Ak Parti Grup Toplantısında Yaptıkları Konuşma

16.01.2018

Sayın Başbakan,

Değerli milletvekili arkadaşlarım,

Kıymetli misafirler,

Hanımefendiler, beyefendiler,

Sevgili gençler;

Sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. AK Parti Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup Toplantısının partimiz, ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum. Sizlere Meclis çalışmalarında başarılı ve verimli bir hafta geçirmenizi temenni ediyorum.

Geçtiğimiz hafta Grup Toplantımızın ardından ülkemizi ziyaret eden Hırvatistan Cumhurbaşkanı Sayın Kitaroviç’i Külliyemizde ağırladık. Yine geçtiğimiz hafta Adalet Şûrasında akademisyenlerimizle ve yargı mensuplarımızla bir araya gelme imkânı bulduk. Son günlerde yaşanan birtakım gelişmeler, faturası her ne kadar Hükümetimize ve şahsımıza kesiliyor olsa da, aslında yargının kendi iç tartışmalarının ürünüdür. Adalet Şûrasının hem teoride, hem de uygulamada bu sorunların çözümü konusunda yol gösterici müzakerelere zemin teşkil ettiğine inanıyorum.

İdareciler Günü vesilesiyle biraraya geldiğimiz kaymakamlarımızla da hem kendi sıkıntılarını görüşme, hem de ülkemizle ilgili fikir teatisinde bulunma imkanı elde ettik. Milletvekillerimizle gruplar halinde biraraya gelerek parti ve ülke meselelerini istişare etme geleneğimizi geçtiğimiz hafta da sürdürdük. Muhtarlarımızla başlattığımız toplantı serisi ülkemiz demokrasimizde adeta yeni bir açılıma vesile olmuştur. Geçtiğimiz hafta da muhtarlarımızla Külliyemizde 43. defa biraraya geldik. Marmara Üniversitemizin 100. yılı dolayısıyla katıldığımız toplantıda hem mezun olduğum okulumuzu bir kez daha ziyaret etme, hem de görüşlerimizi akademisyenlerimizle paylaşma fırsatı buldum.

Hafta sonu ise Elazığ, Bingöl, Tokat ve Yozgat illerimizde kongrelerimize katıldık. Gittiğimiz her ilimizde vatandaşlarımızdan gerçekten çok coşkulu ve samimi bir hüsnükabul görüyoruz. Kongre salonlarının dışında içeridekilerden katbekat fazla bir kalabalığın sadece selamlamak için bizi bekliyor olması, gerçekten şahsımı çok çok mutlu etti. Hava muhalefeti sebebiyle oldukça gecikmeyle ulaşabildiğimiz Yozgat’ta dahi soğuğa ve yağışa rağmen büyük bir heyecanla sağ olsun bizleri beklediler. Buradan bir kez daha bizi muhabbetle bağrına basan tüm vatandaşlarıma şahsım, partim adına gönülden teşekkür ediyorum. Rabbim yol arkadaşlığımızı daim eylesin diyorum.

Böylece şahsen katıldığım kongre sayımız 19’u buldu. İnşallah bu hafta sonu da Kütahya ve Uşak kongrelerimize katılacağız, Şubat ayından itibaren de büyük şehirlerimizdekine hız vereceğiz. Ayrıca, Bursa’da Kadın Kolları kongresine de katılacağız.

Kongrelerimizde bizzat şahit olduğumuz bu muhteşem havanın seçime kadar daha da güçlendirilerek sürdürülmesi gerekiyor. AK Partinin bugüne kadarki tüm başarılarının arkasında genel başkanından teşkilatlarına, milletvekillerinden belediye başkanlarına kadar tüm mensuplarıyla özellikle de çok çalışması, sıkı çalışması, ter dökmesi vardır. Önümüzdeki dönemde de aynısını yapacağız. Genel Başkan olarak ülkemizi bir baştan bir başka adım adım gezerek, her fırsatta vatandaşlarımızla kucaklaşarak, ülke ve dünya gündemiyle ilgili görüşlerimizi paylaşarak vazifemizi icra ediyoruz.

Her bir arkadaşımdan aynısını bekliyorum. Türkiye’nin çevresinde yaşananlar ve içeride kurulan her gün yeni bir yüzüyle karşılaştığımız tuzaklar yükümüzü daha da artırıyor. AK Parti olarak ülkemizi ve milletimizi bu sıkıntılardan kurtarmakla ve hedeflerine ulaştırmakla hep birlikte mükellefiz. Milletimiz kara kaşımıza, kara gözümüze meftun olduğu için değil, bu konudaki samimiyetimize ve becerimize güvendiği için ülkenin yönetimini bize emanetti, bize emanet ediyor. Geçeğimizi gündüzümüze katarak tüm gücümüzü ve birikimimizi ortaya koyarak milletimize layık olacak bir yönetimi sergilemek mecburiyetindeyiz. Bu kutlu mücadelenin farkına varamamış, ehemmiyetini anlayamamış, önemini idrak edememiş hiç kimsenin AK Parti çatısı altında yeri olamaz.

Biz başka partiler gibi vaktimizi ve enerjimizi koltuk kavgalarıyla geçiremeyiz. Bizim verdiğimiz mücadele ikbal değil, istiklal ve istikbal mücadelesidir. Omuzlarımızdaki davanın büyüklüğü hepimizin fedakarlık yapmasını gerektiriyor. Üstadın dediği gibi; biz ancak bu yolu, ‘kim var denildiğinde sağına ve soluna bakınmadan ben varım diyebilen dava ahlakına sahip’ kadrolarla yürüyebiliriz. Ana kademesiyle, kadın kollarıyla, gençlik kollarıyla tüm arkadaşlarımın işte bu şuur altında olduklarına, bu anlayışla çalıştıklarına inanıyorum. Bize Anadolu kıtası büyüklüğündeki dava taşını gediğine koymadan durmak, duraksamak, hele hele gerilemek asla yoktur.

Değerli arkadaşlar;

Türkiye’nin üstelik de çok yönlü ve çok aktörlü bir terör meselesi vardır. Türkiye’nin bölgesinde yaşanan insani krizlerden kaynaklanan sıkıntıları vardır. Türkiye’nin küresel düzeyde bir tehdit haline dönüşen ayrımcılık, ırkçılık, Türk ve İslam düşmanlığı gibi sorunları vardır. Bütün bunların üzerine Türkiye’nin bir de ana muhalefet sorunu vardır.

Dünyanın her yerinde ana muhalefet partileri ülkenin yönetimine aday olduklarının bilinciyle proje üretir, program geliştirir, adeta gölge bir hükümet gibi çalışırlar. Bizdeki ana muhalefet ise adeta cebinde keklik olarak gördüğü yüzde 25’lik oyunun üzerine en küçük bir ilave yapmaya gerek görmediği gibi, tam tersine kendini sürekli marjinalize etmenin gayreti içindedir. Biz bu partinin başındaki zatın hezeyanlarını kimi zaman üzüntüyle, kimi zaman yüzümüz kızararak takip ederken, şimdi İstanbul’a bir il başkanı seçmişler ki tam bir facia.

Elbette demokrasiye saygımız vardır, bu kişi mademki kongre salonundan çıkmıştır, öyleyse CHP’nin il başkanıdır, ona diyecek sözümüz yok. Ama bu il başkanının geçmişine baktığımızda bizim bir şey söylememize gerek kalmıyor, kendi söyledikleri zaten her şeyi anlatıyor. Şimdi şöyle ekrana bir bakalım:

Bakınız çok ilginç, bu tweet’lerde neler yok ki. Ve yüzünde poşuyla polisimize taş atmaya varıncaya kadar görüntülerden tutun, attığı tweet’lere varıncaya kadar nasıl birisi. Her şey bir tarafa da, Gazi Mustafa Kemal’in kurduğu parti ne hallere geldi, kimlerin eline kaldı? “Ermeni soykırımı” diyerek tarihimizi ve milletimizi aşağılıyor. “Devlet katil değil seri katil” diyerek terör eylemlerinde güvenlik güçlerine saldırırken hayatını kaybedenlerin suçunu devlete atıyor. Gezi olayları sırasında çekilen ve kendisine atfedilen o yüzünde maske, elinde taş güvenlik güçlerimize saldırırken çekilmiş eylemci resmi ona ait değilse bile, bu vandallığa sahip çıktığını ispat ediyor. Diğer paylaşımlarından Gezi olayları sırasında insanları “ananı da al haydi Taksim’e” diyerek tahrik etmek dâhil, provokasyonların her yerinde bu kişinin bizzat bulunduğu anlaşılıyor.

İşte bütün bunların öncesinde de CHP’yle BDP’nin ortak hareket etmesini kutlayan mesajlar yayınlıyor. Bu konuda tepkiler almış olacak ki, hemen “CHP’yi BDP ile aynı yola girdi diye eleştiren gerzekler, yol doğru yol, ona bak sen” diyerek karşı saldırıya geçiyor. PKK’nın güdümündeki BDP’liler ülkemizi kaosa sürüklemek için sokakları kana ve ateşe boğarken, bu kişi “Kürtler Gezi’de yok, şunu yapmış, bunu yapmış, bahane bulma sen, Kobani’de ne yapıyorsun, nasıl davranıyorsun, ona bak” diyerek yapılan ihanete ortak oluyordu. Hatırlarsanız bu olaylarda ihtiyaç sahiplerine kurban eti dağıtmak için evden çıkan Yasin Börü ve arkadaşları başta olmak üzere 50’nin üzerinde masum insan alçakça, evet, şehit edilmişti.

15 Temmuz kahramanlarına etmedik hakaret bırakmıyor, darbe gecesi daha işin rengi dahi henüz tam belli olmamışken, “alın size nur topu gibi bir mağduriyet” diyerek tam da FETÖ’cülerin istediği gibi 15 Temmuz direnişini itibarsızlaştırmaya çabalıyor. Bu kişi adını daha sonra 15 Temmuz Şehitler Köprüsü olarak değiştirdiğimiz ve 34 vatandaşımızın alçakta şehit edildiği Boğaziçi Köprüsünde darbe gecesi yaşanan olayları nasıl anlatıyor biliyor musunuz? Aynen şöyle diyor, değerli kardeşlerim, bu CHP’nin nerede bulunduğunun da bir ifadesidir: “Tekbir getirerek boğaz keserek mi demokrasi mücadelesi verilir?” Bakın, şu cümle çok enteresan: “İnandığınız Allah’ınız sizin de belanızı versin.” Ey Kılıçdaroğlu, ey Kemal Efendi, söyle bana arkadaşını, söyleyeyim sana kim olduğunu. Kiminle yoldasın ortada işte. Yine 15 Temmuz’la ilgili “dinin nasıl afyon olarak kullanılabileceğinin canlı ve acı örneğini yaşadık dün gece” diyerek Marksist terminolojiyle milletimizin değerlerine saldırmıştır.

Sadece ülkemizin değil dünya tarihinin en şanlı mücadelesini böylesine alçakça ifade eden bir kişinin şu anda ana muhalefet partisi adına İstanbul gibi bir şehrin il başkanı koltuğunda oturuyor olması çok düşündürücüdür. Bay Kemal, herhalde sen de bundan sonra çok daha fazla düşüneceksin. Bunların sadece demokrasiden değil orada ülkesi, milleti, bayrağı, ezanı için hayatını kaybedenlere yaptıkları saygısızlıkla insanlıktan da nasiplerini almadıkları anlaşılıyor.

Geçtiğimiz yılın Kasım ayında da ülkemiz büyük bir ekonomik saldırının altındayken doların 4 lira olması için adeta yalvaran mesajlar paylaşıyordu. Kendisi bu naneleri yer de eşi ondan geri kalır mı? O da, eşi, o da adeta övünerek 7 dakikada çeyrek domuzu nasıl yediğini anlatıyor, 7 dakikada, hıza bak hıza. Milletime olan saygım sebebiyle şahsıma ve hatta vefat etmiş anacığıma yönelik galiz küfürleri burada zikretmekten hicap duyacağım, nice seviyesiz mesajları aktarmıyorum bile.

Kardeşlerim;

Eğer Türkiye’nin siyasi alternatifi bu şahsın İstanbul İl Başkanı olduğu bir CHP ise, vay milletimin haline, vay ülkemin haline. Bu kafayla CHP bırakın iktidara gelmeyi; kendi birliğini, bütünlüğünü dahi koruyamaz. Çünkü bu kafanın bir benzerini, artık ruh ikizi oldukları dünün BDP’sinin, bugünün HDP’sinin başına da musallat etmişlerdi. Normal şartlarda Taksim’in arka sokaklarındaki küçük bir büroda faaliyet gösteren marjinal bir derneğin başında olması gereken bu tipleri oradan alıp siyasi partinin başına koyduğunuzda işte böyle arızi bir durum ortaya çıkıyor.

Gençler;

Demokrasinin renklerinden biri diyerek geçiştirebileceğimiz bu zihniyete ülkenin ve milletin geleceğinde söz sahibi olması gereken yapıları teslim ederseniz, kendileriyle birlikte oraları da ne yaparlar, batırırlar. Gerçi Kemal Kılıçdaroğlu gibi karikatür bir tipin başında bulunduğu partiye de tencere-kapak misali herhalde böyle bir il başkanı yakışırdı.

Bu zat, Meclisin önünde bir firmadan alacağını tahsil etmekte yaşadığı sıkıntılar sebebiyle kendini yakmaya teşebbüs ettiği anlaşılan bir vatandaşımıza, “gidip kendini sarayın önünde yaksaydın, ardından sarayı da yaksaydın” diyebilecek kadar vicdan ve ahlak fukarasıdır. Şu anda ben de, arkadaşlarım da zaten suça teşvikten başta Bay Kemal hakkında biz davalarımızı açıyoruz. Lafa bak, bu söylenir mi; ‘git kendini sarayın önünde yak ve sarayı da yak.’ Bu nasıl bir siyasetçi, bu nasıl bu ülkede siyaset yapıyor? Bunların bedelini ödeyecekler.

15 Temmuz gecesi havalimanından darbecilerin açtığı yoldan kaçıp televizyon başında çay-kahve içerek vakit geçiren, sonra da çıkıp bu ihanete ‘kontrollü darbe’ diyecek kadar basitleşen bir genel başkanın il başkanı zaten daha başka nasıl olabilir? Terör örgütlerinin sözcülüğüne soyunmayı, hatta bizzat terör örgütü mensuplarını göreve getirmeyi muhalefet sanan bir zihniyet CHP’yi ne yapmıştır? Esir almıştır. Yazık, ülkemize de yazık, CHP’ye de yazık. CHP’ye gönül verenler arasında bu seviyesizlikleri, bu çirkinlikleri, bu ihanetleri kabul etmeyen nice insanlar olduğunu biliyorum, onlara özellikle sesleniyorum: Türkiye’nin ana muhalefet partisinin böyle bir avuç marjinalin elinde heder olması, demokrasimiz adına da çok büyük kayıptır.

Demokrasilerde ana muhalefet gerçekten çok önemlidir. Ülkenin gidişatından memnun olunmadığı durumlarda bir alternatifin bulunması herkes için bir umut, bir güven kaynağıdır. Unutulmamalıdır ki siyaset ülkenin ve milletin başına yeni dertler açma değil, var olan dertleri çözme işidir. Milletimizin değerlerine, tarihine, kültürüne hakaret etmek siyaset değildir. Bunun adı olsa-olsa millet düşmanlığı olur. Tam tersine, milletimiz siyasetçilerden tüm bunlara saygı duyarak demokraside ve ekonomide ülkeyi daha ileriye götürmek için adeta yarışmalarını bekliyor.

AK Parti olarak biz hizmet yarışında iddialıyız, iddialı olduğumuz için de işte 16 yıldır görüyorsunuz, her seçimden yükselerek çıktık, büyüyerek çıktık. İşte CHP de nal toplayarak arkamızdan geldi. Allah’ın izniyle bu konuda bileğimizi bükecek bir rakip tanımıyoruz. Ama konu CHP’nin başındaki zatın ve onun il başkanının yaptığı gibi hakarete, küfre, seviyesizliğe geldiğinde maalesef orada pek de iddia sahibi değiliz. Çünkü bizim anamızdan-babamızdan aldığımız bir terbiye var. Çünkü bizim hocalarımızdan, öğretmenlerimizden, büyüklerimizden tevarüs ettiğimiz bir ahlak çerçevemiz, bir edep anlayışımız var. Bu kişilerin seviyesine inmeye bizim yetiştiğimiz gelenek izin vermez. Her hususta olduğu gibi burada da takdiri en büyük hakim olarak gördüğümüz milletimize bırakıyoruz.

Biz ülkemizi 2019 yılına dün güzergahı açıklanan Kanal İstanbul gibi, bu yılın sonuna doğru ilk etabının açılışını yapacağımız yeni havalimanı gibi büyümede, üretimde, istihdamda, ihracatta, turizmde elde ettiğimiz güzel sonuçlar gibi müjdelerle hazırlıyoruz. Anlaşılan o ki CHP’nin 2019 hazırlığı da işte bu. Herkes kendine yakışanı yapıyor ve yapmaya devam edecek.

Değerli arkadaşlar;

CHP’de yaşananlar ülkemizin güney sınırlarında maruz kaldığı tehditten bağımsız değildir. Türkiye’yi güney sınırları boyunca kurmak istedikleri bir terör koridoruyla kuşatmayı hedef alan projenin içerideki bir başka boyutu da, CHP eliyle içeride siyaseti kuşatmaktır. Milletimiz Gezi olaylarından beri böyle bir kuşatmaya izin vermeyeceğini göstermiştir. Sınırlarımız boyunca terörist ordusu kurmaya çalışanlara vaktimizi ve enerjimizi içeriye hapsederek destek olmaya çalışanların oyunlarına gelmeyeceğiz. Milletimize yapılan hiçbir hakareti elbette cevapsız bırakmayacağız. Ama kimseye de hak ettiğinden fazla zaman ayırmayacağız.

Tabii burada özellikle bu toplantıyla benim NATO’ya da bir serzenişim var: Ey NATO, siz ortaklarınızdan birine herhangi bir sınır tecavüzünde, tacizinde bulunanlara karşı tavır almakla da mükellefsiniz. Peki, şu ana kadar siz ne tür bir tavır aldınız? Bunu kendilerine duyurduk, duyuruyoruz. Şu anda da yine Belçika’daki toplantıda Genelkurmay Başkanımız kendileriyle bu konuları da görüşüyorlar, görüşecekler.

Bizim yapacak çok işimiz var. Bizim ülkemizi muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkarmak gibi bir davamız var. Bizim 2023 hedeflerimiz var, bizim 2053 vizyonumuz var. Bizim 2071 vizyonumuz var. Eğitimde geçtiğimiz 15 yılda 270 bin derslik, 110 yeni üniversite açtık. Önümüzdeki dönemde hem çok daha fazlasını yapacağız, hem de kaliteyi yükselteceğiz. Sağlıkta 1156 hastanenin üzerine 3526 hastane daha ilave ettik. Hastanelerimizi en modern araç-gereçlerle donattık. Sağlık çalışanlarının sayısını 378 binden 900 bine çıkardık.

Kardeşlerim, spor tesislerimizin sayısını 1575’ten 3481’e yükselttik. Özellikle şehirlerimizi modern stadyumlarla donattık. Şurası çok önemli, gençlik açısından çok önemli; lisanslı sporcu sayımızı 278 binden 7 milyon 600 bine ulaştırdık.

Toplu konutta 43 binden aldığımız konut sayısını 860 bine çıkardık. Ulaşımda bölünmüş yol uzunluğumuzu biliyorsunuz değerli kardeşlerim, 75 senede bu ülkede 6100 kilometre bölünmüş yol yapılmışken, biz şu 15 senede değerli kardeşlerim, bunu 25380 kilometreye çıkardık. Ve tünellerimizin uzunluğu 50 kilometre iken, bunu da 365 kilometreye yükselttik. Ülkemizi yüksek hızlı tren yoluyla tanıştırdık. Havalimanlarımızın sayısını, evet 26’dan aldık 55’e, yurt dışı uçuş noktası sayısını da 60’tan 296’ya çıkardık.

Barajlarımızın sayısını 276’dan 727’ye, HES’lerimizin sayısını 105’ten 615’e, orman varlığımızı değerli kardeşlerim, küsuratı söylemiyorum, 21 milyon hektardan 22,3 milyon hektara yükselttik. Sosyal yardımları yıllık 2 milyar liradan 38 milyar liraya çıkartarak ülkemizde hiç kimsenin aç ve açık kalmamasını sağladığımız gibi, son 7 yılda Suriye ve Irak’tan elen 4,5 milyon sığınmacıya kucak açtık, kapılarımızı açtık ve onların her türlü bakımını şu anda biz üstlendik.

Marmaray, Ankara-İstanbul, Ankara-Konya, Ankara-Eskişehir hızlı tren hatlarını, Bakü-Tiflis-Kars demir yolunu, Avrasya Tünelini, Yavuz Sultan Selim Köprüsünü ve Kuzey Marmara otoyolunu, Osman Gazi Köprüsünü ve peyderpey hizmete giren İstanbul-İzmir otoyolunu, ülkemizin dört bir yanındaki tünelleri, köprüleri hizmete açtık. Çanakkale Köprüsü, hızlı tren hatları, otoyolları, Ovit, KOP, Cankurtaran gibi nice tünellerin, bölünmüş yollar gibi nice projelerin inşası da hızla sürüyor. İnşallah bu yıl içerisinde açacaklarımız var, önümüzdeki yıl içinde açacaklarımız var. Biz milletimize verdiğimiz hizmet sözünü layıkıyla yerine getirmek için çalışmaya devam edeceğiz.

Dün Irak’ta oynanan oyunu bozduk, Suriye’de oynan oyunun kalbine Fırat Kalkanıyla adeta bir hançer sapladık, inşallah yarın, öbür gün, kısa bir süre içinde Afrin ve Mümbiç’ten başlayarak Suriye’deki diğer terör yuvalarını da birer birer dağıtacağız. Buna ne müttefikimiz gibi gözüküp de bizi sırtımızdan vurmaya kalkanlar engel olabilir, ne de siyasetçi görünümlü marjinal terör destekçileri mani olabilir. Hala bizim Rabia’mızın anlamını kavramayanlar ve bu uğurda neler yapabileceğimizi göremeyenler olduğu anlaşılıyor. Biz, ‘tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet’ derken bir sloganı tekrarlamıyoruz. Biz bu ifadeyle maziden atiye kurduğumuz köprüyü hatırlatıyoruz. Zira 80 milyon biz tek milletiz, çünkü biz yaratılanı Yaratan’dan ötürü sevdik, bizde ayrımcılık yok.

Tek bayrak dedik, bizim bayrağımıza eş bayrak bu ülkede görmedik, görmüyoruz. Tek vatan dedik, 780 bin kilometrekareyle bizi evvel Allah bölemeyecekler. Ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden başka biz bu ülkede devlet tanımıyoruz.

Osmanlı’ya yaptıkları gibi bize de ‘hasta adam’ muamelesi çekmek isteyenler varsa, açsınlar 15 Temmuz gecesinin görüntülerini tekrar tekrar seyretsinler. Orada hasta bir millet, hasta bir devlet mi var; yoksa erkeğiyle, kadınıyla, genciyle, yaşlısıyla kıyama kalkmış koskoca bir millet ve arkasında dualarıyla onları destekleyen yüzmilyonlarca kardeşi mi var, iyi baksınlar.

Bu duygularla bir kez daha Grup Toplantımızın hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum, hepinize sevgilerimi, saygılarım sunuyorum. Kalın sağlıcakla.