AK Parti Grup Toplantısında Yaptıkları Konuşma

09.01.2018

Değerli milletvekili arkadaşlarım,

Kıymetli misafirler,

Hanımefendiler, beyefendiler;

Sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. AK Parti Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup Toplantısının partimiz ve ülkemiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum. Sizlere Meclis çalışmalarında başarılı ve verimli bir hafta geçirmenizi temenni ediyorum.

Zorlu bütçe maratonundaki gayretiniz, sabrınız ve dirayetiniz için her birinize ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum.

Grup toplantımızda bir araya gelemediğimiz yaklaşık 1 aylık zamanda 6 ayrı il kongremize iştirak ederek teşkilatlarımızla ve vatandaşlarımızla bir araya geldik. Bugüne kadar katıldığımız ilk kongrelerinin sayısı 15’i buldu. Aynı şekilde Sayın Başbakanımız da yine farklı illerde kongrelere katıldı. İnşallah bu hafta sonu da Elazığ, Bingöl, Tokat ve Yozgat il kongrelerimizde kardeşlerimizle kucaklaşacağız.

Büyükşehirlerimizin il kongrelerini sona bıraktık, onları da tamamladıktan sonra bu yılın Eylül ayı gibi planladığımız büyük kongremiz için hazır hale gelmiş olacağız. Böylece mahalli seçimler ile ardından yapılacak milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine teşkilatlarımızı büyük ölçüde yenilemiş olarak, mücadelemizi ve heyecanımızı tazelemiş olarak inşallah gireceğiz.

Değerli arkadaşlar;

Bugüne kadar katıldığım il kongrelerimizde gerek dışarıda toplanan vatandaşlarımızın ilgisini ve coşkusunu, gerekse salondaki partililerimizin heyecanını gayet iyi gördüm. Özellikle 2015 yılındaki seçimlerle mukayese edilemeyecek oranda büyük bir coşku ve heyecan göze çarpıyor. En çok da Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizdeki illerimizde gördüğüm samimi ilgiden memnuniyet duydum. Bölücü terör örgütünün baskısı kalktıkça buralardaki kardeşlerimizle olan gönül bağımızın yeniden güçlenmeye başladığı açıkça görülüyor. Bunu sadece bir başlangıç olarak kabul etmeli. Terörle mücadeleden taviz vermeden hizmet ve siyaset alanında da daha çok çalışarak vatandaşlarımızın gönlünde zirveye çıkmalıyız. Çukur eylemleri, 16 Nisan halk oylaması ve Kuzey Irak’taki gelişmeler karşısında gösterdikleri sağlam duruş, bu bölgelerimizdeki kardeşlerimizin ortak geleceğimiz konusundaki samimiyetlerimizin ifadesidir.

Şimdi sıra bölücü örgütün Suriye terör koridoru oluşturma projesini tamamen çökertmeye gelmiştir. Fırat Kalkanı Harekâtıyla attığımız adımı Afrin ve Münbiç’te devam ettirerek, ardından da tüm sınır boylarını güvene ve huzura kavuşturarak bu süreci inşallah tamamlayacağız. Bu süreçte bölgedeki kardeşlerimizin daha güçlü desteğine ihtiyacımız var. Geçmişte attığımız adımları çok daha ileriye taşıyacak bir çalışmayı hep birlikte ortaya koymamız gerekiyor.

Diğer taraftan teşkilatlarımızda ve belediyelerimizde hayata geçirdiğimiz, halen de süren değişim sürecinin milletimiz tarafından çok müspet karşılandığını görüyorum. Bu durum partimizin milletimizle arasındaki ilişkiyi daha da güçlü hale getirmesi gerektiğine işaret ediyor. Geçmişte ülkeyi yönetmiş olup da sonradan tarihin tozlu sayfaları arasında kaybolan partilerin ortak özelliği milletten uzaklaştıklarının farkına varamamalarıdır. Bunun sebebi de, enerjinin ve zamanın, içe dönük mücadelelerde kullanılıyor olmasıdır. AK Parti asla böyle bir hataya düşmedi, düşmeyecek. Bizim gücümüz birliğimizden ve milletimizle olan bağlarımızı sıkı tutmamızdan geliyor. Bu iki unsura zarar verecek hiçbir davranışı, hiçbir tutumu, hiçbir sözü atfetmemiz söz konusu olamaz.

Aynı şekilde geçmişte partimiz çatısı altında olup da bugün dışarıda başka havalarda gezen hiç kimsenin partimizle, hareketimizle ilgili söz söylemeye hakkı yoktur. Herkes ağzını açmadan önce nerede bulunduğuna, kimlerle aynı safa geçtiğine dikkat etmelidir. Kem âlât ile kemalât olmaz. Bunlar AK Parti olarak milletimizle birlikte son 3-4 yıldır verdiğimiz hayati mücadelede en küçük bir desteklerini görmediğimiz, hatta çoğu defa karşı saflarda siluetleri beliren kişilerdir. Dünyada neler oluyor, ülkemizde neler oluyor, bununla ilgili bir sesiniz çıkmayacak, bu ülkede bir evet-hayır referandumu yapılıyor ve partimiz burada ‘evet’ başlığını böyle atıyor; ama bakıyorsunuz birileri de ‘hayır’ için kampanya yürütüyor kulislerde, şurada-burada ve şimdi de kendilerinde söz hakkı görüyorlar. Kusura bakmasınlar, bu birlikteliği, bu beraberliği, bu dayanışmayı zedeleyenler bilsinler ki artık bu kervanın samimi yolcuları değildir.

Biz bu yola çıkarken ahdederek çıktık. Ve bu yola bu akitleşmeyle, bu ahitle çıkarken de şunu bir defa çok iyi bilmemiz lazım: Sadakatin aslolan bir kavram olduğunu bilerek çıktık. Ama bu trenden düşenler kusura bakmasınlar, düştükleri yerde kalırlar, ama bu da yoluna devam eder. Bu süreçte bize düşen, kendi içimizi sağlam tutmak. Hedeflerimizden uzaklaşmamak, geçmişteki hatalardan uzak durmaktır. Meclis Grubumuz başta olmak üzere tüm teşkilatlarımızın bu konuda anlayış ve güç birliği içinde olduklarını görmekten memnuniyet duyuyorum. Kendilerine biçilen tek misyonun AK Parti’ye ve şahsımıza zarar vermek olduğunu göremeyecek kadar hırslarının esiri olanların hükmünü milletimiz zaten veriyor.

Kardeşlerim;

Siz hiç merak etmeyin, Türkiye’nin istiklali ve istikbali için hayatını ortaya koyarak çalışanlarla dikensiz bahçelerde kendi ikbali için yollara düşenlerin farkını milletimiz çok iyi biliyor.

Sevgili kardeşlerim;

Son grup toplantımızdan bugüne kadar gündemimizdeki en önemli meselelerden biri de malum Kudüs’tü. Amerika’nın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararının belli olmasının hemen ardından başlattığımız yoğun diplomasi trafiğini, bunu açıklamamızın resmen yapılmasıyla birlikte hızla bir çalışma başlattık. İstanbul’da 13 Aralık’ta topladığımız İslam İşbirliği Teşkilatı Olağanüstü Zirvesi, İslam dünyasının uzun zamandır ilk defa bir konu etrafında güçlü bir şekilde kenetlenmesine vesile oldu. Elbette ikircikli davranan kimi ülkeler var, hepsini de biliyoruz. Ama genel görüntü geleceğimiz açısından ümit vericidir.

Kırmızıçizgimiz olarak ilan ettiğimiz Kudüs’ün, Müslümanlar açısından taşıdığı değerin ve bu konuda göze alınabilecek fedakârlıkların boyutunun bazı devletler tarafından anlaşılamadığı görülüyor. İstanbul’daki zirvenin ardından konuyu Birleşmiş Milletler platformlarında da sıkı bir şekilde takip ederek Kudüs’ün dünya gündeminin en üst sırasına çıkmasını sağladık. Rabbimiz, “Sizin şer bildiklerinizden hayır, hayır bildiklerinizde şer olabilir” buyuruyor. Kudüs meselesinin de bu ilahi takdire uygun şekilde Müslümanlar için hayra tebdil olacağına yürekten inanıyoruz.

Bir süredir sadece düşlerimizde görmekle yetindiğimiz Kudüs’ü ve Harem-i Şerifi, kollarımızla ve kalbimizle kucaklayacağımız günler inşallah uzak değildir. Bunun birinci şartı ise, önce Türk milleti olarak bizim kendi aramızdaki birliğimizi, beraberliğimizi, kardeşliğimizi güçlendirmemiz; ardından da tüm İslam dünyasının aynı feraseti gösterebilmesidir. Kudüs’ün Hazreti Ömer’den sonraki ikinci fatihi Selahaddin Eyyubi, “Dostlarıyla uğraşanlar düşmanlarını yenemez” diyor. Evet, bizim dostlarımızla kenetlenip tüm gücümüzü ve zamanımızı düşmanlarımızla olan mücadelemize hasretme vaktimiz çoktan gelmiştir.

Biz bunları söyleyince birileri hemen çıkıp bizi ayrımcılıkla, ötekileştirmeyle, çoğulculuğa aykırı hareket etmekle suçluyor. Halbuki daha önceki gün İstanbul’da Bulgar cemaatinin ülkemiz tarafından restore edilen meşhur Demir Kilisesi’nin açılış törenini gerçekleştirdik. Gerek Bulgaristan Başbakanı, Başbakanımız ve farklı dinlerin Türkiye’deki ve yurt dışındaki dini liderleri bu açılış törenine katıldılar.

Sadece bu kadar da değil, hükümetlerimiz döneminde kilise, şapel, sinagog ve havra olarak 14 eseri restore ederek diğer dinlerin mensuplarının hizmetine sunduk. İşte şimdi Trabzon’da Sümela Manastırı da aynen restore edilmeye devam ediyor. Eğer bizim ayrımcılık yapmak gibi bir niyetimiz olsa, bu işlere niye girelim? Öyle ya, kimse bizi bunlara mecbur bırakmıyor. Bütün bu hizmetler inanç ve ibadet özgürlüğü konusundaki samimi duruşumuzun ürünleridir. Bizim teröre bulaşmamış, milletimizin birliğini, vatanımızın bütünlüğünü hedef almayan her türlü inanca, düşünceye kesinlikle saygımız vardır.

Nitekim biz Kudüs’te sadece Müslümanların değil, aynı zamanda her mezhepten Hıristiyanların da haklarını savunuyoruz. Ecdadımız Hıristiyan mezheplerinin her birine Kudüs’te kilise kurma ve faaliyet yürütme izni vermiştir. Asırlar boyunca ecdadımız barışı, huzuru bozmamak, diğer dinlerinin mensuplarını rahatsız etmemek şartıyla Kudüs’te kimsenin ibadetine karışmamıştır, hepsini de güvence altına almıştır; biz böyle bir ecdadın torunlarıyız.

Kardeşlerim;

Bütün bunlara karşılık Osmanlı’nın elinden çıktığı günden beri Kudüs’te ne huzur vardır, ne de barış vardır. Hele hele İsrail’in kuruluşundan itibaren bölgede uygulanan devlet terörü insan hakları ihlallerinin zirvesidir. Batı ülkelerinin, özellikle de Amerika’nın himayesi altındaki İsrail’in şımarıklıkları bölgeyle birlikte tüm dünyayı bir felakete doğru sürüklemektedir. Böyle bir zulmün ilanihaye sürmesi ve karşılıksız kalması mümkün değildir. Biz tüm samimi dostlarımıza bu ikazı yapıyoruz. Çok geç olmadan bölgede adil ve sürdürülebilir bir düzenin kurulması en büyük temennimizdir. Bu çerçevede sonuna kadar Filistinli kardeşlerimizin yanında olmaya, onların haklarını, hukuklarını korumaya devam edeceğiz. Türkiye, İslam dünyası ve insanlık olarak Kudüs imtihanını başarıyla vermek mecburiyetinde olduğumuza inanıyoruz.

Değerli arkadaşlar;

Yılın son haftası yaptığımız Sudan, Çad, Tunus ziyaretleriyle geçtiğimiz Cuma günü gerçekleştirdiğimiz Fransa programı çok yönlü dış politika anlayışımızın somut müşahhas birer örneğidir. Geçmişte Türkiye çok uzun bir dönem boyunca adeta tek yönlü, tek boyutlu ve maalesef bağımlı bir dış politika izlemeye mecbur bırakılmıştır. AK Parti Hükümetleri döneminde kardeş coğrafyalardan başlayarak dünyanın tamamına yayılan bir açılım projesini biz hayata geçirdik. Hemen yanı başımızdaki Ortadoğu ülkeleriyle yıllarca küllenmiş, ihmal edilmiş, hatta kasıtlı olarak sabote edilmiş ilişkilerimizi düzeltmek için yoğun çaba harcadık, hamdolsun çok güzel neticeler de aldık.

Suriye ve Irak’ta yaşanan istikrarsızlıklar bizi hedeflerimizin gerisine düşürmüş olsa da, bu bölgeyle toplumlar zemininde güçlü bir kucaklaşma yaşadığımızı kimse inkar edemez. Balkanlar, Kafkasya ve Orta Asya coğrafyası hem tarihi, hem insani olarak zaten ayrılmaz bir parçamızdır. Bu geniş coğrafyada ecdat yadigarı maddi, manevi tüm hatıralara sahip çıkarak, kardeşlik hukukumuzu canlandırdık, güçlendirdik. Güney Amerika’dan Doğu Avrupa’ya kadar bu anlayışla ayak basmadık yer bırakmıyoruz. Tabii bu fotoğrafta Afrika’nın ayrı bir yeri var, çünkü Afrika herkes tarafından ittifakla kabul edildiği üzere 3’üncü binyılın yıldızı olacak kıtadır.

Maalesef Afrika, Türkiye olarak yıllarca ihmal ettiğimiz, adeta Batılı sömürgecilerin kanlı pençelerine terk ettiğimiz bir coğrafyaydı. Bu kıtadaki büyükelçiliklerimizin sayısı neydi biliyor musunuz? 12. Fakat şimdi biz 2005 yılını Afrika yılı ilan ettik, Afrika yılı ilan ettikten sonra yoğun bir çalışmaya başladık ve şu anda Afrika’daki büyükelçilik sayımız 41 oldu. Hedef, Afrika’da büyükelçiliğimizin olmadığı ülke inşallah bırakmayacağız.

Türk Hava Yollarımızın kıta genelinde 51 noktaya uçuş yapmasını sağlayarak yepyeni bir döneminin kapılarını araladık. Dikkat edin, Son ziyaretimizde bir kez daha gördük ki, biz Afrika’ya doğru bir adım atığımızda onlar bize adeta koşarak geliyor. Sudan Meclisinde, Hartum Üniversitesinde, sokaklarda şahit olduğumuz coşku, aynı şekilde Çad ve Tunus’ta gördüğümüz manzaralar bize bu gerçekleri tekrar tekrar hatırlatıyor. Caddelerde, sağ-sol, her taraf ellerinde Türk Bayraklarıyla birlikte bizleri karşılayan Afrikalı, Çadlı, Tunuslu kardeşlerimizle doluydu, heyecan çok çok farklıydı, coşku hakeza öyle. Çünkü kalpler bir vurdukça bakıyorsunuz her şey değişiyor. İşte bunları bırakmayacağız, bunları takip edeceğiz ve bunların üzerine üzerine gidip muhabbet sofralarımızı inşallah zenginleştireceğiz.

Fransa’ya gittiğimizde de oradaki vatandaşlarımızın ve Türkiye’de yatırımları olan güçlü kuruluşların temsilcileriyle de biraraya geldik. Ve onlarla yaptığımız samimi görüşmelerle de Türkiye-Fransa arasındaki ilişkilerin geleceğe yönelik olumlu neticelerinin inşallah adımlarını attık. Tüm bu hadiseler bize sorumluluğumuzun ne kadar büyük; ama aynı zamanda önümüzdeki ufkun da ne kadar geniş, ne kadar bereketli olduğunu gösteriyor. Demek ki durmak yok, yola devam…

Türkiye’nin imkânlarını, enerjisini ve zamanını teksif etmesi gereken yerler işte buralar. İnşallah şimdi önümüzde Latin Amerika ülkeleri var, inşallah oralara da gideceğiz. Yani biz bir kapalı iç politikayla dünyada yer edinmeyeceğiz. Tam aksine, çok ciddi bir açılım politikasıyla dünyaya inşallah yayılacağız.

Türkiye’yi bir yandan terör örgütlerinin saldırılarıyla, bir yandan ikili ve uluslararası ilişkilerdeki oyunlarla, bir yandan ekonomik kumpaslarla dize getirmek isteyenlerin asıl amacı, bizi işte bu vizyondan uzaklaştırmaktır. Onun için her fırsatta ne diyorum? Biz hem üzerimize salınan terör örgütlerini tepeleriz, hem sahada ve masada iddialarımızı ortaya koyarız, hem ekonomimize sahip çıkarız, hem de asıl hedeflerimizi muhafaza ederiz.

Değerli kardeşlerim;
Bakın burada bir konunun üzerinde hassasiyetle durmam gerekiyor; 15 Temmuz darbe girişimini ülkemizde başaramayanlar şimdi farklı darbe girişimlerinin arayışı içerisindeler. Değerli kardeşlerim, bunu da özellikle buradan ifade etmem gerekir; şu anda Amerika’daki malum dava işte bir siyasi içerikli darbe girişiminin adresidir. Ve bu öyle sureta atılmış bir adım veya yapılmakta olan bir dava değildir. Türkiye’yi güya kendilerine göre ekonomik noktada sıkıştırmak, güya kendilerine göre FETÖ terör örgütüyle, CIA ile öbür tarafta FBI ile sıkıştırmak suretiyle Türkiye’ye kendilerine göre bir sıkıştırma operasyonudur. Fakat bu da tutmayacak, bunu da başaramayacaklar.

Kardeşlerim;

Hep bir şey söylüyorum, şunu herkesin iyi bilmesi lazım: Türkiye bir kabile devleti değildir, bunu bilmeleri lazım. Ve biz istiklal mücadelemizi, küllerimizden yoğrularak ayağa kalktık, böyle verdik, böyle kazandık. Şu anda Türkiye’nin son 15 yılda geldiği yer birilerini rahatsız ediyor tabii ve bir kıskançlıktır gidiyor. Ama çatlasanız da, patlasanız da biz bu yolda kararlılıkla yürüyeceğiz. Zaten bizim stratejik ortak olarak bildiğimiz dostlar bizim sınırımızda, 911 kilometre Suriye sınırında, 350 kilometre Irak sınırında kalkıp da terör örgütlerine her türlü ağır-hafif silah desteğini veriyorlarsa, biz kendileriyle neyi konuşacağız? Ve hep söylüyorum, 4 bin tır dolusu bakıyorsunuz zırhlı taşıyıcılar, tank, top vesaire bu tür silahlar... Kime veriliyor bunlar? Terör örgütüne. Defalarca uyarmamıza rağmen en ufak bir geri adım var mı? Yok. Ondan sonra kalkıp bakıyorsunuz bize nasihat çekmeye yelteniyorlar. O nasihati kendinize saklayın. Yani biz bu konuda samimiyet ararız, dürüstlük ararız. Eğer bu samimiyet yoksa, bu dürüstlük yoksa, daha önce de söylediğim gibi biz göbeğimizi kendimiz kestik ve kesmeye devam ederiz.

Kardeşlerim;

Eğer bugüne kadar sadece bize çizilen sınırların içine mahkum olup kalsaydık, ne 863 milyar dolar milli gelire ulaşırdık, ne bunca yatırımı yapabilirdik, ne de 2023 hedeflerimiz olurdu. Bugünlere yüreğimizle, bileğimizle, aklımızla mücadele ederek geldik. İşte şurada son 10 yılda bakıyorsunuz dünyada sükse yapan yatırımlar arasında Türkiye’nin yatırımları yer alıyor. İşte bir taraftan Yavuz Sultan Selim Köprüsü bakıyorsunuz yerini alıyor, Osman Gazi Köprüsü aynı şekilde orada yerini alıyor. Bütün bunlar sükse yapan yatırımlar. Öbür tarafta Marmaray aynı şekilde, öbür tarafta Avrasya Tüneli aynı şekilde. Ve inşallah şimdi temeli atılan 18 Mart Çanakkale Köprüsü de yine bunların içerisinde yerini alıyor. Ve inşallah bir diğer adım tabii ki Kanal İstanbul Projesi de inşallah bu yıl içerisinde onun da ihalesi yapılacak ve o da dünyada adından bahsettirecek en önemli yatırımlardan bir tanesi olacak.

Kardeşlerim;

Bugün Sarıkamış Harekatının sona erişinin 103. yıldönümü. Herkes Sarıkamış’ı askerlerimizin yaşadıkları facialara bakarak bir yenilgi, bir ricat sanır. Halbuki Sarıkamış bir zaferdir. Kahraman askerlerimiz tüm zorluklara ve eksikliklere rağmen Doğu Anadolu illerimizi işgal eden Rus kuvvetlerini pek çok yerde geri püskürtmüştür. Daha büyük ve kati bir zafer için olumsuz kış şartlarına rağmen Sarıkamış Dağlarında harekata devam eden ordumuz düşmana değil tabiata yenik düşmüştür.

“Sarıkamış üstünde kar,

Kar altında Mehmet’im yatar.

Gülüm donmuş kara dönmüş,

Gören sanmış yârini sarar.”

Evet, bizim askerimiz, bizim milletimiz vatanının her karış toprağına, hangi şart altında olursa olsun yârini sarar gibi sarılmış, sahip çıkmıştır. Ve bu harekatta bizim askerlerimizin büyük bölümünü soğuğa kurban verdik, ama Rus ordusunun 30 bini aşkın kayıplarının tamamı cephede yaşanmıştır. Neticede Sarıkamış’ın hükmünü verecek olan tarihtir. Köyümüzden bazı büyüklerimiz Sarıkamış’tan dönünce şehit merhum dedemle ilgili de ‘tüfeğe sarılarak donduğunu gördüm’ diyor. Şimdi resimleri görüyoruz işte, bakıyorsunuz tüfeklerine sarılmış olarak şehit olmuş orada binlerce Mehmet’imiz var, Allah rahmet etsin. Bize yaşadıklarımızdan ders almak, doğru olanları sürdürmek, eksikleri tamamlamak, hataları düzeltmek düşüyor. İşte ben de bu vesileyle gerek merhum dedemin de aralarında bulunduğu tüm Sarıkamış şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum.

Ülkemiz asırlar boyunca Sarıkamış’ta olduğu gibi binlerce kahramanın canları pahasına verdikleri mücadeleyle kurulmuş, korunmuş, yükseltilmiş ve bugünlere ulaşmıştır. Türkiye’nin terör örgütlerine karşı verdiği mücadelenin Suriye ve Irak’taki gelişmeler karşısında sergilediği kararlılığın Sarıkamış’tan, Çanakkale’den, Medine Müdafaasından, Kut’ül Amare’den, Dumlupınar’dan bir farkı yoktur. Dün niçin ve hangi inançla o kavgaları vermişsek, bugün de aynı sebeple ve aynı imanla bu mücadeleye devam ediyoruz. 15 Temmuz işte bu kararlılığın en bariz örneklerinden biridir.

İçeride ve dışarıda birilerinin Türkiye’nin terörle mücadelesini, darbe girişimleri karşısındaki cesur duruşunu, bölgedeki gelişmeler hususundaki tavrını itibarsızlaştırmaya çalışması boşuna değildir. Dün bize bu coğrafyadaki Selçuklu ve Osmanlı gibi iki çınarla kurduğumuz tarihin en görkemli devletlerini unutturmaya çalışanlar da bunlardır. Milletimizi inancından, kültüründen, tarihinden, değerlendiren uzaklaştırarak mankurtlaştırmaya çalışanlar da aynı yolun yolcularıdır.

Bugün Tayyip Erdoğan’a ve AK Parti’ye yönelik saldırılar sanıyor musunuz ki şahsımıza ve partimizedir. Bu saldırıların hedefi, bizlerin nezdinde 80 milyon nüfusu, 780 bin kilometrekare toprağıyla Türkiye’dir. Tabii Türkiye’yi de sadece Türkiye olarak görmek yanlıştır. Türkiye demek, Avrupa’nın ortalarından, Afrika’nın derinliklerine kadar koskoca bir coğrafyada yaşayan yüzlerce milyon kardeşimizin göğsünde çarpan kalbi, geleceğe dair tüm umutları demektir. Türkiye demek, İslam dünyasında yaşayan 1,7 milyar insanın semaya açılan elleri, dillerden eksik olmayan duaları demektir. Türkiye demek, hangi inanca, hangi meşrebe, hangi kökene, hangi coğrafyaya mensup olursa olsun tüm mazlumların, mağdurların ihtiyaç duyduklarında kendilerine uzanacağını bildikleri şefkat eli demektir.

Başkaları Ortadoğulu sığınmacılara, Afrikalı gariplere, Asyalı mazlumlara doğal zenginlikleri varsa sömürülecek bir meta, yoksa hemen kurtulunması gereken bir yük olarak bakabilir. Bizim böyle bir hakkımız da, böyle bir niyetimiz de asla söz konusu olamaz. Çünkü biz tüm insanları eşrefi mahlukat olarak görüyoruz. Kendi refahını ve geleceğini başka insanların gözyaşı ve kanı üzerinde inşa edenler, bir gün mutlaka kurdukları zulüm düzeninin çarkları arasında un ufak olup gideceklerdir. Fakat emin olun ki, biz hep burada olacağız, hem de daha güçlü bir şekilde burada olacağız.

Değerli arkadaşlar;

Bugün ilk grup toplantımızı yaptığımız 2018 çok iyi değerlendirmemiz gereken bir yıl. Tabii ben bu vesileyle Münir Özkul Beyefendiye, ünlü sanatçımıza tekrar Allah’tan rahmet diliyorum. Aynı şekilde Aydın Beye de Allah’tan rahmet diliyorum. Ve ölüm hepimiz için mukadder, nerede ne zaman, nasıl geleceği belli değil. Hepimize ne yakın, ne uzak, olaya böyle bakacağız. Onun için, öncelikle ailelerine, tüm sanatseverlerimize, milletimize başsağlığı diliyorum.

Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı hadiselerin amacı, artık hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkmıştır. Milletimizi parçalamak ve ülkemizi bölmek isteyenlere karşı adeta yeni bir istiklal savaşı veriyoruz. Bu savaşın cepheleri çok geniştir. Terör örgütlerinden ekonomiye kadar her araç bu savaşta kullanılmaktadır. Ama elhamdülillah, şu anda bizim durumumuz farklı, artık kendi imkanlarımızla, kendi silahlarımızla artık Kandil’de varız, artık Gabar’da varız, artık Tendürek’te varız, artık Beslerderesi’nde varız, varız da varız, her yerde varız.

Tabii bu grup toplantımızda özellikle gerek ana kademe, gerek Kadın Kollarımız, gerek Gençlik Kollarımız bir başka heyecanı yaşıyorlar. Anlıyorum ki, bu kongrelerle birlikte Allah’ın izniyle 2019’a Mart ve Kasım çok farklı gireceğiz.

Kardeşlerim; bu yıl cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin hazırlıklarını büyük ölçüde tamamlamak mecburiyetindeyiz. Tabi mevzuat, uyum çalışmaları çok çok önemli... İnşallah bunları da özellikle Milliyetçi Hareket Partisi’yle el ele vererek dayanışma içerisinde, temenni ederim ki ana muhalefet de buna katılır ve böylece bu süreci hızlandırmamız gerekiyor. Ama asıl olan yeni yönetim mimarimizin omurgasının nasıl oluşturulacağıdır. Tabi bu konuda çeşitli kanallardan yürütülen hazırlıkları süratle bir araya getirerek önümüzdeki bir asrı kucaklayacak bir yönetim modeli oluşturmakta kararlıyız.

Tabii 2019 yılında önümüzdeki ilk imtihan mahalli seçimlerdir. Mart 2019, buna hazır mısınız? Kasım 2019, Parlamento ve cumhurbaşkanlığı, hazır mısınız? Fakat kapı-kapı dolaşmaya da var mısınız? Durmak yok, yola devam. Tamam, inşallah.

Ve bu vesileyle değerli kardeşlerim, tabi bu seçimler arifesinde özellikle Sayın Bahçeli’nin yerli ve milli duruşunu özellikle vurgulamamam lazım. Ve bu yerli, milli duruşla birlikte inanıyorum ki ülkemizde bizi bölmek, bizi ayrıştırmak isteyenler bu hedeflerine ulaşamayacaklar. Çünkü bizler 7 Ağustos ruhunu yaşamakta kararlıyız, yaşamaya devam ediyoruz, devam edeceğiz.

Birileri diyor ki, ‘acaba şu ne der, bu ne der?’ Kusura bakmasınlar, ‘şu ne der, bu ne der’ değil, biz ne deriz, aslolan budur. Onun için de bizler Sayın Bahçeli’yle bir araya geliriz, ülkemizin sorunlarını da dertleşiriz, konuşuruz, uyum yasalarını vesairesini ilgili arkadaşlarla beraber onların çalışmasını yapar, inşallah geleceğe beraber yürürüz. Çünkü birlikte yapmamız gereken çok şeyler var. Milletimizin bize verdiği bir sorumluluk var, bunları da yerine getirmek bizim görevimizdir.

Değerli kardeşlerim;

Ben Sayın Bahçeli’nin dün yaptığı açıklamayı bu bakımdan çok önemli görüyorum. Kendisine şimdiden beyan ettiği şahsımıza destek kararı için şahsım, partim, milletim adına şükranlarımı sunuyorum. 2019 seçiminin yerli ve milli olanlarla, ipi başka mahfillerin elinde bulunanlar arasında geçeceği açıktır. Yabancı ülkeler başta olmak üzere FETÖ’den PKK’ya kadar tüm aktörler bu çerçevede pozisyon almaktadır. Bizim yerimiz her zamanki gibi milletimizin yanıdır. Sizlerden 2018 yılını çok iyi değerlendirmenizi bekliyoruz. Yapacağınız çalışmalarda sizlere Allah’tan kolaylıklar diliyorum.

Ve bu duygularla bir kez daha grup toplantımızın hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum, hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. Kalın sağlıcakla.