Kudüs’e Destek Mitinginde Yaptıkları Konuşma

18.05.2018

Bismillahirrahmanirrahim.

Bugün İstanbul Yenikapı özellikle yine farklı, müstesna bir günü yaşıyor. Kalbi Kudüs için atan, öfkesi Kudüs için kabaran, yüreği Kudüs için yanan, yüz milyonların sesi olarak bugün Yenikapı’da bulunan tüm kardeşlerimi en kalbi duygularımla selamlıyorum. İslam İşbirliği Teşkilatı Zirvesi Olağanüstü Toplantısı vesilesiyle ülkemizi teşrif eden ve şu anda aramızda bulunan misafirlerimizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Kardeşlerim;

‘Kudüs davası hepimizin davasıdır’ diyerek mitingimize iştirak eden Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Bahçeli başta olmak üzere Büyük Birlik Partisi Genel Başkanına, siyasi partilerimizin kıymetli temsilcilerine özellikle saygılarımı sunuyorum. Ülkemizde, bölgemizde ve tüm dünyada medya aracılığıyla bizleri takip eden herkese İstanbul’dan selamlarımı yolluyorum.

Buradan Kâbe’mizin bulunduğu Mekke’deki, Peygamber Efendimizin (SAV) emaneti Medine’deki, gözü yaşlı, yüreği yaralı, şehitleri sebebiyle yaslı da olsa dimdik ayakta duran Kudüs’teki, Gazze’deki tüm kardeşlerimi selamlıyorum.

İsrail zulmü karşısında sadece ve sadece yüreklerindeki imanın gücüyle mücadeleyi veren Filistinli kardeşlerimizi özellikle selamlıyorum. İnançlarını ve vatanlarını savunurken hunharca katledilen şehitlerimize Rabbimden rahmet diliyorum. Bu kutlu mücadelede yaralanan gazilerimize Rabbimden acil şifalar diliyorum. İnsanlığın ve Müslümanların haysiyetini koruma görevini üstlenen mazlum Filistin halkına şükranlarımı sunuyorum. Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü.

Kardeşlerim;

Biliyor musunuz Kudüs sadece bir şehir değildir. Kudüs, bir semboldür, bir imtihandır, Kudüs kıbledir. İlk kıblemizi koruyamazsak, son kıblemizin geleceğine güvenle bakamayız. Açık konuşmak gerekirse; İslam dünyası Kudüs imtihanında sınıfta kalmıştır. Sadece İslam dünyası değil tüm insanlık da Kudüs imtihanında sınıfta kalmıştır.

Kardeşlerim;

Bir şairimizin dediği gibi; “Önce yüreklerimizdeki Kudüs’ü işgal ettiler. Biz savaşı önce kendimizde kaybettik.” Müslümanlar olarak yüreklerimizdeki Kudüs işgal edildiğinden beri zalime gerektiği gibi karşı koyamaz olduk. Osmanlı Devleti 4 asır boyunca Kudüs’ü diğer dinlerin mensupları için de barış, huzur ve esenlik şehri olarak yönetmişti. Birinci Dünya Savaşında yenilen tarafta yer alan Osmanlı, diğer pek çok coğrafya gibi Kudüs’ü de terk etmek zorunda kalmıştı. İşte o günden beri Kudüs huzur yüzü görmedi. Şehrin tüm dinlere saygılı yapısı hızla bozuldu. Müslümanlarla birlikte Hristiyanların kutsalları da İsrail’in tehdidi altına girdi. Kardeşlerim, şair ne diyor?

“Ey Kudüs, ey hüzünler şehri

Ey gözlerinden kocaman yaşlar akan

Kim durduracak düşmanları

Üzerine çullanan, ey dinlerin incisi

Kim silecek kanları duvarlarından…”

O günden beri Kudüs’ün duvarlarından, Filistin’in topraklarından kan izleri hiç silinmedi. Birleşmiş Milletler’in 1947 yılındaki kararına göre Kudüs, özel statülü uluslararası bir şehir olacaktı. Bu karar, Filistin’in hızla işgali ve bölgenin binlerce yıllık sakinlerinin zorla tasfiyesi sonucunu doğurmaktan başka bir işe yaramadı. 1967 yılında Kudüs’ün işgaline sessiz kalan Birleşmiş Milletler, İsrail’in gerçekleştirdiği haksız, hukuksuz, vicdansız, ahlaksız tüm eylemleri sadece seyrederek bu zulme zımnen ortak olmuştur. Niçin ‘dünya beşten büyüktür’ diyorum, anlıyor musunuz? Yoksa bir Amerika’nın iki dudağının arasına mahkûm olan dünyada zulümden başka bir şey göremezsiniz. Onun için ne diyoruz? Zalimler için yaşasın Cehennem. Bugün de Amerika’nın attığı adıma karşı etkili bir tavır koymayan Birleşmiş Milletler, zaten yıpranmış olan meşruiyet zeminine bir darbe daha vurmuştur.

Kudüs’ün İsrail tarafından işgalinden 2 yıl sonra bir veya bir grup Yahudi tarafından Mescid-i Aksa’nın yakılması, aslında bardağı taşıran son damla olmalıydı. Bunlar Siyonist ve bir Siyonizm mücadelesiyle karşı karşıyayız. Böyle bir felaket dahi maalesef Müslümanları kendilerine getirmeye yetmedi. Ben Siyonistlerle Musevileri birbirinden ayırıyorum. Asıl mücadele Siyonizmle, Siyonistlerle. Ve onların Müslümanlara olan düşmanlığı hiç affedilir gibi değil. Dönemin İsrail Başbakanı bu yangının yaşandığı günkü hissiyatını, çok enteresan, “Sandım ki Müslümanlar dört bir yandan Kudüs’e gelecek, sabaha kadar korkudan uyuyamadım. Lakin sabah oldu ve hiçbir şey yaşanmadı. İşte o zaman anladım ki, biz dilediğimizi yapabiliriz” diye anlatıyor. Acı, ama durumumuz işte budur.

Kardeşlerim;

Tabii bütün bunlarla beraber az önce arkadaşlarım da, gerek değerli Sayın Bahçeli, gerek Destici, gerek Sayın Yıldırım, gerekse Kahraman, onlar da söyledi, ama güzel, ‘et tekraru ahsen velev kâne yüz seksen’… (Tekrar, yüz seksen kez dahi olsa iyidir.)

“Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde,

Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.

Varıp eşiğine alnımı koydum,

Sanki bir yer altı nehri çağlıyordu.

Gözlerim yollarda bekler dururum,

Nerde kardeşlerim diyordu bir ses,

İlk kıblesi benim ulu Nebi’min,

Unuttu mu bunu acaba herkes?”

Evet, Mescid-i Aksa’yı, Kudüs’ü ve Filistin’i belki dillerimiz unutmadı; ama elleri kolları bağlı bir seyirci olmanın ötesine geçemediğimiz de ortada.

Kardeşlerim;

İsrail 1947’den beri dilediğini yapıyor, bugün de aynı pervasızlıkla, yoluna devam ediyor. Bu gerçekleri görmezden gelemeyiz. İşte Amerika’nın aldığı son kararla Kudüs’ün mahremiyetine bir kez daha el uzatıldı. Mescid-i Aksa giderek sıklaşan bir şekilde radikal Siyonistlerin çizmeleriyle kirletiliyor. El Halil Camii hala işgal altında ve biz Müslümanlar kınamaktan başka bir şey yapmıyoruz, yapamıyoruz.

Hâlbuki önümüzde Müslümanların Kudüs’ü nasıl eman yurdu haline getirdiğinin örnekleri var. Hazreti Ömer Kudüs’ü neredeyse kimsenin burnunu bile kanatmadan fethetmişti. Ama Hazreti Ömer’in arkasında gerektiğinde bu uğurda canını vermeye hazır dev bir ordu vardı. Asırlar sonra Kudüs’ün üzerine yürümek için çok büyük ordular toplayan Haçlılar, 600 bin kişi olarak Anadolu’ya girip sergiledikleri tüm vahşete rağmen, ancak 100 bin kişi olarak Torosları aşabildiler. Onlara karşı bu büyük mücadeleyi veren Selçuklu beyleri düşmanın ne sayısından, ne de gerisindeki sulietten çekindiler.

Haçlıların kalanlarından oluşan ordu Kudüs’e girdiğinde, şehirde Müslüman, Musevi kimseyi bırakmadan hepsini katlettiler. Selahaddin Eyyubi şehri yeniden fethettiğinde ise teslim olan herkesin gitmesine izin verdi. Kudüs ve Allah’ın evi Mescid-i Aksa esaret altındayken evinde yatmayı kendisine zül sayan bu büyük komutanın verdiği mücadele imanın ve cesaretin zulme karşı direnişinin sembolü oldu.

Daha sonraki Haçlı seferlerinde de benzer hadiseler yaşandı. Ama tereddüt yoktu, asla, karşı taraf zulümle, vahşetle, kıyımla Kudüs’e yürürken; Müslümanlar imanlarının, bileklerinin gücüyle onları yenmiş, ama masum hiç kimseye de zarar vermemiştir. Bu saldırı dalgasının son büyük örneği neresi? Çanakkale. Çanakkale’de ufkumuzu çelik zırhlı duvarlarla kapatmaya çalıştılarsa da, hamdolsun milletimiz iman dolu göğsünü siper ederek bu hayasızca akını durdurmuştur.

Dikkat ediniz, bu örneklerin hepsinde zalimler tüm güçleriyle saldırırken, Müslümanlar sadece dua etmekle, sadece gözyaşı dökmekle yetinmemişlerdir, ‘zulme rıza zulümdür’ diyerek karşılarındaki güçlerin sayısına, silahına, teknolojisine bakmadan Allah’ın vaadine güvenip tüm güçleriyle, tüm imkânlarıyla mücadele etmişlerdir.

“Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.

Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.

Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın…

Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.”

Bizim için Çanakkale neyse, Kudüs de odur. Yüreklerin, bileklerin ve canların ortaya konduğu bir mücadele elbette zaferle sonuçlanacaktır. Bugün neyimiz eksik diye baktığımızda, işte bunu görüyoruz. Dualarımıza ve gözyaşlarımıza yüreklerimizin bileklerimizin gücünü eklemediğimiz sürece zalimi durdurmayız. Çünkü hak, hukuk tanımayan zalim laftan, sözden, nasihatten zaten anlamaz. İçindeki korkuyu zulüm çıtasını sürekli yükselterek bastıran, ahlakı olmayan zalimin anladığı tek dil güçtür güç.

Şayet tüm dünya, tüm Müslümanlar bir olup bu zulmün karşısına dikilirse, inanın bana sırtını dayadığı lobilerin desteği tek başına İsrail’in pervasızlıklarını sürdürmesine yeterli olmaz. Kardeşlerim, şunu unutmayın: İstiklal şairimiz Akif içinde bulunduğumuz hali ne güzel tarif etmiş;

“Yıllarca, asırlarca süren uykudan artık,

Silkin de muhitindeki zulmetleri yak, yık!

Bir baksana, gökler uyanık, yer uyanıktır;

Dünya uyanıkken uyumak maskaralıktır!

Eyvah, bu zilletlere sensin yine illet.

Ey derd-i cehâlet, sana düşmekte bu millet,

Bir hâle getirdin ki, ne din kaldı, ne namus!

Ey sîne-i İslâm'a çöken kapkara kâbus,

Ey hasm-i hakîkî, seni öldürmeli evvel:

Sensin bize düşmanları üstün çıkaran el!”

İslam dünyasının içinde bulunduğu işte bu halden çıkartmak hepimizin boynunun borcudur. Bu konuda en büyük görev hiç şüphesiz günümüz Müslümanlarına düşüyor, işte bu meydana düşüyor. Yenikapı Meydanı buna yabancı değil. Biz 7 Ağustos’ta da burada mıydık? 15 Temmuz’un hesabı için burada mıydık? Unutmayın, bu alan, evet, her zaman bizim toplanma yerimiz olacaktır, buluşma yerimiz olacaktır. Önce biz kendi aramızda birliğimizi, beraberliğimizi, uhuvvetimizi temin edeceğiz ki, zalime karşı gerektiği şekilde güçlü durabilelim.

Açık konuşacağım, Müslümanlar aralarındaki çatışmalarda, çekişmelerde, ihtilaflarda, birbirlerine ne kadar şeditse, ne kadar tahammülsüzse, hatta ne kadar vicdansızsa, hasımlarına karşı da o derece pısırık, cesaretsiz, korkak bir görüntü içindedir. Bilmiyorum, tespitim yanlış mı? O zaman gereğini yapalım. Öyle ki, içimize sokulan proje terör örgütlerini dahi engellemeyi başaramıyoruz.

Bölgemizde DEAŞ denen bir örgüt türedi. Soruyorum size, bu örgüt kimin kanını döktü, kimi zulmüyle inletti, kimin şehirlerini yerle yeksan etti? Bu örgüt sadece Müslümanların kanını döktü, bu örgüt sadece Müslümanlara zulmetti, bu örgüt sadece İslam coğrafyasının mirasına saldırdı. Güya bu örgütle mücadele için dünyanın dört bir yanından gelen güçler adeta coğrafyamızı işgal etti.

El Kaide’den Boko Haram’a, PKK’dan FETÖ’ye kadar diğer örgütler de aynı amaca hizmet ediyor. Bunlar proje terör örgütleri. Ortaya çıkan tablo bize bu tür örgütlerin tek amacının Müslümanların birliğini ve dirliğini bozarak, kurumsal yapılarını yıkarak, bölgemizi işgale hazırlamak olduğunu göstermiştir. Eğer bugün Kudüs’ün mahremiyeti bu kadar kolay çiğnenebiliyorsa, Filistinli kardeşlerimizin canları, kanları bu derece hiçe sayılabiliyorsa, gerisindeki sebeplerden biri de işte budur.

İslam dairesi içinde olmak, Müslüman sıfatı taşımak, kardeşlerim, öyle kolay değildir, ama biz bu işi çok ama çok kolaya indirgedik. Ve üzerinde durmamız gereken çok çok önemli bir konu var. ‘Ben Müslümanım’ diyen herkesin Peygamber Efendimizin şu tavsiyesini çok iyi kavraması gerekiyor: “Sizden herhangi biriniz bir kötülüğü gördüğünde onu eliyle değiştirsin, buna güç yetiremiyorsa diliyle değiştirsin, buna da güç yetiremezse kalbiyle buğz etin, bu ise imanın en zayıf mertebesidir.”

Bugün Müslümanlar olarak bırakanız kötülüğü elimizle değiştirmeyi, çoğu defa dilimizle bile karşı çıkma konusunda ortak karara ne yazık ki varamıyoruz. Ve bununla ilgili olarak kalpler Allah’ın elindedir. Müslümanların bu gaflet halinin tecessüm ettiği husus, işte Kudüs meselesidir. Kendi topraklarını İsrail saldırılarına karşı savunan Filistin kardeşlerimizi ayrı tutacak olursak, acaba Kudüs meselesinde hangi Müslüman kötülüğü eliyle düzeltme şuuruna sahip? Müslümanların çoğunun dillerinin dahi lal olduğu böyle bir meseleyi sadece kalplere hapsetmek, Allah korusun bizi o zayıf iman ikazıyla yüz yüze bırakır.

Bu konuyu değerli kardeşlerim, bir şairimiz çok güzel ifade ediyor:

“Tûr Dağını yaşa ki bilesin nerde Kudüs.

Ben Kudüs’ü kol saati gibi taşıyorum,

Ayarlanmadan Kudüs’e boşuna vakit geçirirsin,

Buz tutar, gözün görmez olur,

Gel, anne ol, çünkü anne bir çocuktan bir Kudüs yapar.

Adam baba olunca, içinde bir Kudüs canlanır,

Yürü kardeşim, ayaklarına bir Kudüs gücü gelsin.”

Gelin, ayaklarımızdaki Kudüs gücüyle bu zulme karşı hep birlikte yürüyelim, durmayalım, ama bu yürümeye sürekli olarak devam edelim. Ve birileri bu yürüyüşü görsün, çünkü Müslümana umutsuzluk yakışmaz. Rabbimin müjdesi var, “Gevşeklik göstermeyin, üzülmeyin, eğer inanıyorsanız muhakkak üstün olan sizsiniz.” İşte bu ilahi müjdeye layık olabilmek için tüm Müslümanlara diyoruz ki, gelin birlik olalım ve zalimlerin karşısına tek bilek, tek yürek olarak çıkalım. Kendi içimizdeki gafillerin üstesinden geldiğimiz gün, zalimin kalbine korkuyu saldığımız gün olacaktır. Kudüs inşallah tüm Müslümanların kurtuluşunun vesilesi olacaktır. Üzerimizdeki ölü toprağını Kudüs davasına sahip çıkarak atacağımıza inanıyorum.

Peygamber Efendimizin (SAV) miraca çıktığı bu kutsal şehri, Hazreti Ömer’in (RA) ve Selahaddin Eyyubi’nin mirasını sahipsiz bırakmayacağız. Filistinli kardeşlerimiz bugüne kadar görevlerini, vazifelerini yerine getirdiler, bundan sonra 1 milyar 750 milyon Müslüman olarak Kudüs nöbetini devralma sırası evet, bize gelmiştir. Nöbeti almaya hazır mıyız? Bu vesileyle bir kez daha Kudüs’ün işgalini, Mescid-i Aksa’nın mahremiyetinin ihlalini, Filistinlilerin haklarının gaspını asla kabul etmeyeceğimizi ilan ediyoruz.

Amerika, büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararıyla bölgede arabulucu değil taraf olduğunu hiçbir tartışmaya yer bırakmayacak şekilde bir kez daha göstermiştir. Amerika, sorun çözmeden yana değil sorun üretmekten yana olduğunu ortaya koymuştur. Birleşmiş Milletler’in icrai organı olan Güvenlik Konseyini tıkayan şu anda tek ülke Amerika’dır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun kararları ise 1947 yılından beri İsrail tarafından tanınmamaktadır. Kudüs konusunda alınacak yeni bir Birleşmiş Milletler Genel Kurul kararı elbette kimlerin hangi safta durduğunu göstermesi bakımından çok önemlidir. Şu anda buna hazırlanıyoruz. İslam İşbirliği Teşkilatı Zirve Dönem Başkanı olarak üye ülkeleri olağanüstü toplantıya çağırdık. Biraz sonra buradan toplantıya geçeceğiz.

Son katliam, artık bölgedeki durumun kâğıt üzerinde kalan kararlara, onlarla geçiştirilemeyeceğini ortaya koyacak kadar açıktır, nettir. İsrail’in uyguladığı devlet terörünün durdurulmaması halinde dünya hızla hiç kimsenin kendini güvende hissedemeyeceği bir noktaya doğru gidecektir. Bunun için gerek Birleşmiş Milletler, gerek İslam İşbirliği Teşkilatı, gerek diğer uluslararası kurumlar, gerekse de tek tek tüm devletlerin İsrail zulmüne karşı fiili bir duruş ortaya koymalarının zamanı gelmiştir.

Buradan, İstanbul Yenikapı Meydanından tüm Müslümanları ve tüm insanlığı kendi dini fanatizmlerinin eseri kararlar ve katliamlarla bölgemizi ve dünyayı felakete sürükleyenlere karşı harekete geçmeye özellikle davet ediyorum. Mazlumların yanında yer almayan bir küresel düzen zalimlerin oyuncağı olmaya mahkûmdur. Hiçbir ülkenin, hiçbir uluslararası kuruluşun kendini İsrail’in oyuncağı konumuna düşürmeyeceğine inanıyorum.

Tüm dinlerin kutsal mekânlarına ev sahipliği yapan Kudüs’ü fanatik Siyonistlerin yerle yeksan etme niyetine karşı Müslümanıyla, Hristiyanıyla, sağduyulu özellikle Musevisiyle hep birlikte mücadele edeceğiz. İsrail halkını da, yönetimlerinin kendilerini sürüklediği felakete karşı harekete geçmeye davet ediyoruz. Holokost mağduru bir halkın kendi devletlerinin bir başka halka karşı işlediği insanlık suçlarına rıza göstermeyeceğini ümit ediyorum. Amerikan halkının da bu uygulamaların anlamı konusunda yeteri kadar bilgilendirilmediğini düşünüyorum. Yönetimin terör örgütleri konusunda olduğu gibi terör devleti İsrail hususunda attığı adımların bir gün geri dönüp Amerika’yı vurması da kaçınılmazdır. Bu vesileyle Amerikan halkına da yönetimin yanlışları konusunda seslerini yükseltmeleri çağrısı yapıyorum.

Tabii üzerinde durmamız gereken asıl konu, bizlerin ne yapacağıdır. Türkiye hem diplomatik kanalları çalıştırarak, hem de attığı somut adımlarla Kudüs ve Filistin meselesi konusundaki duruşunu hep göstermiş bir ülkedir. Son gelişmelerin ardından da tavrımızı açık bir şekilde ortaya koyduk. İsrail’in en çok hedef aldığı ülkenin Türkiye, en çok hedef aldığı liderin şahsım olması bu tavrın doğruluğunu ve etkisini göstermektedir. Tabii eğer oradaki şahıs beni hedef alıyorsa doğru yoldayım. Ama biz bir şeye inanıyoruz; biz biliyoruz ki “La galibe illallah. /Galip olan ancak Allah’tır." İstediği kadar elinde nükleer silahı olsun, istediğin kadar elinde kimsede olmayan silahların olsun, aslolan Rabbimin silahıdır. "Ve mekeru ve mekerallah vallahu hayrul makirin. / Onlar hangi tuzakları kurarlarsa kursunlar, en büyük tuzak Allah’ın tuzağıdır.” Biz bununla bu yolda yürüyoruz.

Kardeşlerim;

Biz ecdadımız gibi kutsal bildiğimiz değerler uğrunda gerektiğinde canımız pahasına mücadele etmekten kaçınmayan bir milletiz. İşte 15 Temmuz’dan Suriye operasyonlarına kadar fiilen bu mücadelenin örneklerini sergiledik, öyle mi? Kudüs konusu da bizim için aynı derecede önemli bir hadisedir. Bu mücadelede Müslümanlara öncülük etmekten şeref duyarız. İsrail’i bu yanlış adımlarından geri çevirene, akıtılan masum kanlarının hesabını sorana kadar mücadelemiz sürecektir. Buradan bir kez daha İsrail zulmüne karşı direnen Filistinli kardeşlerimize desteğimizi ifade ediyoruz. Dünyadaki tüm Müslümanları silkinişe, yeniden dirilişe, yeniden ayağa kalkmaya davet ediyoruz. Ve insanlığı herkes için büyük bir tehdit oluşturan bu saldırılara, haksızlıklara, şımarıklıklara karşı harekete geçmeye davet ediyoruz.

İşte bu vesileyle İslam İşbirliği Teşkilatını hemen İstanbul’a çağırdık ve buradan biraz sonra zirve toplantısına geçiyoruz. Bu akşam kısa, özet bir sonuç bildirgesiyle inşallah İslam İşbirliği Teşkilatı bir karar alacak. Bu vesileyle herkesi İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi tüm ülkelerde başlatılacak olan Filistin’e yardım kampanyasına katılmaya davet ediyoruz. İnşallah Kudüs’ün esenliğe, Filistinli kardeşlerimizin özgürlüğe, Filistin topraklarının bağımsızlığa kavuşacağı günler yakındır.

Sizlere ve bizi medya aracılığıyla takip eden tüm kardeşlerimize; desteğiniz, sevginiz, coşkunuz, ahde vefanız için şükranlarımı sunuyorum. Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu Cehennem azabından kurtuluş olan mübarek Ramazan-ı Şerifinizi tebrik ediyorum. Bu mübarek günlerin, Kudüs başta olmak üzere Suriye’den Yemen’e, Arakan’dan Afrika’ya kadar dünyanın dört bir ucundaki kardeşlerimiz için barışa, esenliğe ve selamete vesile olmasını diliyorum.

Mitingimize katılan başta Sayın Bahçeli olmak üzere, Destici olmak üzere, Meclis Başkanım, Başbakanımız olmak üzere ve İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi kardeşlerimiz olmak üzere tüm misafirlerimize teşekkür ediyorum. Rabbim yar ve yardımcımız olsun. Ve Rabia’mız; tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet.

Rabbim birliğimizi daim kılsın. Günümüz, günlerimiz mübarek olsun. Kalın sağlıcakla inşallah.