44. Muhtarlar Toplantısında Yaptıkları Konuşma

24.01.2018

Değerli muhtarlarımız,
Kıymetli kardeşlerim;

Sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Cumhurbaşkanlığı Külliyesine, milletin evine, bu gazi mekâna hoş geldiniz.

Muhtarlar Toplantımızın 44’üncüsünde sizlerle biraradayız. Bugün de Adıyaman, Amasya, Aydın, Burdur, Çanakkale, Denizli, Düzce, Elazığ, Erzurum, Gümüşhane, Kahramanmaraş, Malatya, Mersin, Nevşehir ve Tokat illerimizden gelen siz kıymetli muhtarlarımızı misafir ediyoruz.

Bu ay sonu itibariyle muhtarlarımızla buluşmalarımızın üçüncü yılını geride bırakıyoruz. Ülkemiz ve dünya tarihinde örneği olmayan böylesine geniş tabanlı bir kucaklaşmaya eşlik ettiğiniz, bizlere kalbinizi açtığınız için her birinize ayrı ayrı şahsım, milletim adına teşekkür ediyorum. Ülkemizdeki 50 bin muhtarımızın tamamıyla bir araya gelene kadar bu buluşmaları inşallah sürdüreceğiz. Birisi hariç tüm toplantılarımızı gerçekleştirdiğimiz bu salonda muhtarlarımızla nice tarihi hadiseleri birlikte yaşadık, birlikte değerlendirdik, birlikte üzüldük, birlikte sevindik. Yine tarihi bir hadiseyi tüm sıcaklığıyla yaşadığımız şu günlerde sizlerle hasbihal etmek, dertleşmek üzere bir aradayız.

Kardeşlerim;

Afrin’i teröristlerden temizlemek için başlattığımız ve Zeytin Dalı Operasyon Allah’a hamdolsun başarıyla sürüyor. Türk Silahlı Kuvvetleri’mize ait birlikler ile bölgenin asli sahipleri olan Suriyeli kardeşlerimizden oluşan Özgür Suriye Ordusu unsurları adım-adım Afrin’i kontrol altına alıyor. Son birkaç yılda 5 bin tır ve 2 bin uçak dolusu silahla donatılan terör örgütünün son mensubu da etkisiz hale getirilene kadar bu operasyon devam edecektir. Bin yıllık komşuluk ve kardeşlik hukukumuzun gereği olarak bölgeyi adı ister DEAŞ olsun, ister PKK veya onun uzantıları olsun hiç fark etmez, tüm terör örgütlerinden arındırmayı boynumuzun borcu olarak görüyoruz. Sınır güvenliğimiz elbette önemlidir. Vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğine kasteden sınır ötesi tehditler elbette önemlidir. Ama biz Suriye’deki Arap, Türkmen ve Kürt kardeşlerimizin güvenliğini, huzurunu, refahını ve geleceğini en az kendimizinki kadar önemli görüyoruz.

Bir önceki buluşmamızda, muhtarlarımıza ‘artık gözümüzün içine bakıla bakıla bize yalan söylenmesine tahammül etmek zorunda değiliz’ demiştim. Nitekim kimin ne dediğine değil, milletimizin ne istediğine bakarak bu operasyonu başlattık. Tabii birileri hemen fitne kazanını kaynatmaya başlattı. Bizim sınır güvenliğini sağlama ve Suriye’yi yıllardır ülkemizde misafir ettiğimiz kardeşlerimizin geri dönebilecekleri emin bir yer haline getirme gayretlerimizi çarpıtmaya çalışanlar dört bir koldan saldırıyor.

Kimi terör örgütlerine yönelik olduğu gün gibi açık ve net ortadayken, bu operasyonu Afrin’deki Kürt kardeşlerimize karşı gibi göstermeye, kimi bizi Suriye’yi işgalle suçlamaya çalışıyor. Biliyorsunuz Fırat Kalkanı Harekatında 3 bini aşkın DEAŞ’lıyı ve yüzlerce PYD, YPG’liyi etkisiz hale getirdik. O zaman da bize benzer suçlamalarda bulundular. Ama şimdi teröristlerden arındırmakla kalmayıp altyapısıyla, eğitimiyle, sağlığıyla, tüm belediye hizmetleriyle ayağa kaldırdığımız El Rai, Cerablus, El Bab arasındaki 2 bin kilometrekarelik alana 100 bine yakın kardeşimiz geri dönüp normal hayatını sürdürmeye başladı.

Acaba şu anda Suriye’ye saldıranlar bunları görmüyor mu? Terör örgütlerine bu destekleri verenler bunları görmüyorlar mı? Şimdi biz diyoruz ki; Afrin’de de aynısı olacak. Önce teröristlerin kökünü kurutacağız, sonra da orayı yaşanabilir hale getireceğiz. Kimler için? 3,5 milyon benim ülkemde şu anda misafir ettiğimiz Suriyeliler için. Tekrar onları topraklarına, anavatanlarına geri göndereceğiz. Sürekli olarak böyle çadırda veyahut da konteynerlerde veyahut da buldukları yere herhalde iskan edecek halimiz yok.

Kardeşlerim;

Biz bu gerçeklerle yıllardır yüzleştiğimiz için aslında kimin nerede durduğunu gayet iyi biliyoruz. Dikkat ederseniz, DEAŞ bahanesiyle Afrin’i terör koridoruna dahil etmek isteyenler bugün DEAŞ’lılarla birlikte ülkemize karşı açık, net savaşıyorlar. Bölücü örgüt güya hapishanelerde tuttuğu DEAŞ’lıları bize karşı beraberce savaşmak üzere salıvermiş. Çünkü bunların birbirinden farkı yok. Al PYD’yi vur DEAŞ’a, al YPG’yi vur DEAŞ’a, DHKP-C’ye; hiç birbirinden farkı yok, hepsi birbirinin aynı, o da terörist, o da terörist. DEAŞ’la PYD-YPG, bunlar tıpkı bir madalyonun iki yüzü gibi, aynı senaryoda farklı roller üstlenmiş, aynı amaca hizmet eden terör örgütleridir. Her iki örgütün de ipini elinde tutanlar işlerine geldiğinde birini, işlerine geldiğinde ötekini ne yapıyor, öne sürüyor.

Nitekim Rakka’da kuşatılıp kolayca imha edilebilecek olan DEAŞ’lılar kamyonlarla oradan çıkartılarak çeşitli bölgelere ne yapıldı, dağıtıldı. Bunların bir kısmının da ülkemize yönelik eylemler için rezervde tutulduğunu da gayet iyi biliyoruz ha, bunlardan haberdarız. Afrin’e yaptığımız operasyon aynı zamanda işte bu rezervin bir kısmını da ortadan kaldırmaya yöneliktir. Allah’ın izni, milletimizin feraseti, güvenlik güçlerimizin becerisiyle biz bu DEAŞ belasını öyle veya böyle kendimizden uzak tutarız, ama aynı şeyi yıllardır bizim mücadelemizi engellemek için adeta ellerinden gelen her şeyi yapan diğer ülkeler yapabilir mi, işte onu bilmiyoruz. Bu ülkeler daha düne kadar bizim kimlik bilgilerini verdiğimiz teröristleri bile kontrol altında tutmayı beceremeyip kanlı eylemlerle, çok açık, net, bu tür eylemlere maruz kalmışlardır. Şimdi çok daha profesyonel, çok daha gözü kara, çok daha vahşi teröristlerle muhatap olduklarında neler yapacaklarını hep birlikte göreceğiz.

İşte dost Almanya, bakınız yolcularımız Almanya’dan Türkiye’ye dönüş yapıyorlar ve orada PKK terör örgütü oradaki kardeşlerimizi havalimanında alıyorlar tekme-tokat, ellerindeki sopalarla, çeşitli araçlarla dövmeye yöneliyorlar ve Alman polisi izliyor, seyrediyor. Böyle güvenlik olabilir mi? Bu senin en güvenli olduğun yer. Neresi? Havalimanı. Havalimanında bu yapılıyor, bunlara müdahale yok. Nereye kadar, nasıl olacak bu? Söylediğimiz zaman da, ‘ama doğru değil ha, olmuyor ha.’ Biz bu gördüklerimize sessiz mi kalalım. Bugüne kadar zaten hep bunları yuttuk yuttuk yuttuk, hep söylenen şey, ‘işte yargı var, hukuk var.’ Tamam da, bu nasıl yargı, bu nasıl hukuk? Oradaki yolcunun yol güvenliği yoksa, sen nasıl devletsin, sormazlar mı? Bizde böyle bir şey olduğu zaman hemen ayağa kalkıyorsunuz. Kusura bakmayın, biz bu gerçekleri de söyleyeceğiz.

Bakınız, Kobani’de özellikle Aynel Arab’tan kaçarak Hükümetimize ve ülkemize sığınan yüzbinlerce kardeşimiz, bölge DEAŞ’tan temizlenmiş olmasına rağmen evlerine geri dönmüyor, topraklarımızda yaşamayı sürdürüyor. Niçin biliyor musunuz? Çünkü belki görünüşte DEAŞ gitti ama, oraya bir başka terör örgütü çöreklendi. Yüzbinlerce insan canından, malından, namusundan, geleceğinden emin olmadığı için evlerine geri dönmüyor, beklemeye devam ediyor. Eğer birilerinin iddia ettiği veya göstermeye çalıştığı gibi güya haklarını savunduğu insanlara dahi güven vermeyen bu örgütün gerçek yüzünü görmek, bilmek için daha başka neye ihtiyaç vardır.

Kardeşlerim;

Bunlar barbar, bunlar katil, bunlar hırsız, bunlar ırz düşmanı, bunlar bölgemizin maruz kaldığı post-modern Haçlı seferinin yeni işbirlikçileri. Bölücü terör örgütünün Suriye’de ele geçirdiği yerlerde hakimiyet kurmak için Arap’ından Kürt’üne ve Türkmen’ine kadar on binlerce kişiyi bizzat öldürdüğünü veya beraber çalıştığı güçlere bombalatarak katlettirdiğini bilmeyen mi var? Kendilerine karşı çıkan herkesi DEAŞ’lı gibi gösterip yaşadıkları yerlerin koordinatlarını verdikleri güçlere öldürtenlerin, Suriye için, bölgemiz hayırlı niyetleri olması mümkün mü? Elinde onbinlerce çocuğun, kadının, yaşlının, masumun kanını olan bu örgütü destekleyip Türkiye’yi ‘işgalci’ diye itham edenlerin bırakın Kürtçülüğünü, bırakın sosyalistliğini, insanlığından şüphe ederim.

Kardeşlerim;

Aslında biz Afrin’de aynı zamanda tüm insanlığın düşmanı bir zihniyetle de mücadele ediyoruz; bunu görecekler, bunun ispatı olacak. Ateş altındaki sivillerin tahliyesini engelleyen kadınları, çocukları, yaşlıları canlı kalkan olarak kullanan bu zihniyet, çukur eylemlerinde ve Fırat Kalkanı Harekatımızda da karşımıza çıkmıştı. Biz, 13-15 yaşındaki çocukları, dünyadan haberi olmayan yaşlı kadınları ellerine silah tutuşturarak fotoğraflar yayınlayan, kendisi lokmaya muhtaç garipleri haraca bağlayan bir örgütü tepelemeye çalışıyoruz. Dünyada insan hakları adına, özgürlükler adına, çocukları ve kadınları müdafaa adına çalışan ne kadar sivil toplum kuruluşu, ne kadar devlet varsa hepsini de bu mücadelesinde Türkiye’yi desteklemeye davet ediyoruz.

Zeytin bizim inancımızda çok kutludur ve “Vettini Vezzeytun”, burada Allah tin helvası ile zeytine yemin ediyor, onunla başlayan bir sure. Ve bu aynı zamanda özgürlüklerin de müjdesidir, özgürlüğün bir ifadesidir. İşte biz bu zeytin dalı olarak bunu kullanırken dedik ki, toparlayalım, kucaklayalım ve böyle bir özgürlük adımını atalım.

İşte bu bir samimiyet testidir; gerçekten terörizmle mücadeleyi ve insan haklarını savunanlarla bu kavramları istismar ederek kendi projelerini hayata geçirmeye çalışanların ayrımını bu süreçte hep birlikte çok daha iyi yapacağız.

Türkiye izlediği politikayla sadece kendi sınırlarını korumakla ve bin yıllık kardeşlerine gövdesini siper etmekle kalmıyor, aynı zamanda topyekun insanlığın onurunu da kurtarıyor. İnsanlık tarihinin en kadim yerleşim yerlerini yakıp yıkan, oluk oluk kan akıtan bu oyuna bizden başka dur diyenin çıkmıyor olmasını üzüntüyle karşılıyoruz.

Biz Zeytin Dalı Operasyonuyla bölgemiz üzerinde farklı emelleri olan güçlerin, derenin taşıyla derenin kuşunu vurma oyununu bir kez daha ne yaptık? Bozmuş olduk. İnşallah Mümbiç’ten başlayarak sınırlarımız boyunca bu oyunu boza boza devam edecek, bölgemizi bu musibetten tamamen temizleyeceğiz.

Bakınız, Sayın Obama döneminde bizim bir de zeytinlik hareketi vardı, zeytinlik harekatında da ne yazık ki Obama orada bizi aldattı. O harekat Münbiç’i işte teröristlerden temizleme harekatıydı ve sözünde durmadı. Defaatle kendisiyle görüşmemize rağmen, biz üzerimize düşeni yaptık, ama onlar üzerine düşeni yapmadılar. Ve bize söz verdiler, ‘biz buradaki teröristleri Fırat’ın doğusuna süreceğiz, Münbiç’i gerçek sahiplerine bırakacağız’ dediler. Çünkü Mümbiç yüzde 95’yle Araplarındır, orada Kürt yoktur, ama sözlerinde durmadılar, çünkü hesap başkaydı, hesap orada adeta yeniden bir terör devleti oluşturmanın hesabıydı. Ama adını ne koyuyorlardı? Kürt devleti. Yahu burada Kürt yok ki, burada yüzde 95 Arap var. Sen bu Arapları buradan kovuyorsun, oraya gelip terör örgütünün mensuplarını yığıyorsun, aynısını Kobani’de yaptılar. Oralar neydi? Aynel Arab, adı üzerinde, onları oradan kovdunuz, geldiniz oraya da aynı şekilde yine terör örgütünün mensuplarını yığdınız, teröristleri yığdınız. Bunları söyleyince rahatsız oluyor beyler. Kusura bakmayın, biz doğruyu her yerde söyleyeceğiz ve bundan hiçbir zaman da geri durmayacağız.

Değerli kardeşlerim;

Tabii biz bu adımları atarken kararlılıkla bu yolda yürümeye devam ederken, her mücadelede de biliyoruz ki bu mücadelelerin bir bedeli vardır, bunu göreceğiz. 2015 yılı Temmuz ayından beri terörle mücadelede sınırlarımız içinde binin üzerinde şehit verdik.

Değerli kardeşlerim;

Fırat Kalkanı Harekatında da 22 şehit verdik, Zeytin Dalı Operasyonunda şehitlerimiz var, gazilerimiz var. Ama şurada özellikle Özgür Suriye Ordusu ve bizim şehitlerimizle beraber 7-8 tane şehidimiz varsa, 4 gün içerisinde, evet, karşı taraftan da tespit ettiğimi kadarıyla 268 kişi etkisiz hale getirildi. Kararlı bir şekilde bu devam edecek, bunların kökünü kazıyacağız. Ya çekip gidecek, ya çekip gidecekler; bunun başka çaresi yok.

Bizim derdimiz, oranın toprakları değil orada adaletin tesisidir. Bizim derdimiz, 3,5 milyon Suriyeli benim ülkemde yaşıyor, bu insanların kendi topraklarına dönüşünü sağlamaktır. Nasıl 2 bin kilometrekarelik El Rai, Bab, Cerablus, bu bölgeye 100 bine yakın insan dönüp yerleştiyse, inşallah Afrin ve İdlib, Mümbiç, o bölgede de yine dönüp oraya asıl oranın sahiplerinin yerleşmesini sağlamaktır.

Gönül ister ki, güvenlik güçlerimizin hiçbirinin burnu kanamadan bu operasyonları tamamlayabilelim. Ama çatışmanın olduğu, silahların konuştuğu, terörün hiçbir sınır, ahlak, ilke tanımadan saldırdığı bir yerde kayıplar kaçınılmaz hale geliyor. Hamdolsun, bizim askerimiz, polisimiz, korucularımız, Özgür Suriye Ordusundaki kardeşlerimiz, her şeyden önce şehadeti şereflerin en büyüğü olarak gördükleri için adeta ölümün üzerine üzerine gidiyorlar. Rabbimiz bize dünya hayatını ahiret hayatı için, cennet için feda eden şehitlerimizin diri olduklarını müjdeliyor. Onun için; “Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber, / Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber” diyor Akif. Zaten öyle olduğu zaman orada ne var? Ha orada iman tecillisi var. İşte orada ölümü korkutursun, ölümden korkmazsın. Şu anda askerlerimizi, Mehmetçiklerimizi ben öyle görüyorum. İşte bu sabah askerlerimizle, Mehmet’imizle yapılan röportajlara baktığımızda ne diyorlar? Biz Afrin’e düğüne gidiyoruz diyorlar. Elhamdülillah, buna inanmak öyle sıradan herkesin karı değil, ama bizim Mehmet’imizin yetişmesi elhamdülillah böyle.

Burada Zeytin Dalı Operasyonunda, daha önceki sınır ötesi operasyonlarımızda terörle mücadelede, 15 Temmuz’da verdiğimiz tüm şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet, yakınlarına ve milletimize başsağlığı diliyorum, gazilerimize sıhhat ve afiyet temenni ediyorum. Halen operasyon halindeki tüm güvenlik güçlerimizi Rabbim korusun, esirgesin, zafere ulaştırsın diyorum.

Şehitlerimiz için el Fatiha…

Kardeşlerim;

Yaşadığımız dönemler aynı zamanda millet olduğumuzu, daha iyi hissettiğimiz, daha iyi gördüğümüz günlerdir. Türkiye’nin doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine 81 vilayeti ve 80 milyon insanıyla Zeytin Dalı Operasyonu konusunda ortaya koyduğu birlik, beraberlik, dayanışma ruhu bize Mehmet Akif’in o güzel şiirini yine hatırlattı:

“Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz:

Gelmişiz dünyaya millet, milliyet nedir öğretmişiz!

Kapkaranlıkken bütün afakı insaniyetin,

Nur olup fışkırmışız ta sinesinden zulmetin.

Bekayı hak tanıyan, say’i bir vazife bilir,

Çalış, çalış ki beka sa’y olursa hak edilir.”

Evet, sadece bir zamanlar değil bugün de millet olduğumuzu, hem de tüm dünyaya örnek olacak bir millet olduğumuzu görmenin mutluluğu içindeyiz. Türkiye’nin bu milli politikasına destek veren tüm vatandaşlarımıza, tüm siyasi partilerimize, tüm sivil toplum kuruluşlarımıza dualarıyla, askerimize destek olan tüm gönül erlerimize şükranlarımı sunuyorum.

Ülkemiz bir asır önce milletimizi bölmeyi, parçalamayı, aramıza tefrika sokmayı başardıkları için uçurumun kenarına getirmişti. Çanakkale’de başlayan dirilişi İstiklal Harbimizle kuruluşa dönüştürerek bu cendereden çıkmıştık. Cumhuriyet tarihimiz boyunca bizi rahat bırakmadılar. Kimi zaman ideolojik cepheleri, kimi zaman mezhep, kimi zaman köken farklılıklarını, kimi zaman sosyal-siyasal fay hatlarını kullanmak suretiyle bizi hep kendimizle kavga eden, kendi içinde didişen bir ülke olarak tutmaya çalıştılar. Hamdolsun ülkemizin son 15 yılı diğer birçok atılımların, hizmetlerin yanında milli birlik ve bütünlüğümüzün de güçlenmesine vesile olmuştur. 15 Temmuz bu anlayışın adeta zirvesidir.

PKK’ya karşı nasıl birlik ve beraberlik içindeysek, FETÖ’ye karşı da tek yürek olarak hareket etmeyi başardığımız için bu süreci herhangi bir yıkıma uğramadan atlatabildik. Bugün artık ülkemiz adına hangi mücadeleye girersek girelim, biliyoruz ki arkamızda yüreğiyle, bileğiyle, cesaretiyle, kararlılığıyla koskoca bir millet var.

Askerimiz cephede savaşıyor; ama Adıyaman’daki vatandaşlarımızdan Amasya Suluova’daki muhtarlarımıza, ülkemizdeki Suriyelilerden yaşadıkları çadırlardan seslerini duydukları tanklarımızın önüne gelip kurban kesen Yörüklerimize kadar tüm milletimiz onlarla birlikte olmak için işte burada olduğu gibi can atıyor. Dünyada bizden başka ucunda şehadetin olduğu bir mücadeleye böylesine gönüllü olarak, böylesine aşkla, böylesine sevdayla koşan, koşmak isteyen bir başka millet tanımadım, tanımıyorum. Yüreklerimiz aynen burada olduğu gibi toplu vurduğu müddetçe milletimizi sindirecek hiçbir güç yoktur. Çünkü biz vatanın ne demek olduğunu biliyoruz. Vatan sahibi olmanın, vatana sahip çıkmanın, vatanı gelecek nesillere bırakmanın öyle kolay olmadığını gayet iyi biliyoruz.

Bakınız Allah rahmet etsin, bizim malum bir Abdürrahim Karakoç üstadımız vardı, biraz uzun olacak ama, çok dertli de onun için, aynen şöyle ifade ediyor:

“İmzan varsa tarihinde dününde

Set oldunsa düşmanların önünde

Milleti kahreden acı gününde

Gözyaşı dökersen, bu vatan senin.

 

Sütü bozuklar zamanla el olur

Her kavgada yiğitlere gel olur

Yanan yüreklere ırmak sel olur

Çağlayıp akarsan, bu vatan senin.

 

Korudunsa kurşun dahi yiyerek

Sevmişsindir düşünerek duyarak

Çıplak yerler yeşillensin diyerek

Bir fidan dikersen, bu vatan senin.

 

Ne demek ikilik ne demek hizip

Bazen itaatten; intikam cazip

Karanlık zatları hizaya dizip

İmiğin sökersen bu vatan senin.

 

Anadolu Türk’ün olduğu gibi

Fatih’in Bizans’ı aldığı gibi

Okların kalkanı deldiği gibi

Bir ateş yakarsan, bu vatan senin.

 

Soylu bir akına çıkmak var yine

Sarıl var gücünle din-i mübine

İrfan tohumunu yurt zeminine

Yılmadan ekersen, bu vatan senin.”

 

Evet, işte soylu bir akına çıktığımız şu günlerde hep birlikte vatanımıza daha sıkı sahip çıkacağız, bunun için daha çok çalışacağız, her birimiz işimizi daha iyi yapacağız. Hamdolsun askerimiz sınır boylarında ve sınır ötesinde, polisimiz ve jandarmamız yurdumuzun her köşesinde teröristle, hırsızla, uğursuzla olan mücadelesini en iyi şekilde yerine getiriyor, aynı şekilde hepimizin de vazifesine sahip çıkması gerekiyor.

 

Cumhurbaşkanı olarak biz kendi işimize dört elle sarılacağız. Muhtarlar olarak siz değerli kardeşlerim, kendi işinize dört elle sarılacaksınız. Esnaf dükkanında, memur dairesinde, çiftçi toprağında, işadamı ofisinde, ihracatçı dünyanın dört bir yanında işini en iyi şekilde yapacak ki vatanımıza borcumuzu ödeyebilelim. Öğrencilerimiz okullarında en iyi eğitimi alacaklar ki, ülkemizin geleceğini güvenle onlara emanet edebilelim. Elbette dualarımız askerlerimizle birlikte olacak, kalplerimiz onlarla birlikte çarpacaktır. Ama vatanımız için yapacağımız en güzel iş, kendi sorumluluk, yetki ve kabiliyet alanımızda olabileceğin en iyisini ortaya koymaktır.

Onun için ne diyorum? Tek millet diyorum. Niye? 80 milyon Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, Gürcü’süyle, Abhaza’sıyla, Roman’ıyla, Boşnak’ıyla 80 milyon tek millet; bizi bölemeyecekler. Biz birbirimizi Yaratan’dan ötürü seveceğiz, paradan, puldan, makamdan dolayı değil.

İki; tek bayrak. Bizim bayrağımızın güzelliğinde bayrak tanımıyoruz. Rengi şehidimizin kanı, hilal bağımsızlığımızın ifadesi, yıldız şehidimizin ta kendisi.

Üç; “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, / Toprak eğer uğurunda ölen varsa vatandır.” Evet, 780 bin kilometrekarelik vatan topraklarımız şehit kanlarıyla yoğrulmuştur. Bizim vatanımız tarla değildir, şehit kanlarıyla yoğrulmuş bir vatandır 780 bin kilometrekare. Bunun üzerinde kimse herhangi bir bölme, parçalama, buna giremez, girdiği anda, Gabar’da, Cudi’de, Kato’da, Tendürek’te, ta Kandil’de, işte oralarda her birimiz F-16 oluruz, her birimiz helikopterlerle üzerlerine yağarız, tank oluruz, top oluruz inlerine kadar gireriz.

İşte bakınız, bir F-16 ta deliğine kadar mağaranın ne yaptı? İzlediniz değil mi televizyonlarda? Bombayı bıraktı mı oraya? Bıraktı. Bak Mehmet’imiz böyle işte, Türk askeri bu. Her türlü riski alarak eğildi, neredeyse toprağı pas geçecek şekilde gitti o deliğe onu bıraktı. Bunların inlerine inlerine gireceğiz, ama içeride, ama dışarıda, çünkü bu vatanı böldürmeyeceğiz. Ve dört; bizim Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden başka devletimiz yok, tek Devlet Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve bu yola böyle devam edeceğiz.

Onun için benim sizden bir ricam var: Kardeşlerim, bak değişik illerden muhtarlar, inşallah şöyle Ramazan’ın sonuna doğru büyük merkezde muhtarlarımızla bir araya gelmeye devam edeceğiz, orada aynı anda 2 bin kişiyi toplayacağız inşallah, o da hemen şöyle ileride bu Külliye’nin içinde ve çok daha seri bir şekilde bu toplantılarımızı devam ettireceğiz. Öyleyse bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız.

Rabbim yar ve yardımcımız olsun.

Bu duygularla bir kez daha Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni, bu gazi mekanı teşrifleriniz için her birinize ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum. Mahallelerinizdeki, köylerinizdeki kardeşlerime en kalbi muhabbetlerimi, selamlarımı iletmenizi rica ediyorum. Biraz sonra yemekte tekrar bir arada olacağız, şimdilik sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyor, Allah yar ve yardımcınız olsun diyorum. Kalın sağlıcakla.