Slovenya-Türkiye İş Forumu’nda Yaptıkları Konuşma

30.03.2015

Değerli Dostum, Sayın Cumhurbaşkanı Pahor,

Değerli İşadamları,

Hanımefendiler, Beyefendiler

Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyor,, Türkiye-Slovenya İş Forumunun ülkemiz ve iş adamlarımız için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Sözlerime Slovenya’da bulunmaktan duyduğum memnuniyeti belirterek başlamak istiyorum. Türkiye olarak Slovenya ile ilişkilerin geliştirilmesine büyük önem veriyoruz. Slovenya ile barış, istikrar, iyi komşuluk ve ikili işbirliğine dayanan ortak hedefleri paylaşıyoruz.

Askeri, siyasi, ekonomik, ticari, kültürel, tüm alanlarda bu ilişkileri geliştirmek, inanıyorum ki Türkiye-Slovenya ilişkilerinin geleceğe yönelik bakışını çok daha güçlü kılacaktır.

Sayın Cumhurbaşkanı Değerli Dostum Pahor ile birlikte 2011 yılında ikimiz de başbakandık, imzaladığımız Stratejik Ortaklık Anlaşması ilişkilerimize bir ivme kazandırmıştır. Ülkelerimiz arasındaki bu ileri düzeydeki siyasi ilişkilerin ticari ve ekonomik alanlara da yansımasını özellikle temenni ediyorum.

Ekonomik ilişkilerimizin karşılıklı yarar ilkesi doğrultusunda daha da geliştirilmesini, derinleşmesini ve yeni alanlara yayılmasını da sağlamalıyız. Mevcut işbirliğimizin ticaret boyutun güçlendirmek suretiyle Balkanlar’da, Avrupa’da ve tüm dünyada refah, huzur ve istikrar için birlikte çalışmak istiyoruz. Bu anlayışla bugün siz değerli iş adamlarımızla bir aradayız.

Son yıllarda ülkelerimiz arasında gerçekleştirilen üst düzey temas ve ziyaretler Türkiye ile Slovenya arasındaki ilişkilerin sağlam temellere oturtularak, daha da geliştirilmesi açısından yararlı oldu. Yakalanan bu ivmeyi hız kesmeden sürdürmeli ve daha ileri taşımalıyız.

Biz Slovenya’yı doğrudan sınırımız olmasa da, komşu ülke olarak görüyoruz. Bilhassa Balkan coğrafyasının bizleri yakınlaştırdığına inanıyoruz. Türkiye ve Slovenya Balkanlar’da istikrarın sağlanması yönünde büyük çaba gösteriyor. Bölge ülkeleriyle ticaret ve yatırımları daha da artırarak, bu çabamızı desteklemeliyiz. Aramızdaki müştereklerin ortak tarihten ve coğrafya yakınlığından daha fazla olduğuna inanıyorum. Buradan aldığımız güçle ortak bir geleceği inşa etmenin her iki ülkenin de yararına olduğunu düşünüyorum. Geleceğe odaklandığımızda bugünkü sorunların küçüldüğünü göreceğiz. Slovenya ile ilişkilerimizi işte böyle bir zemin üzerinde her geçen gün daha da güçlendirerek, sürdürmek istiyoruz. Sizlerin de aynı duygular içinde olduğunu biliyoruz. İş Forumu toplantımızın bu sürece katkı sağlamasını temenni ediyorum.

Sayın Cumhurbaşkanı,

Değerli İşadamları,

Türkiye ekonomisi geçtiğimiz 12 yılda uyguladığımız istikrarlı ve güvene dayalı politikalar, gerçekleştirdiğimiz yapısal reformlarla bugün geçmişe kıyasla çok daha güçlü bir yapıya sahiptir. Bölgenin en büyük ekonomisiyiz. 2014 yılında 840 milyar dolara ulaşan milli gelirimiz ve 400 milyar dolarlık dış ticaret hacmimizle Avrupa’nın 6. ve dünyanın 17. büyük ekonomisi durumundayız.

Burada özellikle bir konuya değinmek istiyorum; Son dönemlerde biliyorum ki Slovenya’da özelleştirmeyle ilgili bazı gayretler, bazı çalışmalar var. Tabii burada şunu özellikle yaşadığımız tecrübe olarak aktarmak isterim: Biz geldiğimizde iktidara 12 yıl önce özelleştirme konusunda maalesef bizden önceki iktidarlar cesur davranmadıkları için istenilen, beklenen bir özelleştirmeyi gerçekleştiremediler ve burada hep kaybedildi. Neden? Çünkü kamuya ait firmaların hemen hemen büyük bir çoğunluğu sürekli zarar ediyor ve bu sübvanse ediliyordu. Nereden? Hazine’den. Ve bu sübvanse edilmek suretiyle de ülke devamlı geri gidiyordu. Biz cesur davrandık, çok eleştiriler aldık, çok eleştirdiler bizleri. Köşe yazarları, bazı yerlerde ufak tefek gösteriler de olmadı değil, oldu. Ama biz inandık, azmettik, kararlı bir şekilde yolumuza devam ettik. Çünkü biz şunu biliyorduk: Eğer biz bu özelleştirmeleri gerçekleştirirsek yarın buraları kazanacak, kazanmakla kalmayacak istihdamda bize çok ciddi bir kaynak oluşturacak, ödediği vergiyle bizlere çok ciddi bir kaynak oluşturacak ve uluslararası piyasada da bu kurumlar, bu kuruluşlar Türkiye’nin sesini çok daha farklı bir şekilde geliştirecektir.

Çünkü özelleştirmenin neticesinde eğer bu özelleştirmeye girenler küresel sermayeyse zaten pazarıyla geliyor. Küresel sermaye değil de, iç piyasada yerli bir sermayeyse, o da zaten bu işi iyi bildiği için kamuda olduğu gibi işin tasarruf boyutunu da iyi bilir, üretim noktasında da işin heyecanını yaşar.

Şimdi burada tabi ben çok açık bir şey söyleyeceğim, maalesef kamu kurumlarında genelde mantık hep şudur: ‘Devletin malı deniz, yemeyen domuz’, bunu açık söylemem lazım. Çünkü devletin malını kimse ayın hassasiyet içerisinde ele almıyor, ama özel sektör öyle değil, özel sektörde, adam orada ‘acaba ben kadar kaybediyorum’ diye buna dikkat ediyor. Ve biz şu anda özelleştirmede çok ciddi mesafeler aldık, temenni ediyorum ki Slovenya da gayet cesur kararlar almak suretiyle bu noktada atacağı adımlarla inanıyorum ki gücüne güç katacaktır, bundan hiç endişeniz olmasın.

Türkiye, küresel ekonomik krizden en hızlı çıkan ve küresel ekonomik belirsizlikten en az etkilenen ülkeler arasında olmuştur. 2003-2013 döneminde yıllık ortalama yüzde 5 oranında büyüdük. Küresel durgunluğa rağmen 2014 yılının ilk 3 çeyreğinde ekonomimiz yüzde 2,8 oranında büyüme başarısını gösterdi. Genç ve nitelikli işgücümüz, istikrarla büyüyen, ekonomimiz, rekabetçi özel sektörümüz, yerleşmiş mali disiplinimiz ve gelişen altyapımızla dünyada yükselen güçler arasındayız.

Birçok şeyler söyleyebilirler, ‘efendim, elektrik dağıtımını sakın ha özelleştirmeyin, telefonu sakın ha özelleştirmeyin, finans sektörünü sakın ha özelleştirmeyin.’ Ben şunu söylerim: Bakın finans sektörünün tamamını özelleştirin demem, bir bölümü kendinizde muhakkak kalmalı, ama bir kısmını veya belli oranda özelleştirmeyi yapmakta fayda var, çünkü tamamını da özelleştirdiğiniz zaman bu defa piyasayı tamamen onlar balans etmeye kalkarlar, tamamen piyasanın hakimi konumuna gelirler ki, orada o zaman ciddi sıkıntılar başlayabilir.

Ama elektrik dağıtımında bana göre yeter ki o dağıtıma sahip çıkacak yabancı veyahut da yerli sermaye olsun ve bu işin içine girsin, çünkü kayıp-kaçağı o daha iyi kontrol eder, ama kamuda olduğu zaman kayıp-kaçağı maalesef zannettiğiniz gibi kontrol etmiyorlar, çünkü onun canı yanmıyor, ama özel sektör olduğu zaman canı yanıyor, dolayısıyla dikkat ediyor, nerede kayıp-kaçak var, buna bakıyor. O bakımdan, buralarda bence rahat olmak lazım, adımı da ona göre atmak lazım.

Cumhuriyetimizin 100. Yıl Dönümü’ne tekabül eden 2023 yılında hedefimiz bizim şu anda 2 trilyon dolar milli gelire ulaşmaktır. Bu konuda kendimize ve iş dünyamıza güveniyoruz. Türkiye ekonomisinin hızla büyümesinde en önemli etkenlerden biri de hiç kuşku yok ki dış ticaretimizde kaydedilen gelişmelerdir. Bugün dünyada ülkemizde üretilen ürünlerin girmediği, ihracat yapmadığımız hemen hiçbir yer kalmadı.

Başta müteahhitlik olmak üzere hizmetler sektöründe gelişmiş bir altyapıya ve önemli bir deneyime sahibiz. Bugüne kadar müteahhitlerimiz tarafından 100’ün üzerinde ülkede taahhüt tutarı 300 milyar dolara ulaşan 7683 proje üstlenildi, bu önemli bir şey. Dünyanın en büyük 250 müteahhitlik firması listesinde ülkemiz, 42 firma ila Çin’in ardından ikinci sırada yer alıyor, böyle bir konumdayız.

Son 12 yılda gerçekleştirdiğimiz altyapı yatırımları devlet ile özel sektörümüzün birlikte ortaya koydukları bir başarıdır. Ulaştırma alanında bu sürede 17591 kilometre bölünmüş yol, 27 havalimanı, hızlı demir yolu hatları inşa ettik. Göreve geldiğimizde 26 tane havalimanımız vardı, ama 12 yılda buna 27 tane havalimanı ilave ettik ve şu anda en uzak mesafede, vatandaşımız 45 dakikada havalimanına ulaşabiliyor ülkemizin neresi olursa olsun, böyle bir noktaya geldik.

Dünya çapında bir proje olan İstanbul Boğazı’nın altında inşa edilen Avrupa ile Asya’yı birbirine bağlayan Marmaray’ı tamamladık ve hizmete açtık. Şimdi ikinci tünel yapılıyor Avrasya Tüneli, onun da önümüzdeki yıl öyle zannediyorum ki, Eylül-Ekim gibi açılışını yapacağız.

Bunlara ilave olarak hem raylı sistemi, hem tekerli araçların geçişini kapsayan, Avrasya Tüneli bir farklılığı ortaya koyacak. Mesela şimdi Boğazın üzerinde iki tane köprü var, üçüncü köprü yapılıyor Yavuz Sultan Selim Köprüsü, 4 gidiş, 4 geliş, bir de ortadan hızlı tren, o da yapılıyor. Ve o da şu anda hızla devam ediyor, fevkalade bir durum olmazsa önümüzdeki yıl sonuna kadar onu da yetiştireceğiz. Gerçi bu yıl iddiaları var ama, herhalde önümüzdeki yıla diyelim onu, sağlama alalım, bu da devam ediyor.

Bir başka ş anda başladığımız dev proje var, 150 milyon yolcu kapasitesi ve 22 milyar 152 milyon avro maliyetiyle dünyanın en büyükleri arasında yer alacak yeni havalimanımızla ilgili çalışmalar şu anda devam ediyor. Biten, devam eden ve başlayacak olan daha pek çok projeyle 2023 hedeflerimize ulaşmak için tüm gücümüzle çalışıyoruz.

Türkiye bugüne kadar kendisine yardım yapanları yalnız bırakmadığı gibi, beraber yatırım yapanları da yolda bırakmamıştır, hiçbir uluslararası şirketi mahcup etmemiştir, bundan sonra da etmeyecektir.

Değerli Dostum Pahor,

Değerli Arkadaşlar;,

Dünya ekonomisiyle bütünleşmiş Türkiye olarak Slovenya’da özelleştirmeleri takip etmenizi özellikle hem Türkiyeli girişimcilere, hem de Slovenyalı girişimcilere tavsiye ediyorum, çekinmeyin, bence bu işlere girin.

Türk iş adamlarına Slovenya’da girişimlere özellikle başlamalarını da tavsiye ediyorum. En büyük ticari ortağımız Avrupa Birliği’yle ilişkilerimize büyük önem veriyoruz, müzakereciyiz, Slovenya ise üye, dolayısıyla atacağımız her adımın burada neticelerinin nereye varacağını sizlerin de artık idrakine bırakıyorum.

Tabi katılım müzakerelerinde her şeyden memnun musunuz? Değiliz. Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin temelini oluşturan müzakere süreci siyasi engellemeler nedeniyle maalesef zaman zaman durma noktasına geldi. Bu noktada katılım sürecimize verdiği destek için Slovenya’ya teşekkür ediyorum, bu desteğin daha güçlü biçimde devam etmesini de ayrıca diliyoruz.

Bununla birlikte, ülkelerimiz arasındaki ilişkileri bu süreçten bağımsız olarak daha da ileriye taşımanın çabası içinde olmalıyız. Özellikle son dönemde kaydettiğimiz yoğun ve yakın işbirliği sürecinin ticari ilişkilerimizde de karşılığı bulması gerekiyor. Ekonomilerimizin bazı alanlarda birbirini tamamlayıcı üretim yapılarını dikkate aldığımızda, ülkelerimiz arasındaki işbirliğinin geliştirilmesi için büyük bir potansiyel olduğunu görüyoruz.

Türkiye ve Slovenya arasındaki ticaret hacmi 2014 sonu itibarıyla 1 milyar doları birazcık aşıverdi, ama yeterli değil. Bu önemsenmesi gereken bir rakam olmakla birlikte, iki ülkenin ekonomik potansiyelinin daha fazlasına imkan verecek boyutta olduğuna inanıyorum. Yeni işbirliği alanları bulmak için çalışmalıyız. Sadece ticaret değil, müteahhitlik ve üçüncü ülkelerde ortak yatırımlar gibi alanlarda da yeni fırsatlar aramalıyız, diye düşünüyorum.

Ziyaretimden kısa bir süre önce 17-18 Mart’ta Ljubljana’da 6’ncısı gerçekleştirilen Türkiye-Slovenya Karma Ekonomik Komisyonu Toplantısını bu bakımdan önemli görüyorum. Ekonomik ve ticari ilişkilerimizin bütün yönleriyle gözden geçirildiği ve işbirliğinin arttırılması için atılması gerekli ilave adımların tespit edildiği bu toplantı bizi ziyadesiyle memnun etti. Ülkemizde Sloven iş adamlarının yatırım yapmaları için gerekli ortam mevcuttur, şu andaki mevcut yatırımlar çok az. Çevre ülkelerle bağlantılarımız, üretim ve teknik altyapı gibi imkanlarımız, yatırımcılara önemli imkanlar sunuyor, 6 ayrı teşvik bölgesinde çok ciddi imkanlar söz konusu; arazi tahsisinden vergi muafiyetlerine varıncaya kadar, bu imkanlar yatırım için önemli bir zemin oluşturuyor.

Yatırımların karşılıklı olarak artırılmasının ve üçüncü ülkelerdeki fırsatların birlikte değerlendirilmesinin iş adamlarımız arasında sinerji oluşturulması bakımından önemli olduğunu düşünüyorum.

Bu çerçevede, Türk, Sloven ve Karadağ şirketlerinin Karadağ’da Moraca Nehri üzerinde üstlenme aşamasında oldukları hidroelektrik santrali projesinin gerçekleşmesini temenni ediyorum, çok ama çok önemsiyorum. Bu projenin siz değerli iş adamlarına, gelecekteki işbirlikleri için güzel bir örnek teşkil edeceğini düşünüyorum. Burada Türk Eximbank’ın ciddi bir desteği olacak, böylece bu adımın atılması hakikaten üç ülkenin dayanışması noktasında önemli.

Önümüzdeki dönemde Avrupa koridorları kapsamında ülkenizde yapılması planlanan otoyol ve demir yolu projelerinde Türk ve Sloven firmaların birlikte görev alabileceklerine inanıyorum. Karşılıklı yatırımların arttırılması ilişkilerimize uzun vadeli perspektif ve kalıcılık sağlayacaktır. Bu konudaki en önemli görevde hiç şüphe yok ki siz iş adamlarımıza düşüyor. Günümüzde uluslararası ekonomik ilişkilerde özel sektörün öncü rolü tartışılmaz bir gerçek olarak ortaya çıkmış bulunuyor. Sizler, ikili temaslarınızı daha da artırmak yoluyla yeni işbirliği imkanlarını keşfetmeli, çıtayı daha da yükseltmelisiniz.

Değerli Sloven iş adamlarının bugün burada bulunan Türk iş adamlarıyla gerçekleştirecekleri görüşmeler ülkelerimizin siyasi alandaki dostluk ve işbirliğini bir adım daha ileri götürecektir. Bizim görevimiz sizin önünüzde engeller varsa bu engelleri kaldırmaktır. Bunları biz sizin önünüzden kaldıracağız, ama siz de hızla yolunuza devam edeceksiniz. İş adamlarımız arasında kurulacak ortaklıklar her iki ülkenin üretim ve refah seviyesini artırmakla kalmayacak, üçüncü ülkelerde de ortak hareket etme imkanını sağlayacaktır. Her iki ülkenin siyasetçileri, bürokratları ve iş adamları iki toplumun tüm sosyal aktörleri olarak el birliğiyle Türkiye ile Slovenya arasında yakaladığımız bu olumlu süreci iyi değerlendirmeliyiz.

Tüm bu gelişmeler küresel düzeyde ve Avrupa’da yaşanan krizi ülkelerimiz açışından fırsata çevirme konusunda bizi teşvik etmelidir.

Sayın Cumhurbaşkanı Değerli Dostum Pahor,

Türkiye 1 Aralık 2014 itibariyle G-20 Dönem Başkanlığını 1 yıl süreyle üstlenmiş bulunuyor. Dönem Başkanlığımız sırasında G-20’nin küresel ekonomiyi ilgilendiren konuların ele alındığı temel platform olma özelliğini daha da kuvvetlendirmek arzusundayız. G-20 Dönem Başkanlığımızın ana hedefini, kapsayıcı ve sağlam büyüme için ortak eylem olarak belirledik. Bu hedef doğrultusunda önceliklerimizi de kapsayıcılık, uygulama ve yatırımlar şeklinde oluşturduk. Ayrıca G-20’ye güçlü bir düşük gelirli ve gelişmekte olan ülkeler perspektifi getirmeyi hedefliyoruz. Buna ilave olarak, KOBİ’lerin küresel ekonomik sisteme daha iyi entegre edilmesine dönük çalışmalar gerçekleştirmek istiyoruz. Ülkemizin Dönem Başkanlığı önceliklerinin G-20 üyeleri tarafından da benimsendiğini biliyoruz. Kapsayıcılık temelinde gerçekleştireceğimiz çalışmaların odak noktasını G-20 ile düşük gelirli ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki işbirliğinin güçlendirmesi teşkil ediyor. Bu çerçevede G-20 ülkeleri içerisinde daha kapsayıcı bir büyümenin sağlanmasıyla eşitsizliklerin giderilmesi üzerinde de duruyoruz. Türkiye OECD ülkeleri içerisinde ekonomik büyümesini sürdürürken, aynı zamanda eşitsizlikleri de giderebilen iki ülkeden birisi olarak, bu konudaki birikimini dostlarıyla paylaşmaya hazırdır. Gelişmiş olan ülkelerin ekonomilerinin o itici gücü konumumdaki KOBİ’lerin küresel ekonomik sisteme erişimlerini kolaylaştırmak için çalışacağız ve bu noktada tüm dostları da teşvik edeceğiz. Büyümenin toplumun bütün kesimlerini kapsaması ve sürdürülebilir olması büyük bir önem taşıyor.

Bir diğer önemli husus uygulamadır, G-20’nin taahhütlerini uygulaması, küresel düzeyde itibarını koruması bakımından gereklidir. Bu nedenle başta büyüme stratejileri olmak üzere G-20’nin tüm taahhütlerinin etkin biçimde uygulanması amacıyla izleme mekanizmaları oluşturmayı hedefliyoruz. Küresel ölçekteki altyapı yatırımları açığının kapatılması içinde ortak bir yaklaşım sergilenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bazı hesaplamalara göre, önümüzdeki 15 yıl içerisinde küresel ölçekte 70 trilyon dolarlık bir yatırım ihtiyacı var. Bu ihtiyaç gelişmekte olan ülkeler için olduğu kadar, gelişmiş ülkeler içinde geçerlidir. Dönem Başkanlığımızda G-20 ülkelerinin ulusal büyüme hedeflerini destekleyecek kapsamlı yatırım stratejileri hazırlamalarına yönelik çalışmaları sonuçlandırmak istiyoruz. Ayrıca, ticaret ve enerji gibi konularda G-20 Dönem Başkanlığı gündemimizin başlıkları arasında bulunuyor.

G-20 tarihinde ilk kez bir Enerji Bakanları toplantısı düzenleyeceğiz. Bu toplantı da özellikle Afrika’da ciddi bir sorun halini alan enerjiye erişim konusunu gündeme getireceğiz. Türkiye olarak kendimizi G-20 platformunda Slovenya’nın dostu ve sözcüsü olarak görüyoruz, bu çerçevede her türlü işbirliğine hazırız.

Sözlerime son verirken, bu organizasyonun düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.