Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Sanat Özel Ödülleri Töreninde Yaptıkları Konuşma

22.02.2018

Kültür, sanat ve edebiyat dünyamızın kıymetli mensupları,

Değerli misafirler,

Hanımefendiler, beyefendiler;

Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kültür ve Turizm Bakanlığımızın 2017 Özel Ödüllerini takdim edeceğimiz kültür ve sanat insanlarımız ile özellikle müessesemizi tebrik ediyorum.

1979 yılından beri verilen bu ödüllerin kültür, sanat ve edebiyat dünyamızda artık önemli bir prestij haline gelmiş olmasından büyük bir memnuniyet duyuyorum. Her biri ayrı bir kıymet olan sanatçılarımızın eserleriyle milletimizin gönlünde edindikleri müstesna yeri bugün vereceğimiz ödüllerle devlet adına da tescil etmiş oluyoruz. Geçmişte hepsi de rahmetli olan Necip Fazıl Kısakürek’ten Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya, Süheyl Ünver’den Halil İnalcık’a kadar pek çok abide isme verilen bu ödüllerin hep yerini bulduğuna inanıyorum.

2017 Ödüllerine baktığımızda da benzer bir manzaraya şahit oluyoruz. Türk sinemasının bir dönemine senarist ve yönetmen olarak damgasını vurmuş olan Sefa Önal elbette bu alanda ödüle ziyadesiyle layıktır. Kanun sazını icrası ve araştırmacı kişiliğiyle Türk sanat müziğimize çok önemli katkılarda bulunmuş olan Cüneyd Kosal elbette bu ödüle ziyadesiyle layıktır. Osmanlı sanat tarihine olan vukufiyeti genç nesillere de örnek olan Nurhan Atasoy elbette bu ödüle ziyadesiyle layıktır. Tasavvuf tarihinin yanı sıra geniş bir alanda nitelikli eserleriyle mümbit bir kalem olan Süleyman Uludağ Hocamız elbette bu ödüle ziyadesiyle layıktır. Geleneksel ve çağdaş sanat eserlerini ülkemizin her köşesine taşıma konusundaki gayretini yakından bildiğimiz Baksı Müzesi elbette bu ödüle fazlasıyla layıktır.

Yani burası Bayburt’tur demediler, gelip oraya bu eseri yaptılar. Bu aynı zamanda tabii çok da önemli bir vefa... Geçenlerde Eskişehir Odunpazarı’nda da böyle bir adımı attık, sağ olsun Erol Tabanca Bey inşallah orayı bizzat kendileri inşa ve ihya edecekler ve Eskişehir’imizi de gerçekten ismiyle müsemma bir müzeyi oraya böylece yerleştirmiş olacağız. Ödül vereceğimiz kişi ve kurumlarımızı bir kez daha tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum.

Sevgili dostlar;

Bu tür ödüller kendi alanlarında zaten şevkle, gayretle, heyecanla, coşkuyla çalışan, üreten insana dair en önemli yetenek olan eser ortaya koyma beceresini gösteren kültür ve sanat insanlarımıza, millet ve devlet olarak teşekkürümüzün, şükranımızın bir ifadesidir. Ödül için çalışılmaz, ama yapılan güzel işlerin ödüllendirilmesi de bir vefa borcudur. Bugün işte bu borcumuzun 2017 faslını ödemek üzere buradayız.

Milletler için kültür ve sanat, en az ekonomi ve savunma sanayi kadar önemlidir. Ekonomi ve savunma sanayi sizin dünyanın somut güçleriyle olan ilişkinizde belirleyicidir; ama kültür ve sanat da somut olmayan unsurlar karşısındaki konumunuzu tayin eder. Bu ikisi birlikte bir ülkeyi ve milleti yükseltir. Nasıl tek kanatla kuş da, uçak da havalanamazsa, bunlardan birinde geri kalan toplumlar da hedeflerine ulaşamazlar. Mırıldandığı şarkıdan izlediği filme, okuduğu kitaptan yaptığı resme, yediği yemekten giydiği kıyafete, velhasıl her şeyiyle başka bir medeniyetin, başka bir kültürün dünyasında gezen biri nasıl ‘bizim’ olabilir, nasıl öyle kalabilir; işte bunu aşmamız lazım.

Türkiye’nin 2023 hedeflerinin somut unsurları için gece-gündüz çalışırken, kültür ve sanatı da asla ihmal edemeyiz. Bakınız büyük mütefekkir Cemil Meriç ne diyor: “Zavallı Türk aydını, Batılı dostları alınmasınlar diye hazinelerini gizlemeye çalışır. Sonra unutur hazineleri olduğunu düşmanın putlarını takdis eder, hayranlıklarını benimser. Dev bu arada papağanlaşır.”

Evet, biz Türk milleti olarak asla papağanlaşmayacağız. Bunun için önce kendi hazinelerimize sahip çıkacağız, bize unutturulan, unutturulmaya çalışılan tüm hazinelerimizi keşfederek adeta ortaya bir envanter koyacağız. Çünkü güçlü bir envantere sahibiz, sonra bu büyük birikimin ışığında geleceğe bırakacağımız yeni hazineleri üretmenin gayreti içinde olacağız.

İşte Baksı Müzesini ben şu anda öyle görüyorum, Odunpazarı Müzesini öyle görüyorum. Yani devlet bunları yapar ayrı; ama özelin, bu ülkenin birer ferdinin kalkıp da ‘ben de bir müze yapayım’ demesi ayrı bir konu. Evinizde bunları saklayabilirsiniz, depolarınızda da saklayabilirsiniz; ama o depolarda eriyip kaybolup gider. Ama siz bunu kalkar da millete, toplumun emrine amade kılacak şekilde eğer halkın emrine sunarsanız, o zaman o ayrı bir değer kazanır.

Değerli arkadaşlar;

Biliyorum ki şimdi birileri yine bu sözlerimize bakarak bizi yanlış anlayacak, bizi yine Batı düşmanlığıyla itham edecek; halbuki bizim kimseye bir düşmanlığımız yoktur. Tam tersine, biz dünyada nerede iyi olan, güzel olan, faydalı olan bir şey varsa onu bulmak, almak ve değerlendirmekle mükellef olduğumuza inanıyoruz. Peygamber Efendimizin “İlim Çin’de bile olsa gidip alınız” emrine uygun şekilde ve işte bu anlayışla tüm dünyayı dolaşıyoruz. Tabii o ifadeyi “Sin’de” diye de tercüme edenler var, hocalarım beni bağışlasınlar. Ama bunu Hazreti Mevlana’nın işaret ettiği gibi bir ayağımızı buraya, kendi medeniyetimize, kendi coğrafyamıza, kendi kültürümüze sabitleyip diğeriyle gezerek yapıyoruz, aslolan bu. Taklit değil telif peşinde koşan, papağanlaşan değil analitik düşünen, konuşan ve davranan olmamız gerektiğinin bilinciyle kendimizden emin bir şekilde yönümüzü geleceğe çevirdik.

Maziden atiye kurduğumuz köprüyü her geçen gün daha da güçlendirerek, 2053 ve 2071 vizyonlarımızı biçimlendiriyoruz, ancak bu şekilde geleceğin dünyasında hak ettiğimiz yere ulaşabileceğimizi biliyoruz. Medeniyetimizin büyük sosyoloğu ve siyaset bilimcisi İbn Haldun, “Coğrafya kaderdir” diyor. Peki, bu hakikat birilerine coğrafyamızın kaderini belirleme hakkını verir mi? Kesinlikle hayır. Kaza ve kaderin sahibi Rabbimizdir. Bize düşen kendi irademiz ve gücümüz nispetinde çalışarak kaderimizin gerçekleşmesine imkan tanımaktır.

Onun için coğrafyamızın şu an içinde bulunduğu durumu kaderimiz olarak değil, kaderimize giden yolda bir işaret, bir ikaz, bir merhale olarak görüyoruz. Hep söylediğim gibi, biz bir olursak, iri olursak, diri olursak, kardeş olursak, hep birlikte Türkiye olursak kaderimiz de ona göre Allah’ın izniyle şekillenecektir. Daima en iyisini umarak, ancak en kötüsüne de hep hazırlıklı bulunarak yolumuza devam edeceğiz.

İşte bu sabah itibariyle hamdolsun Afrin savaşında 1829 teröristi Mehmet’imiz etkisiz hale getirdi. Tabii bu bir inancın, imanın bir neticesidir. “İmandır o cevher ki ilahi ne büyüktür, / İmansız olan paslı yürek sinede yüktür.” Ve dağ-taş demeden, gece-gündüz demeden şu anda bu savaşı, bu mücadeleyi evet askerimiz sürdürüyor tüm imkanlarıyla. Hani bazı böyle yalan-yanlış şeyler filan çıkıyor. Hiçbirine aldırmadan şu anda yolumuza devam ediyoruz.

Kıymetli misafirler;

Kültür ve sanat konusunda bir varlık ortaya koymak her kula nasip olmaz. Allah bazı kullarına bu konuda cömert davranmış, bazı kullarına da başka hususlarda aynı cömertliği göstermiştir. Allah vergisi olan kültür ve sanat kabiliyetlerinin keşfi, geliştirilmesi, ülke içinde ve dışında bilinmesinin, görülmesinin sağlanması hususunda hem devlete, hem de sivil toplum kuruluşlarımıza önemli görevler düşüyor.

Bugün gelişmiş ülkelerin spordan sanata her konuda daha okul öncesinden başlayarak çocukların eğilimlerini, kabiliyetlerini, ilgilerini tespit etmeye yönelik mekanizmalar kurduklarını biliyoruz. İşte artık anaokulları süreci bunun en güzel ifadesi ve artık ülkemizde bu konuda çok büyük gelişmelere hamdolsun sahip. Ülkemizde benzer bir yaklaşımı hayata geçirmemiz gerektiğine çok daha farklı bir şekilde inanıyorum. Yani ana sınıfından itibaren ilkokul, ortaokul ve hatta lise yılları boyunca sürekli öğrencilerimizin yeteneklerini ve yönelimlerini belirlemek üzere çalışmalar gerçekleştirmeliyiz.

Orta boy bir şehrimizin nüfusu kadar yerden onca sporcu, sanatçı, bilim insanı çıkabiliyorken, Türkiye’nin 81 milyonluk demografik varlığıyla bunların gerisinde kalıyor olmasını anlayabilmek, hazmetmek mümkün değildir. Kabiliyetse, bizim evlatlarımızdaki kabiliyet inanın başka hiçbir yerde görmedim dersem yeridir. Evlatlarımıza güveneceğiz, inanacağız. Biz inanıyoruz, güveniyoruz ve bunu başaracaklar. Çalışkanlıksa, bizim milletimizin çalışkanlığının ve fedakârlığının örneği pek az bulunur. Yanımızda komşular var, inanın doğru dürüst çalışmıyorlar. Paraysa, acayip de para alıyorlar, ama tembeller. Bizim insanımız gibi değiller ve örnekleriyle ortada. Bu durumda sorunu insan keşfetme ve insan yetiştirme sistemimizde, daha doğrusu sistemsizliğimizde arayacağız. Hani bir söz var, öyle ‘saldım çayıra Mevla’m kayıra’ mantığıyla bu işlerin içinden çıkamayız.

Geçtiğimiz 15 yılda her alanda tarihi başarılara imza atarken, eğitim- öğretim ve kültür konusunda niye nispeten geride kaldığımız hususunda hep hayıflanıyorum. Demek ki bir şeyleri eksik bırakmışız. İnşallah önümüzdeki dönemde bu eksikleri tespit edip ortadan kaldıracak, geçmişini kayıplarını telafi etmenin yanında geleceğe güzel bir miras bırakacak, eğitim-öğretim ve kültür politikalarını hayata geçireceğiz.

Gençlerimizdeki, çocuklarımızdaki heyecanı, şevki, coşkuyu gördükçe, geleceğimiz konusundaki umudum, güvenim katlanarak artıyor. Bize düşen, bu büyük potansiyelin en ideal, en doğru, en verimli şekilde değerlendirilebilmesini temin edecek o altyapıyı kurmak, içeriği oluşturmaktır. 2019’dan itibaren diğer pek çok hususla birlikte bu konularda da Türkiye yeni bir döneme girecektir. Ben bu duygularla Kültür ve Turizm Bakanlığımızın 2017 Yılı Ödüllerini takdim edeceğimiz kültür, sanat ve ilim insanlarımızı şahsım, devletim, milletim adına tebrik ediyorum.

Ve bu vesileyle bugün 22 Şubat 2009’da vefatıyla, evet, hakikaten aramızdaki hukukun da bize vermiş olduğu hasretle Turgut Cansever üstadımızın 9’uncu ölüm yıldönümünde kendisini rahmetle anıyoruz, Allah rahmet etsin.

Ve bizleri yine bu anlamlı günde biraraya getiren Bakanlığımıza, ödül alacak isimlerin belirlenmesinde ve toplantının düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Sizlere sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. Kalın sağlıcakla.