“Fidanlar Fidanlarla Büyüyor” Programında Yaptıkları Konuşma

06.11.2018

Tarım ve Orman Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığımızın kıymetli yöneticileri,

Değerli misafirler,

Saygıdeğer öğretmenlerimiz,

Sevgili öğrenciler;

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum, gözlerinizden öpüyorum. Biraz sonra canlı bağlantı kuracağımız Samsun, İzmir, Şanlıurfa ve Bursa’daki arkadaşlarımıza, öğretmenlerimize, öğrencilerimize de buradan şahsım ve sizler adına selamlarımı gönderiyorum.

Fidanlar Fidanla Büyüyor projesi vesilesiyle sizlerle birlikte olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Geleceğimiz adına son derece önemli bulduğum bu projeye öncülük eden Tarım ve Orman Bakanlığımız ile Milli Eğitim Bakanlığımızı tebrik ediyorum. İnşallah biraz sonra gerçekleştireceğimiz merasimle tüm ilkokul ve ortaokullardaki öğrencilerimizin katılımıyla ülke genelinde yeni bir fidan dikim seferberliği başlatıyoruz. Bu iki bakanlığımızın koordinasyonunda hayata geçirilen bu proje sayesinde 81 vilayetimizin tamamında 10 milyon fidan okul çağındaki evlatlarımız adına toprakla buluşuyor; hayırlı olsun.

Böylece her öğrencimizin kendi adına bir fidanı olması sağlanıyor. Bu fidanlar evlatlarımızla beraber büyüyecek, onlarla beraber gelişecek. Çocuklarımızın yaşları ilerledikçe fidanların kökleri toprağa, boyları göğe doğru yükselecek. Öğrencilerimizin bugün kurduğu hayaller zamanla gerçeğe yaklaştıkça inşallah diktikleri fidanlar ağaçlara, ağaçlar da ormanlara dönüşecek. Bugün okul bahçelerinde koşturan, gözlerinin ışıltısı yüreğimizi ısıtan çocuklarımızla beraber ülkemizin ormanları, ekonomisi, güzellikleri de büyüyecek.

Bu projenin geleceğimizin teminatı olan çocuklarımıza tabiata sahip çıkma, çevreye saygı duyma bilincini de aşılayacağına inanıyorum. Fidanlar Fidanla Büyüyor projesinin evlatlarımıza daha yeşil, daha güzel, daha huzurlu bir Türkiye bırakma mücadelemize de katkı sağlayacağını düşünüyorum. Projenin icrasında görev alacak tüm bakanlıklarımıza, kurumlarımıza, öğretmen ve öğrencilerimize şimdiden şükranlarımı sunuyorum.

Değerli arkadaşlar,

Sevgili öğrenciler;

Dünyamız sanayi devrimiyle beraber başlayan ve halen devam eden tarihi bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Bu dönem sadece kullandığımız araç-gereçleri değil beşeri ve sosyal hayatımızın tamamını da değiştiriyor, dönüştürüyor. Geride bıraktığımız son iki asra baktığımızda insanın toprakla, tabiatla, çevresiyle, içinde yaşadığı toplumla ve bizatihi kendisiyle kurduğu ilişkinin mahiyetinde büyük bir değişim yaşandığını görüyoruz.

Sanayileşme ve modern teknoloji daha önce hiç olmadığı kadar insana doğa karşısında güç vermiş, tabiata müdahale etme imanı tanımıştır. Modern teknolojiyle birlikte aşılmaz denilen dağlar aşılmış, geçilmesi imkansız görülen çöller geçilmiş, uzaklar yakın hale gelmiştir. Bu yeni durum modern insanın tabiatla geliştirdiği ilişkinin de kopmasına, kırılmasına, yeni bir şekle bürünmesine sebep olmuştur.

Tabiat insanın gözünde artık şahsiyetini kaybetmiş, Yaratan’ın hayatını idame ettirmek için kendisine verdiği bir emanet olmaktan çıkmıştır. Modern insan için tabiat ya zapt altına alınması gereken bir düşman ya da üzerinde mutlak tasarruf sahibi olunması icap eden özel bir mülk gibi algılanmaya başlamıştır. Kimi Batılı yazarlar yaşanan bu anlam kaybını, ‘tabiat artık bir mabet değil, bir fabrikadır’ ifadesiyle açıklıyorlar. Oysa kadim toplumlarda tabiat, insanın evi, yurdu, vatanı, hatta İbn-i Arabi’ye göre insanın anasıdır. Biz de bunun için toprağa ‘toprak ana’ diyoruz.

İslam düşüncesinde tabiat, şahsiyet sahibi, Allah’ın kainatta yarattığı her şey gibi insana amade kılınmış, emanet edilmiş bir varlıktır. Bu açıdan tabiat, insanın hilkatte, yani yaratılışta kardeşidir. Kimi Müslüman düşünürlerin hurma ağacından bahsederken, ‘Âdemoğullarının halası’ tabirini kullanması yaratılıştaki bu kardeşliğin bir sembolüdür.

Öte yandan, Yüce Mevla’nın Kur'an-ı Kerim’de birçok şeyi tabiat üzerinden insana anlattığına, tasvir ettiğine de şahit oluyoruz. Rabbimiz bize cenneti anlatırken ‘yemyeşil’ ifadesini kullanıyor. Cennetin güzelliklerini tarif ederken Yüce Allah, nehirlerden, ırmaklardan, pınarlardan bahsediyor. Aynı şekilde Rabbimiz güzel sözün önemini, “Güzel söz kökü yerde sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca benzer, o ağaç Rabbinin izniyle meyvesini her zaman verir” buyurarak ağaç motifiyle izah ediyor. Bunların dışında mukaddes kitabımızda tabiatla ilgili pek çok örneğe, pek çok darb-ı mesele rastlıyoruz.

Değerli kardeşlerim;

Çevreye ve insana dair son iki asrımıza damga vuran bu değişim, maalesef en büyük zararı yine insana, dünyaya ve geleceğimize veriyor. Sınırsız tüketim hırsı ve ne pahasına olursa olsun tabiat üzerinde tahakküm kurma isteği bizi bugün devasa çevre sorunlarıyla yüz yüze bırakıyor. Denizlerimiz kirlenirken, akarsularımız, göllerimiz, derelerimiz kurama tehdidiyle karşı karşıya kalıyor. Dünya genelinde orman varlığı günden güne daha da azalıyor. Verimli tarım arazilerinin yerine her geçen gün bacalarıyla havayı kirleten fabrikalar alıyor.

Bakınız, bugün çatışma ve savaşlardan sonra insanları yerlerini terk etmeye zorlayan sebeplerin başında çölleşme sorunu geliyor. Her yıl insanlık olarak 10 milyon hektardan fazla tarım arazisini kaybediyor ve 5 milyon hektar orman arazisini de tahrip ediyoruz, yaklaşık 1 milyar insan bu sebeple ne yazık ki yeterli beslenemiyor. Çok daha vahimi, toprakların kötü kullanımı nedeniyle 2035 yılına kadar küresel gıda üretiminin yüzde 12 azalması bekleniyor. Aynı şekilde kutuplardaki buzulların hızla erimeye başlaması tüm insanlığı tehdit eden çevre sorunlarının habercisi olarak görülüyor.

Meselenin bir başka boyutu ise, ekseriyetle Batılı zengin devletlerin ürettiği bu sorunların yükünü Asya, Güney Amerika ve Afrika’daki fakir ülkelerin taşımak zorunda kalmasıdır. Batılı toplumların zenginlikleri ve refahlarını borçlu olduğu sanayileşme hamlelerinin bütün maliyetini maalesef yine fakir halklar ödüyor. Şu an öyle bir büyüme stratejisi hakim ki, bir ülkenin, bir bölgenin refahı ne yazık ki diğer ülkenin, diğer bölgenin sefaletine dayanıyor. Özellikle Batıda birileri lüks ve şatafat içinde yaşarken, milyarlarca insan canı, kanı ve sömürülen emeğiyle bu refahın bedelini ödüyor.

Kimi ülkeler refahlarına refah katarken Somali’nin nehirleri kuruyor, Brezilya’nın yağmur ortamları, Bangladeş’in su kaynakları tahrip oluyor. Doğru düzgün hiçbir yeraltı kaynağı olmayan devlet zenginleşirken, yüzmilyarlarca dolarlık altın, elmas ve petrol ve rezervlerinin üzerinde yaşayan insanlar evlerine ekmek dahi götüremiyor. Batıdaki zenginlerin yatlarına, spor arabalarına petrol taşıyan tankerlerin çevreye verdiği zararı en çok derme-çatma sandallarıyla çocuklarına rızık arayan Afrikalı balıkçılar hissediyor. Buzulların erimesiyle değişen iklim, evvela okyanusların ücra köşelerindeki adalarda kendi hallerinde yaşayan insanları etkiliyor.

Şu gerçeği artık hepimiz çok iyi kavramak zorundayız: Şayet önlem almazsak, şimdiden adım atmazsak ileride çocuklarımız çok daha büyük sorunlarla karşı karşıya kalacak. Tabiata, çevreye ve hayata dair bakış açımızı düzeltmezsek, ecdadımızın mirası, evlatlarımızın emaneti olan bu dünya maalesef yaşanılır bir yer olmaktan tamamen çıkacak. O meşhur Kızılderili sözünde de denildiği gibi; “Bütün ağaçlar kesildiğinde, bütün hayvanlar avlandığında, bütün sular kirlendiğinde, hava solunamaz hale geldiğinde, işte o zaman paranın yenilebilir bir şey olmadığını anlayacaksınız.” Evet, hepimize düşen, böyle bir felaketi yaşamadan, böyle bir dramla karşılaşmadan gerekli tedbirleri almak, gereken adımları atmaktır.

Sevgili gençler;

Biliyorum yoruldunuz. “Kıyametin kopacağını bilseniz dahi bugün olduğu gibi elinizdeki bir fidanı dahi dikin”, Sevgili Peygamberimiz böyle buyuruyor. İşte ümmetiyle birlikte tüm insanlığa da son derece önemli bir miras bırakmıştır. Bizler de bu anlayışla son 16 yılda ülkemizin orman varlığını güçlendirmek, sizlere daha yeşil, daha güzel bir Türkiye bırakmak için yoğun çaba sarf ettik. Gezi olaylarında sokakları yakıp yıkanlar gibi yeşili, ağacı, çevreyi istismar etmek yerine, samimiyetle ülkemize hizmet ettik.

2002 yılında 21 milyon hektar olan orman varlığımızı, bugün 22,3 milyon hektara ulaştırdık. Milli park sayımız 32’den, 43’e. Tabiat parkı sayımız 16’dan, 243’e yükseldi. İlk defa bizim dönemimizde bal ve şehir ormanları kurduk. Bugün 137 şehir ormanımız, 424 bal ormanımız bulunuyor. 16 yılda 4 milyar 70 milyon adet fidan diktik, inşallah bu rakamı 7 milyara çıkarmayı hedefliyoruz.

Sadece yeryüzündeki çölleşmeyle değil, zihinlerdeki çölleşmeyle de mücadele ediyoruz. Özel olarak korunan alanların sayısını 175’ten, 578’e çıkardık. 1970’li yıllarda denizlere, göllere ve barajlara erozyonla taşınan toprak miktarı yılda 500 milyon tonken, son 16 yılda yaptığımız çalışmalarla bu miktarı 154 milyon tona düşürdük. Türkiye erozyonla mücadelede dünya lideridir ve orman alanını arttıran nadir ülkelerden biridir. 2002 yılına kadar yılda ortalama 75 milyon fidan üretiliyordu. 16 yıldır yılda ortalama 350 milyon fidan üretiyoruz.

Sakarya Sapanca’da Fidan ve Süs Bitkileri Borsası’nı, Afyonkarahisar’da Tıbbi ve Itri Bitkiler Merkezi’ni kurduk. Son 16 yılda orman köylülerimize yaptığımız doğrudan destekler ve ormancılık faaliyetleriyle 15 milyar lira gelir elde etmelerini sağladık. Orman köylülerimizin yerinde kalkındırılması için 5 bin köye, 5 bin gelir getirici orman projesiyle bu çerçevede ceviz, badem, fıstık çamı gibi meyveli orman ağaçları dikiliyor. Son 10 yılda 49 bine yakın okul bahçesinde 8,7 milyon fidanı toprakla buluşturduk. Fidanlar Fidanla Büyüyor projesiyle bu rakamı daha da yukarıya çekiyoruz.

Bunun yanında Türkiye erozyonla mücadelede –tekrar ediyorum- dünya lideridir ve orman alanını artıran nadir ülkelerden biridir. Ülkemiz genelinde atık yönetimi, iklim dostu teknoloji, enerji kaynaklarının kullanımı, hava, su ve toprak kalitesinin iyileştirilmesi yönünde önemli gelişmeler kaydettik. Yenilenebilir enerji kaynaklarına öncelik veriyoruz. Daha yeşil, daha temiz bir Türkiye’ye sadece fidan dikerek, sadece ağaçlandırma yaparak ulaşamayacağımızı biliyoruz. Bunun için çevre kirliliğini önleyecek, israfı engelleyecek, insanlarımıza çevre bilinci kazandıracak çalışmalara da öncelik veriyoruz.

Cumhurbaşkanlığımız himayesinde yürütülen Sıfır Atık projesiyle ülkemiz genelinde bunu gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Kullan-at kültürü yerine inancımızda ve kadim değerlerimizle uyumlu yeni bir tüketim kültürünü yerleştirmeye gayret ediyoruz. Medeniyet değerlerimizden beslenen, tabiata saygılı, çevreye duyarlı, israf yerine kanaati esas alan bir tüketim anlayışının kök salması için hepimize, özellikle ailelere ve eğitimcilere ciddi sorumluluklar düşüyor.

Eğer kaynakları daha verimli kullanmak, atık miktarını azaltmak ve atıkları geri kazanmak, yarınlara temiz bir dünya bırakmak istiyorsak hiçbirimizin bu sorumluluktan kaçma lüksü yoktur. Bu konuda adım atmakta geç kaldığımız her dakika, her saniye ileride çevre felaketi, kirlilik, hastalık, kıtlık, yokluk, yoksulluk olarak ülkemize geri dönecektir. Şahsen Fidanlar Fidanla Büyüyor Projesini doğru bir adım olarak görüyorum. Bu güzel proje vesilesiyle evlatlarımızın çevre bilinci kazanacaklarına, toprağa, suya, ormana, ağaca daha çok değer vereceklerine inanıyorum.

Bu düşüncelerle sözlerime son verirken projenin icrasında görev alacak başta bakanlarımız olmak üzere tüm arkadaşlarıma şimdiden başarılar diliyorum. Daha yeşil ve güzel bir Türkiye mücadelesine katkı yapan herkese şükranlarımı sunuyorum, hepinizi Allah’a emanet ediyorum. Kalın sağlıcakla.