43. Muhtarlar Toplantısında Yaptıkları Konuşma

11.01.2018

Değerli muhtarlarımız,

Kıymetli kardeşlerim;

Sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Huzurunuza gecikmeli olarak geldim, hakkınızı helal edin. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne, milletin evine, bu gazi mekâna hoş geldiniz.

Muhtarlar toplantımızın 43. sizlerle biraradayız. Bugün de Ankara, Batman, Edirne, Giresun, Hatay, İzmir, Karabük, Karaman, Kütahya, Mardin, Ordu, Rize, Sivas ve Şanlıurfa illerimizden gelen muhtarlarımızla biraradayız, sizleri misafir ediyoruz; hoş geldiniz.

Ülkemizdeki demokrasi piramidinin tabanını oluşturan muhtarlarımızla bunun zirvesini temsil eden Cumhurbaşkanı arasındaki bu samimi ve hasbi diyaloğun meyvelerini de almaya başladık. Toplantılarımıza başladığımız günden beri gerek muhtarlarımızın, gerekse muhtarlarımız aracılığıyla pek çok vatandaşımızın, mahallemizin, şehrimizin sıkıntılarına çözüm bulduk, buluyoruz.

İçişleri Bakanlığımız bünyesinde kurduğumuz Muhtarlık Bilgi Sistemi giderek daha etkin şekilde kullanılmaya başlandı. Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü’nde kurulan Muhtarlar Daire Başkanlığı vasıtasıyla muhtarlarımızın, muhtarlıklarımızın meseleleri en üst düzeyde ve tek elden takip ediliyor. Aynı şekilde valiliklerde vali yardımcısı, büyükşehirlerde genel sekreter yardımcısı, diğer belediyelerde ise başkan yardımcısı düzeyinde muhtarların taleplerini takip edecek muhataplar belirlendi. Geçmişte böyle bir şey söz konusu değildi.

19 Ekim tarihini 2015 yılından itibaren Muhtarlar Günü olarak ilan ettik, ülke genelinde kutlama programları yapılmasını da temin ettik.

Muhtarların en büyük sıkıntılarından biri olan SGK primlerinin devlet tarafından ödenmesine imkân sağladık, böyle bir şey daha önce, yoktu. Sosyal Güvenlik Kurumu primiyle birlikte 2.116 liraya çıkarttığımız muhtar maaşlarında yüzde 40’ın üzerinde artış yapmış olduk. Muhtarlarımızın tamamına tek tip kimlik belgesi verilmesini temin ettik. En az 1 dönem muhtarlık yapmış olanları 4 bin liranın üzerinde bir meblağa ulaşan silah ruhsat harcından muaf tuttuk.

Bugün sizlere yeni bir müjdem var: Biliyorsunuz kimi yerlerde belediyeler kendi inisiyatifleriyle muhtarlık binaları yaptırıyordu; ama çoğu mahallemizde muhtarlık binası yoktu. Ülkemizin her yerinde ihtiyaç duyulan yerlerde muhtarlık binaları yapılması kararı aldık. Dün İçişleri Bakanımla birlikte Kaymakamlar Toplantısından sonra bunu aramızda görüştük ve karara bağladık. Hazine envanterindeki bu iş için uygun olan araziler ki Maliye Bakanımızla da bunu paylaştık, valiliklere ve kaymakamlıklara tahsis edilecek. Onlar da imkânlar ölçüsünde bu yerlere muhtarlık hizmet binaları inşa edecekler. Yani siz değil, kim inşa edecek? İçişleri Bakanı şahsında, Hükümet şahsında valilikler bunu inşa edecekler. Bakanlığımız tip projeler üreterek bu tip projelerle birlikte bu muhtarlık binalarını süratle yapılacak.

Yani en azından bir odası, mutfağı ve tuvaleti olmak suretiyle bu muhtarlık hizmet binalarıyla artık böyle lalettayin, hani merdiven altı diye ifade ederiz ya, bunlardan muhtarlıklarımızı kurtarmış olacağız. Yani muhtarlıklarımızın da kurumsal olarak bir kimliği, bir şahsiyeti olmuş olacak; hayırlı olsun. Maliye Bakanlığımızla bu konuda mutabık kaldık ve Milli Emlak’tan bu tür yerleri siz de bulabilirsiniz ve bu yerler talep edilip kaymakam veya valilerden, ondan sonra oralarda ada, pafta, parsel neyse uygun yerler muhtarlarımız için süratle inşa edilecektir.

Ülkemizdeki mevcut 50 bin 256 muhtarlığımızdan 17 bin 644’nün belediyeler, vatandaşlarımız, il özel idareleri tarafından yapılmış binaları zaten var. Geriye kalan muhtarlıklarımızı da tahsis edilen Hazine arazileri üzerinde ve yine benzer yöntemlerle inşallah en kısa sürede binalarına kavuşturmuş olacağız. Şimdiden hayırlı olmasını diliyorum.

Bütün bunlar karşılığında sizlerden tek bir isteğimiz, tek bir beklentimiz var; o da mahallenize en güzel hizmeti yapmanızdır. Sizler mahallenizin, mahalle halkının meseleleriyle ne kadar yakından ilgilenir, ne kadar çok derde derman olursanız, milletimiz de ülkesine-devletine o derece güçlü şekilde sahip çıkacaktır.

Tabii muhtarlıkların nüfus ve alan olarak büyüklükleri konusunda da bir düzenlemeye gitmek gerekiyor. 25-30 bin nüfuslu mahalledeki bir muhtarın herkese ulaşması, her meseleyle ilgilenmesi elbette mümkün olmaz. Bunun için 2019’da yeni yönetim sistemine geçerken muhtarlıkların nüfus ve alan olarak büyüklükleri konusunda bir alt ve üst sınır getirilmesi düşünülebilir. Özlük haklarından hizmet binalarına kadar her konuda güçlendirdiğimiz, imkân sağladığımız muhtarlarımızdan beklediğimiz verimi alabilmemiz, ancak bu şekilde mümkün olabilecektir.

Yine valiliklerimizin ve kaymakamlıklarımızın muhtarlarımızın faaliyetlerinin denetimi konusunda da bir sistem kurmalarında ben çok büyük faydalar görüyorum. Teknoloji her konuda olduğu gibi muhtarlıklarımızın faaliyetleri hususunda da bizim en büyük yardımcımızdır. Muhtarlıklardaki bilgisayar sistemlerinin kaymakamlıklarımızdaki ilgili birimlerle entegrasyonu sayesinde kamu kurumlarımızdan en azından bir kısmının bilgi toplama ve hizmet verme yüklerinin muhtarlıklar üzerinden dağıtılması düşünülebilir.

Türkiye elindeki tüm imkânları, tüm kaynakları en üst düzeyde değerlendirmek zorunda olan bir ülkedir. Türkiye sıradan bir ülke değil, hele hele bir çadır devleti hiç değil, biz güçlü bir ülkeyiz. Zira bizim çok büyük hedeflerimiz var, bu hedeflere doğru yürürken attığımız her adımda çok büyük mücadeleler veriyoruz. Muhtarlarımızın bu sürece çok daha etkili şekilde katılmaları ve katkı sağlamaları bize güç verecektir.

Değerli kardeşlerim;

Her zaman ifade ettiğim gibi, biz muhtarlarla buluşmalarımızda sadece hasret gidermiyoruz. Aynı zamanda ülkemizin, bölgemizin ve tüm dünyanın meseleleri üzerinde değerlendirmeler yapıyor, mesajlarımızı milletimizle paylaşıyoruz.

Türkiye’nin en büyük sıkıntısı, kendini milletten üstün gören bir zihniyetin yıllarca ülkemizin yönetimine tasallut olmuş olmasıdır. Bu zihniyet özellikle tek parti döneminde bir yandan milletimizi sefalete ve yokluğa mahkûm ederken, diğer yandan da tarihimize, kültürümüze, değerlerimizi savaş açarak adeta manevi bir yıkım peşine düşmüştür.

Milletimiz ise bulduğu her fırsatta bu zihniyetten kurtulmanın yollarını aramıştır. 1950 yılı seçimleri Demokrat Partinin değil, asıl milletin zaferiyle sonuçlanmıştır. Tüm baskılara, tehditlere, hilelere hukuksuzluklara rağmen sandıktan çıkan irade üstün gelmiştir. Buna rağmen, bizim ‘vesayet’ diyerek ifade ettiğimiz seçilmiş iradeye rağmen ülkeyi yönetme anlayışı uzun yıllar varlığını ve gücünü muhafaza etmiştir. Vesayetin yetersiz kaldığı durumlarda darbeler, cuntalar devreye girmiştir. 1960 darbesi, sandıktan çıkan sonuca tahammülsüzlüğün, milletin iradesinin karşısına silahın ve saplantıların konmasının adıdır. Rahmetli Menderes ve arkadaşlarını gerçekten gülünç, çocukların bile inanmayacağı gerçekten uydurma delillerle idama götürenlere bu millet hakkını hiçbir zaman helal etmeyecektir.

1970’lerin binlerce vatandaşımızın hayatına mal olan, ülkemizin enerjisini ve kaynaklarını heba eden, bizi benzer şartlarda yola çıktığımız nice ülkelerin gerisine düşüren kaos dolu yılları da bizim için ibretlerle doludur. 1980 darbesinde ne diyorlardı? ‘Bir sağdan, bir soldan’ diyerek asılan gençlerin ülkemizin iç çekişmelerle tüketilen imkânlarının hesabını sormak hamdolsun bize nasip oldu.

Benzer bir kaos dönemini 1990’lı yıllarda da yaşadık. 28 Şubat cuntacılarının ülkemizde yeni bir kardeş kavgası çıkarmak için kurdukları tuzakları milletimizle birlikte birer birer bozduk. Ama bu dönemde yaşanan o siyasi, sosyal, ekonomik anaforların ülkemize maliyeti de çok ağır oldu. 2002 Kasım ayından beri inşa ettiğimiz istikrar ve güven ikliminin üzerine âdeta titreyerek Türkiye’yi bu günlere getirdik.

Kardeşlerim;
Geçtiğimiz 15 yıla baktığımız zaman bu dönem de aslında inanın kolay geçmedi. İktidarımızın ilk yıllarında vesayet güçlerinin akıl ve izan dışı o kadar çok saldırısına, kumpasına tazyikine maruz kaldık ki, inanın tahammülü bile çok zordu. Ama sabrettik, dayandık ve Rabbim de bizlere yardımını gönderdi. İşte şimdi sizlerle bir aradayız. Siz kimsiniz? Siz milletin tek tek buradaki, yani cumhurun evindeki temsilcilerisiniz, yani şimdi siz kendi evinizdesiniz. Ama daha önce cumhur kendi evine gelemiyordu. Hep bana şunu söylediler: ‘Biz buralara selam dahi veremezdik.’

Türkiye özellikle 2011 seçimlerinin ardından tarihinin en büyük yatırım, büyüme, ihracat, yurt dışı açılım hamlesine girmişken, bir anda kendimizi yoğun bir saldırı dalgasının içinde bulduk. MİT müsteşarının ifadeye çağırılması; ki eğer MİT müsteşarı ifadeyi verseydi ve tutuklansaydı, arkasından hedefin kim olduğunu gayet iyi biliyorum. Ama kendisine söyledim, ‘Kesinlikle gitmeyeceksin’ dedim. Yardımcılarıyla ilgili; ‘Yardımcılarını da göndermeyeceksin’ dedim. ‘Eğer sana polis gelir de seni almak isterse, senin güvenlikçilerine talimat ver, polisi de içeriye sokmayacak’ dedim. Düşünebiliyor musunuz, ülkede kim kimle neyin mücadelesini veriyor? Kiminle verdik bu mücadeleyi? İşte o günün FETÖ yargısıyla verdik bu mücadeleyi. Çünkü FETÖ yargısı bu milletin evlatlarını birbiriyle vuruşturuyordu. Zira bakıyorsunuz Emniyet’in içinde FETÖ’nün de kendi temsilcileri vardı, onlarla teslim almaya gitmek istiyordu. Müsteşarı teslim alacak, arkasından sıra, hedefleri büyük ya, oraya gelecekti.

Ama onlar şunu bilmiyordu, fırsat bulur da inşallah şöyle bir gün İspanya’nın Endülüs El Hamra Sarayı’na bir imkânınız olursa; İçişleri Bakanım aslında burada, böyle bir peyderpey bir seferberlik yapsa da muhtarlarımızın içinden, yani grup-grup buralara muhtarlarımızı da götürmekte fayda var. El Hamra Sarayının içinde kubbede bir ayet yazar. O da ne biliyor musunuz? ‘Lâ galibe illallah’. ‘Allah’tan başka galip yoktur.’ Bakın ne eserler bırakılmış. Sayın Bakanımız da burada; bölgeselden başlayıp, bölgeleri daha da daraltmak suretiyle muhtarlarımızı bence buralara götürmekte fayda var. Bütün planları, görevi İçişleri Bakanımıza verdik, Kültür Turizm Bakanımızla birlikte, Kudüs de bunun içinde olabilir aynı şekilde, böyle bir paket tur şeklinde inşallah gerçekleştirilebilir.

Gezi olaylarını yaşadık, 17-25 Aralık yargı-polis darbe girişimi, Adana’daki MİT tırları kumpası, 2014 mahalli seçimlerinde oynanan oyunlar ardı ardına sıralandı. Ülkemizin tarihimizin en büyük tehditlerinden biri altında olduğunu gördüğümüz için bu saldırıların hiçbirine eyvallah etmedik, aslanlar gibi mücadelemizi verdik. Milletimiz de hamdolsun işte bütün bu olanları gördü ve oyunu bozdu, her türlü desteği verdi. Cumhurbaşkanlığı seçimi milletimizin tüm saldırılara ve arkasındaki güçlere karşı bir meydan okumasıydı.

Biz de milletimizin yüklediği sorumluluğun hakkını vermek için mücadelenin çıtasını sürekli yükselterek yolumuza devam ettik. Milletimizi ve bizi sandıkta yenemeyeceklerini görenler, bu defa terör örgütlerini harekete geçirdiler. FETÖ zaten çoktan sahaya inmişti, onun yanına PKK’yı ve DEAŞ’ı da koyarak terör cephesini tahkim ettiler. Çukur eylemleriyle ülkemizi bölmeye, bombalı saldırılarla milletimizin huzurunu kaçırmaya, seçim sonuçları üzerinden de siyaseti felç etmeye kalktılar, hiçbirine de eyvallah etmedik. Tam tersine, Rabia’mızla, adını da koymak suretiyle, mücadelemize hız verdik. Evet, Türkiye’nin verdiği mücadelenin adı artık bellidir; tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet.

Tek devlet diyorum; niye? 80 milyon biz tek milletiz. Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i, Gürcü’sü, Abhaza’sı, Boşnak’ı, Arnavut’u, ayrım yok, hep beraber tek milletiz. İki; tek bayrak. Bizim bayrağımızın rengi şehidimizin kanıdır, hilal bağımsızlığımızın ifadesidir, yıldız şehidimizin ta kendisidir. Üç; ‘Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, / Toprak eğer uğurunda ölen varsa vatandır.’ 780 bin kilometrekarelik bu topraklar şehit kanlarıyla yoğurulmuştur, bunu böldürtmeyiz, bunu bölmeye çalışanlar karşısında hep birlikte bizi bulur.

İşte şu anda bizim askerimiz, polisimiz, jandarmamız, güvenlik korucularımız bütün bölgelerde, her yerde var mı? Var. Tendürek’te var mı? Var. Gabar’da var mı? Var. Cudi’de var mı? Var. Kato’da var mı? Var. Beslerderesi’nde var mı? Var. Kandil’de var mı? Var ve oralarda da olacağız. Nereden en ufak bir yanlışlık oluyor da bir tehdit geliyorsa, F-16 oluruz, helikopterlerimizle, tanklarımızla, toplarımızla inlerine kadar gireriz ve giriyoruz. O geçti artık yaptıkları şeyler filan. Bakın son 1-2 yılı takip ediyorsunuz değil mi? Haftada 50-100 gidiyorlar, Artık bunlar gidici, başka çıkışları yok. Bu ülkeyi tamamen terk edip gidecekler ve bu işi bitireceğiz, tek terörist kalmayacak bu ülkede Allah’ın izniyle. Çünkü bizim milletimizin huzurunu kaçırmaya kimsenin hakkı yok.

Aynı şey FETÖ’cüler için de geçerli, onlar da... Bazen anneler filan geliyor; ‘Benim evladım suçsuz, günahsız.’ Kusura bakma, suçsuz, günahsızsa zaten bırakıyoruz. Demek ki senin evladın da bir yerlere karışmış, ama sen farkında olmamışsın. Çünkü bunların uyutma kabiliyeti, morfinleme kabiliyeti çok ileri, bunlarda takiyye var, her numara var. İşte bakın dün evvelsi akşam bir tuvaletin arkasından bir bölme yapmışlar, o bölmede özel görüşmelerini yapıyorlar, her numara var bunlarda. Zaten bunların ağası da, örgütün başı da nerede? Pensilvanya’da. Onun arkasında kim var? Onun arkasındaki bölmede de Amerika var.

Amerika bizden terörist istiyor, biz istediği teröristleri verdik, 12 tane terörist verdik 15 yıl içerisinde bunlara. Niye? Terörist diye verdik. Ama biz bu teröristi istiyoruz, bize vermiyor ve bize sudan uydurma tabirler. Kusura bakma, sen bunu vermiyorsan, ha bundan sonra sen bizden herhangi bir teröristi istediğin zaman bu fakir bu görevde olduğu sürece o teröristi alamazsın. Çünkü evet, Müslüman yılan deliğinden bir kere sokulur, ikinci defa hayır. Böyle stratejik ortaklık olmaz. Bir taraftan ‘stratejik ortağız’ diyeceksin, Suriye’nin kuzeyinde 4 bini aşkın tırla orada silahlandırma yapacaksın; Kime? PYD’ye. Kime? YPG’ye. Bunlar PKK’nın yan kuruluşları terör örgütü. Biz sana bunları anlatıyoruz, sen bizi dinlemiyorsun, onların başındakileri dinliyorsun. Senle biz nasıl stratejik ortağız, böyle ortaklık olur mu?

Ne olursa olsun biz bu azimle, bu anlayışla kollarımızı, paçalarımızı sıvayarak, yakınlarımızla helalleşerek, yeni istiklal harbimizi savunmadan taarruza dönüştürdük, sağ olsun güvenlik güçlerimiz teröristleri açtıkları çukurlara gömdü. Gereken önlemler alınarak büyük şehirlerimizi hedef alan eylemlerin önü büyük ölçüde kesildi. 7 Haziran’da kilitlenen siyasetin önünü 1 Kasım seçimleriyle yeniden açtık. Baktılar ki Türkiye’nin önünü bu şekilde de kesemeyecekler, bu defa en alçak, en hain yöntemi devreye soktular. Neydi o? 15 Temmuz gecesi, ordumuzun içerisine yıllar boyunca sinsice sokulup organize olmuş bir grup darbe girişimi başlattı.

Milletimizle birlikte tıpkı Çanakkale’de, tıpkı Kurtuluş Savaş’ında olduğu gibi omuz omuza, yürek yüreğe verip bu ihanet girişimini başarısızlığa uğrattık. Hukuk devleti ilkesinden taviz vermeden FETÖ ihanet çetesinin tüm mensuplarını adaletin önüne çıkardık, çıkarıyoruz. Mahkemeler yavaş yavaş sonuçlanıyor. FETÖ’cü alçaklar masumla suçluyu birbirine karıştırarak, yürütülen operasyonların, yapılan yargılamaların itibarını sarsmak için akla hayale gelmeyecek yollara başvurdular, başvuruyorlar. İşte benim kurmay subayım da, o da ayrı bir cambaz, şu anda psikiyatrik vaka olduğuna dair raporlar uydurmuş. Cezaevinden çıkabilmek için bu yollara da başvuruyorlar. Tabii tekrar bu noktada avukatlarımız sürece müdahil oldular, böyle bir şey söz konusu değil, ama bunlar her şeyi yapar. Ama biz kuyumcu hassasiyetiyle bunları da birer birer ayrıştırarak masumlarının haklarını iade etmek, suçluları hak ettikleri cezalara çarptırmak suretiyle bu mücadeleyi mutlaka başarıyla sonuçlandıracağız.

Çünkü bizim başka ülkemiz, başka vatanımız, başka milletimiz yok.

Anadolu tüm mağdurlar ve mazlumlar için sığınılacak güvenli bir limandır. İşte bu limanın bekçileri karşımda duruyor, sizler bu limanın bekçilerisiniz. Ama Anadolu’dan kopup gidenleri aynı şekilde karşılayacak bir başka sığınak da yok. Birilerinin başları sıkıştığında kuyruklarını bacaklarının arasına sıkıştırarak kaçacak-saklanacak ikinci, üçüncü vatanları olabilir, bizim yok. Onun için Türkiye’ye sahip çıkacağız. Onun için 81 vilayetiyle bu vatana sahip çıkacağız. Onun için 80 milyon vatandaşının her biriyle bu millete sahip çıkacağız. Onun için devletimize, kurumlarımıza, kaynaklarımıza, hedeflerimize sahip çıkacağız.

Kardeşlerim;

Bizim bu hassasiyetlerimiz ortadayken birilerinin ısrarla burnumuzun dibinde bir terör koridoru inşa etmeye çalışması karşısında sabrımız artık azalıyor. Bunca zaman beklemiş olmamızın sebebi, bu meseleyi suhuletle, diplomasiyle, karşılıklı anlayışla çözme konusundaki ümidimizi koruyor olmamızdı. Ancak geldiğimiz noktada bu yolların giderek daha çok kapandığını, geriye tek bir çarenin kaldığını görüyoruz. Suriye’de ve Irak’ta yaşanan hadiselerin sayıları milyona varan masumun kanı dökülmesi pahasına kurulan düzenin amacı her geçen gün daha net bir şekilde anlaşılıyor. Bize verilen sözlerin tutulmamasına, gözümüzün içine bakıla-bakıla yalan söylenmesine daha fazla tahammül etmek zorunda değiliz. Fırat Kalkanı Harekâtıyla attığımız adımı tüm sınırlarımız boyunca genişletecek güce, imkâna ve iradeye sahibiz. Hiç endişe etmeyin.

Türkiye, hiç kimsenin kendi ülkesindeki iktidar oyununa meze olacak bir devlet değildir. Türkiye, Amerika’nın bölgemizdeki tutarsız politikalarının makasına getirilebilecek bir ülke hiç değildir. Türkiye, Avrupa Birliği’nin bölgemizde gelişmeler karşısında sergilediği kifayetsizliğin bedelini ödemek zorunda olan bir ülke de değildir. Biz 200 yıldır dört bir yandan üzerine üşüşen leş kargaları, akbabalar tarafından didiklendiği halde hala dimdik ayakta kalabilmiş bir ülkeyiz.

Açık konuşuyorum; karşınızda ne Osmanlı’nın hasta adamı ne Cumhuriyetin çömez devleti, ne 1970’lerin, 1990’ların güçsüz ülkesi var. Artık karşınızda Cumhurbaşkanından muhtarına kadar 2023 hedeflerine kilitlenmiş, 2053 ve 2071 vizyonuna inanmış bir millet var. Siz böyle dimdik ayakta durdukça bu milleti kimse diz çöktüremez, bunu böyle biliniz. Zira artık bunların karşısında büyük ve güçlü Türkiye var. Artık karşınızda yüzlerce milyon kardeşinin kalbini ve duasını arkasına almış bir Türkiye var. Artık karşınızda yepyeni bir ruhla ve azimle şahlanmış Türk milleti var. Artık karşınızda ‘ya olacağız, ya öleceğiz’ diyen bir millet var.

Bunu 15 Temmuz’da gördük mü? Gördük. Sadece şu Külliyenin etrafında 29 evladımız şehit oldu, 36 tane gazimiz var. Bir davet ve o davete ne yaptılar? İcabet ettiler. Çıktılar, o F16’lara karşı, o helikopterlere karşı, tanklara, toplara karşı fedayı can ettiler. Bize bedel ödetmekten söz edenlere diyoruz ki hodri meydan. Bu coğrafya nice büyük medeniyetlerin, nice büyük milletlerin doğuşuna şahitlik ettiği gibi, nice kibir abidesi azametli güçlerin çöküşünü de görmüştür. Bu toprakların altı, 600 bin kişiyle İstanbul’dan yola çıkıp Torosları ancak 60 bin kişiyle aşabilen orduların örnekleriyle doludur.

Neler çektik… Daha bakın, Sarıkamış’ın 103. yıldönümünü yeni kutladık. Benim dedem de orada şehit oldu. Ve onlar o bedeli ödediler, ama Ruslar orada daha farklı bir bedel ödedi. Çanakkale Boğazı ve toprakları aynı zamanda devrin en büyük, en modern, en kalabalık ordularının biliyorsunuz mezarlığıdır. Akif merhum ne diyor: ‘İmandır o cevher ki ilahi ne büyüktür, / İmansız olan paslı yürek sinede yüktür.’ Anadolu toprakları nice paslı yürekleri bu yükten kurtarmıştır. Biz İstiklal Marşı’mızı kardeşlerim, mürekkeple değil kanımızla yazmış bir milletiz. En büyük bedel can değil midir? Milletimiz istiklali ve istikbali için girdiği her imtihandan kanını akıtma pahasına çıkmıştır. Bize bedel ödetmekten söz edenlere tavsiyemiz, açın İstiklal Marşımızı okuyun.

Ne diyor orada:

‘Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın,

Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.

Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın,

Kim bilir, belki yarın belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri “toprak” diyerek geçme, tanı,

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı,

Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.’

Evet, burada sözü edilen dünyaları alsak da vermeyeceğimiz cennet vatan var ya, işte onun içinde kimi soydaşımız, kimi dindaşımız, ama hepsi de kardeşimiz olan coğrafyamızdaki insanların tamamı var, yani 80 milyon var. Bitmedi, başka da var, nedir o? Her kim ki ‘Suriye’den, Irak’tan bize ne, Libya’dan, Kuzey Afrika’dan bize ne, Balkanlar’dan bize ne, Kafkasya’dan, Orta Asya’dan bize ne’ diyorsa, bilin ki sadece tarihimizden değil istiklal ve istikbal kavramlarından da habersizdir. Buraların hepsi de bizim gönül dünyamızın sınırları içindedir. Gazi ne diyordu? Misaki Milli hudutları. Neresi Misaki Milli? İşte şu anda terör koridoru oluşturmak isteyenler var ya kuzey Suriye’de, işte oralar hep Misaki Milli’nin içinde olan yerlerdi. Bu hassasiyetlerimizi unutmayın, onun için oralarda öyle devlet kurma, vesaire bu yola tevessül edenler avucunu yalar. Gereği neyse bunu görecekler. Kimse orada yeni bir devlet kurma gayreti içerisine girmesin, kararlılığımız tamdır.

Kendini fiziki sınırlarına hapsedenler, gönül pınarlarını kuruturlarsa ondan da mahrum kalırlar. Bizim gönül pınarlarımızı asla kurutmadık, inşallah kurutmayacağız. Şimdi ben buradan muhtarlarımıza soruyorum; gönül pınarlarımızı kurutmak isteyenlerin heveslerini 2019’da kursaklarında bırakıyor muyuz? Peki, bunun için bir oluyor muyuz? İri oluyor muyuz? Diri oluyor muyuz? Kardeş oluyor muyuz? Hep birlikte Türkiye oluyor muyuz? Rabbim hepinizden razı olsun.

Bu duygularla bir kez daha Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni, bu gazi mekânı teşrifleriniz için her birinize ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum. Mahallelerinizdeki, köylerinizdeki kardeşlerime en kalbi muhabbetlerimi, selamlarımı iletmenizi rica ediyorum. Biraz sonra yemekte tekrar bir arada olacağız. Şimdilik sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyor, Allah yar ve yardımcınız olsun diyorum. Kalın sağlıcakla.