HAK-İŞ Dünya Kadın Günü Programında Yaptıkları Konuşma

07.03.2018

HAK-İŞ Konfederasyonunun değerli Genel Başkanı,

HAK-İŞ ailesinin kıymetli mensupları,
Yurt dışından teşrif eden kıymetli misafirler,

Hanımefendiler, beyefendiler;

Sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. HAK-İŞ Konfederasyonumuzu, Sayın Başkanı ve ekibini yedincisi yapılan bu kadın buluşmasından dolayı tebrik ediyorum.

Az önce salonun dışındaki kardeşlerimizi de ayrıca selamladık, orada da ayrı bir heyecanı onlarla paylaştık. Bu da şunu gösteriyor: Demek ki HAK-İŞ gerçekten gün geçtikçe daha da büyüyor, büyümeye devam ediyor. Yurt içinden ve yurt dışından teşrif eden tüm misafirlerimize Başkentimize, Ankara’ya hoş geldiniz diyorum. Şu anda salonumuzda bulunan kardeşlerimizle birlikte ülkemizdeki ve dünyadaki tüm hanımların 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü tebrik ediyorum.

8 Mart’ın birlik, beraberlik ve kardeşlik günü olması için çaba gösteren herkese teşekkür ediyorum. Emeğiyle, alın teriyle, yüreğinin gençliğiyle, dünyayı bizim için güzelleştiren, yaşanabilir hale getiren tüm kadınlarımıza, tüm annelerimize selamlarımı gönderiyorum.

Siz var ya siz, vatanımızı ‘Anadolu’, devletimizi ‘devlet ana’, toprağımızı ‘toprak ana’ yapan tüm kadınlarımızı gönülden kutluyorum. Bu tür sembolik anma günleri elbette önemli; ancak kadınlar anne olarak, eş olarak, kardeş olarak, çocuk olarak, hepsinden önemlisi insan olarak hayatımızın her anında zaten mevcutturlar. 8 Mart sizin gününüz olduğu gibi, yılın geriye kalan 364 günü de sizindir.

Bizim kadınlarımızın hikâyeleri sadece bir tek güne sığdırılamayacak kadar çok ve zengindir. Bu vesileyle “el cennetü tahte ekdam’il ümmühat”; Sevgili Peygamberimizin bu hadisinde buyurduğu gibi Cennetin ayakları altına serildiği tüm annelerimizin ellerinden öpüyorum. Kendi validem başta olmak üzere ahirete irtihal etmiş tüm annelere Rabbimden rahmet ve mağfiret diliyorum.

Kendi eşim başta olmak üzere hayatımıza anlam katan, iyi ve kötü her günümüzde yanımızda yer alan eşlerimize saygılarımızı sunuyorum. Yine kendi kızlarım, torunlarım başta olmak üzere gözümüzün nuru kız evlatlarımıza sevgilerimizi iletiyorum. Aynı şekilde tüm kız kardeşleri, ablaları hürmetle selamlıyorum. İster evinde, ister iş yerinde, ister okulunda olsun, her neredeyseler tüm kadınlarımıza hayat mücadelelerinde başarılar diliyorum.

Tabii şehitlerimizin anneleri var, evlatlarıyla birlikte canlarından bir parçayı da toprağa veren şehit annelerine özellikle şükranlarımı sunuyorum. Bizim annelerimiz, dünyanın en fedakâr anneleridir. Bizim kadınlarımız, dünyanın en fedakâr kadınlarıdır. Yeri gelir Erzurum’da Kara Fatma olur, Balkanlar’dan Kafkaslara kadar cephe-cephe dolaşır. Yeri gelir Hafız Selman olur, kadınlarla birlikte tüm şehri burada olduğu gibi organize eder, cepheye lojistik destek sağlar. Yeri gelir Şerife Bacı olur, vatanını evladının önüne koyar, bu yolda kendisi de şehadete yürür. Yeri gelir Nene Hatun olur, evlatlarını evde bırakıp tabyalarda mücadeleye koşar. Yeri gelir Ayşe Aykaç olur, Sevgi Yeşilyurt olur, Türkan Türkmen Tekin olur, Yıldız Gürsoy olur 15 Temmuz’da hain darbecilerin karşısına bu defa yiğitçe dikilerek şahadete ulaşır. Yeri gelir Şenay Aybüke Yalçın öğretmen olur, gözü gibi titrediği öğrencileri için çırpınırken teröristlerin kurşunlarıyla son nefesini verir.

Evet, bizim kadınlarımızın, bizim annelerimizin, bizim eşlerimizin, bizim kız evlatlarımızın, bizim kız kardeşlerimizin işte böylesine tarihe altın harflerle kazınacak hikâyeleri var. Tarihimizin ve bugünümüzün tüm fedakâr kadınlarını bir kez daha tazimle, saygıyla yad ediyorum.

Kıymetli hanımefendiler,

Değerli misafirler;

Kadınla erkeğin fiziksel özellikleri ve fıtratları farklı olabilir; ama aynı bütünün parçalarıdır. Üstelik bu bütünlük 8 Mart gibi özel günlerin ihdasından çok önce insanoğlunun bu dünyadaki varlığıyla başlamıştır. Yeryüzündeki serencamımız kadın veya erkek olarak değil insan olarak bugünlere gelmiştir.

İnsanların arasındaki her türlü ayrım gibi cinsiyet ayrımı da sunidir. Unutulmamalıdır ki erkek Hazreti Adem (A.S) ise, kadın da Hazreti Havva’dır. Erkeğin sıfatı her ne olursa olsun, yanı başında kadını vardır. Aynı şekilde kadının da sıfatı ne olursa olsun, yanı başında erkeği vardır. Tarih boyunca bunun sayısız örneğine rastlamak mümkündür.

Buna rağmen kadınlara yönelik ayrımcı davranışlar hiç eksik olmamıştır. Bırakınız geçmiş zamanları, içinde bulunduğumuz 21. yüzyılda dahi kadınlara yönelik yüz kızartıcı adaletsizliklere şahit oluyoruz. Ülkemizde daha düne kadar toplum hayatının pek çok noktasından olduğu gibi eğitim kurumlarından dahi zorla uzaklaştırılan kızlarımız vardı. Evlatlarının en mutlu günlerini uzaktan seyretmek zorunda bırakılan annelerin gözyaşlarını unutmadık, unutmayacağız. Çünkü onlar bizim azmimizi, kararlılığımızı arttırmıştır ve arttıracaktır. Okulunda olduğu gibi iş yerinde ve hatta sokakta taciz edilen kadınlarımızın yürek acısını unutmadık. Ülkesinde, şehrinde, ailesinin dizi dibinde eğitim-öğretim imkânı, çalışma imkânı bulamadığı için yurt dışına gitmek zorunda kalan kadınlarımızın hikâyelerini unutmadık.

Yaşanan birtakım hadiseler sebebiyle bugünlerde kadına şiddeti konuşuyoruz öyle değil mi? Peki, okulunun kapısı önünde, sınıfında, mezuniyet töreninde hak aramak için çıktığı yollarda, meydanlarda şiddete maruz kalan kadınları hatırlıyor muyuz? Eğer kadın meselesini tüm boyutlarıyla konuşacaksak önce samimi olmamız gerekir. Kadınla erkek arasındaki ayırımcılıktan daha tehlikelisi, kadınlar arasında ayrımcılık yapmaktır.

Erkeklerle birlikte kadınların bir kısmının rahatça girip okulunu okuduğu, çalıştığı, dilediği gibi hareket ettiği bir yerde diğer bir kısım kadınları dışarıda bırakamazsınız. Bir anneyi evladının yemin törenine dahi almamaya kalkarsanız, milletin vicdanında onulmaz yaralar açarsınız. Maalesef Türkiye bu sıkıntıları yaşamıştır. Dünyanın başka yerlerinde de özellikle son yıllarda benzer sıkıntılara, benzer utanç manzaralarına rastlıyoruz.

Biz önce kadınlar arasındaki ayrımcılığı ortadan kaldırdık. Bununla birlikte kadını hayatın her alanında hak ettiği konuma çıkartacak tedbirleri aldık, imkânları sağladık. Bunun için bize çok saldırdılar. Akla hayale gelmeyecek ithamlarla, provokasyonlarla, iftiralarla uğraşmak zorunda kaldık. Hatta sırf bu sebepten partimizi kapatmaya dahi kalktılar. Hamdolsun Allah’ın yardımı, milletimizin desteğiyle tüm bu zorlukların üstesinden gelmeyi başardık.

Bugün Türkiye tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar diğer hususlarla birlikte kadın hakları bakımından da ileri düzeydedir. Milletimize o zulümleri yaşatanların hiçbirinin artık bu ülkede esamisi dahi okunmuyor. Ama kadınlarımız işte burada olduğu gibi hayatın her alanında dimdik ayaktalar.

Kardeşlerim;

Erkek ve kadın arasındaki üstünlük tartışması beyhude bir tartışmadır. Daha da ötesi, insanları bölmeye yönelik her tartışma yeni bir zulüm kapısının aralanması anlamına gelir. Şöyle geriye doğru bir baktığımızda Afrikalı kardeşlerimizi yaşadıkları yerlerden kopartıp uzak diyarlara taşıyarak kendilerine köle yapanların geride sadece zulüm bıraktığını görüyoruz. Sanayi devriminde adeta bir eşya muamelesi gören, karın tokluğunun da gerisinde şartlarda çalıştırılan kadınlardan, çocuklardan artık geriye sadece acılar, utançlar kalmıştır. Şu anda dahi Asya’nın izbe köşelerinde daha çok ve daha ucuz üretim için en kötü şartlarda çalıştırılan kadınların varlığını biliyoruz.

Kadınları tüm kötülükleri kaynağı olarak, şeytan olarak, iblis olarak gören, bunun için onları çarmıha geren, işkence eden, yakan güya dini anlayışlar asırlarca bu dünyada hüküm sürmüştür. Dün çarmıha gerdikleri kadınları bugün farklı yöntemlerle aşağılamaya, metalaştırmaya devam edenlerin cilalarını kazıdığımızda altından yine aynı zihniyet çıkıyor.

Bugün dünyada ‘kadın hakları’ diye ortalığı inletenlerin siz hiç Suriye’deki Doğu Guta’da son birkaç ayda katledilen binlerce kadın için tek bir söz ettiklerini duydunuz mu? Suriye’de çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan 1 milyon insanın alçakça katledilmesi karşısında kıllarını kıpırdatmayanların kadın hakları konusunda söyledikleri sözlerin ne anlamı olabilir?

Ben bunların hepsiyle konuşuyorum. Hepsine bu soruyu soruyorum. Hadi buyurun, bu konuda da konuşun. Siz Afrin’e Türk ordusunun girmesini konuşamazsınız. Biz Afrin’e işgal gücü olarak girmedik, Afrin’deki teröristleri temizlemek için girdik; bizim durumumuz budur. Ve Afrin’i o teröristlerden temizleyip ardından sahiplerine teslim etmek için biz oradayız. Ve biz 3,5 milyon Suriyeli kardeşimize ev sahipliği yapıyoruz. Ey dünya, siz acaba ne kadar Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapıyorsunuz? Sizin konuşmaya hakkınız yok; ama bizim konuşacağımız çok şey var.

Akdeniz’in karanlık sularında kaybolup giden on binlerce kadın ve çocuğun arkasından timsah gözyaşlarının döküldüğünü gördük. Samimi ortamda gözyaşı dökmeyenlerin gerçek birer kadın hakları savunucusu olduğuna nasıl inanabiliriz? Bunlardan kadın hakları savunucusu olur mu? Bunlar sadece şovmen şovmen; asla kadın hakları savunucusu değil.

Myanmar’da yaşadıkları yerlerde akıl almaz zulümlere uğrayan, canlarını kurtarmak için sığındıkları kamplarda insanlık dışı şartlarda hayatlarını sürdüren kadınlara el uzatmayanlar nasıl kadın haklarından söz edebilir? Son çeyrek asırda Balkanlarda, Kafkaslarda, Türkistan’da yaşanan trajedilerin en büyük kurbanı olan kadınları gündeme getirmeyenlerin kadın hakları çağrısı koskoca bir yalandan ibaret değil midir? Srebrenitsa’daki o katliam sırasında, şuraya bak, “Çocukları küçük mermilerle öldürürler değil mi anne” diyen o sabiyi ve annesini duymayanların kalplerinde bırakınız kadınları, insana dair hiçbir sevgi filizleniyor olamaz.

Kardeşlerim;

Bizim için insanlık alemi Rabbimizin emrettiği üzere erkekle kadından yaratılmıştır. Bunun ötesinde tüm kabuller, tüm uygulamalar o döneme aittir, o topluma aittir. Birkaç asır öncesi Avrupa’sında kadınların o toplum piramidinin en altında yer almasıyla, bugünün kadınları aşağılayan o zihniyeti arasında hiçbir fark yoktur. Her iki tutum da kadının ‘nisa’, yani insan sıfatını kavrayamamış veya kabul edememiş anlayışların ürünüdür.

Hal böyleyken ülkemizde kadınlara yönelik şiddetle, özellikle de kadın cinayetleriyle ilgili haberler şahsen beni fevkalade rahatsız ediyor. Kadına sırf cinsiyetinden dolayı böyle bir muameleyi reva gören kişinin insanlıktan nasibini almadığına inanıyorum. Hele hele çocuk istismarı asla düşünmek, konuşmak, tartışmak istemeyeceğimiz bir vahşet halidir.

Hem kadınlara, hem de çocuklara yönelik saldırıların bunların izini inancımızda ve kültürümüzde arayanlar kesinlikle art niyetlidir. Şayet adını tam olarak koymak gerekirse, bu tür eylemlerin her biri birer insanlık suçudur. Bazılarının çıkıp tamamen dikkat çekmek, popüler olmak amacıyla kavramları eğip bükerek, özünden saptırarak, asıl mesajını gizleyerek söyledikleri sözlerin hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Bunlar üzerinden dinimizi ve kültürümüzü karalamaya kalkanların derdi de ne kadınlar, ne de çocuklardır. Onlar üzüm yemenin değil bağcıyı dövmenin peşindeler. Onlar milletin inancıyla ve değerleriyle hesaplaşmanın derdindedir.

Cenneti annelerin ayakları altına seren bir inanç, kadına yönelik şiddeti veya kötü muameleyi tavsiye edebilir mi? ‘Ana gibi yar olmaz’ diyen bir kültürün kadını ötekileştirmesi, ikinci sınıf görmesi mümkün mü? Şems, “Kadın, bilmeyene nefs; bilene nefestir” diyorsa, böyle bir medeniyette kadının yeri tartışılamaz.

Öyleyse çözmemiz gereken mesele, birtakım psikopatlara, birtakım cani ruhlulara, birtakım sapıklara harekete geçme cesareti veren iklimin ortadan kaldırılmasıdır, bunu da hep birlikte yapacağız. Ülkemizde bu konuda 2004 yılındaki Anayasa değişikliğinden beri pek çok düzenleme yapılmış, uygulamada da ciddi mesafeler kat edilmiştir.

Kardeşlerim,

Son dönemlerde karşımıza sıkça çıkan haberler, kadına yönelik şiddet ve çocukları hedef alan tacizler konusunda milletimizde ve dolayısıyla medyada oluşan hassasiyetin bir ifadesidir. Eskiden adeta yapanın yanına kâr kalan şiddet ve istismar eylemleri artık ne milletimiz, ne de devletimiz tarafından görmezden geliniyor. Kız çocuklarının eğitim düzeyleri artık erkek çocuklarla aynı seviyede, hatta daha ileri. Dolayısıyla genç kızlarımız ve kadınlarımız bu tür durumlarda daha bilinçli, daha cesur, daha dirayetli hareket edebilmektedir.

Kadınların toplum hayatımızdaki yerinin güçlendiğinin en önemli göstergelerinden biri de istihdamdır. Mesela 2005 yılında yüzde 23 seviyesinde olan kadınların iş gücüne katılım oranı, geçtiğimiz yıl yüzde 34’ü geride bırakmıştır. Kadınların iş gücüne katılımı konusunda 2023 hedefimiz yüzde 41’e ulaşmaktır. Bu tablo ülkemizin kalkınma ve büyüme hedeflerinin de bir gereğidir. Kadınların destek vermediği bir ekonomide hedeflediğimiz büyüme oranlarına ulaşmamızın mümkün olmadığını biliyoruz. Bunun için gerek çalışan, gerekse girişimci olarak kadınlarımıza her türlü desteği veriyoruz, vermeyi de sürdüreceğiz. Hiç merak etmeyin, dimdik ayaktayız.

Şair ne diyor:

“Kadın var evdedir, kadın var gönülde,

Kadın var görevdedir, kadın var eğitimde.

Kadın var ilaç gibi her derde çaredir,

Kadın var taç gibi hep baş üstündedir.”

Evet, başımızın tacı olan kadınlarımızı her alanda daha ileriye taşımakta kararlıyız. Evde, işte, okulda, hayatın her alanında kadınlarımızla birlikte yol yürümeye devam edeceğiz.

Siyasete girdiğim günden beri en büyük desteği hep kadınlarımızdan gördüm. Siyasi çalışmalarımda kadınlarımıza ulaşmaya, onları siyasette aktif hale getirmeye özel önem verdim. İnşallah 2023 hedeflerimize yine kadınlarımızla birlikte ulaşacak, 2053 ve 2071 vizyonlarımızı onlarla birlikte inşa edeceğiz.

Bu duygularla bir kez daha sizlerin ve tüm hanım kardeşlerimin 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü tebrik ediyorum. HAK-İŞ yönetimine bizleri bu vesileyle bir araya getirdikleri için teşekkür ediyorum. Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. Kalın sağlıcakla.