Kaymakamlar Toplantısında Yaptıkları Konuşma

10.01.2018

Sayın Bakanımız,

Değerli vali yardımcılarımız,
Değerli kaymakamlarımız,

Kıymetli arkadaşlar,

Hanımefendiler, beyefendiler;

Sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum. Özellikle bu mesleğe emeği geçmiş gerek bakanlıklarıyla, gerek valilikleriyle bu meslekte bir duayen olmuş olan misafirlerimizi de özellikle selamlıyorum. Cumhurbaşkanı Külliyesi’ne, bu gazi mekâna hoş geldiniz.

10 Ocak İdareciler Günü münasebetiyle kaymakamlarımızla 3’üncü kez bir araya geliyoruz. Ülkemizin 81 vilayetinden gelen siz kıymetli kaymakamlarımızla bu güzel buluşmamıza vesile olan Türk İdareciler Derneğimizin yöneticilerine teşekkür ediyorum.

Sözlerimin hemen başında şehit Muhammet Fatih Safitürk başta olmak üzere görevleri başında hayatların kaybeden tüm kaymakamlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum, mekânları cennet olsun inşallah. Sizlerin şahsında tüm kaymakamlarımıza, tüm mülki idare yöneticilerimize devletimize, milletimize verdikleri hizmetler için şükranlarımı sunuyorum.

Değerli arkadaşlar,
Ülkemiz yönetim sistemi en başından itibaren kaza, yani ilçe temelli olarak kurulmuş, teşkilatlandırılmıştır. Devlet büyüdükçe sistem kazadan sancağa, yani il’e, oradan da beylerbeyliğine, yani bugünkü sistemimizde mevcut olmayan eyaletlere doğru geliştirilmiştir. Öyle ki, bugünkü illerimizin ve dolayısıyla ilçelerimizin çoğunun sınırları belli istisnalar dışında Osmanlı’dan devralınan sancaklarla aynıdır. Enderun’dan başlayıp Mektep-i Sultani ve Mektep-i Mülkiye ile devam yönetici eğitim sistemi, bugün Bakanlığımızın iç bünyesinde süren bir anlayışa dönüştürmüştür.

Esasen 2019 yılında geçeceğimiz cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde devletin tüm yöneticilerinin ilave bir eğitimden geçirileceği bu geleneğin ihyası düşünülebilir. Böylece çok büyük fedakarlıklar ve harcamalarla elde edilen yönetim tecrübelerini kişilerle kaim olmaktan çıkartıp bir havuzda toplayarak geleceğe aktarabileceğimizi doğrusu düşünüyorum. Çünkü kanuna göre kaymakamlar her yıl ilçenin tüm bucaklarıyla köylerinin en az yarısını ve ilçedeki kamu teşkilatlarını teftiş etmekle mükelleftir. Tüm sistem içinde vatandaşlarımızın adeta kılcal damarlarına kadar giren merkezi yönetim idarecileridir. Bu merkezi yönetimin idarecilerinin olayı bu şekilde ele alması şüphesiz ki bizi çok daha güçlü kılacaktır. Tabii ben kaymakamlarımızın tüm köylerimizi bir değil birkaç defa dolaştıklarına, oralarda yaşayan insanların sıkıntılarını, hizmetlerdeki aksaklıkları bizzat yerinde tespit ettiklerine inanıyorum. Unutmayınız, her kaymakam ilçesinde devletin en üst yöneticisi olarak bizim gören gözümüz, dinleyen kulağımız, konuşan dilimiz, uzanan elimizdir.

Açık konuşmak gerekirse, ülkemizle devletle vatandaş ilişkileri her zaman bugünkü gibi sıcak olmamıştır. Bilhassa tek parti döneminde ve daha sonra onun kalıntısı mahiyetindeki yıllarda ceberut devlet anlayışı yüzünden vatandaşımız adeta yaka silkmiştir, hatta bu durum şiirlere dahi konu olmuştur. Buraya gelmeden önce yargıyla yine milletin evinde bir büyük toplantımız oldu, Birinci Adalet Şûrası, ilk defa bir Adalet Şûrası toplandı. Orada adaletle ilgili merhum Karakoç’un bir şiirini okudum. Yine bununla ilgili de devlet-vatandaş ilişkilerine yönelik şöyle bir şiiri var:

 

“Gitmişti makama arz-ı hâl için

'Bey' dedi, yutkundu, eğdi başını.

Bir azar yedi ki oldu o biçim.

'Şey' dedi, yutkundu, eğdi başını.

 

Kapıdan dört büklüm çıktı dışarı

Gözler çakmak çakmak, benzi sapsarı...

Bir baktı konağa alttan yukarı

'Vay' dedi, yutkundu, eğdi başını.

 

Döndü, gözlerinde bulgur bulgur yaş

Sandım can evime döktüler ateş

Sordum: 'memleketin neresi gardaş? '

'Köy' dedi, yutkundu, eğdi başını.”

 

Evet, ülkemizi işte böyle insanların sürekli azarlanıp yutkundukları bir dönemden aldık, ‘insanı yaşat ki devlet yaşasın’ anlayışını hakim kıldığımız bugünkü Türkiye’ye getirdik. Halk için halka rağmen zihniyetiyle bu milletin değerlerine, tarihine, kültürüne, hatta bizatihi kendisine savaş açanların direnişi birer birer kırarak buralara ulaştık.

Arkadaşlar;
Ayağındaki çağırı, giydiği şalvarı, başındaki kasketi yüzünden Ankara’nın Kızılay’ına sokulmayan Aşık Veysel’in hikayesi bu bakımdan çok ibretliktir. Vatandaşının refahını yükseltmek yerine, onu gözden Irak tutmaya çalışan bir yönetim anlayışını asla kabul etmedik, etmeyeceğiz.

Bizim eğitim-öğretimde, sağlıkta, ulaştırmada, şehircilikte, sosyal yardımlarda yaptığımız reformların amacı, vatandaşımıza dayatılan kötü hayat şartlarını ortadan kaldırmaktır. Bugün 4’ünü hizmete aldığımız, 17’sinin inşaatı, 11’nin hazırlık çalışmaları süren şehir hastanelerini kurmamızın asıl gayesi işte budur. Bu benim bu görevlere gelmeden önceki bir hayalimdi, Allah’a hamdolsun artık uygulamaya geçti, 4 tanesi şu anda halkıma hizmet veriyor. Bu yola ister emekli, ister çalışan olsun, ister parası olan, ister parası olmayan olsun, istisnasız herkese en üst standartlarda sağlık hizmeti sunacak hastaneler hayaliyle çıkmıştık, hamdolsun birer birer hayalimizi gerçeğe dönüştürüyoruz.

Eğitimde hamdolsun 270 bin derslik bitirildi. Nerede o 70 kişilik, 100 kişilik sınıfların olduğu sınıflar, bunlar artık tarih oldu. Şimdi hamdolsun 30 ve daha aşağı sınıflarda yavrularımız ders alıyorlar. Okul, derslik, araç-gereç, pansiyon, spor salonu ihtiyacını giderecek projeleri birer birer hayata geçiriyoruz ve bunları aynen devam ettireceğiz, buna mecburuz. Ve yavrularımız okullarının yanında, hatta spor salonlarında eğitim almak suretiyle kendilerine olan özgüveninin de artmasını istiyoruz. İnşallah ikili eğitim-öğretim sisteminin de kaldırılıp tek düze eğitim-öğretim sistemine de geçeceğiz.

Üniversite eğitimi derseniz, her ilimizin ayağına bunu götürdük. Geldiğimizde 74 üniversitemiz vardı, ama şimdi hamdolsun bu sayı 185’e çıktı ve 81 vilayetimizin tamamında üniversitemiz var. ‘Sen gelemiyorsan ben sana geliyorum’ dedik ve üniversitelerimizi bütün illerimize taşıdık. Aynı şekilde spor altyapısını gerçekleştiriyoruz. İllerimizin, ilçelerimizin tüm mahallelerine, köylerine varıncaya kadar her yere çocuklarımıza, gençlerimize spor yapabilecekleri sahalar, salonlar, spor aletleri kazandırdık. Ulaşımdaki, toplu konuttaki, internetteki, diğer alanlardaki hizmetleri teker teker saymıyorum.

Eğer Türkiye 3500 dolar kişi başına milli gelirden 11 bin dolar kişi başına milli gelire ulaşmışsa, eğitim düzeyi bu derece yükselmişse, artık burada devletle vatandaşın ilişkisinin eski düzende yürümesi mümkün değildir. Böyle bir yanlış yapan olursa karşısında önce bizi bulur. Kaymakam arkadaşlarımızın bu konudaki azami dikkati gösterdiklerini biliyorum. Yine de bazen vatandaşlarımızdan şikayetler aldığım da alıyor. Her şikayet doğru ve haklı olacak diye bir şey elbette yok. Ama haklı şikayetleri tespit edersek gereğini yapmaktan da asla çekinmeyiz, bunun da bilinmesini isterim.

Değerli vali yardımcılarımız ve kaymakamlarımız;
İlçelerinde devletin en üst düzey temsilcisi olarak görev yapan kaymakamlarımızın buna uygun özlük hakları olması gayet tabiidir. Bir özeleştiri olarak şunu ifade etmek istiyorum: Geçmiş dönemlerde olduğu gibi bizim hükümetlerimiz döneminde de maalesef kulisi, lobisi güçlü olan, sesi çok çıkan kesimlerin ilave birtakım haklar aldığı, diğerlerinin bundan mahrum kaldığı olmuştur. Kaymakamlarımızın da bu bakımdan bir mahzunlukları olduğunu biliyorum. Hiçbir kaymakamımızın emri altında çalışanlardan daha düşük maaş alıyor olması kabul edilebilir bir durum değildir. Bu konuda bir çalışmanın yapılarak tüm meslek grupları açısından hakkaniyete dayalı bir ücret dengesinin en geç 2019 yılında kurulacağına inanıyorum.

 

Ve kaymakamlarımızın pek çoğu 15 Temmuz’daki sağlam duruşlarıyla milletimizin takdirini toplamıştır. Bunun yanında, kayyum olarak görev yaptıkları belediyelerde ve şirketlerde gösterdikleri başarılar da kaymakamlarımızı milletimizin gözünde farklı bir yere getirmiştir. Özlük haklarıyla ilgili dengesizliğin düzeltilmesi, milletimizin kaymakamlarımıza olan vefa borcunun ödenmesine vesile teşkil edecektir. Tabii kaymakamlarımızdan da buna uygun bir gayret ortaya koymalarını doğrusu bekliyoruz.

Her zaman ifade ettiğim gibi, vali, bakan, belediye başkanı düzeyindeki idarecilerin mesai mefhumu olmaz, benim de olmaz. Şu saate başla, bu saatte bitir, yok; ne zaman burada işim bitirse o zaman. Ve bir de tabii hep söylüyorum, telefon kapalı olmayacak. ‘Yahu olur mu canım?’ Olmayacak. Ne zaman telefon açılırsa, açıldığında vali yardımcılarımızın da, kaymakam, hepsinin de telefona cevap vermesi lazım. Bu gece mesela saat 1.5, ben bir genel başkan yardımcımı aradım, bir konuyu öğrenmem gerekiyordu. ‘Yahu 1,5’ta da olur mu?’ 1,5’ta eğer ben ayaktaysam o da ayakta olsun. Ve sağ olsun sorunumu onunla görüştükten sonra çözmüş oldum. Günün 24 saati, haftanın 7, yılın 365 günü hizmete hazır olmak zorundayız, biz bu ülkeyi ayağa kaldıracağız. 2 kere 2, 4; bu işin Lam’ı, Cim’i yok, bu işi bitireceğiz. Bu ülke 2023’te Allah’ın izniyle ilk 20’nin içine değil, artık ilk 10’un içine girecek.

Mesela birisi çıkmış, ‘efendim, kamyon şoförlerine sorun yolların durumunu’ diyor. Eline, diline dursun yahu, 20 sene önce bu yollarda acaba kamyonlar rahat rahat hareket edebiliyor muydu, otobüsler rahat rahat hareket edebiliyor muydu? Şimdi otobüsler de, kamyonlar da bu yollarda, elhamdülillah duble yollardan tutunuz diğer otobanlara varıncaya kadar hepsinde, rahat rahat yolculuğunu, seyahatini yapabiliyor. Yani bu yollarda araç kullanmamış olsak, bir yerlere gidip-gelmemiş olsak bu yalancının yalanına biz de aldanacağız, insaf... Cumhuriyet tarihide 6100 kilometre yol yapıldı bu ülkede, biz ize şu 15 seneye 19 bin kilometre yol sığdırdık, 19 bin kilometre. Yol medeniyettir dedik ve bu adımları da bunun için attık. Tarihiyle mukayese edilmeyecek derecede şu anda bizim bitirdiğimiz tüneller var. Kahramanmaraşlı iyi biliyor ve o tünelden giderken de o da gazabını dile getiriyor, ‘görmüyor musun bu tüneli, var mıydı böyle bir tünel’ diyor. Dağları deldik ve Ferhat’ı Şirin’e kavuşturduk, bunları yaptık biz ve yapmaya da devam edeceğiz.

Görev yaptığınız yerde ister 2 yıl kalın, ister 5 yıl; kalıcı hizmetlere imza atamayan, ilçe halkının gönlünde sağlam bir yer edinmeyen idareci, ellerini başının arasına alıp düşünmelidir, ‘nerede eksiğim var?’ diye. Bizim milletimiz bazen anlık olarak farklı tepki verebilir; ama sonuçta ortaya konan her güzel hizmeti takdir eder, yapanın da hakkını teslim eder. Kaymakamın kayda değer bir icraat ortaya koymadığı bir yerde, diğer kamu görevlilerinden üstün gayret beklemek beyhudedir. Çünkü yönetimde adettir, herkes en baştakine bakar, kendi konumunu, kendi yolunu da ona göre belirler.

Siz devletin ilçenizde yürüttüğü her yatırımı, her kırsal kalkınma projesini, her KÖYDES projesini, bunun yanında özel sektör yatırımlarını yakından takip eder, gerekli murakabeleri, müdahaleleri zamanında yaparsanız kimse orada yanlış bir işe kalkışmaya cesaret edemez. Biliyorsunuz köylerimizin su, yol, kanalizasyon gibi ihtiyaçları için başlattığımız KÖYDES’i ekonomik ve sosyal gelişimi de kapsayacak şekilde genişlettik. Kırsalda yaşayan insanlarımızın hayat kalitesini arzu ettiğimiz seviyeye getirene kadar da bu projeyi sürdüreceğiz.

Değerli arkadaşlar;
İşte Güneydoğu’da filan olanları biliyorsunuz, bunlar çalışmadılar devletten aldıkları bütün imkanları bunlar dağa gönderdiler. Ama şimdi kayyum olarak atanan gerek vali, gerek kaymakam kardeşlerimiz, vali yardımcısı kardeşlerimiz, oralarda altyapıyla, üstyapıyla ciddi, oraları adeta ayağa kaldırma hareketini başlattılar. Fatih kardeşimiz de öyle değil miydi? Aynı şekilde o da bütün oralarda yolu, altyapısı vesairesi, bunlarla beraber bölgenin çocuklarıyla hemhal olmuştu. Ha, onlar kıymet bilir mi? Yok canım, onlarda öyle bir şey var mı? Onların kitabında insana saygı diye bir şey yok, hizmete saygı diye bir şey yok. Eğer hizmet ediyorsanız onlara düşmansınız. Bunlara hizmet yapmayacaksınız, kendi haline bırakacaksınız. Ama biz sizi kendi halinize bırakmayacağız, bu vatanı biz ihya edeceğiz, inşa edeceğiz, bunu bir defa herkes bilecek.

Sevgili arkadaşlar;

İlçenizdeki garipleri, öksüzleri, yetimleri, engellileri, yaşlıları, varsa Suriye’den, Irak’tan, başka yerlerden gelmiş sığınmacıları her birinin ihtiyaçlarını teker teker bilecek şekilde yakından tanımanız gerekir. Dün bir televizyon programında Sağlık Bakanlığımızın bir mensubu şoför, ambulansıyla iki ayağı olmayan yaşlı bir kardeşimizi, amcamızı, diyalizden getiriyor, evin olduğu bölgede de yol çalışmaları olduğu için çok zor, belli bir mesafeden sonra da onu sırtına alıyor ve 600 metre mesafe evine getiriyor. Allah ondan razı olsun, onun da makamı cennet olsun inşallah. İşte bizim böyle yiğitlere ihtiyacımız var. Efendilik yapmayacak, hizmetkârlık yapacak ki Allah’ın izniyle bedelini de, karşılığını da Rabbim zaten var vaat ediyor.

Eğer ilçenizde yatacak yeri olmadığı için gece sokaklarda kalan, yiyeceği olmadığı için yatağa aç giren, yakacağı olmadığı için soğukta titreyen, giyeceği olmadığı için dışarı çıkmaya utanan, defteri, kalemi olmadığı için okula gidemeyen, bakacak kimsesi olmadığı için sersefil olan, velhasıl yardım eli uzatabilecekken ihmalden dolayı mağdur olan tek bir kişi dahi varsa, açık söylüyorum, çok büyük bir vebal altındasınız demektir. Çünkü bu milletin, bu devletin elhamdülillah bu söylediklerimi zorda bırakacak acziyeti yok, elhamdülillah güçlüyüz, bu imkanlarımız var. Her valiliğe, her kaymakamlığa sürekli olarak zaten biz devletin imkanlarını aktarıyoruz, tüm bu sıkıntıları çözebilecek, tüm bu ihtiyaçları giderebilecek düzeydeyiz. Eskiden devletin kendine hayrı olmadığı dönemlerde bu tür eksikler, ihmaller belki mazur görülebilirdi; ama bugünün Türkiye’sinde böyle bir görüntüyü asla kabul edemeyiz.

 

Bakınız, Hacı Bayram-ı Veli ne diyor:

“Nagihan bir şara vardım, -yani şehre vardım-

Anı ben yapılır gördüm.

Ben dahi bile yapıldım,

Taş ve toprak arasında.

 

Şar dedikleri gönüldür,

Ne alimdür, ne cahildür,

Aşıklar kanı sebildür,

Ol şarın kenaresinde.”

 

Evet, şehir dediğimiz o gönül; siz insanların gönlüne girerseniz işte o zaman şehre gerçek anlamda nüfuz etmiş olursunuz. Bu işleri maaşlı memurlara bakırsanız istediğiniz neticeyi elde edemezsiniz, her şeyden önce kendiniz bizzat bu işlerin içinde olacaksınız. Ne demek istediğimi anlıyorsunuz. Diyeceksiniz ki, memur da maaş alıyor, ama siz farklısınız, sizin alt kademelerinizi kast ediyorum. Bunun yanında siz gönlünüzü ortaya koyan insanlarsınız. Sivil toplum kuruluşlarını sizler hayata geçireceksiniz, harekete geçireceksiniz. Çünkü yardım konuları emirle, görevle uzun süre yürütülebilecek işler değildir, mutlaka gönüllük esasına göre bunlar sürdürülmelidir.

Şimdi bazıları diyecek ki, ‘bir kaymakamın bunca işe, güce gücü yeter mi?’ Yeter, hatta daha fazlasına da yeter. Neşet Ertaş ne diyor? “Aşkınan çalışan yorulmaz” diyor. Şayet sizler ülkeniz ve milletiniz için aşkla, sevgiyle, tutkuyla çalışırsanız Allah’ın izniyle yorulmazsınız. Tam tersine, elde ettiğiniz her başarı gücünüzü, enerjinizi, azminizi biraz daha artırır. Bizler ve sizler için, yaptığınız hizmetler karşılığında aldığınız ‘Allah razı olsun’ sözünden daha değerli bir armağan, daha kıymetli bir hediye olamaz. İşte o iki bacağı kesilmiş olan o yaşlı amcamız da o Sağlık Bakanlığının şoförüne onu söylüyordu, ‘Allah razı olsun.’ Hanımı orada duruyor, o da, ‘Allah razı olsun’ diyor. Yeter, en büyük servet bu, en büyük mükafat bu.

Arkadaşlar;
Türkiye hem içeride, hem dışarıda bütün yuvalanmış terör örgütleri ve onları destekleyen güçlerle hayati bir mücadele yürütüyor. Bu mücadelenin daha uzunca bir süre de devam edeceği anlaşılıyor. Şu ana kadar hamdolsun bizi hedef alan oyunların hepsini de bozduk, bize kurulan tuzakların hepsini de boşa çıkarttık. Bu yıldan başlayarak önümüzdeki dönemde milletimizin birliğine, beraberliğine, kardeşliğine yönelik saldırıların katlanarak artması kuvvetle muhtemeldir.

Kimi zaman inanç, kimi zaman mezhep; bakın en büyük tehlike bu, onu da söyleyeyim. Şu anda mezhebi noktada bir yapılanmayı şiddetle yürütenler de var, bunu özelikle bilmenizi istiyorum. Etnik unsurları şu anda egemen kılamayanlar, şimdi mezhebi olarak bu işi yürütmenin gayreti içerisindeler. Kimi zaman meşrep, kimi zaman yine söylüyorum köken, kimi zaman daha başka farklılıklar, bütün bunlar üzerinden saldırılar başlatılıyor veya başlatılacak. Onun için sizlere büyük görev düşüyor. Siz bizim, dedim ya, elimiz, ayağımız, gözümüz, kulağımız, her şeyimizsiniz. İlçelerinizde en küçük bir provokasyona, en küçük bir kışkırtmaya, en küçük bir fiziki veya psikolojik tahrike izin vermemeniz çok önemli. Emniyet güçlerimizle, istihbarat birimlerimizle, valilerimizle, Bakanlığımızla yakın diyalog ve işbirliği içinde bu tür olumsuzlukların başlamadan önce önüne geçmeniz şarttır. Bunun en güzel yolu da Allah’ın izniyle her kesimle yakın irtibat halinde olmanız gerekir diye düşünüyorum.

Sizlerden beklentim, dışarıdan gelen ve çeşitli kisveler altında milletimizi birbirine düşürmek isteyen hiç kimseye müsamaha göstermemenizdir. Aynı şekilde terör örgütlerinin en küçük bir hareketlenmesine dahi izin vermemelisiniz. Surda bir gedik açılırsa orası büyür ve sonuç felaket olur. Onun için sizler görev yaptığınız yerlerde işte o ilk gediği açtırmayacaksınız.

Milletimiz Gezi olaylarından çukur eylemlerine, 15 Temmuz’dan ekonomik kumpaslara kadar her konuda ülkesine, milletine sahip çıkma konusundaki kararlığını ortaya koymuştur. Sizlerden özellikle milletimizden aldığınız güçle ve bu kutlu mücadelenin üzerinize yüklediği sorumlulukla önümüzdeki dönem her konuda çok daha büyük hizmetlere imza atmanızı bekliyorum.

Bu duygularla bir kez daha 10 Ocak İdareciler Gününüzü tebrik ediyorum.

İlçelerinizdeki bütün vatandaşlarımıza selamlarımızı iletmenizi rica ediyorum.

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.