YEDAM’ın Açılışında Yaptıkları Konuşma

21.12.2018

Değerli hanımefendiler, beyefendiler,

Yeşilay’ın kıymetli temsilcileri;

Hepinizi en kalbi duygularla selamlıyorum. Toplum hizmetleri alanında çok önemli çalışmaları olan Yeşilay’ımızı tebrik ediyorum.

Böylesine önemli bir merkez açarak, çocuklarımızın geleceğine kol kanat geriyorsunuz. YEDAM’ın hayırlı olmasını diliyorum. Ümraniye Belediyemizi de bu önemli hizmet dolayısıyla kutluyorum. Diğer belediyelerimize de örnek olmasını diliyorum.

Toplumsal sorunlar karşısında hizmet birimleri açmak, yerel yönetimlerin sorumluluğudur. Hele de bağımlılıklar gibi gençlerimizi pençesine alan sorunlar, mutlaka çözüm beklemektedir.

Bağımlılık, türü ne olursa olsun, çağımız insanının aklını ve ruhunu felce uğratan salgın bir hastalıktır. İnsanı bedeni ihtiyaçlarının kölesi haline getirir. Bugün kime baksanız, herkesin bir şeye az ya da çok bağımlı olduğunu görürsünüz. İnsanlar alışverişe, estetik operasyonlara, yiyeceklere, bilgisayar oyunlarına, sosyal medyaya, televizyon dizilerine bağımlı halde yaşıyorlar.

Hiçbir bağımlılığı bir diğerine tercih edemeyiz. Zira insanın iradesini elinden alan bu davranışların daha az tehlikelisi yoktur. Fakat madde bağımlılığı, elbette hayatların ışığını söndüren en trajik bağımlılıkların başında geliyor. Evlatlarımıza, gençlerimize bağımlı demek istemiyorum. Çünkü onlar her şeyden önce analarının kuzusu, babalarının yüreğidir.

Hal böyleyken, ne yazık ki, uyuşturucu kullanımından ötürü mahvolan yaşamlara, dağılan ailelere şahit oluyoruz. İnsan haysiyetine yakışmayacak ölümler gerçekleşiyor. Gazete manşetleri bu ölümleri, ‘ceset bulundu’ olarak yazıyor. ‘Vefat etti’ diye değil. Bu öyle bir bela ki sadece yaşamı değil, ölümü de anlamsızlaştırıyor. Bugün dünya çapında 247 milyon kişinin uyuşturucu madde kullandığı tahmin ediliyor. 247 milyon kayıp hayat! Gerçekten çok acı!

Konuyla ilgili araştırmalar, madde bağımlılığının geldiği boyutları işaret ediyor. Amerika’da madde kullanan kişilerin %10’luk diliminin 12 yaşında olduğunu gösteriyor. Uyuşturucu kullanımının çok erken yaşlara inmesi, tüm toplumların ortak sorunu…

Global olarak, uyuşturucu madde satışlarının %10’u internetten, dark-net diye bilinen karanlık bir yasadışı pazar üzerinden yapılıyor. Buradan alışveriş yapan kişilerin %5’i, karanlık internet pazarıyla tanışmadan önce hiç madde kullanmadıklarını belirtiyorlar.

Yasadışı pazarlara erişiminin önüne geçilmesi için siber suçlarla mücadeleyi mutlaka arttırmalıyız. Bu karanlık dünya, ellerini çocuklarımızın üzerinden çekmeli.

Dünya hızla değişirken, teknolojik gelişmeler yaşam tarzlarımızı yeniden tasarlarken bizler, kendimizi bir sele kaptırmışçasına yaşıyoruz. Oysa durup düşünmeli, gençlerimizi bu tehlikelerden korumalıyız.

Araştırmalar, çocuklukta yaşanan travmaların ve ihmalin uyuşturucu kullanımına sebep olduğu konusunda hemfikir. Çocuklarımızla aramıza aşılamayacak mesafeler koymamalıyız. Çocuklara muamelede, onlarla kurulan ilişkide şefkati, anlayışı ve hoşgörüyü elden bırakmamalıyız. Hz. Ali “Çocukların kalpleri tarla gibidir. Ne ekerseniz onu biçerseniz” buyuruyor.

Bizler, insan sağlığının üç merkezinin olduğunu düşünen bir medeniyetin mensuplarıyız. Beden, ruh ve akıl sağlığı bir bütündür. Gençlerimizi de bu bilinçle yetiştirmeliyiz. Medyaya da bu süreçte büyük bir sorumluluk düşüyor.

Bazan türü ne olursa olsun bağımlılıklar özendiriliyor, bir yaşam tarzı gibi sunuluyor. Parlak yaşamlar, gençler için rol model olarak gösteriliyor. Uzaktan ışığı ne kadar parlak olsa da, bir yıldız sandığımız o şeyin, kimi zaman yok edici bir volkanik patlama olabileceğini gençlerimize anlatmalıyız. İnsanı bağımlılıklara sürükleyen, ruhsal boşlukları doldurmalıyız. Gençleri bağımlılıktan alıkoyacak şeyin, spor, sanat ve bilim olduğunu unutmayalım.

Örneğin spor, beden eğitimi ile beraber nefsi de eğitiyor. Kişiliği olumlu yönde geliştirerek, sosyalleşme becerisini artırıyor. Dolayısıyla ergen gelişiminde özellikle içe kapanmaların önüne geçmek gibi çok kritik noktalarda sporun, sanatın olumlu etkisini kullanmalıyız. Önleyici tedbirlerden sonra rehabilite edici çalışmalar son derece önemli. Bir şekilde bağımlı hale gelen bireylere yalnız olmadıklarını hissettirmeliyiz.

Bu noktada YEDAM çok özgün bir çalışma modeli ortaya koyuyor. Bilimsel temellere dayanan, uluslararası tecrübeyi özümsemiş bir yöntemle hareket ediyor. Tamamen ücretsiz ve mahremiyete sadık kalarak çalışmalarını sürdürüyor.

Tütün ile mücadelede çok önemli bir başarı elde eden Yeşilay’ımızın uyuşturucu ile mücadele konusunda da büyük mesafeler alacağına inanıyorum.

Gençlerimizi bataklıklara terk edemeyiz. Milletçe bir seferberlikle bu işin üstesinden gelmek durumundayız. Bugün bu seferberlik için bir milat olsun. Tüm kurum ve kuruluşlarımızın işbirliği ile bu sorunu çözelim.

Bizim, gücünü iradesinin sağlamlığından alan bir nesle ihtiyacımız var. Necip Fazıl’ın deyimiyle, zifiri karanlıkta ak sütün içindeki ak kılı fark edecek kadar gözü keskin bir gençliğe muhtacız.

Bu düşüncelerle sözlerime son vermek istiyorum. YEDAM’ın hayırlı olmasını diliyor, bağımlı gençlere ve ailelerine bir kurtuluş adresi olmasını temenni ediyorum. Çalışmalarınızda sonsuz başarılar diliyorum.

Hepinizi muhabbetle selamlıyorum. Allah’a emanet olun!