İstanbul Uluslararası Çevre Zirvesi’nde Yaptıkları Konuşma

07.12.2018

Değerli hanımefendiler, beyefendiler;
Hepinizi en kalbi duygularla selamlıyor, İstanbul Uluslararası Çevre Zirvesi’nin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Yaşadığımız dünyanın en büyük sorunlarından biri olan çevre, inanıyorum ki bu zirvede layıkıyla ele alınacaktır. Emek veren herkese tebrik ve teşekkürlerimi sunuyorum.

Altında yaşadığımız gök kubbe, ortak evimizin çatısıdır. Bu çatı altında, tüm yaratılmışlarla beraber, büyük bir ailenin parçası olarak yaşıyoruz. Fakat ne evimize, ne de ailemize iyi davranıyoruz. Bunu üzülerek ifade etmek istiyorum.

Bir Kızılderili Reis’in, 1855’te Amerikan Başkanına yazdığı şu satırlar, sanıyorum ki bu durumu net biçimde ifade ediyor. Şöyle diyor Kızılderili Reis; “Dünya anamızdır. Dünyaya ne kötülük olursa, oğullarına da aynı kötülük olur. Eğer insanlar yere tükürürlerse, kendi yüzlerine tükürürler. Dünya insanlara ait değildir. İnsanlar dünyaya aittir. Bütün her şey, aileyi bağlayan kan bağı gibi, birbirine bağlıdır.”

Hakikat bu iken, ne yazık ki çevre adına büyük kıyımlar yaşanıyor. Hızlı kentleşme, değişen tüketim alışkanlıkları, birçok olumsuz etkiyi de beraberinde getiriyor.

Her çağın kendine ait belirleyicileri, o çağı sembolize eden temaları var. Günümüz dünyasının belirleyicisi ise tüketim. Ekonomi, gücünü sürekli olarak devam eden tüketimden alıyor. Sektörler, kısa ömürlü ürünler üzerine yoğunlaşıyor. Elbette bu kasdî olarak yapılıyor. Satın almak adeta bir ritüele dönüştürülmüş durumda.

Manevi tatmini tüketimle sağlayan, egoyu eşya ile besleyen bir ekonomi ve pazarlama sektörüyle karşı karşıyayız. Morali bozulduğu için alışverişe çıkıp elindeki poşet sayısı arttıkça rahatlayan insanlar, bu döngüyü besliyor. Maalesef eşyalar modern insanın efendisi konumunda.

Çevre krizinin çözümünde, bu tüketim ahlakı, temel bir sorun olarak karşımızda duruyor. Bu nedenle, çevre meselesini bütün yönleriyle ele almak durumundayız.

Tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de, tüketim alışkanlıklarındaki değişim ve ambalajlı ürün satışındaki artış ile, katı atık kompozisyonu da değişmiş durumda. Genel olarak bakıldığında, atıkların ağırlıkça %30’unu, hacimce %50’sini ambalajlar oluşturuyor.

Demek ki sefer tasından kurtulmayı başarı sanmamız, aslında büyük bir yanılgıymış. Bugün dünyada çevre hareketi öncülerinin ilk tavsiyeleri arasında, plastik tabak kirliliğinden kurtulmak için sefer tası edinmek de var.

Fakat ne yazık ki, dünya adeta bir plastik cennetine dönüşmüş durumda. 2015’te dünyada üretilen plastik miktarı, 7.8 milyar tonu buldu. Bugün kişi başına 1 tondan fazla plastik düşüyor. Ve ne yazık ki, kontrol edilmeyen atıklar, suya karışarak hayatı zehirliyor.

Günümüzde en büyük plastik üreticisi olan Çin’de her yıl, sadece bir nehirden 333 bin ton plastiğin, dünya sularına karıştığını biliyoruz. İnsanda derin üzüntü yaratan sahnelerden biri, plastik torbaya dolanmış kaplumbağaların, okyanus derinliklerinde yaşamlarını yitirmeleridir.

Her yerde karşımıza çıkan, yeryüzünü günden güne zehirleyen plastik, biyo-çeşitliliğin de baş düşmanıdır. Plastik yiyip ölen albatros kuşları, gagasına sakız yapışan kuşların acılı ölümü, plastik halkalara sıkışmış deniz canlıları ve daha niceleri…

Değerli katılımcılar;
Çevre krizlerinin önlenmesinde, kamu kurumlarının, bilim çevrelerinin ortak çabası çok önemli. Ama bireylerin de bu sorumluluk alanına dâhil olması lazım. Eğer bizler, bireyler olarak bu tüketim kültürünün vaat ettiği kullan-at, kolaylıklar dünyasını reddetmezsek, çevre krizinin baş aktörleri oluruz.

Gelecek nesillere sürdürülebilir yaşam tarzlarını miras bırakmanın anahtarı, bireysel davranışları değiştirmektir. Yani farkındalık. Bir kişi denize fırlattığı pet şişenin etki halkasını bilmeli.

Markete bez torbasıyla giderek dünyanın geleceğine katkıda bulunduğunun bilincinde olmalı. Bir su matarası taşımaktan geri durmamalı. Doğru tercihler yaparak bize hizmet etmekle yükümlü sektörleri çevre dostu olmaya zorlayabiliriz.

Gandi’nin güzel bir sözü var; “Basit yaşa ki, başkaları da var olabilsin!” İstiyoruz ki, çocuklarımız gelecekte berrak bir gökyüzünü, mavi okyanusları ve yemyeşil ormanları sadece kitaplarda görmesin.

İşte tüm bu sebeplerle, geçtiğimiz yıl Sıfır Atık seferberliğini başlattık. Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın gayretli çalışmalarıyla bir atık yönetim hareketi kurduk. Çok şükür ki, etkileri dalga dalga yayılıyor. Sadece Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki şu rakamlar bile, son derece umut verici. 11 ay boyunca, 35 bin kağıt atık ayrıştırıldı. Böylece, 1192 kişinin oksijen ihtiyacını karşılayacak, 597 yetişkin ağacın korunması sağlandı.

23 bin kg plastik atık ayrıştırıldı. Böylece, 370 varil petrol tasarrufu yapıldı. Sıfır atık seferberliğine dahil olan tüm kurumlarımızla birlikte, hatırı sayılır bir geri dönüşüm gerçekleştirdik. Katkı veren, bu duyarlılığa katılan tüm kişi ve kuruluşlara teşekkür ediyorum.

Yurtdışına gittiğimde de görüyorum ki, atık yönetimi tüm dünyanın en önemli gündem maddelerinden birisi. Ama sevinerek gördüğüm bir şey var ki, o da Türkiye’nin bu konuda lokal değil, tüm yurtta, kapsamlı bir seferberlik içinde olması. İnanıyorum ki, elbirliği ile bu konuda önemli mesafeler alacağız.

Şunu unutmamalıyız, çevreyle kurduğumuz ilişki, bir ahlak meselesidir. Dünyanın bize bir emanet olduğu bilinci ile ilgilidir. Bugünümüzden olduğu kadar gelecek nesillerin yaşam kalitesinden de sorumluyuz. Yeryüzü, ihtiyacı olan kadarını alıp, onu paylaşarak yaşamak üzerine tasarlanmış bir yer. Dünyayı mülkiyetine geçirme yarışında kazanan kimse olmayacak.

Bu bağlamda, çevre sorunlarıyla mücadele ederken, meselenin etik ve dini boyutu bizi motive edebilir. Dindarlığı hep şekil şartları üzerinden anlıyoruz. Oysa her Müslümanın, içinde yaşadığı doğaya, hayvana ve bitkiye karşı sorumluluğu vardır. Mesela Hac’da fıkhi hükümlere dikkat ettiğimiz kadar çevreye zarar vermemeye odaklanıyor muyuz?

2010’da yapılan bir istatistiğe göre 2 buçuk milyon hacının, ardında 100 milyon plastik şişe bıraktığını biliyoruz. Çevre dostu bir Hac, biz Müslümanların derdi olmalı. Seyahat acentelerine, sundukları hizmetin çevre dostu olup olmadığını sormalıyız. Hac seyahatimizi, arkamızda en az karbon ayak izi bırakacak şekilde tasarlamalıyız. Buna gücümüz yetmiyorsa, karbon ayak izini telafi edecek kadar ağaç dikmeliyiz.

Bu dilek ve temennilerle, Çevre Zirvesi’nin etkili sonuçlar vermesini, bizlere bilinç aşılamasını diliyorum. Yurtdışından gelen tüm misafirlerimize teşekkür ediyorum. Bilgi ve tecrübeleriyle bizi zenginleştirdiler. Bakanlıklarımıza, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ve katkı veren herkese şükranlarımı sunuyorum. Kalın sağlıcakla!