AK Parti Grup Toplantısında Yaptıkları Konuşma

13.02.2018

Değerli milletvekili arkadaşlarım,
Kıymetli misafirler,
Hanımefendiler, beyefendiler;
Sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. AK Parti Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup Toplantısının partimiz, ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum. Meclis çalışmalarında başarılı ve verimli bir hafta geçirmenizi temenni ediyorum.

Ülkemizin sınırları boyunca büyük bir mücadele verdiği, uluslararası alanda riyakârlıkla ve yalanla bezenmiş saldırıları göğüslediği bir dönemde sizlere hep birlikte çok önemli görevler düşüyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi öyle sıradan bir kurum değildir. Burası Kurtuluş Savaşı’nı yönetmiş, Cumhuriyet’i ilan etmiş, ülkemizi demokrasiye geçirmiş, 15 Temmuz’da darbecilerin karşısına kahramanca dikilmiş bir Meclistir. Bugün de ülkemizin ihtiyacı olan her alanda öncü ve örnek bir duruş sergileyen Gazi Meclisimizin tüm üyelerine milletim adına teşekkür ediyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 16 Nisan halkoylamasıyla kabul edilen yönetim sistemi değişikliği konusundaki dirayetli tutumuyla ismine uygun bir şekilde önceliğinin millet olduğunu göstererek ayrıca bir takdiri hak etmiştir. Kahraman askerlerimiz sınırlarımız boyunca ve sınırlarımızın ötesinde polisimiz, jandarmamız, güvenlik korucularımız sınırlarımızın içinde tarihi bir mücadele yürütürken, Meclisimiz de reform gündeminden asla kopmadan üzerine düşenleri yerine getiriyor.

Bugün aslında istihdamdaki gelişmelerden yatırım ortamının iyileştirilmesi konusunda yapılan hukuki ve idari hazırlıklara kadar reform gündemimizle ilgili hususları sizlerle paylaşacaktım. Aynı şekilde bugün özellikle kurulacak Antarktika’daki Türk üssü için çalışmalar yapmak üzere bu uzak kıtaya uğurlayacağımız bilim adamlarımızın çalışmalarından söz edecektim. Ancak yaşadığımız dönemin öncelikleri, daha başka konuları milletimizle paylaşmamızı gerektiriyor.

Buradan öncelikle Zeytin Dalı Operasyonunda, Fırat Kalkanı Harekâtında ve Kuzey Irak’taki sınır ötesi operasyonlarda görev alan tüm güvenlik görevlilerimize başarılar diliyorum.

Bu arada sanılmasın ki Kıbrıs açıklarındaki doğalgaz arama ve Ege’deki kayalıklarla ilgili fırsatçı girişimler dikkatimizden kaçıyor. Ülkemizin güneyindeki gelişmelere yoğunlaşmasını fırsat bilerek Kıbrıs’ta ve Ege’de haddini aşanları yanlış hesap yapmamaları konusunda buradan ikaz ediyoruz. Güney sınırlarımızda yanlış hesap yapanların senaryolarını, nasıl Fırat Kalkanıyla, Zeytin Dalı Operasyonuyla, çok yakında Münbiç’te ve diğer bölgelerde atacağımız adımlarla bozuyorsak, onların hesabını da bozarız ve bozacağız.

Stratejik ortağımız, müttefikimiz kalkıp da PYD’ye, YPG’ye ciddi anlamda parasal desteği, yaptığı silah yardımları yetmiyormuş gibi yapma kararını alması, herhâlde bizim de aldığımız ve alacağımız kararları etkileyecektir ve etkilemektedir. Şunun iyi bilinmesi lazım: Türkiye bir çadır devleti değildir, asırlara baliğ olan bir devlet anlayışımız vardır. Ve biz bu devlet anlayışımızı bir kenara bırakarak ‘buyurun’ diyemeyiz. Gereği neyse bunu yaparız. Ve bir ölürüz, bin diriliriz; bu böyle bilinmeli.

Savaş gemilerimiz, Hava Kuvvetlerimiz ve diğer güvenlik birimlerimiz şu anda bölgedeki gelişmeleri gerektiğinde her türlü müdahaleyi yapma yetkisiyle yakından takip ediyorlar. Kıbrıs açıklarında faaliyet yürüten yabancı şirketlere, Rum tarafına güvenerek hadlerini ve güçlerini aşan işlere alet olmamalarını tavsiye ediyoruz. Bunların efelikleri bizim ordumuzu, gemilerimizi, uçaklarımızı görene kadardır. Bu işin öyle gözlerden uzak kaya parçalarında gizlice fotoğraflar çektirmekle, hiçbir geçerliliği olmayan anlaşmalarla, bölgeye sondaj gemileri getirmekle olmayacağını bir kez daha hatırlatıyoruz.

Böylesine ciddiyetsiz ve çocuklar adımlar hiçbir netice getirmeyeceği gibi sadece faillerini küçültür, seviyesiz hale getirir. Türkiye tarihten, anlaşmalardan ve uluslararası hukuktan gelen haklarının sonuna kadar takipçisidir ve takipçisi olacaktır. Bizim için Afrin neyse, Ege’deki, Kıbrıs’taki haklarımız da odur.

Kardeşlerim;

Zeytin Dalı Operasyonunun ne kadar önemli ve ne kadar doğru olduğu bölgede attığımız her adımda bir kez daha karşımıza çıkıyor. Şayet biz bu operasyonu olumsuz iklim şartlarına rağmen şimdi değil de mesela yazın başlatmış olsaydık, inşaatını yarım kalmış halde bulduğumuz o tahkimatların her biri birer kaleye dönüşecekti.

Bu operasyon sebebiyle hala ülkemizi suçlayanlar ve bir an önce oradan çekilmemizi isteyenler, önce bölgedeki tünellere, kulelere, baştan aşağı silahlandırılmış köylere, her türlü silahla teçhiz edilmiş teröristlere bir baksınlar. Eğer ortadaki görüntüye rağmen tüm bu hazırlıkların ülkemize yönelik olmadığını iddia eden varsa, artık onlara söyleyecek sözümüz yoktur.

Türkiye’nin alenen bir terör kuşatmasına maruz kalması karşısında gösterdiği refleks, olabilecek en asgari tepkidir. Buna dahi tahammül edemeyenler adeta bizden teröristlere teslim olmamızı istiyorlar. Bu nasıl NATO üyeliğidir, bu nasıl NATO’da beraber ortaklıktır? Eğer biz NATO’da berabersek, NATO’nun kendi yürüyen, maddeleri, hükümleri neyse, Türkiye buna ne kadar uyması gerekiyorsa, Amerika’nın da o kadar uyması gerekir; bunun da böyle bilinmesi lazım.

Şunun da bilinmesini istiyorum Türkiye’nin Cumhurbaşkanı olarak: ‘NATO eşittir Amerika Birleşik Devletleri’ değildir. NATO’da tüm ülkelerin her biri, Amerika’yla eşittir. Dolayısıyla NATO’nun iç hukuku neyse, ona hepimiz aynı şekilde uymak durumundayız. Ama sen kalkar da bir YPG’yi, bir PYD’yi hala ‘bize göre bu terör örgütü değildir’ diyorsan, geç onu bir kenara, peki NATO’da senin müttefikin olan bir ülkeye eğer bu saldırıyorsa, sen NATO mensubu olarak onun karşısında durman gerekir, NATO’nun hukuku bunu gerektiriyor.

Şimdi bunlar ne hale geldiler? Diyorlar ki; ‘bunlar terör örgütü değil.’ Arkadaşlar, ne derlerse desinler, işte dün, evvelsi gün güvenlikten sorumlu bir temsilcileri geldi, şimdi Dışişleri Bakanları da gelecek, onlarla da konuşacağız. Bütün gerçekleri çok açık, net önlerine koyacağız. Bu iş hakka-hukuka uygun bir şekilde yürümek durumundadır. Eğer hakka-hukuka uygun bir şekilde yürümezse bunun adı ‘ortak’ veya bir ‘müttefik’ veya ‘model ortaklık’ olmaz.

Kendilerine tehdit olarak düşündükleri örgütlerin tepelerine yüzlerce, binlerce, on binlerce kilometre öteden gelip binenler, Türkiye’nin sınırlarının hemen ötesindeki oluşumlara seyirci kalmasını talep demez. Hep söyledik, benim 911 kilometre sınırım var, senin Suriye’yle ne sınırın var, ne alakan var? Sen imkanların elverdiği için rahat rahat gelip buraya giriyorsun. Her türlü silahı buraya, uçak hariç getiriyorsun, paraysa para veriyorsun. İlk gelen haberler şu anda 550 milyon dolar civarında parasal destek, ama bunun 3 milyar dolara kadar çıkacağına yönelik de şu anda fiskoslar var; bunlar da dolaylı yollardan.

Güya DAEŞ’le mücadele için bölgeye çöreklenen herkes, şimdi DEAŞ’la bir olup Türkiye’ye karşı açılan cephede yer alıyor. DEAŞ’la siz şu ana kadar ne mücadelesi verdiniz? Kaç tane DEAŞ’lıyı yok ettiniz veya DEAŞ’lıyı nereye sevk ettiniz? Ortada hiçbir gerçek, kabullenebilecek hiçbir vaka yok. Biz bölgede kimin kiminle birlikte olduğunu, ne yaptığını, hangi işbirliklerinin içine girdiğini, kime hangi imkânların sağlandığını teker teker tespit ediyor, kaydediyoruz. Artık hiç kimsenin DEAŞ bahanesini kullanma hakkı yoktur, çünkü hepsi de bugün DEAŞ’la birlikte hareket ediyor. Suriye ve Irak’taki DEAŞ tiyatrosunun artık sonu gelmiştir. Buradan tüm taraflarının maskelerini indirip zaten bildiğimiz gerçek yüzleriyle karşımıza çıkmalarını özellikle talep ediyoruz.

Bölücü örgütün mensuplarıyla yan-yana poz verip de ‘biz bunların PKK’lı olduklarına dair bir işaret görmedik’ diyenler, kendileri kör veya aptal değillerse art niyetlidirler. Hele hele, ‘bizi vururlarsa sert karşılık veririz’ diyenlerin ömürlerinde hiç Osmanlı tokadı yememiş oldukları da çok açıktır. Türkiye’yi canlarının istediği gibi girip çıktıkları, her türlü hoyratlığı yapıp hesap vermedikleri yerlerle karıştırıyorlarsa çok yakında öyle olmadığını da görecekler.

Biz elbette onları kasıtlı olarak hedef almayacağız. Ama şimdiden ilan ediyoruz ki hemen yanı başlarında duranlardan başlayarak gördüğümüz her teröristi de imha edeceğiz, yok edeceğiz. İşte o zaman sırtlarını sıvazladıkları teröristlerin yanlarında bulunmasalar kendileri için daha iyi olduğunu anlayacaklar. Çünkü teröristlerin yanlarında ne işleri olduğunun izahını en başta kendi kamuoylarına yapmaları oldukça zor olacaktır.

Ben şu anda buradan Amerika halkına sesleniyorum: Amerika’nın bütçesinden çıkan bu paralar, Amerika’nın halkının cebinden çıkan paralardır. Bu konuda Amerika halkının duyarlılığını da özellikle gündeme getirmek istiyorum. Zira şu anda milli bütçeden böyle bir paranın çıkması manidardır. Herhalde bunun da üzerinde durulması gerekir diye düşünüyorum. Mademki takke düşmüştür ve kel görünmüştür, öyle bazı şeyleri açıkça konuşmanın zamanı da gelmiş demektir.

Değerli arkadaşlar;

Son dönemde yaşadığımız gelişmeler bazı hakikatleri bizimle birlikte dünyaya da tüm açıklığıyla göstermeye yetiyor. Karşımızdaki teröristlerin görünürdeki PKK, PYD, YPG, DEAŞ, FETÖ, DHKPC kimliklerinin gerisindeki güçleri artık hiçbir şüpheye mahal olmayacak derecede tanıyoruz. Bu terör örgütlerinin hepsinin de parayla veya çeşitli çıkar ilişkileriyle alınıp satılan, ihtiyaç duyan herkesin tepe tepe kullandığı, işi bitince de buruşturup attığı veya bir başkasının kucağına bıraktığı zavallı yapılar olduğunu zaten biliyorduk. Ama onlarla baş etmeden asıl sorunları çözemeyeceğimiz de ortadadır. Anlaşılan o ki bazıları önce tüm olmazları denemeden, tüm hatalara düşmeden doğruyu bulamıyor. Bu arayış döneminin maliyeti ise herkes için çok ağır oluyor.

Bununla birlikte şu gerçeği de görmek zorundayız: Hemen yanı başımızdaki koskoca bir coğrafyada İkinci Dünya Savaşından sonraki en büyük paylaşım savaşı şu anda devam ediyor. Bunlar henüz ilan edilmese bile bunları biliyoruz. Büyük bir üzüntüyle ifade etmemiz gerekiyor ki, birileri Türkiye’yi de bu paylaşım kavgasının bir parçası olarak görüyor. Peşinen ifade edelim; bizim kimseye verecek ne bir karış toprağımız, ne de bir hiç uğruna feda edecek tek bir evladımız yoktur.

Gençler;
Türk milleti olarak bu toprakları kanlarımızla yoğurarak vatan haline getirdik. Buradan başka bir vatanımız yok bizim. Hiç kimsenin bizi çevremizdeki kimi toplumlar gibi dünyanın dört bir yanına savurmasına izin vermeyeceğiz. Gölgesinde doğduğumuz bayrağın altında ölmek, bizim için şereflerin en büyüğüdür, en yücesidir. İşte bu anlayışla milletimizle birlikte Kurtuluş Savaşımızdan sonraki en büyük istiklal ve istikbal mücadelesini, aynı zamanda haysiyet ve onur savaşını yürütüyoruz.

Çocukluğumuzdan bu yana biz İstiklal Marşı’mızla onu yudumlaya yudumlaya büyüdük. Ne diyor?

“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,

Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.

Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,

Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar.”

Evet, biz bu dünyada böyle bir imanı boğacak bir güç tanımadık, tanımıyoruz. Birileri burada sadece masa başında hazırlanmış projelerini uygulamaya çalışıyor olabilir. Biz ise tüm gücümüzle, kalbimizle, imkânlarımızla vatanımızı koruyor, geleceğimizin müdafaasını yapıyoruz. Hiçbir çıkar, vatan savunmasından daha büyük bir ilham, daha büyük bir enerji, daha büyük bir motivasyon kaynağı değildir. Onlar dünyevi çıkarlarından vazgeçmezken, biz nasıl olur da canımızdan aziz bildiğimiz vatanımızdan, ezanımızdan, bayrağımızdan, özgürlüğümüzden vazgeçebiliriz?

Kardeşlerim;

‘Ölürsek şehit, dönersek gaziyiz’ diyen bir milletin evlatlarının üstesinden gelemeyeceği hiçbir mücadele yoktur. Dün çukur eylemlerinde ve hemen ardından Fırat Kalkanı’nda destan yazan kahramanlarımız, bugün de Zeytin Dalı Harekatında tüm insanlığa ibret olacak yiğitliklere imza atıyor. Rabbim evlatlarımızı esirgesin, korusun, muhafaza etsin. Rabbim düşmanlarımıza fırsat vermesin.

Bizim teröristlerin üstesinden geleceğimize, hepsini de sinsi bir şekilde gizlendikleri inlerine gömeceğimize inancımız tamdır. Aynı şekilde bizim teröristleri besleyip semirterek üzerimize salanlarla baş etme konusunda da kendimize güvenimiz tamdır. Gençler, biz bir şeye inanıyoruz, nedir o? Biz diyoruz ki, ‘la galibe illallah, Allah’tan başka galip yoktur.’

Değerli kardeşlerim;

Mücadelenin, paradan, silahtan, sayıdan önce bir inanç işi, iman işi, yürek işi olduğunu bilen bir millet olarak Allah’ın izniyle gerekirse 7 düvelin de üstesinden gelme mücadelesini vereceğiz. Bizi asıl üzen nedir biliyor musunuz? İçimizdeki ihanet şebekeleri, bizi asıl yaralayan içimizdeki gafillerdir, kuklalardır.

FETÖ’nün emniyet teşkilatımızda, adalet teşkilatımızda, ordumuzda, iş dünyamızda, sivil toplum kuruluşlarımızda bütün yapılan tahribatı inanın bana 7 düvel biraraya gelse yapamazdı. Hamdolsun, bu büyük ihanet çetesinin üzerine kararlılıkla gidiyoruz, geçen her gün bu hainlerin gerçek yüzü biraz daha ortaya çıkıyor.

PKK dediğimiz örgüt, her ne kadar dış desteğe sahip bulunsa da, yıllarca kendi içimizde büyüyüp palazlanmış bir başka ihanet şebekesidir. Bölücü örgütün ülkemize ve milletimize zarar vermek, alçakça kan dökmek, insanlara hayatlarını zindan etmek dışında yaptığı başka hiçbir iş yoktur. Sadece kötülük etmek, sadece insanlara zulmetmek için kurulmuş bir örgüt 34 yıldır yakamızı bırakmıyor. Bölücü örgüt önce Irak’ta, Kandil ve çevresinde yuvalanmıştı, şimdi de Suriye’de sınırlarımızın tamamını kapatmayı hedefliyor.

Bir grup siyasetçimiz ise maalesef bu örgütlere adlarıyla, sanlarıyla hak ettikleri şekilde ‘terör örgütü’ bile diyemiyor. Şimdi burada, izlediniz ama bir de beraber izleyelim diyorum. Şöyle bir bu terör sevicilerin söylemleri, ekrana gelirse isabetli olur. (VTR İzlendi)

Değerli kardeşlerim;

Görüntülerde kimlerin olduğunu ve bu kimlerin neler söylediğini zaten çoğunuz sosyal medyadan biliyordunuz. Ama bugün bir daha bunu tazeleyelim, görün istedim, zira tüm milletimizin bazı gerçekleri bilmesi gerekiyor. İşte bakıyorsunuz ana muhalefetin genel başkanı neler söylüyor, yardımcıları neler söylüyor, mensupları neler söylüyor? Zaten şu anda terör örgütünün uzantısı durumunda olan partinin temsilcileri neler konuşuyor?

2014 yılında şu anda Suriye’de askerimizi şehit eden, ülkemize her gün füzeyle, havanla saldıran YPG için, “Terör örgütü değildir, vatanını kurtarmak için örgütlenmiş bir oluşumdur” diyebilen anlayışla Türkiye karşı karşıyadır. Nerede bu? İçimizde, Türkiye’de. Şimdi de kendisine sorulduğunda bir sürü kem-kümle cevap vermekte. Şöyle göğsünü gere gere, ağız dolusu, ‘evet, PKK da bir terör örgütüdür, YPG de bir terör örgütüdür, FETÖ de bir terör örgütüdür, DHKP-C de bir terör örgütüdür’ diyememektir Bay Kemal. Kimi aldatıyorsun? Eğer senin yüreğin varsa, zerre kadar sende yürek varsa, ahlak noktasında siyasi ahlakın varsa açıkça dersin ki, ‘bunlar birer terör örgütüdür.’

Utanmadan şahsımla ilgili birde yalan söylüyor, “Hiçbir zaman Nusra’ya terör örgütüdür diyemedi” diyor. Kaç kez televizyonda bunlar yayınlandı, al bir daha söyleyeyim; evet, Nusra bir terör örgütüdür, El Kaide bir terör örgütüdür. Açık açık bunları biz defalarca söyledik; ama senin kulağın var duymazsın, senin gözün var görmezsin, dilin, ağzın var, ama sen hakikati söylemezsin. Diğerlerinden hiçbir farkın yok. Çünkü sadece kendisinin değil, partisindeki pek çok kişinin aksi yönde beyanları, aksi yönde duruşları var.

İşte son kongrede adeta ödüllendirilerek bizzat genel başkanı tarafından yeniden CHP Parti Meclisine seçtirilen birisi var. Bu kişi, şehitlerimizin ailelerinden özür dileyerek ifade ediyorum, “Ben hayatta hiçbir şeyden tiksinmedim, ‘şehitler ölmez vatan bölünmez’den tiksindiğim kadar” diyor. Şimdi bunu ben söylemeyeyim mi, bunu ben anlatmayayım mı? Bunu vatandaşıma söylemek, duyurmaktan başka benim görevim olabilir mi?

Kardeşlerim;

Sadece bununla da kalmıyor, başka bir sürü hezeyanlarının yanı sıra, şu hale bakın, “Uykumdan uyandıran ezan için camiyi basıp imam mı keseyim” diyor. Her zaman söylüyoruz, bu CHP’nin cibilliyetinin gereği bu. Bunlar yeni bir şey değil, bunlar camilerimizi ahırlara çevirenler değil mi? Bunlar camilerimizi kökünden tarayıp söküp atanlar değil mi? CHP’nin mazisi bu. İstanbul’da belediye başkanlığı yaptım ve sadece Suriçi’nde yüzlerce o tarihi camileri bunların nasıl yıktığını gayet iyi biliyorum.

İstanbul’a il başkanı yaptıkları bir başkası da, yine şehit ailelerimizden özür dileyerek ifade ediyorum, şunları yazıyor: “Ağlama, oğlun şehit oldu. Ne zaman, ‘ulan gerzekler, ben oğlumu şehit olsun diye mi büyüttüm’ dersek, oğlumuz şehit olmayabilir.” Şu hale bak. Bunların eşi yolsuzluktan görevden alınan Belediye Başkanı olan bir milletvekilleri var, o da terörist cenazelerinde boy göstermesiyle meşhur. Kendisi son kongreden sonra ödüllendirilerek genel başkan yardımcılığıyla da taltif edildi. Gerçi CHP’de her çeşidinden terör örgütünün cenazesinde boy gösteren epeyce milletvekili bulunuyor.

Daha da ötesi, ana muhalefet partisinde, Türkiye bir başka ülkeyle karşı karşıya gelirse safının karşı taraf olacağını açıklayan milletvekilleri, parti meclis üyeleri var. Kimi PYD’yi, YPG’yi, kimi Esed’i kendisine ortak seçmiş. Yurt dışında ülkemizle veya dostlarımızla ilgili yapılan oylamalarda aleyhte oy kullanan milletvekillerini biliyoruz. Yine bu partinin her fırsatta Hükümete karşı halkı sokağa çağıran, devletin güvenlik görevlilerine, savcılarına, hakimlerine, kendilerinden olmayan, kendileri gibi düşünmeyen herkese ağız dolusu hakaretler yaptığını, bunların kimler olduğunu da gayet iyi biliyoruz. Daha 15 Temmuz’a ‘kurgu’ diyen, ‘tiyatro’ diyen, ‘kontrollü darbe’ diyen, şehitlerimize ve gazilerimize hakaret eden nicelerini saymıyorum bile.

Yaşadığımız bu kritik süreçte ülkemiz ve demokrasimiz adına en büyük şansızlığımız, işte böyle bir ana muhalefete sahip olmamızdır. Üstelik bu parti zamanla kendini düzeltmek yerine, her geçen gün merkezden daha çok uzaklaşıyor, daha da marjinalleşiyor. Kendine çeki düzen vermek yerine, maalesef giderek terör örgütlerinin elinde oyuncağa dönüşüyor.

Kardeşlerim;

CHP’nin adeta izini takip ettiği HDP adında bir de ikizi var. Bölücü terör örgütünün siyasi kolu gibi çalışan bu parti, eskiden beri kongrelerinde İstiklal Marşı çaldırmayan veya okutmayan, Türk Bayrağı astırmayan, her türlü ihaneti sergilemekten çekinmeyen bir fitne kazanıdır. Nitekim son kongrelerinde de benzer rezillikler yaşandı.

Şimdi ben CHP’ye gönül veren kardeşlerime sesleniyorum, vatandaşlarıma sesleniyorum, aynı şekilde HDP’ye gönül veren vatandaşlarıma da sesleniyorum; İstiklal Marşı söylenmeyen, yasak savma kabilinden bir küçük Türk Bayrağının dışında Türk Bayrağı olmayan bir kongre yapıldı. Kongrede konuşanlar, terör örgütü başının orada elektronik ortamda resmini yayınlayanlar, şu anda cezaevinde tutuklu olan eşbaşkanlarını orada dolaylı yollarla göstermeye gayret edenler, bu kongreyi resmi olmaktan gayriresmi bir ortama adeta sürüklemişlerdir. Kongrelerine gelen otobüslerde şehitlerimizi haberleri alındığında alınan sevinç naralarını, söylenen marşları, oynanan oyunları medyada hep birlikte gördük. Bu parti resmi hesabından terör örgütünün saldırılarını kastederek, “Afrin’de büyük bir direniş gerçekleşiyor” diyebilecek kadar zıvanadan çıkmış bir yapıdır.

Ana muhalefetin başındaki “PYD terör örgütü değil” der, yanındakiler “PYD’nin terör örgütü olduğuna dair elimizde bilgi yok” diye güzelleme yapar da, terör örgütünün partisi onlardan aşağı kalır mı? İşte onlar da kahraman ordumuza, kahraman Mehmetçiklerimize böyle saldırıyorlar. Bu partinin yandaşları her fırsatta, kahraman Mehmetçiklerimiz kendi hayatı pahasına çocuklara, kadınlara, mazlumlara karar gelmesin diye şehit olurken, ülkemizi sivillere saldırmakla suçlamıştır.

Tıpkı ana muhalefetin Türkiye’nin terör örgütlerine yardım ettiği iftirasına destek olması gibi, bunlar da dünya kamuoyunu bu tür yalanlarla aldatmaya çalışıyorlar. Eğer Türkiye’nin sivillere, mazlumlara zarar vermeme hassasiyeti olmasaydı, Afrin’i Allah’ın izniyle tek bir şehit vermeden taş üstünde taş, omuz üzerinde baş bırakmadan şimdiye kadar çoktan almıştık. Nitekim bu zalimliği yapan pek çok ülkenin olduğunu da biliyoruz. Ama biz değerli kardeşlerim, zalim değiliz, asla olmadık, asla olmayacağız.

Siviller zarar görmesin diye kendi hayatını riske atan ve şehit olan askerimizin asaleti karşısında duygulanmayanın, gözyaşı dökmeyenin kalbi kurumuştur, ruhu çoraklaşmıştır. Dünyada mazlumları korumak adına kendi hayatından vazgeçecek başka bir asker, başka bir Mehmetçik, başka bir kahraman yoktur.

Gençler;
Bunu çok iyi ezberleyin, adeta gönlünüze nakşedin; merhum Aliya İzetbegoviç, “Biz savaşı öldüğümüz zaman değil düşmanlarımıza benzediğimiz zaman kaybederiz” diyor. İşte bu ülkede ne yazık ki düşmanlarımıza benzeyenler çok. Ama karşımdaki topluluk, evvel Allah bunların dışında tenzih ederim. Biz asla düşmanlarımıza benzemeyeceğiz. Çocukları, kadınları, biçare insanları kendimize canlı kalkan yapmayacağız. Ne olursa olsun onların arkasına saklanarak kirli bir savaş asla yürütmeyeceğiz. Her şey bittiğinde de düşmanlarımızın alçaklıkları yanında kendi içimizdekilerin ihanetlerini hatırlayacak, evlatlarımıza bunları da anlatacağız.

Ne güzel söylemiş ozan:

“Gün gidende ay gelende gel oğlum

Cihan yanar sen gülende gül oğlum

Bir yol vardır Hakk yoludur bul oğlum

Yeri bilmek göğü bilmek bil oğlum

Gez oğlum

Vatanına göz dikeni ez oğlum!

Dostun kim düşmanın kim sez oğlum

Tarihini şerefinle yaz oğlum

Senden gider sonsuzluğa yol oğlum

Dört bir yana salmalısın kol oğlum

Ekmeğini aç olanla böl oğlum

Haram yeme, Hakk uğruna öl oğlum!”

Buradan bir kez daha Hak uğruna son nefesini veren tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına ve milletimize başsağlığı, gazilerimize sıhhat ve afiyet diliyorum. Bu duygularla bir kez daha sizlere Meclis çalışmalarında başarılar diliyorum, hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. Kalın sağlıcakla.