46. Muhtarlar Toplantısında Yaptıkları Konuşma

14.03.2018

Değerli muhtarlarımız,

Kıymetli kardeşlerim,

Hanımefendiler, beyefendiler;

Sizleri en kalbi duygularımla hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne, milletin evine, bu gazi mekana hoş geldiniz.

Muhtarlar Toplantımızın 46’ncısında sizlerle birlikteyiz. Bugün de Adana, Balıkesir, Bolu, Bursa, Çankırı, Çorum, Erzincan, Kahramanmaraş, Kastamonu, Konya, Samsun, Sinop, Sivas, Yozgat ve Zonguldak illerimizden gelen siz kıymetli muhtarlarımızı misafir ediyoruz. Toplantımızın ülkemiz, milletimiz ve elbette muhtarlarımız için hayırlara vesile olmasını Allah’tan diliyorum.

Biz siyasete başladığımız günden beri her işimizi milletimizle istişare ederek yürüttük, bugün de tüm kritik hususlarda önce milletimizin ne istediğine, ne beklediğine, ne talep ettiğine bakıyor, ona göre hareket ediyoruz. Mahallelerinin sözcüsü, temsilcisi, ortak aklı ve vicdanı olarak gördüğümüz muhtarlarımızla her fırsatta birlikte olmaya işte bunun için önem veriyoruz. Sizlerden aldığımız ilhamla, sizlerden aldığımız sinyalle, sizlerden aldığımız moralle ülkemizin meselelerinin çözümü için gece-gündüz çalışıyoruz.

İşte bu anlayışla 2002’den beri Türkiye’yi bir baştan bir başa okullarla, hastanelerle, yollarla, tünellerle, havalimanlarıyla, barajlarla, parklarla, toplu konutlarla donatıyoruz. İşte bu anlayışla ülkemizde tek bir vatandaşımız dahi yiyeceği, giyeceği, yakacağı, yuvası olmadığı için boynu bükük kalmasın diye mücadele ediyoruz. İşte bu anlayışla gençlerimize spor yapacakları tesisler, eğitimlerini sürdürecekleri ortaöğretim, ilkokul, anaokulu, üniversiteler, öğrenimleri boyunca kalacakları yurtlar inşa ediyoruz. Topraklarımızın üstünü tarımla, altını madencilikle değerlendirmek, orman varlığımızı artırmak, su kaynaklarımızı ve denizlerimizi korumak için aynı şekilde uğraşıyoruz. Fabrikalarda çarklar durmasın, atölyelerde zanaatkarlarımızın üretimleri aksamasın, ticaret erbabımızın tezgahı boş kalmasın diye var gücümüzle gayret gösteriyoruz.

Hamdolsun 15 yılda ülkemizi 4 kat büyüterek bu çabalarımızın meyvesini aldık. Bugün ülkemiz milli gelirinin büyüklüğü bakımından dünyada 17’nci, satın alma paritesine göre 13’üncü sıradadır. Hedefimiz, ülkemizi dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri haline getirmektir. Bunun için şöyle yeniden 2-2,5 katlık bir büyümeyi sağlamamız gerekiyor. İnşallah o günleri hep birlikte göreceğimize inanıyorum.

Kardeşlerim;

Yaptığımız yatırımlar ve getirdiğimiz hizmetlerle ülkemizi büyütürken bu başarıları elbette dikensiz gül bahçesinde dolaşır gibi elde etmedik. Çok çileler çektik, çok sıkıntılar yaşadık. Hala çekiyoruz, hala çekiyoruz. Bakın şu anda Afrin, daha önce Fırat Kalkanı Harekatı, bunların hepsinin bir bedeli var. Siz zannediyor musunuz dünya Türkiye’ye yardım ediyor? Hayır, bunların hepsi cambaz. Bütün imkanlarımız, güçlerimiz milletimizindir. Bu güçle sizlerden aldığımız ilhamla, kaynakla elhamdülillah kendi kasamızla, kesemizle bu yola çıktık, bu yolda devam ediyoruz.

Attığımız her adımda karşımıza öyle engeller çıkartıldı, öyle tuzaklarla karşılaştık ki Allah’ın yardımı ve milletimizin desteği olmasaydı bunların üstesinden gelemezdik. Hani ‘şeytan taşlamaktan tavaf etmeye fırsat bulamıyor’ derler ya, bizi işte bu duruma düşürmek istediler. Hamdolsun biz şeytanı da taşladık, tavafımızı da yaptık. Bir başka ifadeyle; hem karşımıza çıkartılan engelleri, kurulan tuzakları birer birer aştık, hem de milletimize söz verdiğimiz hizmetleri birer birer hayata geçirdik.

Dedik ya, dört temel üzerinde Türkiye’yi büyüteceğiz; eğitim, sağlık, adalet, emniyet. Bunun üzerine ulaşımı inşa ettik, bunun üzerine enerjiyi inşa ettik, bunun üzerine tarımı inşa ettik. Ve dış politikada şahsiyetli, haysiyetli bir dış politikayı da sürdürdük, sürdürüyoruz. Demokrasimize sahip çıkarken emniyetten, kalkınmadan asla taviz vermedik. Dünyada bu ikisini birden başarabilen pek az ülke vardır.

Kalkınma konusunda neler mi yaptık? Mesela eğitimde 282 bin yeni derslik yaptık, 584 bin yeni öğretmen atadık, 110 yeni üniversite kurduk, üniversitesi olmayan ilimiz kalmadı. Ülkemize 53 bin yeni öğretim üyesi kazandırdık. Yükseköğrenim yurtlarımıza 630 bin yatak ilave ettik. Gençlerimizi spora teşvik ederek lisanslı sporcu sayımızı 278 binden, burası çok önemli, 8 milyon 193 bine yükselttik, 3500 yeni spor tesisi yaptık. Kötü alışkanlıklardan gençlerimizi kurtaralım diye bu adımları attık.

İnternette ve mobil telefonda ülkemizin tamamına hizmet verilebilmesini sağlayacak altyapıyı kurduk. Sağlıkta hastane ve diğer tedavi kurumları olarak 3 bin yeni tesisi ülkemize kazandırdık. Şimdi de şehir hastanelerimizi devreye alıyoruz. Adanalı ve Yozgatlı muhtarlarımıza soruyorum, aramızda, şu anda onları görüyorum, ellerini bir göreyim bakayım, maşallah. Nasıl, şehir hastanelerimizden memnun musunuz? Bu yıl 5 şehir hastanemizi, önümüzdeki yıl 7 şehir hastanemizi inşallah hizmete açıyoruz.

En büyük devrimi yaptığımız alanlardan biri de ne? Ulaşım. Bölünmüş yol uzunluğumuz, bakın burası da çok önemli, 79 senede Türkiye’de, bu ülkede, ülkemizde 6100 kilometre bölünmüş yol yaptılar; ama biz 16 senede buna ne ilave ettik biliyor musunuz? 20 bin kilometre bölünmüş yol ilave ettik, aramızdaki fark bu. Karayollarımızın üzerine 258 yeni tünel inşa ettik. Bu ne demek? Dağları deldik dağları, Ferhat olduk Şirin’e ulaştık. Aşılmaz dağların hepsini de delip geçtik. Ülkemizde daha önce olmayan yüksek hızlı tren hatlarını inşa ettik. Hey gidi günler hey, çuf çuf çuf… Şu anda Ankara, Konya, Eskişehir ve İstanbul yüksek hızlı trenden istifade ediyor, yakında Yozgat, Sivas, Bursa, Bilecik, Afyonkarahisar, Uşak, Manisa, İzmir, Karaman, Antalya, Mersin, Adana, Osmaniye, Gaziantep başta olmak üzere ülkemizin pek çok yerine ulaşan bir hızlı tren hattına sahip olacağız inşallah. Bu güzergahlara yakın illerimiz de bağlantı hatlarıyla hızlı tren konforundan ne yapacaklar, istifade edecekler.

Eskiden sadece belirli bir kesimin faydalanabildiği hava yolunu halkın yolu haline getirdik değil mi? Şimdi artık kendi evinden çıkıyorsun, havaalanı, havaalanıyla irtibatın sürsün sürsün yarım saat sürsün, bilemedin 45 dakika sürsün, biniyorsun uçağa, istediğin yere rahatlıkla gidebiliyorsun, bugünleri gördük Allah’a hamdolsun. Ve şu anda eskiden lüks otobüs fiyatına şimdi uçakla istediğin yere gidiyorsun, bunu da gördük. Mevcut 26 tane havalimanımız vardı, buna ne ilave ettik? 29 tane yeni havalimanı ilave ettik, eskilerin altyapılarını ve kapasitelerini de güçlendirdik. Bugün Türk Hava Yolları dünyada en fazla noktaya uçan, uçuş yapan hava yollarıdır.

Ülkemizdeki mevcut 279 baraja 508 baraj, 105 hidroelektrik santrale 513 hidroelektrik santrali, 31 içme tesisine 193 tesis daha ilave ederek bu alanda da çok büyük hizmetlere imza attık. Dünyada orman varlığını artıran nadir ülkelerdin biriyiz. Tarımda verdiğimiz destekler, uyguladığımız programlar ve arazi toplulaştırmaları sayesinde tarımsal gayrisafi milli hasılamızı 37 milyar liradan 161 milyar liraya çıkarttık.

Sosyal yardımlar da en başarılı olduğumuz alanlardan biridir. Türkiye güçlenirken, büyürken, zenginleşirken, hiçbir vatandaşımızın yokluğun, yoksulluğun pençesinde kıvranmasına rıza gösteremezdik. Sosyal yardım bütçesini yılda 2 milyar liradan 38 milyar liraya çıkartarak sosyal yardım şemsiyesini 3 milyon kişiden 11 milyon kişiye genişleterek engellilerden yaşlılara kimseyi dışarıda bırakmadan herkesi kucaklamanın gayreti içinde olduk. Şu anda tüm valiliklerimiz, kaymakamlıklarımız, hepsi sosyal yardım konusunda biliyorsunuz ilk müracaat kapısıdır. Rabbim imkan ve fırsat verdikçe ülkemizi daha çok, daha büyük hizmetlerle buluşturmayı inşallah sürdüreceğiz.

Değerli kardeşlerim;

Tabii bu arada bu hizmetleri yaparken, yani tavafımızı sürdürürken şeytan taşlamayı da ihmal etmedik. Vesayet güçleriyle, terör örgütleriyle, darbe heveslileriyle, elbette bunların dışarıdaki destekçileriyle tarihi bir mücadele verdik, veriyoruz. Maziden atiye giden süreci şöyle bir göz önüne aldığımızda, bu mücadelenin günümüze mahsus olmadığını, hep sürdüğünü görüyoruz. Özellikle son 2 asırda neredeyse birbirinin kopyası saldırılarla, ihanetlerle, alçaklıklarla mücadele etmiş bir milletiz.

Önceki gün İstiklal Marşımızın kabulünün yıldönümüydü. İstiklal Marşımızın şairi Mehmet Akif Ersoy’u ve bu marşa hayat veren tüm şehitlerimizi, gazilerimizi, kahramanlarımızı bir kez daha rahmetle yad ediyorum. Mehmet Akif Ersoy’un yaşadığımız hadiseleri o mısralara döküşündeki sıra ve ahenk, hangi safhalardan geçerek bugüne geldiğimizin en açık ifadesidir.

Merhum Akif, 1912 yılında Balkan Savaşı sırasında yazdığı bir şiirinde gençlerimizi vatan savunması için askere gitmeye şöyle teşvik ediyordu:

“Ey sürüden arkaya kalmış yiğit,

Arkadaşın gitti, yetiş, sen de git.

Bak ne diyor ceddi şehidin işit,

Durma git evladım, uğurlar ola.”

Ardından Çanakkale’de milletimiz bir başka tarihi mücadeleye girişiyordu. Çanakkale Zaferinin haberini arkadaşlarıyla birlikte Medine Müdafii Fahreddin Paşa’ya destek olmak için gittikleri Arabistan çöllerinde alan Akif, şu abidevi şiirini yazıyordu:

“Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,

O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;

Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın;

Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât,

Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât.

Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber,

Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.”

Evet, Çanakkale’de düşmana tarihinin en büyük hezimetini yaşattık, ama bizim mücadelemiz orada bitti mi? Bitmedi. Akif İslam’ı ve Türk milletini Anadolu’nun o çoraklaşmış topraklarına gömmek isteyenlere karşı başlattığımız İstiklal Harbini de yakından takip ediyordu. Büyük Millet Meclisi İstiklal Harbimizi ebedileştirecek bir marş için arayışa girdiğinde bu görev ısrarla ve özel olarak Akif’e verildi. Şu anda müze olarak milletimize hizmet veren Ankara Hamamönü’ndeki Taceddin Dergahına kapanan Akif, dünyadan ilişkisini keserek adeta münzevi bir hayat içerisinde sabırsızlıkla beklenen şiirini 10 gün içinde bitirir. 12 Mart 1921 tarihinde Mecliste coşkuyla her mısraı alkışlarla kesilerek gözyaşları içinde kabul edilen bu marş, öyle sıradan bir şiir, sıradan bir metin değildir.

“Korkma” diye başlayan ilk ifadesine, Kur’an-ı Kerim’deki esbâb-ı nüzulü olan, yani Sevgili Peygamberimizle hani Hira Dağı’nda mağaranın içerisinde birarada oldukları anda biliyorsunuz müşrikler geldiler, Peygamber Efendimiz can yoldaşı Hazreti Ebubekir Sıddık ile mağaranın içinde. Tabi Hazreti Ebubekir Sıddık’ı bir korku o anda kaplıyor. Fakat onlar yalnız değil ki, işte bir yerde bakıyorsunuz ebabil kuşları zuhur ediyor, burada da bakıyorsunuz örümcek geliyor mağaranın ağzına örümceği örüyor. Geliyor müşrikler, bakıyorlar ki örümcek ağı var, diyorlar ki “Burada kimse olmaz. Zaten birileri olsa burada örümcek veya örümcek ağı olmaz.” İşte o esnada Sevgili Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam o candaşı, yoldaşı olan Hazreti Ebubekir Sıddık’a ne diyor? “Lâ Tahzen İnnallâhe Meâne.” “Korkma ya Ebubekir, Allah bizimle beraberdir.” İşte buradan ilham alarak Akif de İstiklal Marşına “korkma” ile başlıyor, ilham kaynağı burası. Bu marşımızın anlamını ve önemini çocuklarımıza iyi öğretmeliyiz.

Azerbaycanlı büyük şair rahmetli Bahtiyar Vahapzade, “100’den fazla ülkenin bağımsızlık marşını inceledim, güfte ve bestesini araştırdım, hiçbirini Türkiye’nin İstiklal Marşı kadar etkili görmedim” diyor. Gerçekten de İstiklal Marşımızın anlamını ancak dilimizle birlikte kalbimizle de okuduğumuzda anlayabiliyoruz.

En büyük üzüntüm, bu emsalsiz marşın hakiki manasını yüreklere nakşedecek bir bestenin yapılamamış, bulunamamış olmasıdır. O besteyle güftenin birbirini tamamlaması çok önemli. Tabi burada da bestekarlara görev düşüyor, güfte var; ama maalesef istenilen beste yok, temenni ederiz ki o da çıkar, inşallah bir gün o da olur.

Tabi hayıflanacak daha başka meselelerimiz de var. Mesela 34 yıllık terörle mücadele dönemimizi şöyle hakkıyla ifade edecek bir şiirimiz, bir marşımız da yok. Geçen arkadaşlarıma onu söyledim, ya dedim şu anda Fırat Kalkanı, Afrin, biz bununla ilgili adeta bir İstiklal Marşı gibi demeyeyim ama, oraya belki tırmanamazlar, yetişemezler, hiç olmazsa bir mehter marşı gibi bir marşı da yazamazlar mı? Bunu hazırlasınlar. Evde torunum bile maşallah Mehter Marşıyla yürüyor, askerimizi de Mehter Marşıyla ayrıca yürütür gibi yeni marşlarla yürütelim.

Aynı şekilde 15 Temmuz gibi bir büyük destanı Akif’in Çanakkale ve istiklal mısralarında kıvamında anlatacak bir şiirimiz, bir marşımız da mevcut değil. Demek ki, şiirlerini sadece lafzıyla değil, yüreğiyle de yazan şairlerimize çok önemli görevler düşüyor. Bu vesileyle yaşadığı her dönemde milletimizin hissiyatını eşsiz bir şekilde dile getiren Mehmet Akif Ersoy’a bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum, ruhuna el Fatiha.

Evet, bin yıldır bu toprakları vatanımız haline getirmek ve vatanımız olarak muhafaza etmek için kanlarını akıtan tüm şehitlerimizi, gazilerimizi tazimle, hürmetle, şükranla yad ediyoruz. Bugün buraya gelirken, evet, Afrin’de ne kadar terörist etkisiz hale getirildi diye son rakamları alayım istedim, 3444 terörist etkisiz hale getirildi. Ve Afrin’e biraz daha yaklaştık, temenni ederim ki akşama kadar inşallah Afrin tamamen düşmüş olur.

Tabi işimiz kolay değil. Biz Batı gibi girip de sivilleri vurmuyoruz. Sadece -ismini açıklamayacağım- Cezayir’de 5 milyon insanı katledenler kalkıp da Türkiye’ye hesap sormasın, önce onlar bunun hesabını versin. Ruanda’da, Libya’da onbinler, yüzbinleri öldürdüler, önce onlar bunun hesabını versinler. Irak’ta onbinleri, yüzbinleri öldürenler önce bunun hesabını versinler. Bunların hesabını vermeyenler kalkıp da Türkiye’ye hesap sormaya yeltenmesinler.

Türkiye eğer sivilleri öldürmeyi hedef alsaydı şu anda Afrin çoktan bitmişti. Her türlü hassasiyet gözetiliyor, dikkat ediliyor ve bakın şu anda önce siviller arabalara bindirilerek özel bir koridordan Afrin’den çıkartılıyor. Bak bunlar öyle alçak, öyle katil ki, benim Mehmet’im, o yavrum yere atılan Kur'an-ı Kerim’i yerden kaldırırken el yapımı bombayla şehit ediliyor. Bunlar imansız, bunlar kafir, bunların akıbeti belli, “ila cehenneme zümera.” Ama Mehmet’im her türlü hassasiyeti gösteriyor, bütün bu hassasiyetler içerisinde bunlara orada bu dersi veriyor. İnşallah neticesi hayrolacak, biraz uzuyor, neticesi hayrolacak. Bak, çıkartılanlar bir taraftan da işte temizlenen yerlere yerleştiriyor.

Sayın Bakan, bak ne diyor benim muhtarım görüyor musun? “Biz istemiyoruz, birer maaşımızı verelim” diyor. Allah razı olsun. İşte bu yürekler olduktan sonra, bu inanç olduktan sonra, bu iman olduktan sonra bu milletin bileğini kimse bükemez. 15 Temmuz gecesi biz milletimize bir çağrı yaptık, ne dedik? ‘Haydi meydanlara’ dedik, ‘haydi caddelere’ dedik ve milyonlar meydanlara döküldü. F-16’lar, helikopterler, tanklar, toplar bombaları yağdırırken, benim milletim meydanlara, caddelere döküldü. 251 şehidimiz oldu, 2193 gazimiz oldu, ama bu şehitlerimizle biz ülkemizi kaptırmadık ve bu darbeyi yapanlar hedefe ulaşamadı.

İşte bu katil FETÖ ve avenesi zaten onlar bu ülkede değil, malum Pensilvanya’da. Arkasında kimlerin olduğu o da malum. Ve bize akıl verenler bunlarla ülkemizi parçalamak istediler, başaramadılar. Şu anda tabi yüzlerce, binlerce FETÖ ile ilgili o asker elbisesini giymiş hainler, onlar asker değil, onlar bizim askerimiz olamaz, şu anda içeride. Polis aynı şekilde, elbiseyi giymiş, ama içi FETÖ, onlar da içeride. Ama sağlam olanlar, inançlı olanlar, bu vatansever milletin evlatları onlar zaten şu anda görevlerinin başında. Terörle mücadelede 15 Temmuz’da ve sınır ötesi operasyonlarımızda şehit olan askerlerimize, jandarmalarımıza, polislerimize, güvenlik korucularımıza, sivil görevlilerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize sağlık ve afiyet diliyoruz.

Kardeşlerim;

Mehmet Akif merhumun şiirlerinde tasvir ettiği kahramanlar, hamdolsun bu ülkede bitmedi biliyor musunuz, inşallah bitmeyecek. Dün Fırat Kalkanı Harekatında güya dünyanın en tehlikeli, en vahşi, en acımasız, en donanımlı terör örgütü olan DEAŞ’ı karşımıza diktiler, bunlar böyle hain. Bir taraftan diyorlar ki, “DEAŞ’a karşı savaşacağız”, ama DEAŞ’ı bizim karşımıza dikiyorlar. Ne oldu? Biz 3 bin DEAŞ’lıyı etkisiz hale getirdik, ondan sonra ileri doğru El Bab’a indik. Ve tekrar aynı şeyi söylediler, “DEAŞ’a karşı mücadele…” Yalan söylüyorsunuz yalan, dürüst değilsiniz.

Zeytin Dalı Harekatında yine aynı afra-tafrayla karşımıza çıktılar. Bize parasıyla dahi verilmeyen silahlarla donatılan… Bak biz para verdik, ‘Bize şu silahları verin, işte insansız hava aracı, silahlı insansız hava aracı’, kongreden müsaade çıkmadı. Şimdi de diyorlar ki, ‘Bizde işte silahlar var, verelim.’ Ver, gene vermiyor. Niye? Ama ne oldu? İşte bu kötü komşular bizi silah sahibi yaptı. Bak şimdi bizim şurada, şu mücadelede Afrin’de -elhamdülillah- kullandığımız silahlarımızın tamamına yakını, yüzde 65 yerli, inşallah bu daha da artacak. Bunları üretiyoruz, üretmeye devam edeceğiz.

Biliyorsunuz 74 Kıbrıs Barış Harekatında susturma harekatıyla bizim bütün muhabere sistemimizi çökerttiler, bu işin başında güya müttefikimiz olanlar vardı. Çökerttiler, ne oldu? Elhamdülillah biz ASELSAN’ı öyle kurduk. Şimdi ASELSAN’da biz onun daha iyisini yapıyoruz. Sadece onu yapmıyoruz, birçok elektrik-elektronik malzemeleri savunma sanayine yönelik ASELSAN’da yapar hale geldik ve dünyada artık ASELSAN yarışan bir şirketimiz haline geldi. İşte bu kötü komşular bize elhamdülillah mülk sahibi yaptı, bilgi sahibi yaptı ve bizi üretir duruma getirdiler. Birçok alanda bunlar olacak, eksiğimiz çok; ama bunları başaracağız.

Dünyanın en iyi askeri eğitimlerinden geçirilen, Batı medyası tarafından allanıp pullanan teröristler, girdiğimiz her yerde kuyruklarını kıstırıp önümüzden kaçtılar. Güya müttefiklerimizin bizden esirgenen savunma ve tahkimat yöntemleriyle donatılmış dağlar, tepeler, yerleşim birimleri kahraman askerlerimiz ve mütevazı imkanlarımızla eğittiğimiz özgür Suriye ordusu mensupları tarafından birer birer ele geçirildi. Görüyorsunuz o dağlarda ne tüneller açmışlar değil mi? Bunları kim yaptı, o teröristler mi? Neyse, siz söyleyin de ben söylemeyeyim. Sadece onlar değil, bunların ortakları da değil, koalisyon güçleri olarak hep beraber bu işleri yaptılar; o teröristlerde bu kadar akıl yok siz bakmayın.

Bugün 54. gününe giren harekatta 3500’e yakın terörist etkisiz hale getirilirken, 1300 kilometrekareye yakın toprak da teröristlerden temizlendi. Fırat Kalkanında 2 bin kilometrekarelik alanı temizlemiştik, şimdi orada huzurlu bir şekilde oranın gerçek sahipleri yaşıyor, güvenliğini de biz sağlıyoruz, Özgür Suriye’yle beraber sağlıyoruz. Bütün gıda, ilaç vesaire, bunların hepsini de yine biz temin ediyoruz. Niye? Kardeşlik görevi, yapacağız.

Bölücü örgütün saflarında sadece PKK’lılar, PYD’liler değil aynı zamanda DEAŞ’lılar, dünyanın çeşitli ülkelerinden gelmiş cani ruhlu Haçlı artığı tipler var, hiçbiri de bizim Mehmetçiklerimizin karşısında varlık gösteremedi. Güya Afrin şehir merkezinde direniş yapacak olan teröristler de daha biz gelmeden arkalarına bakmadan kaçmaya başladılar. Tabii bu durumda bile alçaklığı elden bırakmıyorlar ha, hem kaçıyor, hem de kendilerine göre bazı sinsi planlar da yapıyorlar. Kendileri kaçarken şehirden çıkmak isteyen sivilleri canlı kalkan olarak kullanmak amacıyla engelliyorlar.

Teröristlerin bölgeye girmek ve çıkmak için kullandıkları doğu tarafı bugün-yarın kapanacak inşallah. Zeytin Dalı Harekatına başladığımız günden beri sürekli gündeme getirilen Afrin şehir merkezinin rejim güçlerine devredilmesi projesi, kuşatmanın tamamlandığı şu günlerde dahi köpürtülmeye devam ediyor. Biliyorsunuz, daha önce de çeşitli defalar bu oyun oynanmaya çalışıldı. Bu amaçla Afrin’e gidecek konvoylar yola bile çıkarıldı; peki ne oldu? Bu konvoyları içlerindeki sivillere zarar vermeden yollarda imha ettik ve oyunu bozduk.

Bakın şimdi de buradan söylüyorum: Şimdi de yapacağımız aynısıdır, bu böyle bilinmeli. Afrin’i de teröristlerden temizleyeceğiz, Münbiç’i de temizleyeceğiz, Fırat’ın doğusunu da Kuzey Irak sınırımıza kadar aynı şekilde teröristlerden temizleyeceğiz. Hedefler topraklar değil, hedef tamamen teröristlerden bölgeyi arındırmaktır.

Kuzey Irak’taki terör yuvalarını zaten her fırsatta yokluyoruz, yakında çok daha güçlü şekilde oraları da teröristlerin başına yıkacağız. Artık kimsenin Türkiye’yi terör örgütleri vasıtasıyla tehdit ve tedip etmesine kimse kusura bakmasın izin vermeyeceğiz. Şayet bir ülkenin yönetimi kendi topraklarını ülkemizi tehdit eden teröristlerden arındıramıyorsa, kimse bize ‘Burada ne arıyorsunuz?’ sorusunu yöneltemez. Hele hele binlerce kilometre öteden gelenlerin böyle bir hakkı hiç yoktur. Herkesin bir hesabı olabilir, ama en büyük hesap sahibi Allah’tır, bu da böyle biline.

Biz sadece güvenlik güçlerimizin cesaretine değil aynı zamanda yüreğimizdeki imana güveniyoruz. “İmandır o cevher ki ilahi ne büyüktür, / İmansız olan paslı yürek sinede yüktür.” Evet, biz bugüne kadar girdiğimiz her mücadeleyi işte bu inançla yürüttük ve başarıya ulaştık. Afrin’de de yaptığımız budur. Onun için hep biz kimin ne dediğine değil Allah’ın ne emrettiğine, milletimizin ne istediğine bakarız; böyle diyoruz, böyle yaklaşıyoruz.

Bizim önceliğimiz elbette kendi topraklarımızdır, kendi güvenliğimizdir, onunla birlikte kendi bölgemizdir, bu bölgedeki kardeşlerimizin huzurudur. Ama bunun yanında dünya çapında bir büyük değişimin sancılarının yaşandığının da gayet iyi farkındayız. Bir yönüyle ticari, bir yönüyle diplomatik, bir yönüyle askeri bu büyük değişim karşısında her alanda kendimizi daha ileriye taşıyacak adımları atmakta kararlıyız.

Büyük hedefler peşinde koşmanın ilk şartı, kendi sınırlarımız içinde ve onun ayrılmaz bir parçası olan bölgemizde yürüttüğümüz politikaların başarıya ulaşmasıdır. Bunun da sevgili kardeşlerim, sevgili muhtarlarım; hani bizim bir Rabia’mız var ya, tek yolu bu. Ne bizim Rabia’mız, bu dört madde nedir? Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet.

Biz 81 milyon tek milletiz. Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, Gürcü’süyle, Arap’ıyla, Roman’ıyla, Boşnak’ıyla tek millet. Biz yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevdik, ayrım yok, ayrımcılık yok. Aman ha, ‘ben Türk’üm, sen Kürt’sün Arap’sın’, böyle bir ayrıma gidemeyiz, bu Rabbimizi gücendirir. İnsan, unutmayın insandır, hepsini seveceğiz.

İki; tek bayrak, bizim bayrağımız tek bayrak. Öyle paçavralar-maçavralar filan kimse bunları bizim semtimize sokmaya çalışmasın, parçalarız. Yapmaya çalıştılar, utanmadan, sıkılmadan kongrelerine Türk bayrağını asamadılar. Ve bu hainler bu ülkede ‘Acaba Türkiye’yi nasıl ele geçiririz’; bunun hesabı içine girdiler. İstiklal Marşımızı söyleyemediler ve bu hainler bu ülkede terör estiriyorlar. Ve bu terörist gruplarla Parlamentoyu ele geçirmeye çalıştılar. Bunlara nefes aldırtmayacağız, hesabını, bedelini ağır ödeyecekler.

Ve tek vatan, 780 bin kilometrekareyle tek vatan. Vatanımızı bölemeyecekler, ama ona da çalıştılar, ona da gayret ettiler, bölemeyecekler. Ve dördüncüsü de tek devlet; bizim Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden başka devletimiz yok, böyle bir şeyi de tanımıyoruz. Hani atalarımızın güzel bir lafı var ya, ‘Muhtacı himmet dede, nerede kaldı gayrıya himmet ede.’ Biz güçlü olmazsak, kendimize de, kimseye de faydamız olmaz.

Mesela Yunanistan ekonomik krize düştüğünde Avrupa Birliği yüzlerce milyar avroyla onu destekleyebilir, aklımda kaldığı kadarıyla 400 milyar avro gibi bir destek verdiler. Petrolü, doğalgazı olan ülkeler sıkıntıya düştüğünde paralarının hürmetine kendilerine çok büyük destekler verebilirler. Ama Türkiye’nin böyle bir sıkıntısı olduğu anda şunu bilesiniz ki o zaman bu yardımlar gelmez, gelmiyor. Ama öyle de olsa, böyle de olsa biz ne dedik? Kendi göbeğimizi biz kendimiz keseceğiz maalesef. Ve şu anda bu adımları attık.

Suriye’de ve Irak’ta işte önce rejim, ardından terör örgütleri, daha sonra da güya onlarla mücadele adına bölgeyi kana ve ateşe boğanlar 1 milyon insanın ölümüne yol açarken bunlara sormak lazım, aklınız neredeydi? Esed, 1 milyon insanın ölümüne neden olmadı mı? Peki, niçin hala birileri Esed’i korumanın gayreti içine giriyor. Çünkü bunların da geçmişi maalesef bunlarla gölgeleniyor da onun için.

Değerli kardeşlerim,

Terör örgütlerine her türlü desteği sağlayanların, hatta ülkelerinde bunlara büro açtıranlara benim söyleyecek hiçbir sözüm yok. Bir taraftan terörle mücadele diyeceksin, öbür tarafından Suriye’de terör örgütleriyle beraber olacaksın. Senin NATO’daki stratejik ortağınla beraber olmayacaksın, ondan sonra da kalkıp terörle mücadelede bize ders vereceksin. Bunlardan bizim bir isteğimiz var; gölge etmesinler başka ihsan istemeyiz. Hamdolsun bizim hem kendi güvenliğimizi sağlayacak, hem de Suriyeli kardeşlerimizi PYD ve DEAŞ gibi terör örgütlerinin zulmünden kurtaracak gücümüz ve imkanımız var. Yeter ki birileri ayağımıza dolaşmasın.

Türk milleti tarihinin hiçbir döneminde kimseden himmet beklememiş, her ne yaptıysa kendi yüreğinin, birikiminin gücüyle yapmıştır. Bugün de aynı yöntemi izliyoruz. Hiç şüphesiz hala çok eksiğimiz de var. İnşallah 2023 hedeflerimizi hayata geçirerek her bakımdan yepyeni bir döneme gireceğiz. Bunun için çok çalışacağız, bunun için işte şu salonda bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız.

Kardeşlerim,

Türkiye büyürken, gelişirken, ileriye giderken yüreğimizi sızlatan birtakım eksiklerimizi de hızla telafi etmemiz gerekiyor. Bugünün Türkiye’sinde okuma-yazma bilmeyen insanlarımızın bulunmasını asla kabul edemeyiz. Bak şimdi yeni hazırladığımız bu ittifakla ilgili yasada biliyorsunuz eskiden muhtar olmanın şartlarında okuma-yazma yoktu. Ama şimdi ilkokul mezunu olma şartını getiriyor, hiç olmazsa o olsun değil mi? İtiraz var mı?

Her fırsatta bu eksiğimizi giderecek kampanyalar başlatıyor, yürütülen çalışmalara destek oluyorum. Özellikle eşimin öncülüğünde yürütülen ‘Ana - Kız Okuldayız’ Kampanyasından çok müspet netice aldık. Bu kampanya sayesinde 2008 yılında 4 milyon 863 bin olan okuma-yazma bilmeyen vatandaşımızın sayısı 2 milyon 784 bine geriledi. Eşimle birlikte 1 Şubat 2018 tarihi itibariyle hala 2 milyon 462 bin olarak tespit edilen okuma-yazma bilmeyen vatandaşlarımıza yönelik yeni bir seferberlik başlattık. Yaşı ilerlediği için artık okula gitme imkanı olmayan vatandaşlarımıza yönelik bu kampanyanın hedefi okuma-yazma bilmeyen herkese ulaşmaktır.

Milli Eğitim Bakanlığımıza bağlı halk eğitim merkezleri talep olması halinde bir kişi için dahi okuma-yazma kursu açmakla görevlidir. Kurs için gereken eğitim araçlarının tamamı devletimizce karşılanıyor. Bu kampanyayı sadece kendi vatandaşlarımızla sınırlı tutmadık, Suriyeliler başta olmak üzere ülkemizde yaşayan yabancıların da istifade edebilmesini sağladık. Video ve akıllı telefon uygulamaları gibi tekniklerle de desteklenen bu kampanya tüm halk eğitim merkezlerimizde sürüyor.

Halen 275 bin vatandaşımızın kayıt yaptırdığı kampanyamızın daha da genişlemesini arzu ediyoruz. Muhtarlarımız olarak sizlerden ricam şudur: Mahallelerinizdeki okuma-yazma bilmeyen vatandaşlarımızı ve diğer ülkelerden gelmiş olan misafirlerimizi tespit ederek bu kurslara gitmelerini sağlamanızdır. Böylece bu hayırlı işte sizlerin de katkısı ve dolayısıyla ecri, sevabı olacaktır.

Bu duygularla bir kez daha Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni, bu gazi mekanı teşrifleriniz için her birinize ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum. Mahallelerinizdeki, köylerinizdeki kardeşlerime en kalbi muhabbetlerimi, selamlarımı iletmenizi rica ediyorum. Biraz sonra yemekte beraber olacağız, şimdilik sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyor, Allah yar ve yardımcımız olsun diyorum.