeplerle burada olabilseydik. Fakat ne acı ki, hiç yan yana gelmemesi gereken ‘çocuk ve istismar’ konusu için buradayız. 

“Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk, hiçbir yere gitmiyor” diyor bir şairimiz. Kaç yaşına gelirsek gelelim, başımızı kaldırıp baktığımız her yerde çocukluğumuzu görüyoruz. Bazıları bir ömür pırıl pırıl bir gökyüzünün altında yaşarken, bazıları bu kötü çocukluk anıları sebebiyle, şimşeklerin hiç dinmediği bir gökyüzüne mahkûm oluyor. Üzerinde konuşulması, gerçekten çok zor bir konu, çocuk istismarı… Ne aklımız, ne kalbimiz alıyor çocuklara karşı işlenen suçları.

Oysa çocuk denilince insanın aklına boş bir defterin ilk sayfası geliyor. Her şeyi sevgiyle yazabileceğimiz bir ilk sayfa… Fakat bakıyoruz ki bazıları o sayfaları kara kalemlerle karalamışlar, heba etmişler.

Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, dünyada her 3 kız çocuğundan biri ve her 5 erkek çocuğundan biri istismara uğruyor. Sadece Avrupa’daki rakamlara baktığımızda, 18 milyon çocuğun cinsel istismara, 44 milyon çocuğun fiziksel şiddete, 55 milyon çocuğun duygusal istismara maruz kaldığını görüyoruz.

Bu karanlık gerçekleri açıklamak gerçekten çok zor. İstismar, insanın başına bir kere gelince, yaşanılan travma, insanın sırtında bir ömür taşınan kambur oluyor. Kişi, son nefesine kadar bu acıyla yaşıyor. Bir insanın hayatının ana teması, korku ve güvensizlik oluyor.

Ne yazık ki, çocuklara karşı işlenen suçlar, sıklıkla çocuğun tanıdığı biri tarafından işleniyor. Ve bu durum çoğunlukla sessizliğe gömülüyor. Oysa yuva, aile kutsaldır. Dört duvarı yuva yapan sevgi, saygı ve güven gibi değerlerdir. Tüm acılardan, zorluklardan sonra dönüş hep evedir, yuvayadır. İnsan hep evini, ailesini özler.

Düşünün ki, küçücük bedenleriyle sevilmeyi, büyümeyi bekledikleri yuvaları, kimi çocukların, hayatın en çetin mücadelesini verdikleri savaş meydanı oluyor. İşte bu noktada hepimize görevler düşüyor.

Değerli katılımcılar;

Dünya Sağlık Örgütü, çocukken istismara maruz kalmış dokuz yetişkinle yaptığı bir röportajda, şu soruyu soruyor: “Ne olsaydı senin için durum farklı olurdu?”

Hepsi ortak bir şekilde şunları söylüyor;

- Keşke beni dinleyen biri olsaydı.

- Keşke büyükler bir çocuğu bu düşüncelerle yalnız bırakacaklarına durumu ifşa etselerdi.

- Keşke o zaman güven duygusunu hissedebileceğim ve başıma gelenleri korkmadan anlatabileceğim bir merkez olsaydı.

İşte açılışını yaptığımız Çocuk İzlem Merkezi, tam anlamıyla bu ihtiyacın karşılığıdır. İstismara uğramış çocukların adli ve tıbbi hizmetlerinin tek bir merkezde bir seferde yapılacağı güvenilir adreslerdir.

Uzmanlarca, mahremiyete riayetle yapılan çalışmalar sayesinde inşallah, yaralı yavrularımız hayata yeniden tutunmaya çalışacaklar. Şimdilik 34 ilde mevcut olan ÇİM’lerin, tüm şehirlere yayılmasını umut ediyorum. Bu sürece katkı sağlayan Bakanlıklarımıza ve TOGEMDER’e tebriklerimi sunuyorum. Hayırseverlerimize özellikle teşekkür ediyorum. Onlar olmasa bu çalışmalar hayat bulamaz.

Hepimiz sadece kendi çocuklarımıza değil, etrafımızdaki tüm çocuklara kendi çocuğumuz nazarıyla bakmalıyız. İstismarın erken fark edilmesi, çocuğun bedensel ve manevi kurtuluşu için çok önemli. Toplumsal hayatımızdaki tüm rollerimizle çocukların içine düştükleri çaresiz durumlardan kurtarılmaları için el birliğiyle mücadele etmeliyiz. Savaşlardan kaçıp ülkemize sığınan Suriyeli çocuklar da insanlığın emaneti olarak bizimdir. Kanadı kırık bu çocukları da kendi çocuklarımız olarak görmek durumundayız.

Kıymetli misafirler;

Sözlerime son vermeden önce, önemli bir konunun daha altını çizmek istiyorum. Biliyoruz ki, her 3 internet kullanıcısından 1’i çocuk. Çocuklarımız, bilgi teknolojilerini çok erken yaşta kullanmaya başlıyorlar. Elbette internet kullanımının çocuklarımızın eğitiminde çok olumlu etkileri var. Fakat bu onları bazı siber tehlikelere ve tacizlere de açık hale getiriyor. Bu noktada ebeveynler olarak daha dikkatli olmamız gerek.

Çocuklarımız henüz yürümeye dahi başlamadan, paylaştığımız fotoğraflarla çoktan dijital ayak izi bırakmaya başlıyorlar. Ebeveynler olarak gerek sosyal medyada gerekse diğer mecralarda çocuklarımızla ilgili paylaştığımız bilgilerde dikkatli olmalıyız. Zira çocuklarımızın fotoğrafları, çocuk haklarının bir konusudur. Onların mahremiyetini koruma hususunda daha özenli olmalıyız.

Bu düşüncelerle, mağdur çocuklarımıza hizmet verecek Çocuk İzlem Merkezi’nin hayırlı olmasını diliyorum. Umuyorum ki, bu merkeze olan ihtiyacın sayısı gün geçtikçe azalır. Bizler, çocuklarımız için daha güzel bir geleceğin arayışı ile bir araya geliriz.

Emeği geçenleri tekrar tebrik ediyor, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Allah’a emanet olun!