Adalet Şûrasında Yaptıkları Konuşma

10.01.2018

Değerli misafirler,
Adalet Bakanlığı teşkilatımızın kıymetli mensupları,
Değerli akademisyenler, hanımefendiler, beyefendiler;

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum.

Adalet Şûramızın başarılarla dolu olmasını, hukuk birikimimizin zenginleşmesine, yeni adalet politikalarının oluşturulmasına katkı sağlamasını Allah’tan temenni ediyorum. 30’a yakın farklı disiplinden bilim ve alan insanının görüşleriyle, düşünceleriyle, tenkitleri ve teklifleriyle yer alacakları şûramızın hepimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Şûranın düzenlenmesinde ve oturumlarda emeği geçecek herkese şükranlarımı sunuyorum.

Değerli arkadaşlar;

Bizim medeniyetimiz adalet üzere kurulmuştur. Arapçadaki “adl”, Türkçedeki “törü” kelimeleri adalet kavramının köklerini oluşturur. Devleti yönetenlerin birinci vazifesi adaleti sağlamaktır. Nitekim yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de “Allah adaleti, ihsanı ve yakınlara yardım etmeyi emreder” buyuruyor. Her Cuma bunu Cuma hutbesinde hoca efendi, hatip okur. ‘El Adl’, bu lafız Rabbimizin aynı zamanda 99 ismi celalinden bir tanesidir. Bir gün adaletle hükmetmeyi 1 yıllık nafile ibadetten üstün gören Peygamber Efendimiz (As.), “Allah adil olanları sever” buyuruyor. Hazreti Ömer’i (r.a) devlet yönetimindeki adaleti ve sorumluluk duygusuyla hatırlıyoruz. Dolayısıyla dinimizin biz inananlara yüklediği en önemli sorumluluklardan biri de; adaletle davranmaktır.

Batı ülkelerindeki özgürlük ve demokrasi arayışlarına baktığımızda hepsinin de adalet temelli olarak ortaya çıktığını ve geliştiğini görürüz. Kendi tarihimizde de adaletle davranan devlet adamlarının hayırla yad edildiğini görürüz. Kendi tarihimizde de adaletle davranan devlet adamlarının hayırla yad edildiğini görürüz. Selçuklu ve Osmanlı döneminin adalet kurumları, çağlarının çok ötesinde bir anlayışı ifade ediyordu. Eğer bugün 600 yıl çok geniş bir coğrafyada hüküm sürmüş Osmanlı ile ilgili yüzümüzü kızartacak, başımızı öne eğdirecek en küçük bir olumsuzluk yoksa bunun sebebi devletin adalet üzere yönetilmiş olmasıdır. Bugün Osmanlı’nın çekildiği coğrafyalarda yaşanan acılar, zulümler, katliamlar, insanlık suçları hep adaletsizliğin eseridir.

Tabii burada bir gerçeği altını çizerek tespit etmemiz lazım; hukuk başkadır, kanun başkadır, adalet başkadır. Adaletin tesisine hizmet etmeyen hukuk da, kanun da, toplum nezdinde hükümsüzdür. Kağıt üzerinde kalan kanunların ne anlama geldiğini en iyi siz hukukçular, hukukçularımız bilirsiniz. Ülkemizde uzun bir dönem işte böyle bir kağıt üzerinde hukuk dönemi yaşanmıştır. Şimdi sizlerle merhum Abdürrahim Karakoç’un bir dönem hepimizin hafızalarına adeta kazınan, hepimizin kendini bulduğu bir şiiri paylaşarak ne demek istediğini anlatmaya çalışacağım. Çok hoşuma gider.

 

“Gene tehir etme üç ay öteye

Bu dava dedemden kaldı hâkim beğ.

Otuz yıl da babam düştü ardına

Siz sağ olun, o da öldü hâkim beğ.

 

Kırk yıl önce, yani babam ölünce

Kadılıklar hâkimliğe dönünce

Mirasçılar tarla, takım bölünce

İrezillik beni buldu hâkim beğ.

 

Yaşım yetmiş iki, usandım gel-git

Bini buldu burada yediğim zılgıt

Eğer diyeceksen: bana ne, öl git!

Oğlumun bir oğlu oldu hâkim beğ.

 

Kabahat sizde mi, kanunlarda mı?

Şaşırdım billâhi yolu yordamı.

Kızma sözlerime, alam kadanı

Sıkıntıdan içim doldu hâkim beğ.”

 

Sıkıntıdan milletimizin içini işte böyle dolduran bir adalet işleyişine rıza gösterebilmemiz mümkün değildir. Onun için ne diyoruz? ‘Geciken adalet adalet değildir.’ Onun için de imkan bulduğumuzda hemen bu konuyu önceliklerimizin en başlarına aldık.

Değerli arkadaşlar;

Milletimizin ‘şeriatın, yani adaletin kestiği parmak acımaz ifadesi’, dikkat ediniz buradaki sınırsız teslimiyet duygusu ağır aksak işleyen hukuk sistemine değil hakiki adalete karşıdır. Bunun için gerek kanun yaparken, gerekse onu uygularken mihenk noktamızın daima adaletin tesisi olması gerektiğini bilmemiz gerekiyor.

Şöyle bir geçmişe doğru baktığımızda ne zaman adalete sıkı sıkıya sarılmışsak, o zaman yükseldiğimizi, güçlendiğimizi, huzurlu ve müreffeh bir toplum haline geldiğimizi görüyoruz. Ne zaman adalet yolundan ayrılmışsak, işte o zaman gerilemiş, zayıflamış, iç ve dış sorunların ağırlığı altında ezilmişizdir.

Bunun için 2001 yılında arkadaşlarımızla biraraya gelip yeni bir siyasi hareket kurmak istediğimizde ismi için hiç tereddüt etmeden seçtiğimiz mefhumların en başında adalet geliyordu. Yaptığımız gözlemler ve araştırmalar sonucunda milletimizin adalet ve kalkınmaya olan hasretini gördüğümüz için partimizin adını Adalet ve Kalkınma Partisi olarak belirledik. Ve 42 bin denek üzerinde 81 vilayette kamuoyu araştırmasını yaptık ve bu isimde karar kıldık. AK Parti kısaltmasıyla da bu iki kavramı adeta taçlandırdık. Hükümete gelir gelmez de ‘ülkemizi dört temel taş üzerinde yükselteceğiz’ dedik; eğitim, sağlık, adalet, emniyet…

Bununla birlikte adalet ile zulüm arasındaki ince çizginin adaletin tesisini fevkalade zorlaştıran bir husus olduğunu da biliyoruz. Örneğin, bir çiçeği, bir ağacı sularken adalet üzere hareket ederken aynı suyu bir dikene vermek zulüm yoluna sapmak demektir. Konfüçyüs, “Adalet kutup yıldızı gibi yerinde durur ve geri kalan her şey onun etrafında döner” diyor. Bunun için bizim ülkemizin adalet kurumlarının duvarlarında aslıyla “El-'adlü esâsü'l-mülk” yazar, yani adalet mülkün temelidir. Az önce de ifade edildi, o tabii mal, mülk anlamına değil devlet, onun için de oraya yazıyorlar zaten. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın anlayışı da temeli adalet olan bir yönetim özleminin aslında ifadesidir.

Tüm bu zorlukları bilerek adaletin tesisi için 15 yıldır çalışıyoruz. Bu alanda temel kanunların yenilenmesinden geleneksel mimariye sahip modern adliye binalarının inşasına, ulusal yargı ağı UYAP’ın kuruluşuna kadar Cumhuriyet tarihinin en büyük reformlarını gerçekleştirdik. Ama bir şeyi gerçekleştiremedik, UYAP gibi çok önemli bir teknolojiyi, mekanizmayı maalesef bu bir öz eleştiridir, FETÖ’cülere kaptırdık. Ve bu ağ, orayı o kendi sinsi emelleri için çok acımasızca kullandılar ve oradan da gerçekten en büyük zulmü icra ettiler.

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru imkanı, Kamu Denetçiliği Kurumu ve istinaf mahkemeleriyle iki dereceli yargılama sistemine geçilmesi de adaletin daha kamil manada tesisi için attığımız adımlar arasındadır. İnşallah önümüzdeki dönemde bu çalışmalarımızı yeni yönetim sisteminin inşasını da fırsat bilerek daha kararlı bir şekilde sürdüreceğiz.

Değerli arkadaşlar;

Her şey yolunda giderken adaletle davranmak nispeten daha kolay olabilir. Zor olan, sıkıntılı anlarda, kriz dönemlerinde aynı davranışı sergileyebilmektir. Tabii şu anda biz 1. Adalet Şûrasını yapıyoruz, gerçekten bu çok ama çok önemli. Zira Rabbimizin emri ilahisi malum, “Bütün işlerinizde müşavere ediniz, istişare ediniz, kendi aranızda müşavereyle, istişareyle hareket ediniz” bu tür uyarılar var. Ecdadımıza baktığımızda da bugün adına Danıştay denen kurum neydi o zaman ilk kurulduğunda? Şûra-yı Devlet’ti, yani devletin şûra mekanizması, istişare mekanizması işte bugünkü Danıştay aslında. Zaman zaman Zerrin Hanımla görüşmelerimizde hep bunları konuşuyoruz, biz Danıştay olarak devletimize nasıl yardımcı olabiliriz düşüncüleri üzerinde hassasiyetlerini hep kendilerinden dinlemişimdir. Çünkü kuruluş sebebi bu, ecdat bunun için burayı kurmuş ki yanlışa düşülmesin, hata payını ne yapalım? Azaltalım, bunun için Şûra-yı Devlet’i kurmuşlar.

Yine merhum Karakoç’un deyimiyle; ‘adavetle, -yani düşmanlıkla- adalet yan yana yürümez.’ Biz 15 Temmuz gibi tarihimizin en alçak darbe girişimi sırasında karşımızdakiler gözlerini kırpmadan uçaklarıyla, helikopterleriyle, tanklarıyla, toplarıyla, tüfekleriyle milletimizi şehit ederken, devletimizi ele geçirmeye çalışırken dahi adaletten ayrılmamış bir milletiz, bir ülkeyiz. Darbe gibi girişimi dünyanın en kuralsız, en vahşi saldırısını dahi hukuk devleti ilkelerinden ayrılmadan bastırabilecek dünyada başka bir ülke, başka bir millet tanımıyorum. Hepsini gördüm, 15 Temmuz gecesinde ve ertesinde hepsinin adeta iyot gibi yaklaşımları ortaya çıktı. Hiç kimse kalkıp da ‘bize ne düşüyor’ demediler. Ama kendi ideolojilerini paylaşan birilerine yönelik Türkiye’de yargı bir karar vermeye kalksa, bununla ilgili olarak hemen hesaba çekerler, filanca niye içeride, filanca neden içeride? Sizde böyle bir şey normal zamanda olduğu zaman biz size kalkıp ‘filanca niye içeride’ diyor muyuz veya ‘bunu bize geri verin’ diyor muyuz?

Ülkeme darbe yapanlar senin ülkene geliyor, senin ülkendeki darbecileri koruma altına alıyorsun, bunları bize iade etmiyorsun. Ama sorulduğu zaman, bunlar neymiş, Batı, adil davranırlarmış. Bunlarda adalet filan yok, kendimizi aldatmayalım, adalet burada, adalet burada. Biz mekanizmamıza güveniyoruz ve onlarla da mukayese etmiyoruz. Bunlar bize ahkam kesmesinler ve bunların uygulamalarında neler yaptığını gayet iyi görüyoruz.

İşte en son Amerika, Rıza Zarrab meselesini gördük, gördünüz, bunun hukukla bir alakası var mı? Tamamıyla siyasi bir kararı çok açık, net alabiliyorlar. Ülkemden, sene 99, kaçıp giden o malum teröristi Amerika’da besleyen kişiler, ‘ver bize bunu’ dediğimizde bizi bunu veriyor mu? Vermiyor. Ama bizden 12 tane terörist istediler, biz onlara verdik. 15 yıllık süre içerisinde ‘bunlar teröristtir’ dediler, iyi niyetimizi gösterdik, verdik. ‘Hadi şimdi sen de bize ver’ deyince, vermiyor. İşte şu anda yargı makamlarımız bu kişiyle ilgili kararlarını veriyor, bütün dosyaları gönderiyoruz, 4500 koli bunlara gönderildi. Hukuka, kanuna zerre kadar saygıları yok. Kendilerinde verdikleri siyasi kararla kalkıp Türkiye’ye meydan okumaya yöneliyorlar. Beni bu noktada farklı görün, ben bunların bu tür karalarına kesinlikle saygı duymuyorum ve bunlara da inanmıyorum.

İşte darbe girişiminin anlaşıldığı saatlerden itibaren bu ülkenin gerçek savcıları, gerçek hakimleri, gerçek adli personeli harekete geçmiş, sistem ne yaptı, hemen işlemeye başladı, darbeciler hakkında derhal soruşturmalar açılmış, gözaltı emirleri verilmiş, şehit edilen, yaralanan vatandaşlarımızın hakları, devletimizin çiğnenen hukuku ve onuru koruma altına alınmıştır. Dolayısıyla ben o darbe girişiminde gerçekten dimdik duran savcılarımız ve hakimlerimize şahsım milletim adına şükranlarımı sunuyorum.

15 Temmuz’da Cumhuriyet tarihimizde ilk defa yargımız darbecilerin, vesayetçilerin, gücün değil, milletin yanında yer almıştır. Evet, 1960 darbesinde, 1980 darbesinde, 28 Şubat’ta, daha sonra FETÖ’nün kumpasları sırasında yaşananlardan aldığı derslerle yargımız, 15 Temmuz’da safını, adına karar verdiği milletin yanı olarak belirlemiştir. 15 Temmuz sonrası da kendi içindeki FETÖ’cüleri temizleme konusunda en kararlı ve tavizsiz adımları atan kurumumuz yine adalet teşkilatımız olmuştur. Bugüne kadar 4 binin üzerinde FETÖ’cü hakim, savcı görevden uzaklaştırılarak kurumun üzerindeki o kara bulutlar dağıtılmıştır.

FETÖ’nün sadece ahlak değil, akıl sınırlarını da zorlayan yöntemlerine, hilelerine, tuzaklarına karşı adalet teşkilatımızın gösterdiği güçlü duruş gerçekten çok önemlidir. ByLock konusunda ortaya çıkartılan mor beyin uygulaması bunun en somut örneklerinden biridir. Örgüt sırf bu uygulamayla tespit edilen terör örgütü üyelerinin suçlarını gizlemek için 11 binin üzerinde masum insanı ateşe atmaktan çekinmeyecek bir yönteme başvurmuştur. Farklı uygulamaların arkasına gizledikleri kodlarla bu insanları ByLock’un sitesine yönlendirmişlerdir. Amaçları, eldeki deliller üzerinde soru işaretleri oluşturarak mücadeleyi sulandırmaktır. Kurumlarımızın dikkati ve çalışması sayesinde değerli kardeşlerim, bu oyun da bozulmuştur. Bu konuda ortaya çıkan mağduriyetler süratle telafi edilmektedir.

Mevcut soruşturmaların ve yargılamaların da aynı titizlikle yapılarak masumlarla suçluların ayrımının maşeri vicdanını tatmin edecek şekilde ortaya konacağına inanıyorum. Milletimizden ricam, adalet teşkilatımızı, özellikle hâkimlerimizi ve savcılarımızı itibarsızlaştırmaya yönelik ithamlara itibar etmemelidir. Davalar sonuçlanıp kararlar ortaya çıktığında, varsa eksiği-fazlası, bunları hep birlikte konuşuruz, tartışırız. Bu aşamada bizlere ve milletimize düşen sabırlı olmak, adalet teşkilatımızın işini kolaylaştırmaktır.

Hakim, savcı ve yardımcı personel sayısındaki azalmaya rağmen hizmetleri hiç aksatmadan, hatta eskisine göre daha hızlı bir şekilde veren adalet teşkilatımızın tüm mensuplarına fedakarlıkları için şükranlarımı sunuyorum.

Personel sayısındaki azalmaya ve karar süresindeki kısalmaya rağmen milletimizin adalet hizmetlerinden memnuniyet düzeyinin artıyor olması, teşkilatın kendisini arındırarak asli görevine odaklandığında neleri başarabileceğini de göstermektedir. Şimdi yeni alımlar ve hizmet içi eğitimlerle süratle personel eksiği tamamlanarak hizmetler daha üst kaliteye çıkartılıyor.

Görüldüğü gibi milletimize verdiğimiz adalet sözünü tutma yolunda tüm zorluklara ve engellere rağmen kararlılıkla yürümeye devam ediyoruz.

Daha önce darbecilerin, ardından vesayetçilerin, son olarak da FETÖ’cülerin milletimizin duygu dünyasında adalete vurduğu darbelerin tüm izlerini silene kadar bu çalışmalarımızı sürdüreceğiz.

Değerli arkadaşlar;

Adaletle ekonomi arasında da çok yakın bir ilişki var. Dünyada hukuk devletinin tüm kurum ve kurallarıyla çalışmadığı her yerden ciddi yatırımcıların, ciddi girişimcilerin uzak durduğunu görüyoruz. Bize yatırımcı şunu sorar: ‘İşte yargıda şöyle şöyle şöyle oluyor, burada bize bir garanti verebilecek misiniz?’ Biz de kendilerine hep şunu söyleriz: ‘Herhangi bir yanlışınız olmadıktan sonra ne demek, tabi ki veririz, ama sizler de benim vatandaşlarım neye tabiyse yatırımcı olarak aynı şeye tabisiniz.’ Ve bu güven onları da ülkemize ne yapıyor, çekiyor.

Değerli arkadaşlar;

Para cıva gibidir, sadece kâra değil, aynı zamanda güvene ve istikrara doğru kendine en uygun yeri bulur ve oraya gider. Adaletin bozulduğu yerde ekonomiyi, ekonominin çöktüğü yerde adaleti ayakta tutmak fevkalade zordur. Osmanlı sömürgecilerin dünyayı talan ettikleri bir dönemde ekonomi alanında kendisine çıkış yolu bulamadığı için zor durumda kalmıştır. Bu durum askeriyeden eğitime, sağlıktan sanayiye kadar tüm alanlarla birlikte adaleti de maalesef olumsuz etkilemiştir. Cumhuriyetimizi kurduğumuzda da yine aynı sıkıntıyla karşı karşıya kaldık. Darbeler, cuntalar, vesayet girişimleri, siyaset ve toplumla birlikte adalete de büyük bir zarar vermiştir. Hukukun böylesine örselendiği bir yerde ekonomik kalkınma elbette çok yavaş ilerliyor.

Eğer Türkiye geçtiğimiz 15 yılda Cumhuriyet döneminde yapılanların tamamının katbekat fazlası yatırım yapmayı başarmışsa, ekonomisini üç kattan fazla büyütmüşse, bunda hukuk devletini tavizsiz işletme konusundaki hassasiyetimizin çok büyük payı vardır. Üstelik bu neticeyi önce vesayetin, ardından FETÖ’nün tüm istismar ve oyunlarına rağmen elde etmiş olmamız çok daha önemlidir.

Diğer taraftan, ekonomiyle ilgili günümüzdeki kriterlerin ve açıklanan değerlendirme sonuçlarının kesinlikle adil olmadığı da bir gerçektir. Türkiye olarak en önemli yatırımları yaptığımız, en yüksek oranlı büyümeyi sağladığımız, en canlı üretime sahip olduğumuz dönemlerde dahi, kredi derecelendirme kuruluşlarının kasıtlı açıklamalarına maruz kalmış bir ülkeyiz. Ama onlar o açıklamayı yaparken biz ne diyorduk? ‘Sakın bunlara inanmayın, bu açıklamalar siyasidir, Türkiye’nin bulunduğu konum bu değildir.’ Ve nitekim işte büyümede bakın üçüncü çeyrekte Türkiye dünyada ne oldu? Bir numara oldu. İnşallah yılsonu itibariyle de yine dünyada bizler büyük ihtimalle ya bir oluruz, ya iki, ya üç. Ortalama da kesinlikle 7’nin üstünde oluruz. Ve biz koşacağız, onlar kovalayacak. Kararlıyız, inançlıyız ve bu yarışta Türkiye olarak varız.

Özellikle 2013 yılından itibaren bu tür kuruluşlar ülkemizi batırmak, bitirmek, yerle yeksan etmek için adeta ellerinden geleni yapıyorlar, ama nafile, görüldüğü gibi biz dimdik ayaktayız. Yatırımlarımızla, büyümemizle, istihdamımızla, ihracatımızla hedeflerimize doğru ilerliyoruz. İşte Fransa’dayım, orada MEDEF’le, Türkiye’deki TÜSİAD’ın karşıtıdır, bir toplantı yaptım. Hiçbiri bize böyle garip garip sorular sormadılar, tam aksine hepsi mevcut yatırımlarını nasıl büyüteceklerini bizlerle istişare ettiler. Niye? Çünkü Türkiye’de güven var, bu çok önemli. Batılı ülkelerin kendi seri üretimlerine rakip gördükleri geleneksel üretim metotlarını yok etmek için, Hindistan’da, Çin’de, Güney Asya’da, Afrika’da ve diğer yerlerde bırakınız adaleti, insanlıkla bağdaşmayan ne vahşetler uyguladıklarını tarih kaydetmiştir. İşte son Afrika seyahatinde de bunu oraların liderlerinden açık, net dinledik.

Zengin kaynakların o fakir bekçileri olmanın ötesinde kıymet verilmeyen insanlar, bugün hala Afrika başta olmak üzere dünyanın dört bir yanında makûs talihlerini değiştirecek yatırımcılar bekliyorlar. Dünyanın geri kalanından olabilecek en ucuz fiyata aldığı ürünleri, diğer tarafa 10 kat karla satan bir ekonomik sistem eninde sonunda çökmeye mahkumdur.

Küresel ekonomideki değişim bir kez daha insanların canları, kanları, alın terleri ve gelecekleri üzerinden belirli bir yöne evrilmeye çalışılıyor. Gizli-açık tehditlerle adeta haraca bağlanan ülkeler ve toplumlar bu çarpık düzeni finanse etmeye zorlanıyor. Türkiye olarak tüm bu adaletsizliklere, haksızlıklara, hukuksuzluklara, zorbalıklara karşı itirazımızı her platformda dile getiriyoruz. ‘Dünya 5’ten büyüktür’ sözümüz küresel adaletsizliğe karşı yapılmış en büyük başkaldırıdır. Her geçen gün daha da büyük destek olan bu itirazımızı daha adil bir küresel yönetim düzeni kuruluna kadar sürdüreceğiz.

Aynı itirazı ekonomi alanındaki çarpıklıklar için de yapıyoruz. Biz altyapımızla, üst yapımızla hedeflediğimiz ekonomik büyüklüğe ulaşmak için çalışırken sürekli bel altı vuruşlara maruz kalıyor, yavaşlatılmaya çalışıyoruz. Bunun en önemli sebebi, bizim sömürüyü ve sınırsız bir üretim-tüketim hırsını değil, paylaşımı, kardeşlerimizle birlikte büyümeyi, onlarla birlikte kalkınmayı esas alan anlayışımızdır. Demokrasiyi, özgürlükleri, hukuku, refahı sadece kendileri için isteyip, sıra başkalarına geldiğinde başımıza en büyük faşist, en büyük diktatör, en büyük sömürgeci kesilenlerin sonu yaklaşıyor. Dünya bu kadar adaletsizliği, bu kadar zulmü kaldıramaz. İnşallah tüm insanlık için daha adil, daha huzurlu, daha güvenli, daha müreffeh günler yakındır.

Bu duygularla bir kez daha Adalet Şûramızın hayırlı olmasını diliyorum, sizlere sevgilerimi saygılarımı sunuyorum. Kalın sağlıcakla.