Gaziantep Toplu Açılış ve Temel Atma Töreninde Yaptıkları Konuşma

07.03.2015

Sevgili Gaziantepliler,

Değerli Kardeşlerim,

Hanımefendiler, Beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum.

Gaziantep, yine farkını gösterdi. Gaziantep yine yiğitliğini, mertliğini gösterdi. Gaziantep yine kalbini, kollarını sonuna kadar açtı. Allah sizlerden razı olsun. İlçelerimizden gelen kardeşlerim; sizleri ayrıca selamlıyorum.

Ülkelerini terk edip, burada misafir olarak yaşayan kardeşlerim; sizleri de ayrıca selamlıyorum. Antep dün düşmana karşı verdiği kahramanca mücadeleyle gazi unvanı almıştı. İlçelerine adını verdiği Şahin Bey’i ile Şehit Kamil’i ile efsanesi hala kulaktan kulağa anlatılan Kara Yılan’ıyla Antep gazilik unvanının hakkını ziyadesiyle vermiş olan bir şehrimiz.

Bugün de Antep dar zamanlarda, zor zamanlarda kardeşlerine sahip çıkarak, ensar unvanını alıyor. Dün, ‘vurun Antepliler, namus günüdür’ diyerek, gönüllerde taht kurmuştunuz. Bugün de kardeşlerinize, muhacirlerinize sahip çıkarak, yine gönüllerde taht kuruyorsunuz. O bakımdan bu şehir farklı bir şehir, ne mutlu size. Tarihiyle, kültürüyle, sanayisiyle, ticaretiyle, sofrasıyla, hepsinden önemlisi insanıyla, Türkiye’nin ve bölgesinin parlayan yıldızı Gaziantep’i her yerde örnek gösteriyorum. Çünkü siz şartlar ne olursa olsun, ne özgürlüğünüzden, ne de emeğinizden, ekmeğinizden vazgeçmeyeceğinizi ispat ettiniz. 95 yıl önce kapınıza dayanan düşmana karşı mertçe duruşunuzla bunu ispat ettiniz. Ardından kapınıza dayanan yokluğa, yoksulluğa karşı alnınızın teriyle, becerinizle, çalışkanlığınızla durarak bu duruşunuzu ortaya koydunuz. Daha sonra çevreniz terör ateşiyle yanarken, uhuvvetinizi, birliğinizi, beraberliğinizi muhafaza ederek, bunu ortaya koydunuz.

Kardeşlerim;

Yanı başımızdaki kardeşlerimizle kucaklaşma imkânı bulduğumuzda, onların yanında olduğunuzu göstererek ortaya koydunuz.

Kardeşlerim,

Türkiye’den bazı siyasiler sıkılmadan, utanmadan 300 bine yakın insanı katleden bir katil Esad’ı gidip ziyaret edebiliyorsa, ülkemizde hala nelerin olduğunu iyi düşünmemiz lazım. Kimlerin olduğunu iyi düşünmemiz lazım. Unutmayın, zulme rıza zulümdür. Ve zulmün yanında yer alanlar, zalimlerin yanında yer alanlar, onlar da zalimdir.

Biz mazlumların, mağdurların yanında yer aldık, yer almaya devam edeceğiz. Çünkü bizim ecdadımız tarih boyunca hem zalimlerin karşısında durdu, mazlumların yanında yer aldı. Ve o ecdadın torunları olarak bizler de aynen mazlumların yanında durmaya devam edeceğiz.

Bir gün şartlar değişecek, o kardeşleriniz size sığındığında onları bağrınıza basarak nasıl ensar görevinizi yerine getirdiyseniz, inşallah şartlar değiştiğinde unutmayın onlar Suriye’den size farklı seslenecekler. Diyecekler ki; ‘bizim Türk kardeşlerimiz bizi yalnız koymadılar. Onlar bizi yalnız bırakmadılar, onlar bizimle beraber oldular. Onlar kapılarını bize açtılar, onlar çorbasını bizimle paylaştılar.’ Seninle iftihar ediyorum Gaziantep. Rabbim sizlerden razı olsun.

Ben Esma’ları selamlıyorum, Esma’ların yanında duranları selamlıyorum, çünkü onlar da mazlumdu, onlar da ne yazık ki zalimlerin attıkları bombalarla toplardan çıkan mermilerle onlar da şehit oldular. Gönlünüzde ne muradınız varsa, Rabbim hepsine kavuşmayı nasip etsin. Ama yetmez, ilgili bakanlıklarımızla, ilgili kurumlarımızla, belediyelerimizle, sivil toplum kuruluşlarımızla biraraya gelerek, daha sistemli, daha düzenli, daha bilinçli hizmetler ortaya koymalıyız, bize yakışan budur. Ben sizlerin bunu da başaracağınıza, bunu da hayata geçireceğinize inanıyorum.

Değerli Gaziantepliler, Kardeşlerim;

Geçen yıl Mart ayında sizlerle muhteşem bir mitingde biraraya gelmiştik. Hatırlıyorsunuz değil mi? Unutulmaz bir mitingdi değil mi? Ardından Ağustos ayında seçimden hemen üç gün önce yine bu meydanda muazzam bir mitingde sizlerle biraraya gelmiştik. Hatta telefonlarınızın ışıklarıyla aydınlatmıştınız bu meydanı. 10 Ağustos seçimlerinde yüzde 60’ın üzerinde bir oy oranıyla bu kardeşinize sahip çıktınız, Cumhurbaşkanlığı makamına layık gördünüz; sizlere teşekkür ediyorum, her birinize şükranlarımı sunuyorum. İşte şimdi yine birlikteyiz, yine sevginizi, muhabbetinizi, samimiyetinizi gösterdiniz; Allah sizlerden razı olsun. Sizin bu sevginiz, sizin bu ilginiz, sizin bu desteğiniz olduğu müddetçe bizi millete, memlekete hizmet yolundan kimse alıkoyamaz, kimse bizi bu yoldan çeviremez.

Şimdi muhalefet partileri çıkmış ‘Cumhurbaşkanı’nın meydanlarda ne işi var’ diyorlar. Bunlar herhalde Çankaya’da oturup, imza atan cumhurbaşkanlarına alışmışlar, onlar öyle devam etsin istiyorlar. Kusura bakmasınlar, Sayın Gül’ü tenzih ederim, ama ne dedik biz? Biz, yan gelip yatan, oturup seyreden bir cumhurbaşkanı olmayacağız dedik. Biz farklı bir cumhurbaşkanı olacağız dedik. Çünkü bizi bu makama millet bizzat kendisi gönderdi, ‘çalış diye” gönderdi, ‘koş’ diye gönderdi, ‘gayret et’ diye gönderdi. Dünya kazan, biz kepçe olacağız dedik ve böyle yürüyoruz. İşte onun için bir gün Afrika, bir gün Latin Amerika, bir gün Suudi Arabistan dönüp duruyoruz, bir gün Avrupa dönüp duruyoruz. Durmak yok, yola devam diyoruz, durmayacağız.

Beyler konuşmamızdan rahatsız oluyorlar. Eğer bu muhalefet benim sözlerimden rahatsız oluyorsa doğru yoldayız demektir. Onlar alkışladığı gün o zaman ben kendimi çek etmem lazım, bir sıkıntı var demektir. Böyle bir anlayış olur mu ya? Davet edersin, davete gelmezler. Milletin makamına gelmezler, milletin evine gelmezler. Milletin evini “kaçak saray” diye de tanımlamaya kalkarlar. Onlar öyle tanımlayadursun. Biz şu anda Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı milletin evi olarak tanımladık. İnşallah, şöyle bir iki sene sonra artık orası Cumhurbaşkanlığı Sarayı değil, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi olarak hizmet verecek. Çünkü artık orada, Cumhurbaşkanlığı Makamı, onun yanında bir kongre merkezi, onun yanında bir büyük camii, onun yanında çok amaçlı bir toplantı salonu, salonları, sergi salonlarıyla beraber, yine onun yanında Türkiye’nin en büyük kütüphanesini kuruyoruz, 5 milyon cilt kitap alacak bir kütüphane, Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi. Ve burada da 24 saat halkımıza buralar açık, 24 saat. Niye? Çünkü buralar milletin evi ve Cumhurbaşkanlığı külliyesi.

Kardeşlerim, bizi siz zaten bununla görevlendirdiniz. Ne zaman önümüz kesilmek istendiyse, yanımızda siz vardınız.

Kardeşlerim, ne zaman bize haksızlık yapıldıysa, yanımızda siz vardınız. Bunca badireye, bunca tezgaha, bunca oyuna rağmen hamdolsun bu yolculuk devam etti. Bugün eğer burada, dimdik ayaktaysak sizlerin sayesindedir, milletimizin sayesindedir. Bugün burada, bir toplu açılış ve temel atma töreni vesilesiyle sizinle birlikteysek, işte bu birbirimize olan muhabbettendir.

İşte toplamda bugün 42 kalemde hamdolsun eski rakamla 4 katrilyon 213 trilyon liralık eser ve hizmeti Gaziantep’e kazandırıyoruz. Milli Eğitim Bakanlığımızın tamamladığı, 934 dersliğin, 6 öğrenci pansiyonunun, 7 anaokulunun ve 1 spor salonunun açılışını bugün yapıyoruz. Sağlık Bakanlığımızın şehrimize kazandırdığı, 100 yataklı İslahiye Devlet Hastanesinin, 4 aile sağlığı merkezinin, 5 sağlık evinin, Karşıyaka Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nin resmi açılışlarını da buradan bugün gerçekleştiriyoruz.

Kardeşlerim,

TOKİ tarafından inşası tamamlanan 996 konut ve sosyal donatılarıyla vergi dairesi hizmet binasının, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızın, 8 sosyal hizmet merkezini, 2 huzur evini, engelsiz yaşam merkezini, gençlik merkezini, 4 sosyal tesisi bugün burada hizmete alıyoruz.

Kültür ve Turizm Bakanlığımız, beş kültür eserinin restorasyonunu, Vakıflar Genel Müdürlüğümüz beş caminin restorasyonunu, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız kırsal kalkınma projelerini tamamladı, onları da bugün hizmete alıyoruz. İnşası tamamlanan, Nurdağı İslahiye Yolu’nun, Nurdağı Fevzipaşa arasının, Nurdağı-Gaziantep Yolu’nun, Sıkçagöz Geçişi’nin, Nizip-Dutlu Köprülü Kavşağı’nın resmi açılışlarını da bugün yapıyoruz.

Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızca tamamlanan 5. Organize Sanayi Bölgesi 110 yeni işletme kapasiteli A ve B kısımlarının da açılışını gerçekleştiriyoruz. Yine Organize Sanayi Bölgemizde faaliyete geçen işletmelerimiz var. Onların da resmi açılışlarını bu vesileyle yapmış oluyoruz. Hepsinin de hayırlı olmasını diliyorum.

Daha bitmedi, bir de Büyükşehir ve ilçe belediyelerimizin tamamladığı eserler, yatırımlar var. Büyükşehir Belediyemiz Abdullah Aksu Köprülü Kavşağı’nı inşa etti, bitirdi. Atık su arıtma tesisleri, dere ıslahı projeleri, içme suyu projeleri, cephe, bunun yanında çevre düzenlemesi restorasyon projeleri yaptı. Toplam 63 milyon liralık, yani eski rakamla, 63 trilyon liralık bu yatırımları buradan resmen hizmete açıyoruz.

Şehitkamil Belediyemiz, Gazikent ve Şirinevler’de toplu konutlar, sosyal tesisler inşa etti. Emek Uzayçatılı Pazar Yerini tamamladı. 12 ayrı parkı şehrimize kazandırdı.

Şahinbey Belediyemiz ise, Mavi Kent’te, Şirinevler’de, Çamlıca’da konut projelerini, İslam Bilim Tarihi Müzesini, Hanımlar Yüzme Havuzu’nu, spor ve kültür merkezini, Güneş Semt Pazarını, Düveroğlu Kültür Merkezi’ni ve 22 adet parkı şehrimize kazandırdı. Bunların da açılışlarını resmen yapıyor, bu ilçelerde yaşayan vatandaşlarımıza hayırlı olsun diyorum.

Kardeşlerim,

Yine bugün şehirden ayrılmadan önce Gaziantep Üniversitemizi ziyaret edecek, bu vesileyle Sani Konukoğlu İlahiyat Fakültesinin de açılışını yapacağız. Bakanlıklarımız, belediyelerimiz, özel sektörümüz tarafından Gaziantep’imize kazandırılan tüm bu eserlerin, hizmetlerin hayırlı olmasını Allah’tan temenni ediyorum.

Kardeşlerim,

Bu hizmetlerin şehrimize kazandırılmasında emeği olan, bu yatırımların inşasında görev alan herkese teşekkür ediyorum.

Bunlara ilave olarak Büyükşehir Belediyemiz tarafından inşa edilecek toplam 76 trilyon lira yatırım bedeli olan içme suyu projeleri, atık su projeleri, Naci Topçuoğlu Köprülü Kavşağı, sosyal donatı alanları, restorasyon projeleri var. Tüm bu projelerin temel atma törenini de bu vesileyle yapıyoruz. Bu projelerin de bir an önce tamamlanarak, sizlerin, Gaziantep’imizin hizmetine sunulmasını temenni ediyorum.

Değerli Kardeşlerim;

Türkiye çok önemli bir dönemden geçiyor. Çevremiz adeta ateş çemberi. Suriye’de kendi halkına zulmeden bir zalim. Ülkenin yıkımı, yüzbinlerce insanın ölümü, milyonlarca insanın perişanlığı pahasına koltuğunda oturmaya devam ediyor. Türkiye’den de birileri gidiyor bunları tebrik ediyor. Irak’ta bir yandan DAİŞ tehdidi, diğer yandan mezhep fanatizmi, öteki taraftan etnik hırslar ülkeyi adeta param parça etmiş durumda.

Karadeniz’in üst tarafında başka sıkıntılar, başka kavgalar var, Ukrayna’yı kastediyorum, Kırım’ı kastediyorum. Biz kendi çevremizde böyle bir tabloyu asla istemedik, istemiyoruz. Tarihi, kültürel, sosyal olarak çok güçlü bağlarımız olan ülkelerle, oradaki kardeşlerimizle barış içinde, huzur içinde, güven içinde bir gelecek arzu ediyoruz.

Komşularımız bu durumdayken bize rahat içinde, konfor içinde yaşamak yakışmaz. Onların dertleriyle dertlenmek, sıkıntılarının çözümü için elimizi uzatmak zorundayız. Gerekiyorsa ekmeğimizi paylaşacağız, bölüşeceğiz, ama mutlaka kardeşlerimizin, dostlarımızın, komşularımızın yanında olacağız. Ülkemizi bu ateşin içine çekmek isteyenlere kesinlikle müsaade etmeyeceğiz. Ama hiçbir kardeşimizi de bu ateşin içinde kendi haline terk edemeyiz.

Türkiye işte bu ikisini bir arada yapabildiği için büyük devlettir. Bizden çok daha zengin, çok daha fazla imkanları olan Batılı ülkeler bölgedeki savaşlardan, huzursuzluklardan kaçıp, güvenli yer arayan mültecileri deniz ortasında ölüme terk ediyorlar. Biz bugüne kadar sınırımıza gelmiş kimseyi geri göndermedik. Biz bugüne kadar ölümden, sefaletten kaçan hiç kimseye kapımızı kapatmadık. Koskoca Avrupa’da ne kadar mülteci var biliyor musunuz? 200 bin. Türkiye’de ne kadar var? 2 milyon. Farkı görüyor musunuz; Avrupa’nın tamamında 200 bin, bizde ise 10 katı, 2 milyon. Hani bunlar çok zengindi, bunların çok paraları vardı? Mesele ne biliyor musunuz? İnsanlık, insanlık. Yeri geliyor, bunlar denizin ortasında ölümle baş başa. Biz, bu 2 milyona şu ana kadar harcamalarımızla açtığımız kamplarla hizmete devam ediyoruz ve 5,5 milyar dolar şu ana kadar yaptığımız yatırım var.

Daha yeni Suruç’ta büyük bir kamp açtık biliyorsunuz, niçin? Bu kardeşlerimiz için. Neden? Bunlar Kürt’tür demedik, bunlar Arap’tır demedik, gönlümüzü açtık. Neden? Çünkü biz yaratılanı Yaradan’dan ötürü seven bir medeniyetin mensuplarıyız. Kapımızı kapayamayız, kapamadık. Bunu çok daha paramız olduğu, daha çok imkânımız olduğu için değil, vicdanımız, ahlakımız, tarihimiz, kültürümüz, inancımız böyle gerektirdiği için yaptık.

Kardeşlerim,

Bundan sonra da gelenlere bizler kapımızı yine asla kapamayacağız. Ve mesele sayı değildir, mesele bu irfana sahip olmaktır, bu idrake sahip olmaktır. İnanın bugün burada sizlerin şu kucak açtığı misafirlerimiz, sizin bu alicenaplığınızı bir efsane gibi nesiller boyunca anlatacaktır. Ne diyecekler biliyor musunuz; “Gaziantepliler bize sahip çıktı, Hataylılar bizi bağrına bastı, Şanlıurfalılar bize kucağını açtı”, bunu söyleyecekler. Kadirşinaslıklarını gösterecekler. Bu duygu parayla ölçülmez. Bu hissiyatı oluşturmak ancak gönülle, kalple, yürekle mümkündür. Hani Neşet Ertaş diyor ya; “Kalpten kalbe bir yol vardır, görülmez, gönülden gönüle gider yol gizli gizli.” Öyle, o yol görülmez. Gerçekten de bu gönülden gönüle giden bir yoldur. Bunu parayla, pulla, maddi imkanla, küçük çıkarlarla, basit menfaatlerle ölçmeye, tartmaya kalkan, bu milletin gönlünden ebediyen silineceğini bilmelidir.

Bu millet, 200 yıldır sürekli büyük acılar yaşadı, sürekli savaşlar verdi, sürekli bir yerden bir yere gitmek zorunda kaldı. Kırım’da, Kafkaslar’da, Balkanlar’da, Kuzey Afrika’da, Ortadoğu’da dedelerimiz hep bu acıları yaşadı. Çanakkale’de o muhteşem direnişi, o muhteşem savaşı verirken, bugün kucak açtığımız tüm kardeşlerimiz bizimle birlikteydi. Şöyle Çanakkale’deki o kabristanı, şehitlikleri gezdiğiniz zaman hep onları görürsünüz, Balkanlar’dan gelenleri görürsünüz, Asya’dan gelenleri görürsünüz.

Değerli Kardeşlerim,

Bu mücadeleler kolay olmadı. Hemen yanımızdaki siperde onlar da dedelerimizle birlikte şehit olmuşlardı. Diğer yanda kolunu, bacağını, gözünü cephede bırakıp, boynu bükük milletine dönen onlardı. Hemen önünde hücuma kalkan birlikten saf saf şahadet şerbetini içerken tevekkülle Kur’an-ı’nı okuyan, duasını eden, yapılan dualara amin diyerek iştirak eden yine onlardı. Son bağımsız devletimizi kurmak için verdiğimiz Kurtuluş Savaşı’na parmağındaki yüzüğünü, evindeki son kuzusunu, varını yoğunu satarak katkıda bulunan yine onlardı. Suriye’deki kardeşlerimizdi, Afganistan’daki kardeşlerimizdi, Pakistan’daki kardeşlerimizdi, Hindistan’daki Müslüman kardeşlerimizdi.

Bu insanlar asla el değil, bu insanlar öteki değil. Bu insanlar asla yabancı değil. Bu insanlar biziz, biz. Biz neysek, onlar da o. Aramızdaki sınırların şurada kaç yıllık geçmişi var. Düne kadar Halep neyse Antep oydu, Urfa neyse Rakka oydu, Hatay neyse Lazkiye oydu. Öte tarafta Edirne neyse Varna oydu, Tekirdağ neyse Filibe oydu, Çanakkale neyse Selanik oydu, aynı şekilde Artvin neyse Batum oydu. Kardeşlerim, Iğdır neyse Nahçıvan oydu. Meseleye bu açıdan bakmayanlar kendi tarihine, kendi medeniyetine, kendi kültürüne yabancılaşmış olanlardır. Biz asla kendimize yabancılaşmadık, yabancılaşmayacağız. Gaziantep kendi tarihine, kendi medeniyetine, kendi kültürüne sahip çıkma konusunda daima örnek olmuştur, bugün de örnek olacaktır; ben buna inanıyorum.

Değerli Kardeşlerim;

Çevremizde bu olaylar olurken, ülkemizde de çok ciddi bir meselemizi, çok ciddi bir sıkıntımızı çözme yolunda önemli bir mesafe kat ettik. Önce demokratik açılım diye başladık. Ardından milli birlik ve kardeşlik projesi olarak bunu güçlendirdik, tahkim ettik. Son olarak da çözüm süreci adıyla nihai aşamasına getirdik. Evet, analar ağlamasın diye çıktığımız bu yolda önemli bir dönüm noktasına ulaştık. Şunu bütün samimiyetimle ifade etmek isterim ki; biz sadece ve sadece milletimiz için, milletimizin kardeşliği, geleceği için, bu süreci başlattık. Sabırla bugüne kadar yürüttük. Söz verdiler tutmadılar, söz verdiler tersini yaptılar, söz verdiler, hiç öyle bir şey yokmuş gibi davrandılar, provoke ettiler. 6-7 Ekim’de vatandaşı sokağa döktüler, vatandaşımızın dükkanlarını yaktılar, araçlarını yaktılar, kamunun araçlarını yaktılar, belediyenin araçlarıyla kanallar açtılar, sabote ettiler, tahrik ettiler, tahkir ettiler. İnanın bütün bunlara hep sabrettik. Niye sabrettik? Ülkemiz bu bunalımı yaşamasın, bunu da atlatacağız, dedik. İnanın bunlara farklı muamele de yapılabilirdi, ama yapmadık. Çünkü bizim derdimiz, bu ülkede huzuru, refahı getirmek, bunu tahkim etmekti, bunu başarabilmekti.

Biz yeri geldi kan kustuk. Baldıran zehri içtik, yola böyle devam ettik. Boğazımıza düğümlenenleri yuttuk, neden? Çünkü bu işin sonunda ülkemizin ve milletimizin kadim bir meselesinin çözümü vardı. Bugüne kadar pek çok yöntemin denendiği bu süreç içerisinde kanın, acının, gözyaşının sel olup aktığı bir meseleyi demokrasi içinde, insan hakları temelinde, hak ve özgürlükler ekseninde çözme imkanı yakalamıştık. Sağ olsun hem bölgedeki, hem de kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına, ülkenin her köşesindeki insanımız bize inandı, bize güvendi, bizi destekledi. Süreç bugüne kadar sağ-salim geldiyse bunda en büyük pay tüm tahriklere rağmen sağduyusunu, vakarını, izanını, irfanını kaybetmeyen milletimize aittir.

Şimdi sürecin yeni bir aşamasına geldik. Gaziantep bu noktada dik durdu. Oyunlara gelmedi, tam aksine Gaziantep oyun bozdu, oyun. Biz yine sabrediyoruz, bekliyoruz, takip ediyoruz. Bugüne kadar onlara rağmen bu süreç ilerlediyse, şimdi de onlara rağmen bu sürecin nihai hedefine ulaşabileceğine inanıyoruz. Onlara kalsa Türkiye bugün yeniden kanın ve gözyaşının hakim olduğu bir yere dönüşecekti, milletimiz buna izin vermedi. En başta bölge halkı buna izin vermedi. İnanıyorum ki, bu aşamada da yine milletimiz, bölge halkı meseleye sahip çıkacak ve gereğinin yapılmasını sağlayacaktır. Bunun için annelere büyük görev düşüyor. Anneler, üzerinizde büyük görev var. Bunun için babalara büyük görev düşüyor. Bunun için kardeşlere, ağabeylere ve ablalara büyük görev düşüyor. Çünkü bugüne kadar canı yanan onlar oldu, öyle mi? İstiyoruz ki bundan sonra bu can artık yanmasın. Gençlerimize, çocuklarımıza büyük görevler düşüyor, çünkü onların gelecek için hayalleri var, hedefleri var. Bunun için de huzura, güvene, istikrara, refaha ihtiyaç var. Çözüm süreci işte bunların hepsinin güvencesini sağlayacak bir kapıdır, imkândır. Gaziantep çözüm sürecinin bir modelidir.

Kardeşlerim,

Çözüm süreci derken istediğimiz; bölgedeki insanımızın tüm çeşitliliğiyle, tüm farklılığıyla Gaziantep’te olduğu gibi yan yana, barış içinde, huzur içinde, sevgi-saygı içinde yaşamasını sağlamaktı. Gaziantep böyle bir iklimde dünya çapında bir marka şehir olabileceğini ifade etti. ‘Bu işin sonunda ne olacak’ diyenler varsa, gelsinler Gaziantep’e baksınlar ne olacağını görsünler.

Gaziantep’te huzur var mı? Gaziantep’te dayanışma var mı? Hamdolsun. Modern bir şehir bilinci var mı? Biz ülkemizi çok sevdiğimiz, milletimizi çok sevdiğimiz için bu süreçte ısrarlıyız. Yoksa öteki türlüsü çok kolay, ama çözüm olmadığını, 40 bin can vererek 100 milyarlarca doları dağlara gömerek gördük. Şundan emin olun kardeşlerim: Kimsenin kimseye bir şey verdiği yok. Biz 78 milyon insanımızın her birine hangi hakkı, hangi imkanı veriyorsak, bölgedeki insanımıza da yılların ihmalini, yanlışlarını telafi ederek aynı şeyleri veriyoruz; ne bir eksik, ne bir fazla. Sizlerden, Gaziantep’in bu modellik özelliğine sahip çıkmanızı istiyorum. Gaziantep sağlam durursa, bu meselenin çözümü iki kat kolaylaşır. Gaziantep’te bir gevşeme, aksi yönde bir kıpırdanma olursa, o zaman da işimiz iki kat zorlaşır. Ben sizlerin bu kesrette vahdet anlayışını, farklılık içinde birlik olabilme vasfınızı güçlendirerek devam ettireceğinize inanıyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Bir kadim medeniyetin mensupları olarak kadim tarihe mensup bir millet olarak, devletimiz de kadim bir devlet. Her alanda yüzlerce, binlerce yıllık bir geçmişe, bir birikime sahibiz. Türkiye Cumhuriyeti bizim ilk değil, son devletimiz, bu devleti gerçekten çok zor şartlarda kurduk. Daha sonra da darbelerle, muhtıralarla, darbe teşebbüsleriyle örülü zorlu bir yolculuğumuz oldu. Devletimizin yönetim biçimi de işte bu süreçte ihtiyaçlardan ziyade güç dengelerine göre biçimlendi.

Dünya değişiyor, Türkiye de onunla birlikte değişiyor. Bize düşen görev, ülkemizi hep daha ileriye götürmek, milletimize hep daha iyisini verebilmektir. İşte bu noktada diyorum ki; kardeşlerim, yeni Türkiye’yi arzuluyor muyuz? Güçlü, yeni bir Türkiye’yi hedefliyor muyuz? İşte diyorum ki; artık şu andaki mevcut yönetim şekli bize uymuyor. Artık bu gömlek bize dar geliyor, bu beden bu gömleğe sığmıyor. Türkiye’nin her alanda hızlanmaya ihtiyacı var. Hızlı karar alacaksınız, hızlı uygulayacaksınız, hızlı netice alacaksınız; günümüz şartları bunu gerektiriyor. Mevcut sistem buna imkan vermiyor. Öyleyse ne yapmak lazım? İhtiyacımıza uygun yeni bir yönetim sistemini tartışmamız lazım. Ben de diyorum ki; Türkiye’nin ihtiyacını karşılayacak olan sistem başkanlık sistemidir. Bunu Anayasa hazırlıklarında biz o komisyona sunmuştuk, ama ne yaptılar? Karşı durdular. Niye? Çünkü biliyorlar ki başkanlık sistemiyle bu ülkede ancak o zamanki iktidar, şu andaki mevcut iktidar yola devam eder. Bu sistem hem bizim yönetim geleneğimize uygundur, hem de günümüz şartlarına uygundur.

Ben Belediye Başkanlığı görevimden başlayarak bilhassa da Başbakanlığım döneminde şunu yaşadım: Davul sizin boynunuzda, sorumluluk sizin üzerinizde, ama tokmak başkasının elinde, böyle bir şey olur mu? 1960 Anayasasıyla böyle bir sistem kurulmuş, 1980 Anayasasıyla da bu sistem iyice yerleştirilmiş. Ne kadar tadilat yaparsanız yapın, ne kadar değişiklik yaparsanız yapın sistemin ruhundaki çarpıklığı düzeltemiyorsunuz. Bir yamalı bohça, bununla bir yere varamıyorsunuz. Birçok anayasa değişikliği yaptık, pek çok yasayı değiştirdik, pek çok kurumun yapısını değiştirdik, ama nafile, olmuyor. Başkanlık sistemi demek, yeni anayasa demek. Yeni anayasa, bizim milletimize eskiden beri bir sözümüz, taahhüdümüz. Ama Meclis’teki şartlar bunun gerçekleşmesine ne yapmadı? İzin vermedi. 2011 seçimlerinden sonra Meclis’teki komisyonu kurduk, yine buna yanaşmadılar.

Dedik ki; gelin bu Meclis yeni anayasayı yapma şerefine nail olsun. Fedakarlık ettik, Meclis’te bizim milletvekili oranımız yüzde 60 olduğu halde, kurulan komisyonda yüzde 25’le temsil edildik. Derdimiz üzümü yemekti, bağcıyla işimiz yoktu, milletçe üzümü yiyelim istedik, ama karşı durdular. Yani 320 milletvekili olan o zaman bizim partimiz, 3 kişiyle temsil ediliyor, 30 milletvekili olan, o da 3 kişiyle temsil ediliyor. Ya bu kadar fedakarlık yaptık. Biz bunları dert etmedik.

Kardeşlerim,

Biz Türkiye’yi yeni anayasasına kavuşturmak için tüm gücümüzle çalıştık, netice alamadık. Çünkü diğerlerinin öyle bir derdi yok, öyle bir amacı yok. Onlar, nasıl olur da suçu diğer tarafın üzerine atarak, bu işin içinden sıyrılırız, bunun derdine düştüler. Komisyon samimi çalışmayınca, dürüst çalışmayınca netice de çıkmadı.

Şimdi ne diyoruz? Şimdi 7 Haziran’da bir seçim var mı? Bu seçimde Türkiye’yi, yeni Türkiye hedeflerini, yeni anayasasına, başkanlık sistemine, çözüm sürecini güçlendirerek kavuşturmak için hazır mıyız? Kardeşlerim, 400 milletvekilini verin ve bu iş huzur içinde çözülsün. Buna hazır mısınız? Buna hazır mısınız? Öyleyse ciddi manada çalışmanız lazım. Bu konuda yapılmış epeyice çalışma var zaten. Seçim sürecinde yapılan tartışmalarla mesele daha da somutlaşacak, daha da netleşecek, ben buna inanıyorum. Yeni Meclis, hemen kolları sıvayıp bu meseleyi gündemine alacak. İşte bakın şurada şu anda bir iç güvenlik paketi meselesi var değil mi? Meclis’te nelerin olduğunu görüyorsunuz. Düşünün 312 milletvekiliyle İktidar Partisi, karşıda 220 milletvekiliyle muhalefet elinden geleni yapıyor, kavga-gürültü, ön kesiyorlar. Ve Meclis Başkanvekili bir Hanımefendiye nasıl saldırdıklarını görüyorsunuz. Muhalefet yasa çıkarmak için yok, yasaların çıkmaması için var.

Ben, yeni anayasa deyince, başkanlık sistemi deyince birileri sanıyor ki bunlar benim tapulu malım olacak. Ondan sonra da ben bunları alıp mezara götüreceğim. Bunların hepsi bu ülkenin olacak, bu milletin olacak. Mesele bu, bunu yapmaya çalışıyoruz. Hepimiz fani insanlarız, bu gök kubbede hoş bir seda bırakabilirsek, ne mutlu bize. Eninde sonunda halk tecelli edecek, biz de Rahmeti Rahman’a kavuşacağız. Kefenin cebi olmadığı için başkanlık sistemini alıp öteki tarafa götürecek halimiz de yok. Biz ülkemiz için, milletimiz için, istikbalimiz için bunu istiyoruz. Ben yeni Türkiye derken, 2023 hedeflerini şu anda hayal ediyorum. Ben yeni anayasa, başkanlık sistemi derken büyük Türkiye’yi, 2053’ü, 2071’i hayal ediyorum. Biz o günleri görmeyeceğiz, ama torunlarımız hiç olmazsa o günleri yaşasınlar diye bunu düşünüyorum, hayal ediyorum.

Aslında bu konuda geç bile kalındı. Bugüne kadar Türkeş’ten Erbakan Hocamıza, bakın bunun altını çiziyorum; Türkeş başkanlık sistemi dedi. Şimdi onun izinden gittiğini söyleyenler bunun karşısına dikiliyor.

Değerli Kardeşlerim,

Özal’dan Demirel’e pek çok lider başkanlık sistemi arzusunu dile getirmiştir, hep bunlar kayıt altındadır. Aslında 2002’den beri yapılan her seçim, her referandum milletimizin bu yöndeki değişim arzusunun bir ifadesidir.

Sevgili Kardeşlerim,

Bu meseleyi bugüne kadar geciktirenler ülkemize ve milletimize karşı büyük vebal içindeler. Ben buradan, Gaziantep’ten Demokrasi Meydanı’ndan tüm Türkiye’ye sesleniyorum, tüm vatandaşlarıma sesleniyorum; gelin Türkiye’nin bu büyük dönüşümüne destek verin. Türkiye’nin yeni anayasasına, başkanlık sistemine kavuşmasına vesile olun, diyorum. Bunu sağlayacak Meclis’i oluşturun ve tarihi görevinizi yerine getirmiş olun. 12 yıldır Türkiye’nin vesayet zincirlerini birer birer kırmasını sağlayan bu millet, inanıyorum ki, yeni Türkiye hedefiyle yeni Anayasa ve başkanlık sistemiyle tüm bunları taçlandıracaktır.

Kendi oylarıyla Türkiye’nin ilk Cumhurbaşkanını seçen bu millet, inanıyorum ki bu ülkenin ilk başkanını da uzak olmayan bir gelecekte seçme iradesini gösterecektir. Gaziantep başkanını seçmek istiyor mu? Maşallah. 81 vilayetimizin hepsinden de aynı coşkunun, aynı inancın, aynı sesin yükseleceğine inanıyorum.

Açılışını yaptığımız eserlerin, hizmetlerin bir kez daha hayırlı olmasını Allah’tan diliyorum.

Yarın, Kadınlar Günü. Yarın kadına şiddete karşı koymanın önemli bir sıçrama günü. İnşallah, bu mücadeleyi de birlikte sürdüreceğiz. Kadına şiddet, insanlığa ihanettir. Bu mücadeleyi hep birlikte tarih boyunca kadınlar verdi, şimdi birlikte veriyoruz, vereceğiz. Veda Hutbesinde “Allah’ın bir emaneti” olarak kadın, Sevgili Peygamberimiz tarafından ifade ediliyor. Bu emanete ihanet yok. İki; kadın makamların en yükseğinde, nedir o? Anne. Bak, erkek, baba makamların en yükseğinde değil, cennet annenin ayakları altında, babanın değil.

Son olarak anneciğimin ayaklarının altını öperdim, o ayağını çekerdi. Çektiğinde, ‘anacığım derdim, cennetin kokusunu bana çok mu görüyorsun’ Ağlardı. Onun için kim ne derse desin, inşallah el ele, omuz omuza aydınlık yarınlara da beraber yürüyeceğiz. Günümüz hayırlı olsun, geleceğimiz aydınlık olsun inşallah, kalın sağlıcakla diyorum.

Ve yeni Valimizi sizlere emanet ediyorum. İnşallah Ali Bey inanıyorum ki Gaziantep’e çok büyük hizmetler verecek. Belediye Başkanımızla birlikte el ele burada çok büyük hizmetlere inşallah imza atacaklar.

Ve ben tekrar kalın sağlıcakla diyorum, hayırlı olsun diyorum.

Sevgili Gaziantepliler,

Değerli Kardeşlerim,

Hanımefendiler, Beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum.

Gaziantep, yine farkını gösterdi. Gaziantep yine yiğitliğini, mertliğini gösterdi. Gaziantep yine kalbini, kollarını sonuna kadar açtı. Allah sizlerden razı olsun. İlçelerimizden gelen kardeşlerim; sizleri ayrıca selamlıyorum.

Ülkelerini terk edip, burada misafir olarak yaşayan kardeşlerim; sizleri de ayrıca selamlıyorum. Antep dün düşmana karşı verdiği kahramanca mücadeleyle gazi unvanı almıştı. İlçelerine adını verdiği Şahin Bey’i ile Şehit Kamil’i ile efsanesi hala kulaktan kulağa anlatılan Kara Yılan’ıyla Antep gazilik unvanının hakkını ziyadesiyle vermiş olan bir şehrimiz.

Bugün de Antep dar zamanlarda, zor zamanlarda kardeşlerine sahip çıkarak, ensar unvanını alıyor. Dün, ‘vurun Antepliler, namus günüdür’ diyerek, gönüllerde taht kurmuştunuz. Bugün de kardeşlerinize, muhacirlerinize sahip çıkarak, yine gönüllerde taht kuruyorsunuz. O bakımdan bu şehir farklı bir şehir, ne mutlu size. Tarihiyle, kültürüyle, sanayisiyle, ticaretiyle, sofrasıyla, hepsinden önemlisi insanıyla, Türkiye’nin ve bölgesinin parlayan yıldızı Gaziantep’i her yerde örnek gösteriyorum. Çünkü siz şartlar ne olursa olsun, ne özgürlüğünüzden, ne de emeğinizden, ekmeğinizden vazgeçmeyeceğinizi ispat ettiniz. 95 yıl önce kapınıza dayanan düşmana karşı mertçe duruşunuzla bunu ispat ettiniz. Ardından kapınıza dayanan yokluğa, yoksulluğa karşı alnınızın teriyle, becerinizle, çalışkanlığınızla durarak bu duruşunuzu ortaya koydunuz. Daha sonra çevreniz terör ateşiyle yanarken, uhuvvetinizi, birliğinizi, beraberliğinizi muhafaza ederek, bunu ortaya koydunuz.

Kardeşlerim;

Yanı başımızdaki kardeşlerimizle kucaklaşma imkânı bulduğumuzda, onların yanında olduğunuzu göstererek ortaya koydunuz.

Kardeşlerim,

Türkiye’den bazı siyasiler sıkılmadan, utanmadan 300 bine yakın insanı katleden bir katil Esad’ı gidip ziyaret edebiliyorsa, ülkemizde hala nelerin olduğunu iyi düşünmemiz lazım. Kimlerin olduğunu iyi düşünmemiz lazım. Unutmayın, zulme rıza zulümdür. Ve zulmün yanında yer alanlar, zalimlerin yanında yer alanlar, onlar da zalimdir.

Biz mazlumların, mağdurların yanında yer aldık, yer almaya devam edeceğiz. Çünkü bizim ecdadımız tarih boyunca hem zalimlerin karşısında durdu, mazlumların yanında yer aldı. Ve o ecdadın torunları olarak bizler de aynen mazlumların yanında durmaya devam edeceğiz.

Bir gün şartlar değişecek, o kardeşleriniz size sığındığında onları bağrınıza basarak nasıl ensar görevinizi yerine getirdiyseniz, inşallah şartlar değiştiğinde unutmayın onlar Suriye’den size farklı seslenecekler. Diyecekler ki; ‘bizim Türk kardeşlerimiz bizi yalnız koymadılar. Onlar bizi yalnız bırakmadılar, onlar bizimle beraber oldular. Onlar kapılarını bize açtılar, onlar çorbasını bizimle paylaştılar.’ Seninle iftihar ediyorum Gaziantep. Rabbim sizlerden razı olsun.

Ben Esma’ları selamlıyorum, Esma’ların yanında duranları selamlıyorum, çünkü onlar da mazlumdu, onlar da ne yazık ki zalimlerin attıkları bombalarla toplardan çıkan mermilerle onlar da şehit oldular. Gönlünüzde ne muradınız varsa, Rabbim hepsine kavuşmayı nasip etsin. Ama yetmez, ilgili bakanlıklarımızla, ilgili kurumlarımızla, belediyelerimizle, sivil toplum kuruluşlarımızla biraraya gelerek, daha sistemli, daha düzenli, daha bilinçli hizmetler ortaya koymalıyız, bize yakışan budur. Ben sizlerin bunu da başaracağınıza, bunu da hayata geçireceğinize inanıyorum.

Değerli Gaziantepliler, Kardeşlerim;

Geçen yıl Mart ayında sizlerle muhteşem bir mitingde biraraya gelmiştik. Hatırlıyorsunuz değil mi? Unutulmaz bir mitingdi değil mi? Ardından Ağustos ayında seçimden hemen üç gün önce yine bu meydanda muazzam bir mitingde sizlerle biraraya gelmiştik. Hatta telefonlarınızın ışıklarıyla aydınlatmıştınız bu meydanı. 10 Ağustos seçimlerinde yüzde 60’ın üzerinde bir oy oranıyla bu kardeşinize sahip çıktınız, Cumhurbaşkanlığı makamına layık gördünüz; sizlere teşekkür ediyorum, her birinize şükranlarımı sunuyorum. İşte şimdi yine birlikteyiz, yine sevginizi, muhabbetinizi, samimiyetinizi gösterdiniz; Allah sizlerden razı olsun. Sizin bu sevginiz, sizin bu ilginiz, sizin bu desteğiniz olduğu müddetçe bizi millete, memlekete hizmet yolundan kimse alıkoyamaz, kimse bizi bu yoldan çeviremez.

Şimdi muhalefet partileri çıkmış ‘Cumhurbaşkanı’nın meydanlarda ne işi var’ diyorlar. Bunlar herhalde Çankaya’da oturup, imza atan cumhurbaşkanlarına alışmışlar, onlar öyle devam etsin istiyorlar. Kusura bakmasınlar, Sayın Gül’ü tenzih ederim, ama ne dedik biz? Biz, yan gelip yatan, oturup seyreden bir cumhurbaşkanı olmayacağız dedik. Biz farklı bir cumhurbaşkanı olacağız dedik. Çünkü bizi bu makama millet bizzat kendisi gönderdi, ‘çalış diye” gönderdi, ‘koş’ diye gönderdi, ‘gayret et’ diye gönderdi. Dünya kazan, biz kepçe olacağız dedik ve böyle yürüyoruz. İşte onun için bir gün Afrika, bir gün Latin Amerika, bir gün Suudi Arabistan dönüp duruyoruz, bir gün Avrupa dönüp duruyoruz. Durmak yok, yola devam diyoruz, durmayacağız.

Beyler konuşmamızdan rahatsız oluyorlar. Eğer bu muhalefet benim sözlerimden rahatsız oluyorsa doğru yoldayız demektir. Onlar alkışladığı gün o zaman ben kendimi çek etmem lazım, bir sıkıntı var demektir. Böyle bir anlayış olur mu ya? Davet edersin, davete gelmezler. Milletin makamına gelmezler, milletin evine gelmezler. Milletin evini “kaçak saray” diye de tanımlamaya kalkarlar. Onlar öyle tanımlayadursun. Biz şu anda Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı milletin evi olarak tanımladık. İnşallah, şöyle bir iki sene sonra artık orası Cumhurbaşkanlığı Sarayı değil, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi olarak hizmet verecek. Çünkü artık orada, Cumhurbaşkanlığı Makamı, onun yanında bir kongre merkezi, onun yanında bir büyük camii, onun yanında çok amaçlı bir toplantı salonu, salonları, sergi salonlarıyla beraber, yine onun yanında Türkiye’nin en büyük kütüphanesini kuruyoruz, 5 milyon cilt kitap alacak bir kütüphane, Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi. Ve burada da 24 saat halkımıza buralar açık, 24 saat. Niye? Çünkü buralar milletin evi ve Cumhurbaşkanlığı külliyesi.

Kardeşlerim, bizi siz zaten bununla görevlendirdiniz. Ne zaman önümüz kesilmek istendiyse, yanımızda siz vardınız.

Kardeşlerim, ne zaman bize haksızlık yapıldıysa, yanımızda siz vardınız. Bunca badireye, bunca tezgaha, bunca oyuna rağmen hamdolsun bu yolculuk devam etti. Bugün eğer burada, dimdik ayaktaysak sizlerin sayesindedir, milletimizin sayesindedir. Bugün burada, bir toplu açılış ve temel atma töreni vesilesiyle sizinle birlikteysek, işte bu birbirimize olan muhabbettendir.

İşte toplamda bugün 42 kalemde hamdolsun eski rakamla 4 katrilyon 213 trilyon liralık eser ve hizmeti Gaziantep’e kazandırıyoruz. Milli Eğitim Bakanlığımızın tamamladığı, 934 dersliğin, 6 öğrenci pansiyonunun, 7 anaokulunun ve 1 spor salonunun açılışını bugün yapıyoruz. Sağlık Bakanlığımızın şehrimize kazandırdığı, 100 yataklı İslahiye Devlet Hastanesinin, 4 aile sağlığı merkezinin, 5 sağlık evinin, Karşıyaka Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nin resmi açılışlarını da buradan bugün gerçekleştiriyoruz.

Kardeşlerim,

TOKİ tarafından inşası tamamlanan 996 konut ve sosyal donatılarıyla vergi dairesi hizmet binasının, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızın, 8 sosyal hizmet merkezini, 2 huzur evini, engelsiz yaşam merkezini, gençlik merkezini, 4 sosyal tesisi bugün burada hizmete alıyoruz.

Kültür ve Turizm Bakanlığımız, beş kültür eserinin restorasyonunu, Vakıflar Genel Müdürlüğümüz beş caminin restorasyonunu, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız kırsal kalkınma projelerini tamamladı, onları da bugün hizmete alıyoruz. İnşası tamamlanan, Nurdağı İslahiye Yolu’nun, Nurdağı Fevzipaşa arasının, Nurdağı-Gaziantep Yolu’nun, Sıkçagöz Geçişi’nin, Nizip-Dutlu Köprülü Kavşağı’nın resmi açılışlarını da bugün yapıyoruz.

Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızca tamamlanan 5. Organize Sanayi Bölgesi 110 yeni işletme kapasiteli A ve B kısımlarının da açılışını gerçekleştiriyoruz. Yine Organize Sanayi Bölgemizde faaliyete geçen işletmelerimiz var. Onların da resmi açılışlarını bu vesileyle yapmış oluyoruz. Hepsinin de hayırlı olmasını diliyorum.

Daha bitmedi, bir de Büyükşehir ve ilçe belediyelerimizin tamamladığı eserler, yatırımlar var. Büyükşehir Belediyemiz Abdullah Aksu Köprülü Kavşağı’nı inşa etti, bitirdi. Atık su arıtma tesisleri, dere ıslahı projeleri, içme suyu projeleri, cephe, bunun yanında çevre düzenlemesi restorasyon projeleri yaptı. Toplam 63 milyon liralık, yani eski rakamla, 63 trilyon liralık bu yatırımları buradan resmen hizmete açıyoruz.

Şehitkamil Belediyemiz, Gazikent ve Şirinevler’de toplu konutlar, sosyal tesisler inşa etti. Emek Uzayçatılı Pazar Yerini tamamladı. 12 ayrı parkı şehrimize kazandırdı.

Şahinbey Belediyemiz ise, Mavi Kent’te, Şirinevler’de, Çamlıca’da konut projelerini, İslam Bilim Tarihi Müzesini, Hanımlar Yüzme Havuzu’nu, spor ve kültür merkezini, Güneş Semt Pazarını, Düveroğlu Kültür Merkezi’ni ve 22 adet parkı şehrimize kazandırdı. Bunların da açılışlarını resmen yapıyor, bu ilçelerde yaşayan vatandaşlarımıza hayırlı olsun diyorum.

Kardeşlerim,

Yine bugün şehirden ayrılmadan önce Gaziantep Üniversitemizi ziyaret edecek, bu vesileyle Sani Konukoğlu İlahiyat Fakültesinin de açılışını yapacağız. Bakanlıklarımız, belediyelerimiz, özel sektörümüz tarafından Gaziantep’imize kazandırılan tüm bu eserlerin, hizmetlerin hayırlı olmasını Allah’tan temenni ediyorum.

Kardeşlerim,

Bu hizmetlerin şehrimize kazandırılmasında emeği olan, bu yatırımların inşasında görev alan herkese teşekkür ediyorum.

Bunlara ilave olarak Büyükşehir Belediyemiz tarafından inşa edilecek toplam 76 trilyon lira yatırım bedeli olan içme suyu projeleri, atık su projeleri, Naci Topçuoğlu Köprülü Kavşağı, sosyal donatı alanları, restorasyon projeleri var. Tüm bu projelerin temel atma törenini de bu vesileyle yapıyoruz. Bu projelerin de bir an önce tamamlanarak, sizlerin, Gaziantep’imizin hizmetine sunulmasını temenni ediyorum.

Değerli Kardeşlerim;

Türkiye çok önemli bir dönemden geçiyor. Çevremiz adeta ateş çemberi. Suriye’de kendi halkına zulmeden bir zalim. Ülkenin yıkımı, yüzbinlerce insanın ölümü, milyonlarca insanın perişanlığı pahasına koltuğunda oturmaya devam ediyor. Türkiye’den de birileri gidiyor bunları tebrik ediyor. Irak’ta bir yandan DAİŞ tehdidi, diğer yandan mezhep fanatizmi, öteki taraftan etnik hırslar ülkeyi adeta param parça etmiş durumda.

Karadeniz’in üst tarafında başka sıkıntılar, başka kavgalar var, Ukrayna’yı kastediyorum, Kırım’ı kastediyorum. Biz kendi çevremizde böyle bir tabloyu asla istemedik, istemiyoruz. Tarihi, kültürel, sosyal olarak çok güçlü bağlarımız olan ülkelerle, oradaki kardeşlerimizle barış içinde, huzur içinde, güven içinde bir gelecek arzu ediyoruz.

Komşularımız bu durumdayken bize rahat içinde, konfor içinde yaşamak yakışmaz. Onların dertleriyle dertlenmek, sıkıntılarının çözümü için elimizi uzatmak zorundayız. Gerekiyorsa ekmeğimizi paylaşacağız, bölüşeceğiz, ama mutlaka kardeşlerimizin, dostlarımızın, komşularımızın yanında olacağız. Ülkemizi bu ateşin içine çekmek isteyenlere kesinlikle müsaade etmeyeceğiz. Ama hiçbir kardeşimizi de bu ateşin içinde kendi haline terk edemeyiz.

Türkiye işte bu ikisini bir arada yapabildiği için büyük devlettir. Bizden çok daha zengin, çok daha fazla imkanları olan Batılı ülkeler bölgedeki savaşlardan, huzursuzluklardan kaçıp, güvenli yer arayan mültecileri deniz ortasında ölüme terk ediyorlar. Biz bugüne kadar sınırımıza gelmiş kimseyi geri göndermedik. Biz bugüne kadar ölümden, sefaletten kaçan hiç kimseye kapımızı kapatmadık. Koskoca Avrupa’da ne kadar mülteci var biliyor musunuz? 200 bin. Türkiye’de ne kadar var? 2 milyon. Farkı görüyor musunuz; Avrupa’nın tamamında 200 bin, bizde ise 10 katı, 2 milyon. Hani bunlar çok zengindi, bunların çok paraları vardı? Mesele ne biliyor musunuz? İnsanlık, insanlık. Yeri geliyor, bunlar denizin ortasında ölümle baş başa. Biz, bu 2 milyona şu ana kadar harcamalarımızla açtığımız kamplarla hizmete devam ediyoruz ve 5,5 milyar dolar şu ana kadar yaptığımız yatırım var.

Daha yeni Suruç’ta büyük bir kamp açtık biliyorsunuz, niçin? Bu kardeşlerimiz için. Neden? Bunlar Kürt’tür demedik, bunlar Arap’tır demedik, gönlümüzü açtık. Neden? Çünkü biz yaratılanı Yaradan’dan ötürü seven bir medeniyetin mensuplarıyız. Kapımızı kapayamayız, kapamadık. Bunu çok daha paramız olduğu, daha çok imkânımız olduğu için değil, vicdanımız, ahlakımız, tarihimiz, kültürümüz, inancımız böyle gerektirdiği için yaptık.

Kardeşlerim,

Bundan sonra da gelenlere bizler kapımızı yine asla kapamayacağız. Ve mesele sayı değildir, mesele bu irfana sahip olmaktır, bu idrake sahip olmaktır. İnanın bugün burada sizlerin şu kucak açtığı misafirlerimiz, sizin bu alicenaplığınızı bir efsane gibi nesiller boyunca anlatacaktır. Ne diyecekler biliyor musunuz; “Gaziantepliler bize sahip çıktı, Hataylılar bizi bağrına bastı, Şanlıurfalılar bize kucağını açtı”, bunu söyleyecekler. Kadirşinaslıklarını gösterecekler. Bu duygu parayla ölçülmez. Bu hissiyatı oluşturmak ancak gönülle, kalple, yürekle mümkündür. Hani Neşet Ertaş diyor ya; “Kalpten kalbe bir yol vardır, görülmez, gönülden gönüle gider yol gizli gizli.” Öyle, o yol görülmez. Gerçekten de bu gönülden gönüle giden bir yoldur. Bunu parayla, pulla, maddi imkanla, küçük çıkarlarla, basit menfaatlerle ölçmeye, tartmaya kalkan, bu milletin gönlünden ebediyen silineceğini bilmelidir.

Bu millet, 200 yıldır sürekli büyük acılar yaşadı, sürekli savaşlar verdi, sürekli bir yerden bir yere gitmek zorunda kaldı. Kırım’da, Kafkaslar’da, Balkanlar’da, Kuzey Afrika’da, Ortadoğu’da dedelerimiz hep bu acıları yaşadı. Çanakkale’de o muhteşem direnişi, o muhteşem savaşı verirken, bugün kucak açtığımız tüm kardeşlerimiz bizimle birlikteydi. Şöyle Çanakkale’deki o kabristanı, şehitlikleri gezdiğiniz zaman hep onları görürsünüz, Balkanlar’dan gelenleri görürsünüz, Asya’dan gelenleri görürsünüz.

Değerli Kardeşlerim,

Bu mücadeleler kolay olmadı. Hemen yanımızdaki siperde onlar da dedelerimizle birlikte şehit olmuşlardı. Diğer yanda kolunu, bacağını, gözünü cephede bırakıp, boynu bükük milletine dönen onlardı. Hemen önünde hücuma kalkan birlikten saf saf şahadet şerbetini içerken tevekkülle Kur’an-ı’nı okuyan, duasını eden, yapılan dualara amin diyerek iştirak eden yine onlardı. Son bağımsız devletimizi kurmak için verdiğimiz Kurtuluş Savaşı’na parmağındaki yüzüğünü, evindeki son kuzusunu, varını yoğunu satarak katkıda bulunan yine onlardı. Suriye’deki kardeşlerimizdi, Afganistan’daki kardeşlerimizdi, Pakistan’daki kardeşlerimizdi, Hindistan’daki Müslüman kardeşlerimizdi.

Bu insanlar asla el değil, bu insanlar öteki değil. Bu insanlar asla yabancı değil. Bu insanlar biziz, biz. Biz neysek, onlar da o. Aramızdaki sınırların şurada kaç yıllık geçmişi var. Düne kadar Halep neyse Antep oydu, Urfa neyse Rakka oydu, Hatay neyse Lazkiye oydu. Öte tarafta Edirne neyse Varna oydu, Tekirdağ neyse Filibe oydu, Çanakkale neyse Selanik oydu, aynı şekilde Artvin neyse Batum oydu. Kardeşlerim, Iğdır neyse Nahçıvan oydu. Meseleye bu açıdan bakmayanlar kendi tarihine, kendi medeniyetine, kendi kültürüne yabancılaşmış olanlardır. Biz asla kendimize yabancılaşmadık, yabancılaşmayacağız. Gaziantep kendi tarihine, kendi medeniyetine, kendi kültürüne sahip çıkma konusunda daima örnek olmuştur, bugün de örnek olacaktır; ben buna inanıyorum.

Değerli Kardeşlerim;

Çevremizde bu olaylar olurken, ülkemizde de çok ciddi bir meselemizi, çok ciddi bir sıkıntımızı çözme yolunda önemli bir mesafe kat ettik. Önce demokratik açılım diye başladık. Ardından milli birlik ve kardeşlik projesi olarak bunu güçlendirdik, tahkim ettik. Son olarak da çözüm süreci adıyla nihai aşamasına getirdik. Evet, analar ağlamasın diye çıktığımız bu yolda önemli bir dönüm noktasına ulaştık. Şunu bütün samimiyetimle ifade etmek isterim ki; biz sadece ve sadece milletimiz için, milletimizin kardeşliği, geleceği için, bu süreci başlattık. Sabırla bugüne kadar yürüttük. Söz verdiler tutmadılar, söz verdiler tersini yaptılar, söz verdiler, hiç öyle bir şey yokmuş gibi davrandılar, provoke ettiler. 6-7 Ekim’de vatandaşı sokağa döktüler, vatandaşımızın dükkanlarını yaktılar, araçlarını yaktılar, kamunun araçlarını yaktılar, belediyenin araçlarıyla kanallar açtılar, sabote ettiler, tahrik ettiler, tahkir ettiler. İnanın bütün bunlara hep sabrettik. Niye sabrettik? Ülkemiz bu bunalımı yaşamasın, bunu da atlatacağız, dedik. İnanın bunlara farklı muamele de yapılabilirdi, ama yapmadık. Çünkü bizim derdimiz, bu ülkede huzuru, refahı getirmek, bunu tahkim etmekti, bunu başarabilmekti.

Biz yeri geldi kan kustuk. Baldıran zehri içtik, yola böyle devam ettik. Boğazımıza düğümlenenleri yuttuk, neden? Çünkü bu işin sonunda ülkemizin ve milletimizin kadim bir meselesinin çözümü vardı. Bugüne kadar pek çok yöntemin denendiği bu süreç içerisinde kanın, acının, gözyaşının sel olup aktığı bir meseleyi demokrasi içinde, insan hakları temelinde, hak ve özgürlükler ekseninde çözme imkanı yakalamıştık. Sağ olsun hem bölgedeki, hem de kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına, ülkenin her köşesindeki insanımız bize inandı, bize güvendi, bizi destekledi. Süreç bugüne kadar sağ-salim geldiyse bunda en büyük pay tüm tahriklere rağmen sağduyusunu, vakarını, izanını, irfanını kaybetmeyen milletimize aittir.

Şimdi sürecin yeni bir aşamasına geldik. Gaziantep bu noktada dik durdu. Oyunlara gelmedi, tam aksine Gaziantep oyun bozdu, oyun. Biz yine sabrediyoruz, bekliyoruz, takip ediyoruz. Bugüne kadar onlara rağmen bu süreç ilerlediyse, şimdi de onlara rağmen bu sürecin nihai hedefine ulaşabileceğine inanıyoruz. Onlara kalsa Türkiye bugün yeniden kanın ve gözyaşının hakim olduğu bir yere dönüşecekti, milletimiz buna izin vermedi. En başta bölge halkı buna izin vermedi. İnanıyorum ki, bu aşamada da yine milletimiz, bölge halkı meseleye sahip çıkacak ve gereğinin yapılmasını sağlayacaktır. Bunun için annelere büyük görev düşüyor. Anneler, üzerinizde büyük görev var. Bunun için babalara büyük görev düşüyor. Bunun için kardeşlere, ağabeylere ve ablalara büyük görev düşüyor. Çünkü bugüne kadar canı yanan onlar oldu, öyle mi? İstiyoruz ki bundan sonra bu can artık yanmasın. Gençlerimize, çocuklarımıza büyük görevler düşüyor, çünkü onların gelecek için hayalleri var, hedefleri var. Bunun için de huzura, güvene, istikrara, refaha ihtiyaç var. Çözüm süreci işte bunların hepsinin güvencesini sağlayacak bir kapıdır, imkândır. Gaziantep çözüm sürecinin bir modelidir.

Kardeşlerim,

Çözüm süreci derken istediğimiz; bölgedeki insanımızın tüm çeşitliliğiyle, tüm farklılığıyla Gaziantep’te olduğu gibi yan yana, barış içinde, huzur içinde, sevgi-saygı içinde yaşamasını sağlamaktı. Gaziantep böyle bir iklimde dünya çapında bir marka şehir olabileceğini ifade etti. ‘Bu işin sonunda ne olacak’ diyenler varsa, gelsinler Gaziantep’e baksınlar ne olacağını görsünler.

Gaziantep’te huzur var mı? Gaziantep’te dayanışma var mı? Hamdolsun. Modern bir şehir bilinci var mı? Biz ülkemizi çok sevdiğimiz, milletimizi çok sevdiğimiz için bu süreçte ısrarlıyız. Yoksa öteki türlüsü çok kolay, ama çözüm olmadığını, 40 bin can vererek 100 milyarlarca doları dağlara gömerek gördük. Şundan emin olun kardeşlerim: Kimsenin kimseye bir şey verdiği yok. Biz 78 milyon insanımızın her birine hangi hakkı, hangi imkanı veriyorsak, bölgedeki insanımıza da yılların ihmalini, yanlışlarını telafi ederek aynı şeyleri veriyoruz; ne bir eksik, ne bir fazla. Sizlerden, Gaziantep’in bu modellik özelliğine sahip çıkmanızı istiyorum. Gaziantep sağlam durursa, bu meselenin çözümü iki kat kolaylaşır. Gaziantep’te bir gevşeme, aksi yönde bir kıpırdanma olursa, o zaman da işimiz iki kat zorlaşır. Ben sizlerin bu kesrette vahdet anlayışını, farklılık içinde birlik olabilme vasfınızı güçlendirerek devam ettireceğinize inanıyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Bir kadim medeniyetin mensupları olarak kadim tarihe mensup bir millet olarak, devletimiz de kadim bir devlet. Her alanda yüzlerce, binlerce yıllık bir geçmişe, bir birikime sahibiz. Türkiye Cumhuriyeti bizim ilk değil, son devletimiz, bu devleti gerçekten çok zor şartlarda kurduk. Daha sonra da darbelerle, muhtıralarla, darbe teşebbüsleriyle örülü zorlu bir yolculuğumuz oldu. Devletimizin yönetim biçimi de işte bu süreçte ihtiyaçlardan ziyade güç dengelerine göre biçimlendi.

Dünya değişiyor, Türkiye de onunla birlikte değişiyor. Bize düşen görev, ülkemizi hep daha ileriye götürmek, milletimize hep daha iyisini verebilmektir. İşte bu noktada diyorum ki; kardeşlerim, yeni Türkiye’yi arzuluyor muyuz? Güçlü, yeni bir Türkiye’yi hedefliyor muyuz? İşte diyorum ki; artık şu andaki mevcut yönetim şekli bize uymuyor. Artık bu gömlek bize dar geliyor, bu beden bu gömleğe sığmıyor. Türkiye’nin her alanda hızlanmaya ihtiyacı var. Hızlı karar alacaksınız, hızlı uygulayacaksınız, hızlı netice alacaksınız; günümüz şartları bunu gerektiriyor. Mevcut sistem buna imkan vermiyor. Öyleyse ne yapmak lazım? İhtiyacımıza uygun yeni bir yönetim sistemini tartışmamız lazım. Ben de diyorum ki; Türkiye’nin ihtiyacını karşılayacak olan sistem başkanlık sistemidir. Bunu Anayasa hazırlıklarında biz o komisyona sunmuştuk, ama ne yaptılar? Karşı durdular. Niye? Çünkü biliyorlar ki başkanlık sistemiyle bu ülkede ancak o zamanki iktidar, şu andaki mevcut iktidar yola devam eder. Bu sistem hem bizim yönetim geleneğimize uygundur, hem de günümüz şartlarına uygundur.

Ben Belediye Başkanlığı görevimden başlayarak bilhassa da Başbakanlığım döneminde şunu yaşadım: Davul sizin boynunuzda, sorumluluk sizin üzerinizde, ama tokmak başkasının elinde, böyle bir şey olur mu? 1960 Anayasasıyla böyle bir sistem kurulmuş, 1980 Anayasasıyla da bu sistem iyice yerleştirilmiş. Ne kadar tadilat yaparsanız yapın, ne kadar değişiklik yaparsanız yapın sistemin ruhundaki çarpıklığı düzeltemiyorsunuz. Bir yamalı bohça, bununla bir yere varamıyorsunuz. Birçok anayasa değişikliği yaptık, pek çok yasayı değiştirdik, pek çok kurumun yapısını değiştirdik, ama nafile, olmuyor. Başkanlık sistemi demek, yeni anayasa demek. Yeni anayasa, bizim milletimize eskiden beri bir sözümüz, taahhüdümüz. Ama Meclis’teki şartlar bunun gerçekleşmesine ne yapmadı? İzin vermedi. 2011 seçimlerinden sonra Meclis’teki komisyonu kurduk, yine buna yanaşmadılar.

Dedik ki; gelin bu Meclis yeni anayasayı yapma şerefine nail olsun. Fedakarlık ettik, Meclis’te bizim milletvekili oranımız yüzde 60 olduğu halde, kurulan komisyonda yüzde 25’le temsil edildik. Derdimiz üzümü yemekti, bağcıyla işimiz yoktu, milletçe üzümü yiyelim istedik, ama karşı durdular. Yani 320 milletvekili olan o zaman bizim partimiz, 3 kişiyle temsil ediliyor, 30 milletvekili olan, o da 3 kişiyle temsil ediliyor. Ya bu kadar fedakarlık yaptık. Biz bunları dert etmedik.

Kardeşlerim,

Biz Türkiye’yi yeni anayasasına kavuşturmak için tüm gücümüzle çalıştık, netice alamadık. Çünkü diğerlerinin öyle bir derdi yok, öyle bir amacı yok. Onlar, nasıl olur da suçu diğer tarafın üzerine atarak, bu işin içinden sıyrılırız, bunun derdine düştüler. Komisyon samimi çalışmayınca, dürüst çalışmayınca netice de çıkmadı.

Şimdi ne diyoruz? Şimdi 7 Haziran’da bir seçim var mı? Bu seçimde Türkiye’yi, yeni Türkiye hedeflerini, yeni anayasasına, başkanlık sistemine, çözüm sürecini güçlendirerek kavuşturmak için hazır mıyız? Kardeşlerim, 400 milletvekilini verin ve bu iş huzur içinde çözülsün. Buna hazır mısınız? Buna hazır mısınız? Öyleyse ciddi manada çalışmanız lazım. Bu konuda yapılmış epeyice çalışma var zaten. Seçim sürecinde yapılan tartışmalarla mesele daha da somutlaşacak, daha da netleşecek, ben buna inanıyorum. Yeni Meclis, hemen kolları sıvayıp bu meseleyi gündemine alacak. İşte bakın şurada şu anda bir iç güvenlik paketi meselesi var değil mi? Meclis’te nelerin olduğunu görüyorsunuz. Düşünün 312 milletvekiliyle İktidar Partisi, karşıda 220 milletvekiliyle muhalefet elinden geleni yapıyor, kavga-gürültü, ön kesiyorlar. Ve Meclis Başkanvekili bir Hanımefendiye nasıl saldırdıklarını görüyorsunuz. Muhalefet yasa çıkarmak için yok, yasaların çıkmaması için var.

Ben, yeni anayasa deyince, başkanlık sistemi deyince birileri sanıyor ki bunlar benim tapulu malım olacak. Ondan sonra da ben bunları alıp mezara götüreceğim. Bunların hepsi bu ülkenin olacak, bu milletin olacak. Mesele bu, bunu yapmaya çalışıyoruz. Hepimiz fani insanlarız, bu gök kubbede hoş bir seda bırakabilirsek, ne mutlu bize. Eninde sonunda halk tecelli edecek, biz de Rahmeti Rahman’a kavuşacağız. Kefenin cebi olmadığı için başkanlık sistemini alıp öteki tarafa götürecek halimiz de yok. Biz ülkemiz için, milletimiz için, istikbalimiz için bunu istiyoruz. Ben yeni Türkiye derken, 2023 hedeflerini şu anda hayal ediyorum. Ben yeni anayasa, başkanlık sistemi derken büyük Türkiye’yi, 2053’ü, 2071’i hayal ediyorum. Biz o günleri görmeyeceğiz, ama torunlarımız hiç olmazsa o günleri yaşasınlar diye bunu düşünüyorum, hayal ediyorum.

Aslında bu konuda geç bile kalındı. Bugüne kadar Türkeş’ten Erbakan Hocamıza, bakın bunun altını çiziyorum; Türkeş başkanlık sistemi dedi. Şimdi onun izinden gittiğini söyleyenler bunun karşısına dikiliyor.

Değerli Kardeşlerim,

Özal’dan Demirel’e pek çok lider başkanlık sistemi arzusunu dile getirmiştir, hep bunlar kayıt altındadır. Aslında 2002’den beri yapılan her seçim, her referandum milletimizin bu yöndeki değişim arzusunun bir ifadesidir.

Sevgili Kardeşlerim,

Bu meseleyi bugüne kadar geciktirenler ülkemize ve milletimize karşı büyük vebal içindeler. Ben buradan, Gaziantep’ten Demokrasi Meydanı’ndan tüm Türkiye’ye sesleniyorum, tüm vatandaşlarıma sesleniyorum; gelin Türkiye’nin bu büyük dönüşümüne destek verin. Türkiye’nin yeni anayasasına, başkanlık sistemine kavuşmasına vesile olun, diyorum. Bunu sağlayacak Meclis’i oluşturun ve tarihi görevinizi yerine getirmiş olun. 12 yıldır Türkiye’nin vesayet zincirlerini birer birer kırmasını sağlayan bu millet, inanıyorum ki, yeni Türkiye hedefiyle yeni Anayasa ve başkanlık sistemiyle tüm bunları taçlandıracaktır.

Kendi oylarıyla Türkiye’nin ilk Cumhurbaşkanını seçen bu millet, inanıyorum ki bu ülkenin ilk başkanını da uzak olmayan bir gelecekte seçme iradesini gösterecektir. Gaziantep başkanını seçmek istiyor mu? Maşallah. 81 vilayetimizin hepsinden de aynı coşkunun, aynı inancın, aynı sesin yükseleceğine inanıyorum.

Açılışını yaptığımız eserlerin, hizmetlerin bir kez daha hayırlı olmasını Allah’tan diliyorum.

Yarın, Kadınlar Günü. Yarın kadına şiddete karşı koymanın önemli bir sıçrama günü. İnşallah, bu mücadeleyi de birlikte sürdüreceğiz. Kadına şiddet, insanlığa ihanettir. Bu mücadeleyi hep birlikte tarih boyunca kadınlar verdi, şimdi birlikte veriyoruz, vereceğiz. Veda Hutbesinde “Allah’ın bir emaneti” olarak kadın, Sevgili Peygamberimiz tarafından ifade ediliyor. Bu emanete ihanet yok. İki; kadın makamların en yükseğinde, nedir o? Anne. Bak, erkek, baba makamların en yükseğinde değil, cennet annenin ayakları altında, babanın değil.

Son olarak anneciğimin ayaklarının altını öperdim, o ayağını çekerdi. Çektiğinde, ‘anacığım derdim, cennetin kokusunu bana çok mu görüyorsun’ Ağlardı. Onun için kim ne derse desin, inşallah el ele, omuz omuza aydınlık yarınlara da beraber yürüyeceğiz. Günümüz hayırlı olsun, geleceğimiz aydınlık olsun inşallah, kalın sağlıcakla diyorum.

Ve yeni Valimizi sizlere emanet ediyorum. İnşallah Ali Bey inanıyorum ki Gaziantep’e çok büyük hizmetler verecek. Belediye Başkanımızla birlikte el ele burada çok büyük hizmetlere inşallah imza atacaklar.

Tekrar kalın sağlıcakla diyorum, hayırlı olsun diyorum.