AK Parti Grup Toplantısında Yaptıkları Konuşma

06.02.2018

Değerli milletvekili arkadaşlarım,

Kıymetli misafirler,
Hanımefendiler, beyefendiler;

Sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.

AK Parti Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup Toplantısının, partimiz ve ülkemiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Sizlere Meclis çalışmalarında başarılı ve verimli bir hafta geçirmenizi Allah’tan niyaz ediyorum.

Yine önemli çalışmalarla dolu bir haftayı geride bıraktık. Geçtiğimiz Çarşamba günü Savunma Sanayi İcra Komitesi Toplantısını, bu kurumun Cumhurbaşkanlığı’na bağlanmasının ardından ilk defa kendi başkanlığında gerçekleştirdik. Ülkemiz için son derece hayati öneme sahip gördüğüm bu komitenin toplantılarını inşallah periyodik olarak yapacak, yürütülen çalışmaları adım-adım takip edeceğiz.

Çarşamba günkü toplantıda proje bedeli 9,4 milyar dolar olan 55 savunma sanayi projesini görüşerek karara bağladık. Yurt içinde ve yurt dışında çok önemli askeri operasyonlar yürüttüğümüz şu dönemde savunma sanayi projelerimiz çok daha kritik hale gelmiştir. Tamamlanan projeleri gözden geçirerek daha iyiye doğru götürmek, devam eden projeleri hızlandırmak, gündemimizdeki yeni projeleri karara bağlamak için hızlı hareket etmek mecburiyetindeyiz. Kendi göbeğimizi kendimiz kesmediğimiz takdirde bize verilen bir vidanın dahi yeri geldiğinde baskı, hatta şantaj malzemesine dönüştürüldüğünü gördük.

Biliyorsunuz yakın dönemde Cumhurbaşkanlığı korumalarına alınacak tabancalar konusunda böyle acı bir tecrübe yaşadık. İşlerine gelmeyince bize tabanca vermeyenlerin diğer silahlar konusunda nasıl bir tavır içinde olduğunu ve olabileceğini az çok hepiniz tahmin edersiniz. Kritik savunma sanayi ürünlerimizin kendi imkânlarımızla üretme işini belli bir düzeye getirmemiş olsaydık şu anda ne halde bulunurduk, açıkçası bunu düşünmek bile istemiyorum.

Bunun için son toplantımızda şöyle bir karara vardık: Ülkemizde tasarlanabilecek, üretilebilecek, geliştirilebilecek hiçbir ürünü, yazılımı, sistemi acil durumlar haricinde kesinlikle dışarıdan hazır olarak almayacağız. Gerekirse daha çok zaman harcayacak, hatta gerekirse daha çok para harcayacak; ama mutlaka kendi tasarımlarımızı, ürünlerimizi, sistemlerimizi geliştireceğiz. Şartlarımızı kabul ederek bizimle birlikte çalışmak isteyen uluslararası savunma sanayi kuruluşlarıyla işbirliğine elbette varız. Ama bu işbirliği asla hazır alım şeklinde olmayacak. Tüm kritik unsurlarıyla bizim denetimimizde ve üretimimizde gerçekleşecek şekilde yürüyecektir.

Ülkemizde giderek daha güçlü hale gelen bir savunma sanayi sektörü var. Artık dünya devleriyle yarışabilecek hale gelmiş milli kuruluşlarımızın yanında yüzlerce, binlerce kendini bu işe adamış özel sektör firmalarımız geceli-gündüzlü çalışıyor. Mühendislerimiz, teknisyenlerimiz, girişimcilerimiz her gün yeni başarılara imza atıyorlar. Daha dün denilebilecek kadar yakın zamana kadar ‘yapılamaz’ denilen, ‘olmaz’ denilen, ‘mümkün değil’ denilen nice proje ya tamamlandı, ya tamamlanma aşamasına geldi hamdolsun.

Bu sektörde ilk virajı başarıyla döndüğünüzde sonrası daha kolay, daha hızlı ve daha hesaplı hale geliyor. Ülkemizin bu seviyelere ulaşmasında emeği, alın teri olan herkese şahsım, milletim adına teşekkür ediyorum. Savunma sanayi sektöründe çalışan tüm girişimcilerimizden ve personelimizden çok daha büyük başarıların müjdelerini beklediğimi özellikle ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar;

Perşembe günü TÜGVA’dan gençlerimizle milletin evinde bir aradaydık. Gençlerimizin heyecanı, coşkusu, sevgisi her seferinde bizi de adeta gençleştiriyor. Türkiye’nin 2053 ve 2071 vizyonlarını gönül huzuruyla emanet edeceğimiz bir gençliğin gelmekte olduğunu görmekten büyük bahtiyarlık duyuyorum. Buna rağmen gençler konusunda yapmamız gereken hala çok iş olduğunu da biliyorum. AK Parti Gençlik Kolları’nın 1,5 milyon civarında olan üye sayısı Ana muhalefet partisinin toplam üye sayısından bile biliyorsunuz fazladır.

Gençlere yönelik eğitim-öğretim, kültür, spor, sanat, kişisel gelişim hizmetleri sunan sivil toplum kuruluşlarımızın ulaştıkları kişi sayısı her yıl daha da artıyor. Bütün bunlar elbette önemlidir; ancak Türkiye’de 30 yaşın altında 38 milyonun üzerinde kardeşimizin bulunduğunu göz önüne aldığımızda çalışmalarımızın yeterli olmadığını düşünüyorum. Bunun için gençlerimize hem daha çok ulaşmamız, hem de onlara her alanda çok daha nitelikli hizmetler vermemiz gerekiyor. Kamu kuruluşları kendi alanlarında, sivil toplum kuruluşlarımız kendi alanlarında, parti gençlik teşkilatlarımız da kendi alanında, ama hepsi de birbirini tamamlayacak şekilde Asım’ın neslini yetiştirmenin gayreti içinde olmalıyız.

Geçtiğimiz 15 yılda eğitimde, sporda, sosyal ve kültürel alanda yaptıklarımız, hayalimiz olan gençliği yetiştirme konusunda bize gereken altyapıyı hazırlamıştır. Önümüzdeki dönemde işte bu altyapı üzerinde hayatın her alanında en donanımlı ve elbette manevi olarak da en iyi şekilde teçhiz edilmiş bir gençliği yetiştirmek için inşallah var gücümüzle çalışacağız.

Gençler;

Cumartesi günü Bitlis ve Batman il kongrelerimizde hem vatandaşlarımızla, hem teşkilatlarımızla hasret giderme imkânı bulduk. Tüm kongrelerimiz gibi gerek Bitlis, gerekse Batman il kongrelerimizde biz adeta birer miting yaptık. Batman, zaten muhteşemdi. Bitlis, kara rağmen hakeza muhteşemdi. Milletimizin şehirlere ayak bastığımız andan itibaren gösterdiği sevgi, teveccüh bize sorumluluğumuzun ne kadar ağır olduğunu gösteriyor.

15 yıldır ülkeyi yönetiyor olmamıza rağmen milletimizin bizden beklentileri asla azalmış değildir. Tam tersine ülkemizin kat ettiği mesafeye uygun şekilde taleplerin çıtası da yükselmiştir. Daha düne kadar sadece yol isteyen, su isteyen, baraj isteyen, konut isteyen, okul isteyen, havalimanı isteyen şehirlerimiz, bugün Türkiye ve hatta dünya çapında projelerin hayata geçirileceği konuları dile getiriyor. Otomobilden uçağa, yazılımdan lojistiğe kadar her biri gerçekten çok önemli projelerin şehirlerimiz tarafından böylesine sahiplenilmesi geleceğimize daha bir umutla bakmamızı sağlıyor.

Önümüzdeki hafta sonundan itibaren büyükşehirlerimizin kongrelerine de inşallah başlıyoruz. Böylece Mart ayı sonuna kadar il kongrelerimizi tamamlamayı ve ardından büyük kongre hazırlıklarına başlamayı planlıyoruz. Bu vesileyle bir kez daha il kongrelerimizde görev alan arkadaşlarımıza başarılar diliyor, bayrak yarışında vazifelerini tamamlamış olanlara teşekkür ediyorum.

Kardeşlerim;

Önceki akşam başlayan ve dün gece geç saatlerde Türkiye’ye dönüşümüzle neticelenen başarılı bir Vatikan ve İtalya seyahatimiz oldu. Bu ziyaret, Türkiye’den Vatikan’a rahmetli Celal Bayar’dan bu yana 59 yıldır gerçekleştirilen ilk temas olması bakımından da ayrıca önemlidir. Vatikan’da Katolik dünyasının ruhani lideri, 1 milyar 200 milyonluk bir Katolik dünyası, buranın ruhani lideri Papa Franciscus ile kapsamlı ve her iki taraf için de faydalı olduğuna inandığım bir görüşme gerçekleştirdik.

Değerli kardeşlerim;

Kudüs başta olmak üzere bölgesel ve küresel meseleler hakkında fikir teatisinde bulunduğumuz Sayın Papa’nın ülkemizle yakın işbirliğine önem verdiğini gördük. Batıda giderek yükselen İslam karşıtlığı, kültürel ırkçılık ve yabancı düşmanlığından duyduğumuz endişeyi Papa’yla paylaştık. 1 milyar 200 milyon Katolik dünyası, 1 milyar 700 milyon İslam dünyası olmak üzere bunların birlikte değerlendirmesini ve İslamofobiya noktasında da kendilerinin takınacağı tavır üzerinde çok önemli olduğunu konuşma, görüşme fırsatı bulduk. Nitekim Kudüs meselesinde ortaya konulan dayanışma ciddi manada biliyorsunuz Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki oylamayı sarsmıştır. Ve onun neticesinde 128 oyla Kudüs meselesinde Amerika adeta Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda reddedilmiştir.

Aynı şekilde asılsız Ermeni iddiaları konusunda hassasiyetimizi kendisine bir kez daha ve en üst düzeyde ifade etme imkânı buldum. Papa Franciscus’in bu meselede oldukça makul bir yaklaşım içinde olduğunu belirtmek isterim. Vatikan Devlet Sekreteri, yani Başbakan Kardinal Parolin’i o da yine kabul ettiğim ve kendisiyle Vatikan’daki program çerçevesinde görüştüğüm bir kişi oldu. Onunla yine Türkiye-Vatikan arasındaki ilişkileri değerlendirme imkânını bulduk.

Vatikan’daki programımızın bundan sonraki etabında Cumhurbaşkanı Mattarella’yla bir görüşmemiz oldu, akabinde de İtalya Başbakanı Gentiloni’yle, kendisini kabul ettik ve görüşmemizi yaptık. Görüşmemizde ekonomiden yatırımlara, savunma sanayinden eğitime kadar geniş bir alanda ikili ilişkilerimizi değerlendirme fırsatı buldum.

Tabii İtalya, bizim özellikle Avrupa’da ilk üç içerisinde yer alan özellikle askeri, siyasi, ekonomik, kültürel, ticari alanlarda yine bir komşumuz. Ve şu anda 20 milyar dolarlık bir ticaret hacmine sahibiz İtalya’yla aramızda. Yeter mi? Yetmez. Zira 60 milyon nüfusa sahip olan bir İtalya ile 80 milyon nüfusa sahip bir Türkiye, şöyle bir topladığımız zaman 140 milyon bir nüfus, 140 milyonluk bu nüfusun inanıyorum ki ticaret hacminin çok daha fazla olması lazım. Ancak savunma sanayinde biz en kararlı, en ciddi adımı da İtalya’yla attık. Özellikle Finmeccanica, AgustaWestland veyahut da diğer adıyla Atak helikopterlerini bildiğiniz gibi İtalya’yla beraber üretiyoruz.

Avrupa Birliği üyelik sürecinden, Libya, Suriye, Irak, Kıbrıs, Filistin meselesine kadar pek çok uluslararası konuyu kendileriyle ela aldık. Suriye’de halen devam eden Zeytin Dalı Harekâtı da elbette gündemimizde önemli bir yer tuttu. Terörle mücadele konusunda tüm Avrupa ülkeleri gibi İtalya’dan da daha güçlü destek beklediğimizi kendilerine ifade ettik. İtalya, en güçlü ticari ilişkiye sahip olduğumuz ülkelerden biri ve bu ilişkilerimizi inşallah daha da geliştireceğiz.

İtalya seyahatimizin son programı olarak bu ülkenin önde gelen firmalarının temsilcileriyle bir toplantı gerçekleştirdik ki bu firmalar Türkiye’de yatırımları olan firmalar. Önce kendi görüşlerimizi ifade ettik, ardından da İtalyan firmalarının değerlendirme ve taleplerini dinledik. İtalyan firmalarının ülkemize olan ilgilerinin artarak sürdüğünü ve yeni yeni yatırımlar yapmak istediklerini kendilerinden dinledim.

Tabii her bakımdan olumlu ve verimli bir seyahat gerçekleştirdiğimizden de çok çok memnunum. Buradan bir kez daha misafirperverlikleri için Papa Fransuva ve mevkidaşım Cumhurbaşkanı Mattarella başta olmak üzere tüm yetkililere teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar;

Suriye’nin Afrin bölgesindeki bölücü terör örgütü mensuplarına yönelik 20 Ocak’ta başlattığımız Zeytin Dalı Operasyonu başarıyla sürüyor. Bu süreçte verdiğimiz şehitlerimizin her biri şüphesiz ki yüreğimizi yakıyor. Ülkemiz topraklarına yönelik saldırılarda kaybettiğimiz sivil vatandaşlarımızın acısını da asla unutmuyoruz.

Rakam olarak ifade edilen her bir kaybımızın annesiyle, babasıyla, kardeşiyle, evliyse eşiyle, varsa çocuğuyla, arkadaşlarıyla, sevdikleriyle başlı başına birer dünya olduğunu çok iyi biliyoruz. Rabbimizin şehitler konusundaki müjdeleri en büyük teselli kaynağımızdır. İnancımıza göre şehitler ölmez, onlar diridirler, ancak biz kendilerini göremeyiz. Devlet ve millet olarak tüm imkânlarımızla her zaman olduğu gibi bu operasyonda da şehit olan kardeşlerimizin ailelerinin yanındayız, yanında olmayı sürdüreceğiz.

Değerli kardeşlerim;

Aynı şekilde gazilerimize de her türlü desteği veriyoruz. Türkiye bin yıldır olduğu gibi bugün de şehitlerinin ve gazilerinin omuzlarının üzerinde istiklaline ve istikbaline güvenle bakmayı sürdürüyor. Şimdi sizlere Erzincan’da yaşayan 10 yaşındaki bir kız evladımızın şehitlerimiz için yazdığı şiirinden bir bölümü aktarmak istiyorum. Sayın Başbakan, bunu iyi dinlemen lazım, 10 yaşında.

“Oğlun şehit, çatma kaşını anne,

Metin ol da dik tut başını anne.

Gel öp, kokla mezar taşımı anne,

Akıtma gözünden yaşını anne.

Olsa da bu dünyada gönlün ezik,

Eğilme kimseye tut başını dik.

Bu duygular bizim için tanıdık, bildik,

Akıtma gözünden yaşını anne.

Ölüm vaktin gelsin kavuşacağız,

Albayrak altında buluşacağız,

Mahşerde birleşip sarılacağız,

Akıtma gözünden yaşını anne.”

İşte böyle vatan evlatları olduğu sürece Allah’ın izniyle kimse bu ülkede bayrakları indiremez, ezanları susturamaz, özgürlüğümüze göz dikemez, sınırlarımız ötesinden bizi tehdit edemez. Çünkü biz tek millet diyerek, tek bayrak diyerek, tek vatan diyerek, tek devlet diyerek kararımızı verdik, tüm dünyaya da bunu ilan ettik. Kim bunlara yan bakarsa, yakasına yapışıp hesap sormak, icap ederse de 80 milyon tek vücut olarak bunların tepesine binmek bizim boynumuzun borcudur.

Eğer onuru olmazsa, eğer kutsallarına sahip çıkacak cesareti ve gücü yoksa bir topluluk nasıl millet olabilir, nasıl kendine bir gelecek inşa edebilir? Hâlbuki biz binlerce yıllık bir milletiz, hem de kurduğumuz devletlerle, bayraktarlığını yaptığımız medeniyetimizle, coğrafyamızda hiç bitmeyen mücadelemizle biz dünyanın sayılı milletlerinden biriyiz. Türkiye’yi güya ‘DEAŞ’la mücadele için’ diyerek topladıkları çapulcularla aynı kefeye koyanlar, kimin eşkıya sürüsü, kimin gerçekten devlet olduğunu yavaş yavaş görmeye başladılar.

Biz sabırlı bir millet ve sabırlı bir devletiz. Barış için, huzur için, kendimizle birlikte tüm dostlarımızın da güvenliği ve refahı için elimizden geleni yapmaktan çekinmeyiz. Fedakârlıkta üstümüze yoktur, son iki asrı hep fedakârlıkla geçirdik. Gözümüzün önünde yalanla, dalavereyle, ayak oyunlarıyla, diplomatik sahtekârlıklarla 5 milyon metrekarelik vatanımız adeta talan edildi, geriye kala kala 780 bin kilometre kare bu ülke kaldı. Anlaşılan o ki birileri bunu da bize herhalde çok görüyor. Bizi öyle çok zorladılar ki sonunda uyuyan devi uyandırdılar; bunu böyle bilsinler.

Türk milleti üzerinden asırlık rehaveti atıyor, tozları silkeliyor. Ruhunu ve bedenini tazeleyerek yepyeni bir döneme doğru ilerliyor. Bu gerçeği gören yüz milyonlarca kardeşimiz başarımız için dua ediyor. Çünkü onlar da asırlardır içinde çırpındıkları sıkıntılarından kurtulmak için umutlarını bize bağlamış durumdalar. Türkiye’nin her başarısı milyonlarca yürekte yeni bir ümit kıpırtısı olarak dalga-dalga büyüyor.

Kardeşlerim;

Büyük iddia sahibi olmak, bununla mütenasip imkân sahibi olmayı, o da çok çalışmayı gerektirir. Bu gün Zeytin Dalı Operasyonunda askerlerimiz cesaretle ve kahramanca bir mücadele veriyorlarsa, bunun gerisinde Türkiye’nin hedeflerine ulaşacağına olan inançları yatıyor.

Can tatlıdır, kimse canını kolay kolay tehlikeye atmaz. Evlatlarımız sınırlarımız içinde ve dışında cansiperane bir mücadele yürütürken bize bir mesaj veriyorlar. Bu mesaj kendi ailelerinden başlayarak tüm milletimiz için daha güçlü, daha büyük, daha müreffeh bir Türkiye’yi inşa etmekle sorumlu olduğumuzdur.

2023 hedeflerimize ulaşmak, bunun sadece ilk adımıdır. Yapacak çok işimiz, gerçekleştirecek çok projemiz var. Eğer ülkemizi dış politikadan ekonomiye, eğitimden sağlığa, savunma sanayinden tarıma kadar her alanda dengeli bir şekilde ileriye taşımazsak iddialarımızı hayata geçiremeyiz. İşte o zaman da geçmişte pek çok örneği olan karikatür devletlerden biri durumuna düşeriz.

Bugün Türkiye herhangi bir hususta kararlı bir irade ortaya koyuyorsa, gerisinde bunu hayata geçirebileceğini olan inancı ve güveni vardır. Ekonomide bunu ispat ettik, diplomaside bunu ispat ettik, terörle mücadele bunu ispat ettik. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonlarında bunu ispat ettik. Artık hiçbir ülke, hiçbir kurum Türkiye’nin gücünü ve kararlılığını sorgulayamayacak hale gelmiştir.

Hatırlayın, geçmişteki koalisyon hükümetlerini hatırlayın. Hani delikli 2,5 kuruşa muhtaç olduğumuz günleri hatırlayın. Eğer öyle olsaydık bugün bu Afrin Operasyonunu, Fırat Kalkanı Harekâtını yapabilir miydik? Orada bir tank harekete geçemezdi, bir top harekete geçemezdi. Kalkıp da SİHA’yı bulacaksın, İHA’yı bulacaksın, kim sana SİHA verirdi, kim sana İHA verirdi? Verdiler de yürüdü mü? Yürümedi. Ama şimdi bu devir geride kaldı. Şimdi hem SİHA’larımızı üretiyoruz, hem İHA’larımızı üretiyoruz ve SİHA’larımızın bütün mühimmatını da kendimiz üretir hale geldik, onun için de bunu rahatlıkla kullanır hale geldik. Ve biz hedeflerimize yaklaştıkça ülkemizin bu duruşu daha da muhkem hale gelecektir.

Kardeşlerim; Rabbim yar ve yardımcımız olsun. İşte gördüğünüz gibi şu anda Afrin Harekâtında hamdolsun etkisiz hale getirilen teröristlerin sayısı 1000’e doğru yaklaşıyor. Şehitlerimiz de var, ama bizim şehitlerimizin bir de inancı var, onlar Sevgili Peygamberimizin o müjdesine doğru yürüyorlar. “Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber, / Sana aguşunu açmış duruyor Peygamber.” Onlar buraya yürüyor. Ve yine bizim şehitlerimizin Rabbimizin müjdesine de yürüyor. “Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz, onlar diridirler, ama siz bilmezsiniz.” Onların rızkı da Rabbimiz tarafından. Bütün bu müjdeler var.

Ve değerli kardeşlerim;

İşi sıkı tutuyoruz, Afrin’deki bu operasyonlar kararlı bir şekilde devam ediyor, edecek, İdlib’le devam edecek. Ve ikide bir bize şunu söylüyorlar: Ne zaman bitireceksiniz? Ne demek ne zaman bitireceksiniz? Bize ne zaman bitireceksiniz sorusunu soranlara ben diyorum ki; siz Afganistan’daki operasyonlarınızı ne zaman bitirdiniz, siz Irak’taki operasyonlarınızı ne zaman bitirdiniz? 18 sene oldu, hala oradasınız. Böyle bir sıkıntınız sizin yok, sınırdaş değilsiniz, komşu değilsiniz, ne işiniz var oralarda? Ama bizim 911 kilometre sınırımız var ve bugüne kadar 700’ü aşkın sınırdan, Suriye tarafından terör örgütlerinin taciz atışlarıyla karşı karşıya ve 100’ü aşkın bizim şehidimiz var. Bunu duyuyor mu Amerika, görüyor mu?

Bize birçok şeyleri söylediler, ama ne yazık ki doğru konuşmadılar. Sayın Obama da doğru konuşmadı, şu anda Sayın Trump da aynı yolda gidiyor. Ve bize şunu söylediler: ‘Münbiç’ten çıkacağız, Münbiç’te durmayacağız’ dediler. Münbiç aslında tamamıyla yüzde 90’ı Arap toprağı olan bir yer. Peki, niye duruyorsunuz? Hadi çıkın. Kimleri getirdiniz oraya? PYD’yi. Kimleri getirdiniz? YPG’yi. Kimleri getirdiniz? PKK’yı. Onları getirip oraya yerleştiriyorsunuz, hala bize ‘Münbiç’e gelmeyin’ diyorsunuz. Biz Münbiç’e topraklarını asil sahiplerine teslim etmek için geleceğiz, bizim farkımız bu.

Ve biz Amerika’ya şunu da söyledik: ‘Terör örgütleriyle işbaşı yapmayın, terör örgütleriyle beraber hareket etmeyin. Eğer bu bölgede bir şey yapılacaksa, gelin NATO’da beraber olduğunuz Türkiye’yle beraber bunları yapın.’ Tabii ülkemde birçok bu noktadaki yaklaşımlar farklı olabilir, kusura bakmayın. Eğer biz büyük devlet olmaya ve eğer biz bu ülkede birilerinin bizim canımızı acıtmasına müsaade etmek istemiyorsak bu topraklarda belirleyici olacağız.

Şunu tekrar açıklıyorum: Bizim sorunumuz bu bölgede, güneyimizdeki bir kısım Kürtlerle değildir, bizim sorunumuz tamamıyla terör örgütleriyledir ve bu terör örgütleri de bellidir. Bu PYD’dir, bu YPG’dir, bu PKK’dır, bu DEAŞ’tır. Amerika diyor ki; ‘DEAŞ’ı temizledik.’ Ee, temizlediysen niye hala buradasın? 5 bin tır silah ve mühimmat getiriyorsun. 2 bin kargo uçağıyla mühimmat gönderiyorsun, silah gönderiyorsun. Nereye gönderiyorsun? Kuzey Suriye’de bunların ne işi var? Niye bunlar buraya geliyor? Bu sorunun cevabını da lütfen bize verin. Eğer ‘DEAŞ’la mücadele için gönderiyorum’ diyorsan, buna bizim inanmamız mümkün değil, buna da karnımız tok. Burada kendilerine söylediğim için bu konuda rahatım, çok açık, net bir şey var; o zaman sizin Türkiye’ye yönelik hesabınız var, sizin İran’a yönelik hesabınız var veya olmaz ya Rusya’ya yönelik hesabınız var.

Fakat biz yerimizde dimdik duruyoruz ve duracağız. Ve biz şuna inanmışız değerli kardeşlerim, unutmayın, beşerin, faninin kader planı olduğu gibi, devletlerin de bir kader planı vardır. Ve biz kaderin üstündeki kadere inandığımız için şu anda bu süreci bu şekilde işletiyoruz ve işleteceğiz. Ve inşallah bu işi İbn-i Haldun’un ifadesiyle devletler de doğar, büyür, ölür ve bu süreci bu kararlılıkla yürüteceğiz.

Ve şu an itibariyle Afrin’de askerimizin büyük bir başarısı var. Aynı şekilde biz Cerablus’ta attığımız adımla 2 bin kilometrekarelik alan içerisinde, pardon, 135 bin kişiyi tekrar topraklarına döndürdük. Şimdi hedefimiz, Afrin’de 135 kilometrekarelik bir alan kontrolümüzde, Afrinlileri de Afrin’e döndürüp orada yaşam koşullarını hazırlamak…

Ben görüştüğüm liderlere söylüyorum, ‘sizler ne destek vereceksiniz onu söyleyin.’ Dün de İtalyanlara söyledim, daha önce Almanlara söylemiştim, Sayın Trump’a da söyledim, Sayın Putin’e de söyledim, Suudi Arabistan’a da söyledim; ‘Biz inşaatları yapalım, destek verin, bu insanları çadırlardan, konteynerlardan kurtaralım’ dedim. Hangisinin insani yardım olarak ne yapacağını görelim. Ama biz şu ana kadar 30 milyar dolar yatırım yaptık, her ne kadar Bay Kemal anlamasa da, yapmaya da devam edeceğiz. Bak görüyorsunuz, neler oluyor neler, ama biz dik duracağız.

Ben tüm milletvekili arkadaşlarıma bu haftaki Meclis çalışmalarında başarılar diliyorum. Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. Kalın sağlıcakla.