AK Parti Grup Toplantısında Yaptıkları Konuşma

30.01.2018

Değerli milletvekili arkadaşlarım,

Kıymetli misafirler,

Hanımefendiler, beyefendiler;

Sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. AK Parti Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup Toplantısının partimiz ve ülkemiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum. Sizlere Meclis çalışmalarında başarılı ve verimli bir hafta geçirmenizi temenni ediyorum.

İki hafta önce son Grup Toplantımızdan bugüne yine yoğun bir gündemle ülkemizin ve milletimizin hizmetinde olduk. Grup Toplantımızın hemen ertesi günü 17 Ocak’ta Milli Güvenlik Kurulumuzu ve Bakanlar Kurulumuzu toplayarak çok önemli istişarelerde bulunduk, kritik kararlar aldık.

18 Ocak’ta yasama, yürütme ve yargı organlarının başkanlarıyla yeni yılın ilk günlerinde yaptığımız yemekli toplantıyı bu defa biraz gecikmeyle de olsa gerçekleştirdik. Ertesi gün Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası nezdinde kurulan donör fonuyla ilgili anlaşmanın imza törenine iştirak ettik.

Cumartesi günü uzun zamandır yaptığımız ikazlara rağmen arzu ettiğimiz istikamette bir gelişme olmayan Afrin’e bölgeyi teröristlerden arındırmaya yönelik Zeytin Dalı Operasyonunu başlattık. Aynı gün Kütahya ve Uşak’taki il kongrelerimize de katılarak milletimiz ve teşkilatlarımızla kucaklaştık. 21 Ocak Pazar günü Kadın Kolları Kongremize iştirak etmek için geldiğimiz Bursa’da gerçekten çok coşkulu bir kalabalık tarafından karşılandık, milletimizle Bursa’da hasret giderdik. 22 Ocak Pazartesi günü Ankara Sanayi Odasının ödül töreninde iş dünyamızla bir araya geldik.

Salı günü Kongo, Lübnan ve Güney Kore büyükelçilerinin güven mektuplarını kabul ettik. Çarşamba günü 44. defa muhtarlarımızla biraraya geldik. Ülkemizi ziyaret eden Nijer Başbakanını aynı gün kabul ettik. Perşembe günü Hatay’a gidip Zeytin Dalı Operasyonunun yürütüldüğü harekât merkezinde komutanlarımızdan bilgi aldık, kendilerine olan desteğimizi bizzat yerinden ifade ettik. Cuma günü Genel Merkezimizde önce il başkanlarımızla, ardından belediye başkanlarımızla geniş kapsamlı istişareler yaptık.

Cumartesi günü Kocaeli Gençlik Kolları Kongresinde gençlerimizin gerçekten hissedilir coşkusunu gerek kapalı spor salonu dışında ve gerekse kapalı spor salonunda kendileriyle paylaştık. Pazar günü Çorum ve Amasya il kongrelerimiz için yine Anadolu yollarındaydık. Tabi artık kongrelerimizi sadece kapalı spor salonlarının içinde değil, aynı anda dışarıda 3 kat, 4 kat, 5 kat katılımla gerçekleştiriyoruz. Dün Sırbistan Cumhurbaşkanı Sayın Vuçiç ve Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi üyesi Sayın Bakir Izzetbegoviç’le İstanbul’da bölgenin sorunlarıyla ilgili bir araya gelerek bunları paylaştık.

Bu arada Amerika Birleşik Devletleri Başkanı, Rusya Devlet Başkanı, Fransa Cumhurbaşkanı ve daha pek çok liderle bölgemizdeki gelişmeleri ve ikili ilişkilerimizi değerlendirdiğimiz telefon görüşmelerimiz oldu. Aynı şekilde gerek devlet işleriyle, gerek parti meseleleriyle ilgili pek çok görüşmeyi, toplantıyı da bu süreçte gerçekleştirdik. Görüldüğü gibi oldukça yoğun 2 haftayı geride bıraktık. Türkiye’yi hedeflerine ulaştırana, milletimizi hak ettiği yere çıkartana kadar dur, durak bilmeden çalışmaya, koşturmaya, terlemeye devam edeceğiz.

Kardeşlerim;

Ne diyor Namık Kemal:

“Sana senden gelir bir işte dâd lâzımsa,

Zaferden ümidini kes gayrıdan imdat lâzımsa,

Yüksel ki yerin bu yer değildir;

Dünyaya gelmek hüner değildir.

Bize gayret yaraşır, merhamet Allah'ındır.

Hükmü ati ne fakirin, ne de şeyhin, şahındır.”

Evet, gayret bizden, tevfik Allah’tandır. Kardeşlerim, bizim gayrıdan imdat beklentimiz hamdolsun yok. Ancak, bu ülkenin ekmeğini yiyen, bu ülkenin havasını soluyan, bu ülkenin tüm nimetlerinden sonuna kadar istifade eden bir güruh var ki, onların ihanetlerinden çok mustaribiz. Maalesef Türkiye’de adı ana muhalefet partisi olan, ama yaptıklarıyla adeta ana hıyanet partisine dönüşen bir parti, daha doğrusu bu partinin başındaki zevat ve onun şürekâsı diyebileceğimiz bir ekip var. Çünkü ben ülkesini, vatanını, milletini, devletini seven gerçek CHP’lilerin de bizimle aynı hissiyata sahip olduğuna inanıyorum.

Her seferinde artık bu ana muhalefet partisini ve başındaki zatı bir daha gündemimize almayalım diyorum; fakat öyle şeyler yapıyorlar ki bunun karşısında susmanın vebal olduğunu görüyorum.

Kurtuluş Savaşı yıllarındaki zorluklardan hareketle Türkiye’nin savunma sanayinde geldiği yeri küçümseyen sözler ediyor. Hadi bizim söylediklerimize kulak vermiyor da, her gün televizyonlarda sabahtan akşama kadar yayınlanan Zeytin Dalı Operasyonunu da mı bu adam izlemiyor? Askerlerimizin elindeki yerli silahları da mı görmüyor? Her gün teröristlerin saklandıkları inleri başlarına geçiren kendi üretimimiz olan toplarımızın sesini de mi duymuyor? Geceleri gündüze çeviren, kendi imalatımız çok namlulu roket atarlarımızın o görüntüsünden de mi etkilenmiyor? Semalarda eksik olmayan, her şeyiyle bize ait silahlı insansız hava araçlarımızdan da mı heyecan duymuyor?

Söylediği lafa bak, ‘sen bir tane delikli tüfek yapamazsan nasıl savaşacaksın’ diyor. Gaflete bak, zavallılığa bak. Türkiye bunları çoktan aştı. Onlar sizin ecdadınızın veya sizinkilerin zamanına ait olan bir süreçti, artık bunları biz yapıyoruz. Askerlerimizin güvenli bir şekilde intikalini sağlayan Türk malı zırhlı araçlarımız da mı bu zata bir şeyler ifade etmiyor? Hani ‘kulakları vardır duymaz, gözleri vardır görmez, dilleri vardır doğruyu söylemez’ diye Rabbimizin bir ifadesi var ya… Oradaki o buyruğuyla, o ilahi mesajla, ama ancak o mesaja kulağı açık olanlar bundan nasibi alır. O mesajlara açık olmayanlar bundan nasibini alamaz, işte bu zat tam böyle bir durumdadır.

Diyelim ki bize olan husumeti muvazenesi bozmuş, onun için böyle konuşuyor. Peki, işi ecdadımıza harekete vardırmasına ne diyeceğiz? Neymiş efendim, ‘Osmanlı hiçbir şey üretmemiş, her şey Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulmuş, sonra gelenler onları da batırmış.’ Bunun adı idrak tutulması değilse, düpedüz yalancılıktır, iftiradır. Şimdi bu zata şöyle hızlı ve özet bir tarih dersi vermek artık vacip oldu.

İstanbul’da Tophane diye değerli kardeşlerim, bir semt var. Yalnız Kağıthane’yi ‘kağıttepe’ye çevirdiği gibi buraya da Tophane değil ‘toptepe filan demeye kalkmasın ha, onu da söyleyeyim. Burasının adı 500 yıldır Tophane... Acaba bu zat Tophane isminin nereden geldiğini biliyor mu? İstanbul’un fethinin hemen ardından burada kurulan dökümhanelerde devrin en gelişmiş topları üretiliyordu. Fatih Sultan Mehmet Han diğer pek çok meziyetinin yanı sıra bizzat kendisi top tasarlayan ve inşa ettiren bir savunma sanayi dehasıydı. Dönemin en hızlı, en etkili savaş gemileri bizim tersanelerimizde üretiliyordu.

Asırlar boyunca ülkemizde gerçekten çok ileri düzeyde olan silah sanayi, maalesef Avrupa’daki sanayi devriminin ardından gerilemeye başlamıştır. Buna rağmen 18. yüzyılda yeni bir atakla İstanbul ve çevresinde pek çok modern silah fabrikası kurulmuştur.

Bu zatın Cumhuriyetle birlikte kurulduğunu zannettiği Makine Kimya Endüstrisi Kurumu 1950’de bu isimle faaliyete geçmiştir. Ondan önceki ismi Askeri Fabrikalar Umum Müdürlüğü. Osmanlı dönemindeki son ismi İmalatı Harbiye-i Umumiye Müdürlüğü, bir önceki ismi Tophane-i Amire Nazırlığı, ondan önceki ismi de Tophane-i Amire Müşirliği’dir Bay Kemal, bunları duydun mu? Cumhuriyet döneminde yapılan iş, Başkentin Ankara’ya taşınmasına paralel olarak askeri fabrikalar için de Anadolu’nun ortasının tercih edilmesidir, yapılan bu.

Üstelik bu kurum en büyük atağını öyle onun anlattığı gibi CHP döneminde değil, bakın burası da çok önemli, Demokrat Partili yıllarda yaşamıştır, CHP döneminde değil. Demin kastettiğim ecdat, o bizim ruhuyla bu işe sahip çıkan ecdadımız… Yoksa bunun zihniyetinin ceddi olan takım değil, onların da bu ülkeye verdiği bir şey yok. Onlar hep yıktılar, biz ise hep yaptık. Bu dönemde kurum sadece ordumuzun ihtiyaçlarıyla sınırlı kalmamış, tarım sektörü başta olmak üzere ülkemizin ihtiyaç duyduğu diğer alanlarda da üretime yönelmiştir.

Ülkemizin savunma sanayi en büyük atılımını geçtiğimiz 15 yılda yapmıştır. Bugün geldiğimiz nokta itibariyle Türkiye’nin savunma sanayi içinde Makine Kimya Endüstrisi Kurumunun yeri oldukça küçülmüştür. Dünya çapında söz sahibi çok daha büyük, çok daha güçlü savunma sanayi kuruluşlarımız vardır. Eğer Türkiye, savunma sanayinde son 15 yılda yaptığı atakları gerçekleştirmemiş olsaydı, bugün bırakınız Zeytin Dalı Harekatını, kendi sınırlarımız içindeki terörle mücadele operasyonlarını dahi yürütemez hale gelirdik. Hamdolsun ülkemiz şu anda 6 milyar dolarlık üretim ve 2 milyar dolarlık ihracat kapasitesi bulunan bir savunma sanayine sahiptir, ama Cumhuriyet Halk Partisi’nin bunlardan haberi yok, bu atılan adımlardan haberi yok.

Sözleşmeye bağlanan veya sözleşme öncesi çalışmaları süren savunma sanayi projeleri 60 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaşmıştır. Önceliğimiz her türlü savunma sanayi ihtiyacımızı ülkemizde geliştirmek ve üretmektir. Aciliyeti olan konular dışında savunma sanayinde dışarıdan hazır ürün alımını tamamen terk etmiş durumdayız. ‘Varsın üretime geçilmesi biraz uzun sürsün; ama mutlaka ülkemizin ürünü olsun’ anlayışıyla hareket ediyoruz. Sadece insansız hava araçlarının safahatıyla Altay tankının motoru meselesi dahi bize bu yöntemin ne kadar gerekli olduğunu göstermiştir. O kadar çok ürün ve bunların o kadar çok detayı var ki hepsini anlatmaya kalksak, herhalde burada gecelere ulaşırız. Zaten sahada bunların çoğunu gururla görüyoruz, takip ediyoruz.

Kardeşlerim;
CHP’nin en önemli özelliği, milletimizin ortak değeri olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk istismarcılığıdır. Her sıkıştıklarında ona, onun sözlerine başvurdukları gibi bugün de aynısını yapıyorlar. Başka sermayeleri kalmadı. Elbette millet olmanın birinci şartı özgürlüktür. Elbette savaş meydanlarındaki zaferler ekonomik zaferlerle taçlandırılmadan bağımsızlığın dayanağı haline getirilemezler. İyi de, siz bu işin neresindesiniz? CHP’nin tek parti döneminden beri bu ülkede milletin ve devletin hayrına atılan her adımı engellemeye çalışmaktan başka bir icraatı, başka bir başarısı var mı?

Gazi Mustafa Kemal’in büyük bir ferasetle başlattığı savunma sanayi hamlesinin önünü İkinci Dünya Savaşı şartlarını bahane ederek adeta kesen, bununla da kalmayıp yapılmış olan işleri rafa kaldıran siz değil misiniz? Uçak fabrikalarımızı, motor fabrikalarımızı -dikkat edin- kapatan, ihracat bağlantılarını iptal ettiren siz değil misiniz? CHP. Küçük aksaklıkları bahane ederek büyük bir heyecanla ve fedakarlıkla başlatılmış olan sanayi hamlelerini dinamitleyen siz değil misiniz? Öyleyse bugün milletimizin karşısına çıkıp hangi yüzle bilgiden, üretimden, mertlikten bahsediyorsunuz? Ne mertliği?

Siz önce terör örgütlerine verdiğiniz açık desteğin hesabını verin. Kimlerle hangi yollarda nasıl yürüdüğünüzü bu millet gördü, görüyor. CHP’nin başındaki bu zat, aynen kendi ifadesiyle söylüyorum; “YPG, terör örgütü değil, vatanını kurtarmak için örgütlenmiş bir oluşumdur.” Bakın bu çok önemli, bunu diyebilmiş, terör örgütünü böylesine sahiplenebilmiş bir kişidir. YPG dediği, PKK’nın Suriye kolu. Yani bu kişi şu anda Afrin Operasyonunu yürüten askerimize kurşun sıkan, sınır ötesinden yaptığı saldırılarla vatandaşlarımızın canına, malına, ibadethanesine kasteden terör örgütünü savunuyor. İşte bunun Genel Başkan yardımcıları, milletvekilleri, şusu-busu vesaire hepsinin yaptığı da bu değil mi?

Genel Başkanları böyle yapar da şürekâsı ondan aşağı mı kalır? Bu Partinin Genel Başkan yardımcıları, grup başkanvekilleri, milletvekilleri, Genel Merkez yöneticileri, il başkanları da aynı koroya katılmış gidiyorlar. Ekranları başında bizi izleyen milletime sesleniyorum; “PYD bir terör örgütü değildir” diyerek bize PYD’den niçin rahatsız olduğumuzu soruyor, gaflete bak. Bir başkası, “CHP nasılsa PYD de öyle bir siyasi partidir, bu gerçeği söylemekten çekinmemeliyiz” diyor. İstanbul’a bir il başkanı getirmişler, neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Teröristlere yönelik operasyonlarımızı dünyaya ‘sivil katliamı’ diye sunmak için zaten birbirleriyle yarışıyorlar.

FETÖ’cüler derseniz, onları da Ankara’dan İstanbul’a yürüyecek kadar çok seviyorlar, bunların o yanı da var. Kazdıkları çukurlarla vatandaşlarımıza hayatı zehir eden teröristleri, ‘barikat kuran arkadaşlar’ diye takdim eden bunlar değil miydi? Bölücü terör örgütünün siyasi uzantısıyla öyle iç-içe geçmiş durumdalar ki ortak eylemden seçime ortak girmeye doğru şu anda gidiyorlar; hayırlı olsun, çok isabetli olur, yeter ki böyle bir kararı alsınlar. Atalarımız, ‘iki çıplak bir hamama yakışır’ derler, şimdi bunlar da böyle. Gençler, bunlara da her türlü ortaklık, her türlü birliktelik yakışır.

Kardeşlerim;

FETÖ’ye avukatlık yapan, HDP ile kanka olan, PKK’nın izinden giden, PYD’ye övgüler savuran ana muhalefet ekibinin sıra Özgür Suriye Ordusu’na gelince bakıyorsunuz bir anda bunların nevri dönüyor. Dünyada hiçbir devletin, hiçbir istihbarat kuruluşunun, hiçbir insan hakları örgütünün bulamadığı bir gerçeği bunlar keşfetmişler. Neymiş? ÖSO bir terör örgütüymüş. PYD’ye parti diyenlerin ÖSO’ya ‘terör örgütü’ demesi bizi şaşırtmaz; ama birilerinin kafasını karıştırabilir. Onun için burada altını çizerek ifade edelim ki Özgür Suriye Ordusu terör örgütü değil kendi vatanlarını savunan, içinde her meşrepten, her inançtan, her etnik kökenden insanın bulunduğu milli yapıdır.

Yine bunların kimi zaman açıktan, kimi zaman fısıltıyla söyledikleri bir husus var. Buldukları her fırsatta ‘Ülkemizdeki Suriyeliler niye kendi vatanlarını savunmak için savaşmıyor da, biz oraya gidiyoruz?’ diye sürekli el altından fitne yayıyorlar. Biz Arap’ıyla Kürt’üyle, Türkmen’iyle Suriye’deki kardeşlerimizin orada 7 yıldır nasıl bir mücadele verdiğini gayet iyi biliyoruz. Ey CHP, siz bunu bilemezsiniz. Siz sadece size sufle edilen yalanlar neyse onlarla hareket edersiniz.

Önce yardımlar kesilerek, ardından DEAŞ bahanesiyle bu samimi mücadelenin nasıl sekteye uğratıldığını da çok iyi biliyoruz. ÖSO’ya ‘terör örgütü’ diyenler önce şöyle başını iki elinin arasına alsın bir düşünsün. Benim Mehmet’imle beraber orada bu özgürlük savaşını, kendi topraklarını koruma savaşını yürütenlere bir defa böyle bir yakıştırmayı yapmanın ne kadar alçakça olduğunu görmek lazım. Tamamı Suriyeli kardeşlerimizden oluşan Özgür Suriye Ordusu’nun Fırat Kalkanı Harekatında nasıl fedakarca çarpıştığının bizler yakından takipçisiyiz, şahidiyiz. Bu operasyonda Özgür Suriye Ordusu şu ana kadar 617 şehit vermiştir, 2 binin üzerinde de gazisi vardır. Özgür Suriye Ordusu Zeytin Dalı Operasyonunda şu ana kadar 16 şehit ve 100’e yakın gazi vermiş olmasına rağmen mücadelesini kahramanca orada da sürdürmektedir.

Ülkemizdeki Suriyeli kardeşlerimizin Zeytin Dalı Operasyonunun başlamasıyla askerlik şubelerine akın edip bölgeye gitmek için başvurduklarını da biliyoruz. Tabii çatışma bölgelerinde görev yapmaya öyle elini-kolunu sallayarak gitmek mümkün değil. Bunun için eğitim lazım, teçhizat lazım, lojistik lazım, planlama lazım. Tıpkı kendi vatandaşlarımız gibi Suriyeli kardeşlerimizin de askerlik şubelerine yaptıkları başvuruları bir kararlılık ifadesi olarak görüyor ve hepsine şahsım, milletim adına teşekkür ediyorum.

Değerli kardeşlerim; şu an itibariyle biliyorsunuz bizim de Mehmetçiğimiz olarak şehitlerimiz var. Ve Zeytin Dalı Operasyonunda şu ana kadar bizler de şehitler verdik. Ama kahir ekseriyetiyle burada Özgür Suriye Ordusu’nun şehitleri var. Ve toplamda şu anda 646 teröristi etkisiz hale getirdik. Ve şu anda Burseya tepesi-dağı biliyorsunuz düştü. Şimdi oradaki yakın tepeleri, dağları da inşallah Mehmetçiğimiz Özgür Suriye Ordusuyla beraber düşürmenin adımlarını atıyorlar. Velhasıl Özgür Suriye Ordusu kendi vatanlarını korumak için biraraya gelip organize olmuş, bizim de desteklediğimiz, tıpkı Kurtuluş Savaşımızdaki Kuvayi Milliye güçleri gibi bir sivil oluşumdur; bu böyle bilinmeli.

Dolayısıyla Özgür Suriye Ordusu’nun bizim kahraman askerlerimizle yan-yana çarpışması utanılacak değil tam tersine iftihar edilecek bir görüntüdür. Her sivil oluşum gibi burada da yanlış yapanlar çıkarsa, kendi içlerinde muhasebesini yapar yanlışı temizlerler. Orası zaten kendi meseleleridir. Biz bugüne kadar herhangi bir yanlışlarını görmediğimiz gibi, hataları olabilir, ama yanlışlarını görmediğimiz gibi bu Suriyeli kardeşlerimizin özgürlük mücadelelerinde yanlarında olmaktan memnuniyet duyuyoruz.

Birinci Dünya Savaşındaki tüm cephelerimizde, Çanakkale’de, Kut’ül Amare’de, Kanal Seferinde, Medine ve Kudüs savunmalarında, Kurtuluş Savaşımızda şehit olan Halepli, İdlibli, Hamalı, Humuslu, Şamlı yüzlerce kardeşimiz vardır. Sadece Çanakkale Savaşında bugünkü Suriye, Lübnan, Filistin hattından gelen bin civarında şehidimiz var. Bu kardeşlerimizin şimdi bizim desteğimize ihtiyaçları varsa, onlarla birlikte omuz omuza cephede olmamız bizim tarihi görevimizdir.

Özgür Suriye Ordusuna ‘terörist’ diyerek güya kendi akıllarınca DEAŞ’la aynı safa koymaya çalışanlar, bölücü terör örgütünü aklamanın gayreti içine girerek aslında kendilerini aynı duruma düşürdüklerini bilmelidirler. Bütün bunları gören, değerlendiren milletimizin günü geldiğinde takdirini sandıkta ortaya koyacağına inanıyorum.

Kardeşlerim;

Bu zatın cehaletini sergilediği bir başka konu da millet meselesidir. Şu ifadeye bak, ‘Osmanlı’da millet mi vardı’ diyor. Yahu sen bir partinin genel başkanısın, gençlere hitap ediyor, buraya gelirken millet mefhumu, millet kavramı nedir bir oku; ama okuma özürlü. Ardından ne diyor, ‘millet Cumhuriyetle beraber oldu’ diyor, böyle devam ediyor. Tabi bu benzeri kişilerin kafasındaki millet, milliyet tanımı Fransız İhtilaliyle dünyaya yayılan kavramlardan ibaret olunca ortaya böyle garabetler de çıkabiliyor.

Hâlbuki bizim kendi medeniyetimizin, kendi kültürümüzün bir millet tanımı vardır. Değerli kardeşlerim, bu bakımdan Osmanlı tam bir millet devletiydi. Ülkeyi yöneten hanedana bakıp da Osmanlı’yı şahıs devleti sananlar, ya tarihlerinden bihaberdirler ya da o tarihi hep başkalarının gözünden, başkalarının kaynağından okumuşlardır.

Bugün Avrupa’da ve dünyanın pek çok yerinde devletler krallıkla yönetiliyor diye bunları milliyetsiz veya demokrasinin dışında diye mi kabul edeceğiz? Başlarında kral, kraliçe veya imparator bulunan İngiltere’yi, İspanya’yı, Hollanda’yı, Belçika’yı, İsveç’i, Norveç’i, Japonya’yı ve daha pek çok ülkeyi acaba nereye koyacağız? Demek ki yönetim biçimleriyle millet meselesinin, hatta demokrasinin öyle çok da doğrudan ilişkisi bulunmuyor. Milleti ve milliyeti Fransız İhtilalinden, Alman faşizminden, bunların yol açtığı vahşetler üzerinden kurulan Batılı teoriler üzerinden okuyanlar elbette böyle saçmalar.

Onların milletten anladığı modern anlamdaki ulus ise, ulusun elbette bir geçmişi olmaz, ama millet öyle değildir. Tarihi süreklilik içinde milletler daima vardır, değişen sadece etki ve hakimiyet alanlarıdır. Milletin Cumhuriyetle başladığını söylemek, binlerce yıllık Türk tarihini, 1400 yıllık medeniyet geçmişimizi, coğrafyamızdaki bin yıllık varlığımızı yok sayarak bunlara ihanet etmektir. Bunun için biz ne diyoruz? Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet diyoruz.

Sevgili gençler;

Burada, komşumuz sayılır, Balkanlar’dan Makedonya Cumhurbaşkanı Sayın İvanov bir tarih profesörüdür, gezdiği, dolaştığı konferanslarında vesaire hep şu ifadeyi kullanır: “Osmanlı’nın millet sistemini örnek alın” der. Bunu özel çalışma yemeğimizde filan da birkaç kez bize anlatmıştır, “biz buna hayranız” der.

Kardeşlerim;

Milleti ve milliyeti anlamak için öncelikle kendi geçmişinizi çok iyi bilmeniz gerekir. Rahmetli Erol Güngör’ün ifadesiyle; “Bizim dilimizin kaynağı eskilerdir, dinimizin kaynağı eskilerdir, soyumuzun kaynağı eskilerdir.” Ben daha da ileri gidiyorum, ama bunu anlamaz, bunu anlaması için, evet, çok daha farklı bir kaynağa inmesi lazım, onu özel olarak kendisine verebiliriz, biz millet-i İbrahim’den geliyoruz, bunu bilmesi lazım. Sen Cumhuriyet dediğin zaman daha dur bakalım neredesin? Bak, ta millet-i İbrahim.

Osmanlı da milletimizin tarih boyunca kazandığı tüm gücün ve birikimin zirvesini oluşturan bir devlettir. Bizim millet tanımımız özünü İslam’ın millet anlayışından alır, bunu bilmen lazım. Mesela pek çok farklı dinden ve kökenden gelen insanı çatısı altında toplayan Osmanlı, bunların milliyetlerini dinlerine göre de ne yapmıştır, tasnif etmiştir; Osmanlı böyle bir devlet, böyle bir imparatorluk. Müslümanlar bir millet, Hıristiyanlar bir millet, Yahudiler bir millettir. Etnik bakımdan zaman zaman çok küçük karışmalar olsa da bu tarihimizin ve coğrafyamızın gerçekliğine en uygun tanımdır.

Nitekim Cumhuriyetimizi kuran kadro da Lozan’da aynı tanımı esas almıştır. Ülkemiz topraklarında yaşayan insanlar, Müslümanlar ve Müslüman olmayan denilerek inançlarına göre sınıflandırılmışlardır. Bu anlayışla sınırlarımız dışında kalan coğrafyalardaki Müslümanlardan isteyenlerin Anadolu’ya gelmesi, Hıristiyanlardan da isteyenlerin o ülkelere gidebilmesi temin edilmiştir.

Bu zata Yahya Kemal’in 1922 yılında yayımlanan “Ezansız Semtler” yazısını bulup okumasını özellikle tavsiye ediyorum. Eğer bunu bir okursa orada bizi millet halinde tutan harcın ne olduğunu çok iyi görecektir. Millet meselesi açılınca konuyu ben Akif’in o güzel şiirini okumadan bitiremem:
“Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz:

Gelmişiz dünyaya, milliyet nedir öğretmişiz!


Kapkaranlıkken bütün afakı insaniyetin,

Nur olup fışkırmışız ta sinesinden zulmetin.


Yarmışız edvâr-ı fetretten kalan yeldaları;

Fikr-i ferda doğmadan yağdırmışız ferdaları.


Bir taraftan dinimiz, ahlakımız, irfanımız,

Bir taraftan seyfe makrun adlimiz, ihsanımız;


Yükselip akvamı almış fevç fevç ağuşuna;

Hepsi dalmış vahdetin aheng-i cuşu cuşuna.”

Evet, bugün Türkiye ve Türk milleti bir kez daha tüm dünyayı adaletiyle, ihsanıyla, merhametiyle, sevgisiyle kucaklamak için yola çıkmıştır. Bizi bu kutlu yoldan ne sınırlarımıza dizilen teröristler, ne içimize sokulan FETÖ gibi, PKK gibi ihanet çeteleri, ne de adeta beşinci kol faaliyeti yürüten bu tipler döndüremeyecektir. Rabbim ülkemizin, milletimizin, devletimizin yardımcısı olsun.

Kardeşlerim;

Niyet hayır, akıbet hayır... Allah biliyor ki bizim niyetimiz halistir. Biz kendi ülkemizin ve milletimizin güvenliği, huzuru, refahı için değil, aynı zamanda komşularımızdan başlayarak tüm kardeşlerimizin, dostlarımızın, tüm masumların ve mağdurların esenliği için de bu mücadeleyi veriyoruz. Bizim kimsenin toprağında gözümüz yok, kimsenin haksız ve gereksiz yere canına kast etmek gibi bir düşüncemiz asla yok. Bıçak kemiğe dayanana kadar sabretmemizin sebebi 6 yıldır, 7 yıldır bu oldu, ama bu noktadan sonra artık kimseyi de gözümüz görmez.

Gençler;
Sınırlarımızdaki terör tehdidi tamamen ortadan kalkana, halen 3,5 milyona yakın ülkemizde bulunan Suriyeli kardeşlerimizi kendi evlerine güven içinde dönene kadar durmayacağız. Teröristlerin bulundukları yerleri boşaltıp-boşaltmamak orada bulunanların bileceği iştir. Biz öyle alavere- dalavereyle değil, açıkça ilan ettiğimiz şekilde yanlarında kimin olup-olmadığına bakmaksızın teröristlerin üzerine gitmeye devam edeceğiz. Kimse bizden, kendi sözlerine kendileri değer vermeyenlerin beyanlarına göre hareket etmemizi beklemesin.

Bu düşüncelerle bir kez daha grup toplantımızın hayırlara vesile olmasını diliyor, sizlere başarılı bir hafta temenni ediyorum. Hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Kalın sağlıcakla.