TESKOMB Heyetini Kabulünde Yaptkları Konuşma

25.02.2015

TESKOMB Heyetini Kabulünde Yaptkları Konuşma

Çok Değerli Esnaf Kardeşlerim,

TESKOMB’un Değerli Başkan ve Yöneticileri,

Değerli Arkadaşlarım,

Hanımefendiler, Beyefendiler; sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyor, milletin evini, Cumhurbaşkanlığı Sarayını şereflendirdiğiniz için her birinize teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanımızı, TESKOMB Başkanımız Sayın Abdülkadir Akgül’ü, bu toplantıya iştirak eden tüm TESKOMB mensuplarını, esnafımıza, sanatkârımıza, milletimize yaptıkları hizmetlerden dolayı kutluyorum.

Sözlerimin hemen başında, yarın 23’üncü yıldönümünü geride bırakacağımız Hocalı katliamında şehit edilen 106’sı kadın, 83’ü çocuk, 70’den fazlası yaşlı, toplam 613 Azerbaycan Türk’ü kardeşlerimize Cenabı Allah’tan rahmet diliyorum.

Bilindiği gibi Hocalı Kasabası, esasen Azerbaycan toprağı olan ve halen işgal altında bulunan Dağlık Karabağ bölgesinde yer alıyor. 1992 yılında kasabalarında katliama maruz kalan bu kardeşlerimiz, yakılarak, gözleri oyularak, başları kesilerek hunharca katledilmişlerdi. Şehitlerimizin aziz hatıralarını bu vesileyle bir kez daha yâd ediyorum. Başta değerli dostum İlham Aliyev olmak üzere tüm Azerbaycanlı dostlarımıza, kardeşlerimize başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Allah bir daha Azerbaycanlı kardeşlerimizi ve onlarla birlikte hiçbir milleti, hiçbir toplumu böyle zulümlere, böyle katliamlara maruz bırakmasın diyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Dünyada ve ülkemizde esnaf ve sanatkârlar ekonominin en önemli aktörlerinden biridir. Ama bizim ülkemizde esnaf ve sanatkârın çok daha farklı bir konumu vardır, bizde esnaf ve sanatkâr orta direk dediğimiz toplumun maddi ve manevi omurgasını teşkil eden kesimi oluşturur. Esnaf ve sanatkârımızın kurumsallaşmasının bizim tarihimizdeki, kültürümüzdeki karşılığını biliyorsunuz. Nedir? Ahiliktir, Ahi teşkilatıdır. Bugün de Ahiliğin terbiyesi, ruhu, adabı, erkânı esnaf ve sanatkârlarımız arasında büyük ölçüde yaşamaya devam ediyor. Türkiye bugüne kadar pek çok ekonomik ve sosyal krizi dünyadaki benzerlerine göre en az tahriple, en sıkıntıyla atlatabildiyse, bunda Ahilik kültürünün büyük bir rolü, büyük bir payı vardır.

Biz etkileri hala devam eden küresel ekonomik kriz başladığından bu yana tüm uluslararası platformlarda bir görüşü ifade ediyor, bir çağrıyı tekrarlıyoruz, diyoruz ki; sınırsız kazanma, sınırsız kar etme. Bu hırs devam ettiği müddetçe dünya bu krizlerden kurtulamaz. Batıda yaşanan refah düzeninde sadece bir kişinin günlük tüketimine Afrika’daki bir insanın haftalar boyunca tükettikleri ulaşamıyorsa, burada bir sorun var demektir. Bir şirketin geliri, bir kıtanın geliriyle mukayese ediliyorsa, burada bir çarpıklık var demektir. Biz işte bu duruma itiraz ettik, itiraz ediyoruz, bu manzaraya sebep olan küresel sistemin sürdürülebilir olmadığını söylüyoruz.

Bakınız, bizim Ahilik geleneğimizde esnaf ve sanatkârımızın ölçüsü, düsturu nedir? Sabah gelir besmeleyle dükkânını açar, akşam artık ne kadar kazandıysa onu cebine kor ve şükürle kapatır. Sadece kendi kazancını düşünmekle kalmaz, komşusunun siftahını da hesaba katar. Böyle bir anlayışın olduğu yerde haksız rekabetmiş, emeğin sömürülmesiymiş, hak yenmesiymiş, bütün bunların yaşanması mümkün müdür? Dikkatinizi çekiyorum, bunlar kanunla, yönetmelikle, yasakla, zorlamayla olacak işler değildir. Eğer bu anlayış sizin benliğinize kök salmamışsa, her mevzuatın bir arka kapısı, her yasağın bir deliği bulunur. Biz sadece ve sadece esnaf kültürümüze, Ahilik geleneğimize sıkı sıkıya sahip olarak dahi tüm krizlerle başa çıkabiliriz.

Yusuf Has Hacib neredeyse bin yıl önce Kutadgu Bilig’de ne diyor biliyor musunuz? Paranın ayarıyla oynama, halka adaletle hükmet, kuvvetlinin zayıfa tahakküm etmesine müsaade etme. Haydutları ortadan kaldır, yolları açık ve emin tut; mesele bu. Bugün bize lazım olan da işte budur değerli arkadaşlar, paranın ayarıyla oynamayacaksın, geldiğimizden beri yaptığımız bu işte. Paranın ayarıyla oynadılar, ne yaptılar? 1’in yanına 6 tane sıfır koydular. Bu nedir bu? Bu paranın ayarıyla oynamaktır. Biz ne yaptık? Bir gecede bu 6 tane sıfırı attık. Niye? Paranın kendisine ayar verelim dedik, o ayarı verdik.

Sizler esnaf olarak çılgına dönüyordunuz ya, hesap yaparken bile zorlanıyordunuz, hesap makineleri bile ihtiyaca cevap vermiyordu; öyle mi? Nerelerden nelere geldi. Ya 1 kuruşa, 1 liraya tuvalete giderken, 1 milyona tuvalete gider hale geldik, öyle mi? Yani eskiden zengin kime denir dendiğinde, milyoner, bir adam milyonerse zengindi. Ama öyle bir hale geldi ki, milyon tuvalete gitme parası oldu. İşte bunları yıktık, artık bunlar yok hamdolsun.

12 yıllık Başbakanlık döneminde olduğu gibi, bugün de Cumhurbaşkanı olarak bu değerlere sıkı sıkıya bağlıyım. Sizlerin de aynı şekilde bu değerlere olan bağlılığınızdan şüphe duymuyorum.

Değerli kardeşlerim,

Türkiye’nin geçtiğimiz 12 yılda yaşadığı büyük dönüşümü en iyi esnaf ve sanatkârlarımızın takdir edebileceğine inanıyorum. Hiç uzağa gitmeye gerek yok, TESKOMB’un faaliyetlerinin rakamlara dökülmüş hali bile bu gelişmeyi tüm açıklığıyla göstermeye yeterlidir; kolay değil. Şimdi sizler bu ülkede 1 milyon 40 bin esnafsınız, 1 milyon 40 bin esnaf, her esnafın ailesiyle beraber şöyle bir düşündüğümüzde, yani en basitinden 5 milyon aile, fazlası var azı yok. Şimdi bir de bunun nesi var? Yansıması var. Nedir o yansıma? Müşteri. Mahalle, sokak, her şey sizin elinizde.

Bakın, 2002 yılında esnafımız, sanatkârımız yüzde kaçla kredi kullanabiliyordu? Yüzde 47’yle, yüzde 47. Bugün bu oran kaç? 4-5, buradayız. Peki, kredi limiti neydi? 5 bin. Peki, bugün ne kadar? 150 bin lira. Bakınız nereden nereye. Bir yıl içinde bu imkândan kaç kişi yararlanabiliyordu? 63 bin kişi, 1 yıl içinde 63 bin kişi bundan yararlanabiliyordu. Peki, bugün kaç kişi yararlanabiliyor? 308 bin kişi, yani ortalama 1’e 5 artış söz konusu.

Faal kooperatif sayısı neydi? 402. Bugün ne? 930. 12 yılda kaç esnaf, sanatkârımız bu imkândan yararlanmış? 1 milyon 17 bin kişi bundan istifade etmiş.

Değerli Kardeşlerim,

Bu 1 milyon 17 bin kişi ne kadar kredi kullanmış, bir de buna bakmamız lazım. 40 milyar lira, yani eski rakama bunu vurduğumuz zaman ne yapar? 40 katrilyon. Bu kredilerle esnafımız, sanatkârımız kendine yeni iş kurmuş, mevcut işini büyütmüş, mal almış, malzeme almış, eleman çalıştırmış. Yani milli ekonomiye katkı sağlamış. Sadece kendine değil aynı zamanda da milli ekonomiye. Hem kendisi kazanmış, hem ülkeye, hem millete kazandırmış.

2015 yılı içinde bütçeye 750 milyon liralık bir sübvansiyon rakamı konuldu. Bu sübvansiyonla esnaf ve sanatkârımız 16 milyon lira civarında bir kredi kullanabilecek. Biliyorsunuz bizim 2023 hedeflerimiz var, buna göre Türkiye’yi önümüzdeki 8 yılda 2-3 kat daha büyütmemiz lazım. Esnafımız, sanatkârımız güçlü olacak ki hedefimize ulaşabilelim. Bakınız İstanbul Ticaret Odası’nın hazırladığı 500 büyük sanayi kuruluşu arasında tam 8 tane kooperatifimiz var. Bu tablo bize esnaf ve sanatkârlarımız kendi aralarında sağlam bir birlik oluşturduğunda karşısında durabilecek hiçbir gücün olmadığını gösteriyor. Türkiye’nin 2023 hedefleri için tüm kurumlarıyla, tüm kesimleriyle birlik içinde, uyum içinde hareket etmesi gerekiyor.

Dün Merkez Bankası lütfetti, politika faizinde ve faiz koridorunda çeyrek puanlık bir indirim yaptı. Yıl boyunca yapılan indirimlerin hepsini topluyorsunuz 2,5 puan ediyor. Hâlbuki geçtiğimiz yıl Ocak ayında bir kalemde 5,5 puanlık artış yapılmıştı. Hala ocak ayındaki artışın yarısı kadar dahi indirim yapılmış değil. Faiz artırımına konu bu şartlar ortadan kalktı, ama artan faiz hala yerinde duruyor; böyle şey olur mu? Bizim Merkez Bankası’nın bağımsızlığına bir sözümüz yok, ayrı bir konu. Ama nereye kadar yok, ülkenin ve milletin menfaatlerini koruduğu yere kadar yok. Bu konuda bir yanlış gördüğümüz, eksik gördüğümüz zaman sözümüzü söylemekten asla çekinmeyiz, bunu da bilmesi lazım. Burada bir kez daha ifade ediyorum; bize karşı bir bağımsızlık mücadelesi veriyorsun da, başka bir yerlere karşı bağımlılığın mı var, bir de bunu söyle, böyle bir şey mi var? Merkez Bankası faiz konusunda yanlış yapıyor. Mevcut faiz oranları, Türkiye’nin ekonomideki gerçeğine uygun değildir. Güya riskleri azaltmak için uyguladıkları faiz politikasının kendisi bir risk haline dönüşmüştür, bunu bilmeleri lazım. Esnafımızın, sanatkârımızın, üreticimizin, çalışanımızın hakkını korumak; benim en başta gelen görevimdir. Bu konudaki ısrarımın sebebi de budur. Milletin hakkını, hukukunu korumaktır. Bu konunun takipçisi olmaya, ikazlarımızı yapmaya devam edeceğiz.

Değerli Kardeşlerim,

Eğer bu kredilerdeki faiz oranı ne kadar düşerse, ne kadar düşük olursa, ben inanıyorum ki yatırımlar o denli ne olacaktır, artacaktır. İstihdam o denli artacaktır, üretim o denli artacaktır. Rekabet noktasında o denli benim yatırımcım, girişimcim ne yapacaktır, güçlenecektir. Bunu bizim yapma mecburiyetimiz var. Ekonominin büyümesi için, refahın yükselmesi için, bir ülkede istikrarın, huzurun olması gerekiyor. Biz bugüne iki kavramla geldik; istikrar ve güven kavramlarıyla geldik. Güven olmazsa istikrar olmaz, biz bunu sağladık. O zaman sen de istikrar için Merkez Bankası olarak üzerine düşen görevi yapmak zorundasın. Bağımsızlık zırhına sığınmak suretiyle kalkıp da bize karşı tavır takınma bize karşı tavır takınma, o zaman biz soru işaretlerini koyarız, acaba bir yerler mi bunları nüfuz altına alıyor? Bakın bu kadar açık konuşuyorum. Bir dönem Türkiye’de istikrar ve güven ortamı darbeyle, muhtırayla, bildiriyle tehdit edilirdi, bu dönem kapanınca yeni yollar, yeni yöntemler buldular. Öyle kalkıp Merkez Bankası’nın başındaki kişi iyidir, hoştur vesaire. Ben iyiliğe, hoşluğa yaptıklarıyla bakarım, kendi fiziğiyle bakmam; bunu bir defa görmemiz lazım, ne yapıyorsun, netice ne, ben buna bakarım, uygulamaya bakarım.

2007 yılında suni bir cumhurbaşkanlığı krizi çıkartmak istediler, hatırlayın, olmadı. Sonra kurucusu olduğum partiyi kapatma davasıyla aynı amaca ulaşmaya çalıştılar, o da olmayınca terörden medet umdular, önce bölücü terörü devreye soktular, çözüm süreciyle mesele başka bir yöne doğru evrilince bu defa bu sokaklara terörize etmeye çalıştılar. Bunun bedelini sizler çok ağır ödediniz, kepenkler indirildi, dükkânlar ateşe verildi, öyle mi? Araçlar yakıldı, yıkıldı, bütün bunları yaşadınız, yaşadık. Önce Gezi olaylarıyla, daha sonra 6-8 Ekim hadiseleriyle bunu amaçladılar, yine olmadı. Çıkıyor siyasi parti başkanları, eşbaşkanları, dökülün sokağa diyor ve bunu bir demokratik hak gibi de takdim ediyor. Böyle bir demokratik hak yok, demokratik hak kürsüdedir, ama şimdi bakıyoruz ki kürsüleri de terörize etmeye başladılar, çok çirkin bir şey.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çatısı altında Sayın Başkanvekilinin önündeki çan kırılıyorsa, kürsüde konuşmacı, bakıyorsunuz bayan milletvekilleri gelip onları taciz ediyorsa ve bir başkası geliyor orada mikrofonu kırıyor, koparıyorsa, bir başkası veya başkaları oturup suratlarını maskeyle örtüyorsa, haa terörün artık temsili Parlamentoya girmiş demektir. Bir bayan Meclis Başkanvekiline kalkıp da milletvekillerinin ağzından çıkan lafları kulakları duymuyor. Bir taraftan kadına taciz konuşuluyor, kadına şiddet konuşuluyor, öbür taraftan kalkacaksınız Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Başkanvekili olan bir bayana kürsüde her türlü ağıza alınmayacak hakaretleri yapacaksınız; lanetliyorum. Bu, demokratik Parlamenter sistem içerisinde temel hak ve özgürlüklerin egemen olduğu bir sistem içerisinde milletvekillerine yakışacak üslup değildir. Milletvekilinin görevi yasa çıkartmaktır. Milletvekilinin görevi, engel olabiliyorsan engel olabilirsin, bunun yolu, yöntemi, her şeyi bellidir, olamıyorsan kabul edeceksin, çünkü oradaki milletvekilleri bu milletin vekilleri olarak oradadır. Millet size elinize ne varsa alın, gereğini yapın diye sizi oraya göndermedi. Meclisteki manzaraya baktığınızda, sanırsınız ki bu değişiklikle molotof serbest bırakılıyor; böyle şey olur mu ya? Uyuşturucu teşvik ediliyor, polisin olaylar karşısında eli kolu bağlanıyor. Hâlbuki tam tersi, bu milletimizin tamamını, bilhassa da esnaf ve sanatkârlarımızı bizar eden, mağduriyetlerine yol açan olaylar karşısında daha etkili tedbirler alınmasını sağlayacak bir düzenlemedir.

Kardeşlerim,

Aslına bakarsanız bunlar ne dediklerini, ne istediklerini de bilmiyorlar. Hangi esnafımız molotof kokteyliyle, havai fişeklerle taciz edilmeyi kabul edebilir, mümkün mü? Demir bilyelerle, sapan, bunun kullanılmasını kabul edebilir. Döner bıçaklarıyla, aklınıza ne gelirse, bunlarla beraber serbestçe dolaşmayı kabul edebilir? Maske; niye maske takıyorsun? Eğer sen terörist değilsen yüzün açık dolaş, niye maskeyle dolaşıyorsun? Erkeğim diyor, ne erkeği ya? Erkek pantolonla dolaşıyor, sen niye etekle dolaşıyorsun? Maalesef bunlarla dolaşıyorlar ve bunlarla güya kendilerini gizliyorlar; böyle bir şey olabilir mi? Dürüst olun dürüst. Yani terörist, ama her yola başvuruyor, bununla ilgili bu kanun er veya geç çıkacak, çünkü bir devletin yöneticisi konumunda olan hükümet ne yapacaktır? Onu en sağlıklı şekilde yürütebilmek için gerekli olan yasal düzenlemeleri yapacaktır. Nerede yapacak? Yasama organında. Yasama organı neresi? Türkiye Büyük Millet Meclisi. Ondan sonra da o yasalara göre bunu hayata geçirecek, polisin eli güçlenmesi lazım, jandarmanın eli güçlenmesi lazım, buna göre de Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu ona verdiği yetkiyle adımını atması lazım. Bu sadece bizde değil, Batıda, Amerika’da, her yerde, ne gerekiyorsa bütün bunlar incelenerek yapılmış bir çalışmanın Parlamentodan geçmek suretiyle hayata uygulanmasıdır. Rahatsızlığın sebebi nedir? Bundan sonra böyle toplumu terörize edemeyeceklerini düşünerek bundan rahatsız oluyorlar.

Tabii ben şahsen bu makama geldikten sonra bir şeyden gerçekten çok rahatsız oldum. Yani biz birilerinin amacını anlıyoruz da, Ana Muhalefetin ve yanındaki muhalefetin yaptıklarını anlamakta doğrusu zorlanıyorum.

Tabii şimdi bir şey daha gördük, yani Parlamento içinde 3 tane parti, ama bir de bakıyoruz ki bunların yanında bir paralel yapı, 4 birliktelik ve bu 4 birliktelik medyasıyla yazılı ve görsel olarak bu 3 taneye gerekli desteği veriyor ve bu gerekli desteği vermek suretiyle bu süreci devam ettirmek istiyorlar.

Er veya geç milletimizin Parlamentoya gönderdiği milletvekilleri inşallah burada bu düzenlemeyi yaparak bize gönderecektir.

Musul Başkonsolosluğumuz basıldığında aylarca Hükümetin başının etini yediler. Ne dediler? Niye zamanında boşaltmadınız dediler, hatırlayın, bunu dediler mi? Dediler. Süleyman Şah Türbesi’ni bölgedeki çatışmalar sebebiyle nakli kuburla daha güvenli bir yere taşıyoruz, bu defa da niye böyle yaptınız, niye topraklarımızı bıraktınız da kaçtınız diye ortalığı ayağa kaldırıyorlar.

Değerli Arkadaşlar,

Bizim her iki hadisede de tek önceliğimiz; tek bir vatandaşımızın, tek bir askerimizin burnu dahi kanamadan meseleyi çözmek olmuştur. Hamdolsun ne Musul meselesinde, ne Süleyman Şah’ta oradaki kardeşlerimize, onların ailelerine, milletimize mahcup olmadık.

Ve iç güvenlik paketinin kabul edilmesiyle sokakları terörize etmek isteyenlerle çok daha etkili şekilde mücadele edileceğini de göreceksiniz. Diyorlar ki, topraklar bırakıldı gelindi.

Değerli Arkadaşlar,

Aylarca biz bu operasyon üzerinde çalıştık. Bakın bizim şu anda Suriye toprakları içerisinde kaybedilmiş 1 metrekare toprağımız yoktur, 1 metrekare. Ve şu anda Eşme Köyü’nde yapılmakta olan düzenleme bizim daha önceki yerle mukayese edilmeyecek noktada güvenli olan bir yerdir, bir alandır. Çünkü burada sırtını tamamen Türkiye’ye dayayan bir düzenleme var. Hemen taburlarımızın, bölüklerimizin arkasında yer aldığı bir yer ve yine Suriye toprakları içerisinde ve şu anda oradaki düzenlemeyle birlikte çok daha bu görevi hakkıyla ifa edebilecek bir imkâna sahip oluyoruz.

Birileri rahatsız oluyormuş. Rahatsız olanların kim olduğuna bakacaksınız. Ha Ana Muhalefet. Ana Muhalefet bundan rahatsız olduysa doğru yoldayız demektir. Öbürü rahatsız olduysa doğru yoldayız demektir. Öbürü rahatsız olduysa çok daha doğru yoldayız demektir. Ne diyorlar? YPG’yle, PYD’yle, şununla-bununla, hiç alakası yok, hiç alakası yok. Biz bu tür terör örgütleriyle işbirliği yapacak kadar kusura bakmasınlar düşmedik, alçalmadık, öyle bir şey yok. Ve bunların sırtında tabii yumurta küfesi yok, bunlar rahatlar. Yaptıkları hiçbir şey de yok. İşte görüyorsunuz Genelkurmay Başkanımıza kalkıp da muhalefet partilerinden bir tanesinin başkanının söylediği ifadeler yenilir yutulur değil, sen okuldan mı kaçtın diyor; şuna bak. Senin bu ülkede vatan, millet, bayrak diye bir derdin var mı ya? Bugüne kadar vatan, millet, bayrak adına ne yaptın ya, şunu bir söylesene. Bu ülkede Başbakan Yardımcılığı yaptığın zaman ne yaptın, onu da söyle, bunları bir bilelim. Ama hakaret ettiğin Genelkurmay Başkanı dağlarda bütün teröristlerle mücadeleyi veren insanlar bunlar, bunlara bir saygın olması lazım. Lafa geldiği zaman milliyetçilikten taviz vermeyeceksin, milliyetçiliği başka kimseye bırakmayacaksın, burada milletin askerine hakaret edeceksin, saygısızlık yapacaksın; böyle bir şey olamaz.

Değerli Arkadaşlar,

Nerede durduğunu, nerede durduğumuzu çok iyi bilmemiz lazım. Bizim bu tür meselelerde hep birlikte el ele vermemiz lazım, omuz omuza olmamız lazım. Askeriyle, siyasetçisiyle, STK’larıyla hep birlikte el ele vermemiz lazım ki bu bize düşmanlık yapanlara karşı muzaffer olalım. DAEŞ denilen ortada, Esad denilen ortada, 350 bin insan öldürdü bu adam, bu adamın yanına kimler gitti bu ülkeden biliyorsunuz. O süreçte kimler gitti biliyorsunuz. Tablo ortada. Ama inşallah şu Parlamentodaki düzenleme, demokratik hakların kullanımıyla ilgili herhangi bir sınırlama gelmiyor, bunu bilmenizi isterim. Yani birçok böyle yalan, yanlış her şey söyleniyor; sınırlama, insan haklarının ihlaline kapı açacak herhangi bir hüküm kesinlikle yok. Tam tersine bu paketin içinde bilhassa değerli arkadaşlar, halkımızın güvenliğini nüfus hizmetlerine varıncaya kadar bürokrasiyi azaltan, insanımıza kolaylıklar sağlayacak pek çok yenilikler var. Ve bir gerçeği daha özellikle burada vurgulamam lazım, o da şudur: Ekonominin büyümesi için, refahın yükselmesi için bir ülkede istikrarın, huzurun olması gerekiyor. Ve ben bu konuda da özellikle siz değerli esnaf kardeşlerimin bütün hassasiyetinizi ortaya koyacağınıza inanıyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Ben bu düşüncelerle bir kez daha milletin evine, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na hoş geldiniz diyorum. İnşallah bundan sonraki toplantılarımızda bu külliyenin biliyorsunuz devamı halinde 4 ayrı proje o da şu anda yapılıyor. Bunlardan bir tanesi, bizim dev bir kongre merkezimiz inşa ediliyor hemen yan tarafımızda. Ki bu kongre merkezimizde inşallah 2 bin kişilik bir salonumuz olacak, çünkü burada en büyük salonumuz bu, ama orada 2 bin kişilik bir salonumuz olacak ve o zaman esnaflarımızı çok daha fazla sayıda ağırlama imkânımız olacak. Ayrıca orada ayrı ayrı toplantı salonlarımız olacak. Hemen altında camimiz, inşallah o da 2000-2500 kişilik bir cami, bu camimiz de yine halka açık olacak ve halkımız her an camimize gelip ibadetini yapabilecek.

Yine bir altında inşallah çok amaçlı salonların olduğu, sergi alanlarının olduğu yine bir büyük binamız olacak. Orada aynı anda inşallah 1000-2000 kişiye yemek verebileceğiz, böyle bir imkânımız orada olacak. Çünkü muhtarlarımız geliyor, ama aynı anda 400 muhtara yemek verebiliyoruz. İstiyoruz ki orada 1000-2000 muhtarımıza yemek verelim ve bir dahaki seçimlere kadar 50 bin muhtarımızla biraraya gelmiş olalım. Şu anda üçüncü muhtar buluşmasını da dün yaptık ve her hafta bunları devam ettiriyoruz, devam ettireceğiz. Çünkü burası cumhurun evi, milletin evi, milletin evine milletin gelmesi lazım. Buraya benim gelip çıkmış olmam bir şeyi değiştirmez.

Ve inşallah bir de o binamızın altında bir bina daha yapacağız, oraya da inşallah Türkiye’nin en büyük kütüphanesini yapacağız, Cumhurbaşkanlığı kütüphanesi en az 4 milyon, azami 5 milyon cilt kitap olacak burada. Ve gerek ulusal, gerek uluslararası yayınlar buradan takip edilecek ve tüm gençliğimize, halkımıza bu kütüphane 24 saat hizmet verecek. Ve burası ne olacak? Cumhurbaşkanlığı külliyesi olacak. Ve ne yapıyoruz, ne yapılıyor, bunları bizzat yaşamanız lazım.

Teşriflerinizden dolayı her birinize teşekkür ediyorum, çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Allah yar ve yardımcımız olsun.