Üçüncü Muhtarlar Toplantısı'nda Yaptıkları Konuşma

24.02.2015

Üçüncü Muhtarlar Toplantısı'nda yaptıkları Konuşma

Çok Değerli Muhtarlarımız,

Değerli Kardeşlerim,

Hanımefendiler, Beyefendiler;

Sizleri en kalbi duygularımla selamlıyor, milletin evine, Cumhurbaşkanlığı Sarayına hoş geldiniz diyorum.

İlk olarak, 27 Ocak’ta 17 ilimizden gelen 409 muhtarımızla biraraya gelmiştik, ardından 17 Şubat’ta yine burada 10 ilimizden gelen 381 muhtar kardeşimizle biraraya gelmiştik. Bugün de sizlerle, 10 ilimizden gelen 380 muhtar kardeşimizle birlikteyiz. Bu şekilde ülkemizdeki 50 bin muhtarımızın tamamıyla biraraya gelmeyi, hasbihal etmeyi, soframızı paylaşmayı hedefliyoruz.

Biliyorsunuz hizmet binamızla ilgili çok şeyler söylendi, çok şeyler yazıldı. Aslında burası bir büyük külliyenin sadece bir parçası. Cumhurbaşkanlığı hizmet binamızın hemen alt tarafında bir kongre merkezi, onun bir altında cami, onun yine bir altında çok amaçlı bir salon, yine bir altında farklı bir konsept içerisinde de devasa bir Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi’ni inşallah hazırlıyoruz. Ve bu kütüphanede de asgari 4 milyon, azami 5 milyon cilt kitap alacak şekilde burayı projelendiriyoruz. 24 saat burası gençliğimize, halkımıza açık bir kütüphane olacak ve bu Türkiye’de bir ilk olmuş olacak.

Değerli Kardeşlerim,

Tüm bu birimleriyle hizmete girmesiyle birlikte inşallah burası Türkiye’ye yakışır, milletimize yakışır bir Cumhurbaşkanlığı külliyesi, hatta belki de bir devlet başkanlığı külliyesi haline dönüşecek. İleride bu toplantıları çok daha büyük katılımlarla inşallah orada sürdürmek arzusundayız. Tabii birileri bizim burada muhtarlarla biraraya gelmemizden ne yazık ki rahatsız oluyor.

Sadece sizlerle burada biraraya gelmemizden değil il ziyaretlerimizden, oralarda milletimizle hemhal olmamızdan, kucaklaşmamızdan da rahatsız oluyorlar. Gidip, Yüksek Seçim Kurulu’na başvuruyorlar, ‘Cumhurbaşkanı 7 Haziran seçimlerine kadar meydanlar çıkmasın, ona meydana çıkma yasağı getirin’, diyorlar. Her seferinde ret cevabı alıyorlar, ama yine gidip başvuruyorlar.

Cumhur’la başkanının buluşmasından rahatsız olunur mu? Asıl cumhur’la başkanı arasına duvar örülürse, aradaki mesafe açılırsa endişe etmek lazım. Bunlara en güzel cevabı muhtarlarımız veriyor, milletimiz veriyor. İşte üçüncü defa bu salonda muhtarlarımızla birlikteyiz. Her hafta devam edeceğiz.

Geçen hafta Elazığ ve Malatya’daydım. Daha önce Bursa’ya gittim, Kırşehir’e gittim. Önümüzdeki haftalarda da il ziyaretlerimi sürdüreceğim. Hem Cumhurbaşkanlığı seçiminde verdikleri destek için milletime teşekkür edecek, hem de onlarla kucaklaşarak hasret gidereceğim. Bugüne kadar milletle, milletimle arama kimsenin girmesine müsaade etmedim, bundan sonra da etmeyeceğim.

Esasen buna milletim de zaten izin vermiyor. Biliyorsunuz 1998 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’nın tavsiye ettiği bir şiiri okuduğum için hakkımda hapis cezası verilmiş, bununla birlikte siyaset yasağı konmuştu. Bu durumu sevinçle karşılayanlar, o zaman gazetelere “artık muhtar bile olamaz” diye manşetler atmışlardı. Milletimle aramdaki irtibatı bu şekilde kesebileceklerini, bizleri ayrı düşürebileceklerini sanıyorlardı. Çok sürmedi, yanıldıklarını gördüler. 2001 yılında arkadaşlarımla birlikte kurduğum siyasi parti, 16 ay sonra, 2002 yılı Kasım ayında hamdolsun büyük bir çoğunlukla iktidara geldi. Kurucusu olduğum parti iktidar oldu, ama ben o dönem Meclis’e giremedim, dolayısıyla başbakan olamadım. Tabii bu garabetin daha fazla sürdürülebilmesinin mümkün olmadığı görüldü. Kısa sürede gerekli hukuki değişiklikler yapıldı ve 4 ay sonra milletimin bana layık gördüğü görevi devraldım.

Geçtiğimiz toplantıda da ifade ettim; milletin iradesine karşı olanlar için muhtarla, cumhurbaşkanı arasında 21 oyla, 21 milyon oy arasında inanın bir fark yoktur. Bunlar yıllarca millete rağmen, milletin inancına, kültürüne, taleplerine rağmen ülkeyi yönetmeye alışmışlar. Kimi zaman tek partiyle, kimi zaman darbeyle, diğer zamanlarda vesayet sisteminin unsurlarıyla ülkenin iliğini sömürenler, aldıkları bunca derse rağmen hala milletin tercihlerine saygı duymayı öğrenemediler.

Benim milletimin sürekli artan desteğiyle, milletimin samimi teveccühü ile üç dönem Başbakanlık yapmış olmam, şimdi de Cumhurbaşkanlığı görevinde bulunmam onlar için adeta bir kabus oldu. Ne diyor, Ana Muhalefet Partisi’nin Genel Başkan Yardımcısı, ‘o gazetelerin hepsine el koyacağız’, diyor. O gazeteler dediği, kendi gönüllerinin istediği gibi yayın yapmayan, onların çıkarlarına hizmet etmeyen gazeteler.

Sorsan onlar demokrat, ben diktatörüm. Gerçi bu zorbalık onların genlerinde var. Tek parti döneminin Matbuat Kanununa göre ‘memleketin umumi siyasete dokunacak neşriyattan dolayı İcra Vekilleri Heyeti kararıyla gazeteler, mecmualar tadil olunabilir’; bunu onlar çıkarmışlardı. Yani işinize gelmeyen tüm basın yayın organlarını öyle mahkeme kararıyla falan değil Bakanlar Kurulu kararıyla kapatabilirsiniz, onlara ait böyle bir düzenleme. Hatta uygulamada bu yetki Matbuat Umum Müdürü’ne, bugünkü Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürü’ne bırakılmıştı. Tek parti döneminde yıllarca memleketi bu şekilde yönetmeye alıştıkları için, şimdi iktidara geldiklerinde yine aynısını yapabileceklerini sanıyorlar.

Değerli Kardeşlerim,

Şimdi bakın yeni bir hayal başladı, 7 Haziran’da seçimi kazanıp iktidara gelecekler, 8 Haziran’da gazetelere ve artık daha başka neleri gözlerine kestirdilerse onlara el koyacaklar. Kendilerine rehber olarak, ideal olarak Milli Şef dönemini, 1960 darbesini alanlardan başka ne beklenebilir. Biz kendimize kılavuz olarak sadece ve sadece milletimizi aldık. Milletin bize çizdiği yolda ondan aldığımız yetkiyle, ülkemize hizmet etmenin çabası içinde olduk. Elbette 40 yılı bulan siyasi hayatımızda eksiklerimiz, hatta hatalarımız olmuştur. Ama milletimiz, bizim kendisinden başka güç kaynağımız, kendisine hizmetten başka bir gayretimiz, gayemiz olmadığını çok iyi biliyor, çok iyi görüyor. Biz, kalbimizi, kollarımızı ne kadar milletimize açtıysak, hamdolsun milletimiz de bize o kadar sahip çıktı, o kadar destek verdi.

Bugüne kadar biz milletimize sadece daha çok demokrasi, daha çok özgürlük, daha çok hak, daha müreffeh bir hayat, daha fazla itibar, daha fazla imkan vadettik. Tüm bu alanlarda Türkiye’yi nereden alıp, nereye getirdiğimizi insaf, vicdan ve izan sahibi herkes görüyor, biliyor.

Burada, aramızda Hatay’dan gelen, Antalya’dan gelen, Adana’dan, Osmaniye’den, Niğde’den gelen muhtarlarımız var, bugün. Burdur’dan, Isparta’dan, Mersin’den gelen muhtarlarımız var, bugün. İstanbul’dan, Ankara’dan muhtarlarımız var. Soruyorum size; şehirlerinizin 12 yıl önceki hali ile bugünkü hali aynı mı? Mahallerinizde, köylerinizde yaşayan insanların 12 yıl önceki refah seviyesi ile bugünkü seviyesi aynı mı? Türkiye’nin 81 vilayetinin hepsinde 50 bin mahallemizin, köyümüzün tamamında durum böyle. Nasıl oldu bu? Yatarak, oturarak olmadı. Boş lafla da olmadı, çalışarak, koşturarak, ter akıtarak oldu. Ne diyordu Rahmetli Muharrem Ertaş oğlu Neşet Ertaş’a: “Aşkınan çalışan yorulmaz.” Eğer bu aşkınız varsa, sevdanız varsa, o zaman yorulmazsınız. Ve o zaman bu ülkeyi işte bugün olduğu gibi ayağa kaldırırsınız. Biz de aşk ile çalıştığımız, milletimize aşk ile hizmet ettiğimiz için hala dimdik ayaktayız. İnşallah aynı aşkla, aynı sevdayla, aynı inançla çalışmaya devam edecek, 2023 hedeflerimize de bu şekilde ulaşacağız.

Değerli Kardeşlerim,

Bildiğiniz gibi geçtiğimiz hafta sonu ülkemiz açısından son derece önemli bir askeri operasyonu başarıyla gerçekleştirdik. Suriye toprakları içinde bulunan Süleyman Şah Türbesi’ni nakli kubur ile sınırımıza yakın bölgeye taşıdık, yine Suriye içerisinde. Bu türbenin bulunduğu alan 1921 yılından beri Türkiye toprağı olarak kabul edilen bir alandır. Türbenin yeri geçmişte baraj inşaatları sebebiyle iki defa değişmişti, bu kez de güvenlik sebebiyle türbenin yerini değiştirmek durumunda kaldık.

Türbenin bulunduğu alanda yer alan Süleyman Şah Saygı Karakolu’nda görevli askerlerimizin hayatlarını tehlikeye atmamak için bu kararı aldık.

Bakınız, biz Musul’da da biliyorsunuz 102 gün, 49 tane Başkonsolosluk görevlimizi sabırla, ihtiyatla takip ederek onların kılına zarar gelmeden hamdolsun kurtardık. Eğer bu muhalefetin ağzına baksaydık, eğer bunların düşündüğü gibi hareket etseydik, Allah muhafaza. Biz orada bir operasyon yoluna gitseydik belki bu kardeşlerimizin bir kısmı bugün hayatta olmayabilirdi.

Değerli Kardeşlerim,

Siyaset duygusallık götürmez, siyaset akılla, bilimle, tecrübeyle yapılan bir iştir. Onun için, insanı yönetme sanatıdır siyaset, milleti yönetme sanatıdır siyaset. Öyle heyecan verelim, birileri gaz versin, bu gazla beraber yürü, böyle şey olmaz.

Hamdolsun, Musul’daki o Başkonsolosluğumuzda çalışan kardeşlerimizi nasıl alıp geldiysek, burada da dikkati olmamız gerekiyordu. Burada da bizim 39 tane askerimiz var, başlarında bir binbaşımız, Oğuzhan Binbaşı ve oradaki ekibi, bizim orada bundan sonraki süreçte de görev yapacak olan yavrularımızla bunu gayet güzel bir şekilde tereyağından kıl çeker gibi halletmemiz gerekiyordu.

Aylardır bunun çalışmasını yaptık Hükümetimizle, Genelkurmayımızla, bunları oturduk haritalar üzerinde çalıştık ve uzun süren titiz çalışmaların ve planlamaların ardından bir gecede bu operasyonu yaptık ve başarıyla neticelendirdik. Bu konuda Hükümetimizi ve Türk Silahlı Kuvvetlerimizi başarılı çalışmalarından dolayı bir kez daha tebrik ediyorum.

Her bakımdan gıpta edilen bir operasyon olmasına rağmen, birilerinin bu konuda olumsuz bir algı oluşturmak için yoğun çaba sarf ettiğini görüyoruz. Bu konuda söylenen sözler cehalet boyutunu aştı, iftira boyutunu aştı. Hâlbuki mesele o kadar açık, o kadar net, o kadar ortada ki, bölgede büyük bir karmaşa ve çatışma ortamı var, bizim de orada askerlerimiz bulunuyor.

Ortak böyleyken, toz dumanken ve bizim burada kalkıp askerlerimizi bile bile ateşe atmanın bir anlamı var mı? Yok, biz de ne yaptık? Bu noktada Suriye içerisinde bizim farklı bir alana, farklı bir yere burayı taşımamızın faydalı olacağı kanaatini vardık, bu manevi emanetin, Süleyman Şah kabrini bizler Suriye sınırları içinde bir başka yere naklettik, ülkemize çekip almadık. Akıl ve vicdan sahibi kim buna karşı çıkabilir? Ama işte karşı çıkanlar var, üstelik bunu da tamamı yalan, tamamı yanlış, tamamı iftira mahiyetindeki ifadelerle yapıyorlar.

Değerli Kardeşlerim,

Tabii ki ben Cumhurbaşkanlığı makamında milletin seçtiği bir Cumhurbaşkanı olarak bugün şahsıma, Başbakanıma, Genelkurmay Başbakanıma ve bütün bu operasyon içerisinde yer alanlara karşı yapılan saldırıya sessiz kalamam. Bir siyasi partinin genel başkanı ülkenin Cumhurbaşkanı’na, Başbakanı’na, Genelkurmay Başbakanı’na ve onların nezdinde tüm askerlerimize akıl almaz ithamlarda bulunuyor, seviyesizce hakaretler yağdırıyor. Tek bir Mehmetçiğin burnunun kanamaması için her türlü hassasiyeti gösteren Türk Silahlı Kuvvetlerimizi ve Hükümetimizi hedef alanlar, önce dönüp kimlerle yan yana olduklarına bir baksınlar.

Açık söylüyorum, bunlar ancak ülkesine yabancılaşmış bir zihniyetin, kalkıp da Genelkurmay Başkanımıza, akla hayale gelmemiş ifadelerle saldıran bu zat, önce aynaya bir bakması lazım. Sen şu anda Genelkurmay Başkanımızın atılacak tırnağının bir paresi dahi olamazsın.

‘Terörle mücadele’ diyorsun, seninle bugüne kadar terörle mücadele adına yaptığın bir şey var mı? Ama bizim Genelkurmay Başkanımız, subaylarımız dağlarda, taşlarda, bunlar görev yaptılar, bunlar oralarda görev icra ettiler. Terörle, teröristle mücadeleyi bunlar sürdürdüler, sen sadece Ankara’dan kurusıkı atıyorsun. Önce haddini bileceksin. Bir taraftan da milliyetçi ayaklarına takılacaksın; bu nasıl bir milliliktir? Kendi Genelkurmay Başbakanına edepten uzak bu denli ifadeleri yakıştırmak, bir defa gerçekten akla, iz’ana sığmaz, böyle bir şey olamaz. Onun için ben de diyorum ki, milliyetçi olduğunu söyleyenler, -şakşakçıları konuşmuyorum- milliyetçi olduğunu söyleyenlere diyorum, bu ülkenin ordusuna bu denli çirkin yakıştırmayı yapanları ben sizin takdirinize bırakıyorum, inanıyorum ki bunlara gereken dersi, gereken cevabı siz vakti, saati geldiğinde verirsiniz.

Öbür taraftan Sayın Başbakan’a, Hükümete bu denli bir saldırı. Ne olacaktı? Çanakkale’yle bunu benzetme. Çanakkale’yle bunun ne alakası var? Burada gayet akıllı bir şekilde bu operasyon yapılıyor ve en ufak bir toprak kaybı olmadan, bizim sınırımıza en yakın yerde, yine Suriye topraklarında orada çok daha coğrafi olarak uygun bir alanda şu anda yerleşim yapılıyor, hazırlıklar yoğun bir şekilde devam ediyor, proje çalışmaları yapıldı, hemen anında da bu proje orada uygulanacak. Toprak kaybı; hepsi yalan, böyle bir şey yok. Vakti, saati geldiği zaman inşallah bir Süleyman Şah Türbesi ziyaretine gidersin, ne diyelim bunlara? Ancak bunu diyeceğiz.

Ve şu andaki yeni yapılan yer hemen bizim sınırın önü olduğu için orada taburlarımız var, her şeyiyle daha güvende, ama yine orada herhangi zerre kadar toprak kaybı olmadan burası inşa ediliyor.

Milletten umudunu kesenler, işi milletin askerine, ordusuna, onun komutanı saldırmaya kadar vardırmışlardır.

Bugüne kadar ülkenin, milletin hayrı için taş üstüne taş koydukları görülmemiş olanlar bu başarılı operasyonu bahane ederek milletimizin gözbebeği ordumuza saldırmalarına asla izin vermeyiz, vermeyeceğiz. Milli iradenin temsilcilerine ve milletin bağrından çıkan kahraman ordumuza yönelttikleri saldırılar için kendilerini şiddetle kınıyorum. Milletimiz bu densizliklerin, bu haddini bilmezliklerin hesabını elbette kendilerinden soracaktır.

Diğer yandan, şu hususun altını da özellikle çizmek istiyorum: Türkiye bu operasyonu hiçbir örgütle işbirliği içinde veya onların izniyle asla yapmamıştır; bunların hepsi yalandır. Bizim bu örgütlerle işbirliği yapmamıza ihtiyacımız yok. Bu ülke bu iradeye sahiptir, bu güce sahiptir, bu imkâna sahiptir.

Bu operasyon başından sonuna kadar Türkiye’nin kendi kararıyla, kendi planlamasıyla, kendi imkânlarıyla ve kendi kabiliyetiyle yürütülmüştür. Buradan kendilerine bir pay çıkararak, kamuoyunu yanlış yönlendirmeye çalışanlara da asla itibar edilmemelidir.

Ana Muhalefet burada Esad rejimiyle beraber hareket etmektedir, aynı şeklide maalesef diğer muhalefet de Esad rejimiyle beraber hareket etmektedir, oradaki terör örgütleriyle beraber hareket etmektedirler, çünkü bu harekete, bu operasyona karşı çıkanların yeri onların yanıdır, bunu da böyle bilmemiz lazım.

Değerli Kardeşlerim,

Süleyman Şah Türbesi gündeme gelince, bakıyorsunuz hayatları boyunca bir türbenin önünden dahi geçmemiş olanlar bile, sabah-akşam bunu zikreder, bunu konuşur hale geldi.

Aslında bunlar türbe nedir, onu bile bilmezler. Türbelerimiz bizim tarihimizin, bizim kimliğimizin, kültürümüzün önemli birer mührüdür, köşe taşıdır. Coğrafyamızın dört bir yanına yayılmış olan türbelerimiz, manevi önemlerinin yanı sıra, bu topraklardaki varlığımızın, birliğimizin, dirliğimizin adeta birer anıtlarıdır.

Yahya Kemal ne diyor biliyor musunuz? Madrid Büyükelçiliği görevini yürütürken bir sohbet sırasında, Türkiye’nin nüfusunun 14-15 milyon olduğu söylenir. Yahya Kemal ‘hayır’ der, ‘Türkiye’nin nüfusu 50 milyondur.’ Etraftakiler şaşırarak, ‘ama bu nasıl olur’, diye sorarlar. Bunun üzerine toprağı işaret eden Yahya Kemal, ‘biz ölülerimizle birlikte yaşarız’ der, mesele bu.

Bizler topraklarımızın altına defnettiğimiz ölülerimizi unutmayız. Onların hatıralarını yaşatma konusunda pek az millete nasip olacak bir hassasiyetimiz vardır. İstiklal Marşı Şairimiz Mehmet Akif Ersoy ne diyor? “Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın, gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın” biz böyle bir milletiz.

Gerçekten de bizim toprağa gömülse de tarihe sığmayacak nice değerlerimiz, nice büyüklerimiz, nice kahramanlarımız var. Dünyanın geniş bir alana yayılmış şehitliklerimiz bulunuyor, bunu bunlar bilmez ha, nerede, hangi şehitliğimiz var bilmezler. Biz gittiğimiz her ülkede o şehitliklerimizi bugüne kadar aradık, bulduk, çıkardık.

Bakınız tespitlerini yaptık, projeleri hazırladık, hepsini de ülkemize yaraşır, tarihimize yaraşır bir şekilde ihya etmenin çabası içinde olduk. Myanmar’da 1600 şehidimizin bulunduğu iki şehitlikte çalışmalar başlattık. Hindistan’da bir şehitliğimizi tespit ettik, onunla ilgili çalışmaları başlattık. Polonya’daki şehitliğimizle ilgili proje çalışması bitti, yakında inşasına başlıyoruz. Slovakya’da aynı şekilde, iki ayrı yerde defnedilen şehitlerimizin naaşlarını bir yerde toplayıp şehitlik inşasına ilişkin çalışmalarımız devam ediyor.

Sadece ülke dışındaki değil, ülke içindeki şehitliklerimizi de ihya ediyor, şehitlerimizin aziz hatıralarına uygun hale getiriyoruz. Adeta unutulmuş, terk edilmiş Çanakkale Şehitlikleri’nin bulunduğu bölgeyi ecdadımızın şanına yakışır şekilde biliyorsunuz yeniden düzenledik. Şöyle 12 yıl öncesine gidin, 12 yıl önce Çanakkale Şehitliklerinin hali neydi gidenler bilir, maalesef rezillikti. Ama biz orayı ele aldık ihya ettik, inşa ettik ve orada müzeler, onların yanında öyle merkezler oluşturduk ki giden çocuklar, gençler, oradaki filmlerle adeta tarihe yeniden dönüyorlar.

Biz göreve geldiğimizde yılda 250 bin ziyaretçisi vardı, Çanakkale Şehitliklerinin. Şu anda 2,5 milyon, 3 milyon ziyaretçisi var. Buraya durup dururken gelmedik.

Şimdi Sarıkamış Harekâtı’nın gerçekleştirildiği, o büyük acının yaşandığı bölgede yeni bir çalışma başlattık. Bakın her yıl on binlerce genç Sarıkamış’a gidiyor bizim organizasyonumuzla. Niye? Dedelerinin, şehitlerinin uğradığı o saldırıları görsün. Benim dedem de orada şehit oldu, biz oraların kadrini biliriz. Bu muhalefetçiler sadece konuşurlar. ‘Sarıkamış’a kaç kere gittin’ diye sor, semtine bile uğramamıştır. O Sarıkamış deyince aklına onun kayak gelir. Olayın gerçeği farklı, orada bizim şehitlerimiz var. İnşallah orayı da Çanakkale gibi tarih hafızamıza kazandıracak, şehitlerimizin, gazilerimizin manevi hatıralarının yâd edildiği örnek bir yer haline getireceğiz. Nerede şehitliğimiz varsa, her nerede bize ait bir hatıra varsa gidiyor, buluyor, onun azizliğine ve hatırasına uygun şekilde üzerimize düşeni yapıyoruz.

İşte Süleyman Şah Türbesi de bunlardan biridir. Önemli olan rivayetler değildir, önemli olan ayrıntılar değildir, önemli olan Süleyman Şah’ın bu milletin kalbinde edindiği yerdir, makamdır. Bu millet, o topraklar başka bir devletin sınırları içinde kaldığında bile Süleyman Şah’ın türbesine sahip çıkmışsa, herkese buna saygı duymak düşer. Daha düne kadar dini mahiyet içeriyor, diye türbe kavramının kendisine dahi karşı çıkanların bugün takındıkları tavrı görünce insan şaşırmadan edemiyor. Biz o türbeyi sınırımıza yakın bir yere taşımakla hiçbir hakkımızdan, hiçbir iddiamızdan vazgeçmiş değiliz. Sadece askerlerimizin can güvenliğini temin, türbenin manevi hatırasına tazim için bir tedbir aldık ve bu nakli yaptık.

Bu milli bir meseledir, bu meseleyi günlük siyasete alet edenler her şeyden önce Süleyman Şah’ın manevi hatırasına saygısızlık içindedirler. Türkiye’yi okumaktan aciz olanların bölgedeki ve dünyadaki gelişmeleri doğru değerlendirmelerini beklemenin, yanlış olacağını elbette biliyorum. Ama yine insan biraz izan, biraz sağduyu, biraz hakkaniyet beklemeden de edemiyor.

Bir kez daha bu ülkenin, bu milletin hayrına söyleyecek sözleri olmadığını gösterenleri ben sizlerin takdirine, mahşeri vicdanının değerlendirmesine bırakıyorum. Anadolu’nun ilelebet vatanımız olmasını sağlayan muazzam mücadelenin büyük kahramanlarımızdan biri olarak, milletimizin gönlünde taht kuran Süleyman Şah’ı rahmetle yad ediyorum.

Bu vesileyle Süleyman Şah’ın mezarının bulunduğu yere o türbeyi yaptıran Abdülhamit Han’ı da rahmetle anıyorum.

Değerli Arkadaşlar,

Ben mahalli idare kökenli, belediye kökenli bir siyasetçiyim. Biliyorsunuz İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ndan geldim. Ondan önce tabii ki siyasi parti çalışmaları olan ve hayatımın 40 yıllık bölümü siyasetin içinde geçmiş bir Cumhurbaşkanıyım. Başbakanlık döneminde de vatandaşımıza doğrudan, yüz-yüze hizmet sunmaları sebebiyle mahalli idare yönetimlerine özel önem verdim.

Mahalli idareler konusunda 2004-2005 ve 2008 yıllarında çıkardığımız reform niteliğindeki kanunlarda bu alanda yeni bir dönem başlattığımıza inanıyorum. Bugün de Cumhurbaşkanı olarak muhtarlarımızdan başlayarak, tüm mahalli idare yöneticilerimizin daima yanlarında olmaya devam ediyorum. Tabii muhtarlıklarımız hem kamu yönetiminin, hem de demokratik sistemin ilk basamağıdır; yani sizin göreviniz bu kadar önemli. Daha doğrusu, demokrasi nerede başlar? Yerelde başlar, sizde başlar. Bunun için muhtarlarımızı üstlendikleri bu çok önemli konuma uygun hizmet şartlarına kavuşturmamız gerekiyor.

Geçtiğimiz 12 yılda gerek maaş düzenlemeleriyle, gerekse belediyelerle ilişkileri konusunda muhtarlarımızı daha önceki dönemlerle mukayese edilemeyecek kadar çok güçlendirdik. Hatta şu anda Meclis’te görüşülmekte olan iç güvenlik paketiyle büyükşehirlerde köyken mahalle haline dönüşen yerleşim yerlerindeki muhtarlarımıza evlendirme yetkisi de veriliyor.

İçişleri Bakanım orada, sigortası olmayanlara sigorta tabii ki yapılır, öyle mi Sayın Bakanım? Tamam. Zaten sizlere zannediyorum şu anda formlar falan da dağıtılmış olması lazım. Dağıtıldı mı onlar Efkan Bey? Tamam, o formları falan da dolduracaksınız, orada sorunlar falan neyse onları da bildireceksiniz ve İçişleri Bakanlığımız da bununla ilgili sadece muhtarlarımıza yönelik kurulan birim var ve bu birimden bunlar takip edilecek.

Kardeşlerim,

Muhtarlarımızla yaptığımız toplantılardaki sohbetlerimizden ve ziyaret ettiğim yerlerdeki temaslarımdan biliyorum ki halen uygulamada birtakım sıkıntılar var. Bunları gidermek için İçişleri Bakanlığımız yeni bir sistem geliştirdi, adı Muhtar Bilgi Sistemi. İçişleri Bakanlığımız bunu takip ediyor, Muhtar Bilgi Sistemi’nden. Ve geçtiğimiz toplantıda muhtarlarımıza tanıtımı yapılan Muhtar Bilgi Sistemi, muhtarlarımızın kamu kuruluşlarından yapacakları taleplerin kayıt altına alınmasını ve takibini sağlıyor.

Bu sistemle muhtarlarımızın taleplerine kulak asmayan belediye başkanlarını, kaymakamları, valileri İçişleri Bakanlığımız doğrudan görüp takip edebilecek.

Muhtarlarımıza yardımcı olan herkese teşekkür ediyorum. Onlara zorluk çıkartan, taleplerini görmezden-duymazdan gelen herkesi de buradan ikaz ediyorum. Muhtarı karşısına alan, mahalleliyi de, yani milleti de karşısına alır. Milleti karşısına alanın da iflah olması mümkün değildir. Akıllı idarecinin yapacağı iş; muhtarlarımızın mahallesi için, mahalle halkı için kendisine getirdiği tüm talepleri dikkatle dinlemek ve gereğini yerine getirmektir; benden söylemesi. İşte milletin sesine kulak vermeyenlerin hali ortada, öyle mi?

Biraz sonra geçeceğimiz yemek salonunda sizlere dağıtılacak formlarla inşallah bunun ilk adımını atıyoruz. Bu sistemin tabii ki muhtarlarla ilgili olan kısmını söylüyorum, hayırlı olmasını diliyorum.

Başkanlık sistemi konusuna gelince, madem böyle bir soru oradan yöneltildi, onu da söyleyeyim.

Değerli Kardeşlerim;

Bakınız bizim genlerimizde aslında başkanlık sistemi vardır, tarihimizden gelen böyle bir sistem vardır. Öyle veya böyle parlamenter demokrasiye geçildi. Parlamenter demokraside de dünyadaki örneklere baktığımız zaman bir yere kadar bir şeyi yakalarsanız; bu istikrar olabilir, şu olur-bu olur. Ama bir yere geldikten sonra orada patinaj başlıyor, artık daha ileri gidemiyorsunuz, orada kalıyorsunuz. Çünkü bir kilitleme söz konusu. Bakın, şu anda İç Güvenlik Yasası, torba yasası Parlamentoda görüşülüyor. İktidar Partisinin 312 tane milletvekili var, muhalefetin tamamı 220. Düşünebiliyor musunuz, 312 milletvekilini, 220 milletvekili kilitliyor. Ve şu anda maalesef, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Başkanvekili bir bayana akla hayale gelmez hakaretler, affedersiniz küfürler yapılabilecek kadar ileri gidenler var. Böyle bir edep dışı bir yaklaşım olabilir mi? Biliyorlar ki biz bu işi başaramayacağız, er veya geç bu torba yasa çıkacak, bunu biliyorlar; ‘o zaman boşluklardan nasıl istifade ederiz de bunu engelleriz’. Düşünün masanın üstündeki çanı söküp, onu kıracak kadar ileri gidebiliyorlar. Kürsüyü işgal edebiliyorlar. Ve kimisi affedersin teröristlerin yüzlerine taktığı maskeyi Parlamentoda yüzüne takıyor. Şimdi böyle bir şey olabilir mi? O zaman senin bu terör örgütünden ayrı yanın ne? Çünkü bunlar da onu savunuyor, onların uzantısı. Ondan sonra özgürlükler diyorlar, ondan sonra demokrasi diyorlar. Ne demokrasisi, ne özgürlüğü, sizin böyle bir derdiniz yok, derdiniz başka. Derdiniz; terör estirmek suretiyle bu Meclis’i kilitlemek. Ve bakıyorsunuz şimdi orada bir şey var. Ne var? Ana Muhalefeti, diğer muhalefet partileri, bir de tabii dışarıda paralel yapı, dördü birleşmişler, dördü burada acaba biz bu süreci nasıl tıkarız?

Kardeşlerim; bunu aşmanın tek yolu başkanlık sistemidir. Başkanlık sistemi olduğu anda böyle bir şeyi yapmak mümkün değil.

Bakın değişik uygulamaları var. Mesela Meksika’da, işte geçenlerde oradaydım, yasama organının başkanı kim biliyor musunuz? Başkan, yani bizdeki cumhurbaşkanı orada aynı zamanda yasama organının da başıdır, yürütmenin de başıdır. Fakat, ‘çalışmalar nasıl diyorum?’ Bana anlatıyor, ‘biz gayet halimizden memnunuz, iyi gidiyor.’ Amerika’ya bakıyorsun, ha orada demokrasi mi yok? Dünyada en ileri demokrasi nerede? Sorulduğunda Amerika deniyor. Ekonomide hakeza Amerika deniyor. Peki, bunlar bu başarıyı neyle yakaladılar? Başkanlık sistemiyle. Ve çok enteresandır, onlar da parlamenter demokrasiyle bir yere kadar geldiler, orada patinaj başladı, ondan sonra sistemi değiştirdiler, başkanlık sistemine geçtiler ki, aradan 30 sene geçti ve bir anda pik yaptılar, yükseldiler.

Değerli Kardeşlerim;

Başkanlık sisteminde bir defa parlamentonun, milletvekillerinin, bu iki kameralı sistem olur, tek olur. Biz şahsen tek olmasının daha isabetli olacağını düşünüyoruz. Yani hem senato, hem millet meclisi olmasına gerek yok. Aynen bugünkü gibi olur ve sana verdiği yetki neyse, başkana verdiği yetki, sen ancak o yetkiyi kullanabilirsin, ondan daha ileri gidemezsin, o yetkiyi kullanacaksın. Ve denetim noktasında güçlüdür, iyi hesaba çeker. Ve bundan niye çekiniyorlar, söyleyeyim. Şimdi onlar biliyorlar ki, bu millet bize bu ülkede iktidar yetkisi vermez.

Çünkü millet kendi değerlerine sahip çıkanları arıyor, kendine hizmetkâr olanları arıyor ve kalkıp da karşısında el pençe divan duracak olanları değil. Millet, sen benim vekilimsin, dolasıyla millet olarak bize hizmet edeceksin; olaya böyle bakıyor millet. Kalkıp da milletvekili ol, ondan sonra afra tafra yap, olmaz. Daha tevazu sahibi olacaksın, daha mütevazı olacaksın. İster Cumhurbaşkanı ol, ister Başkan ol, ne olursan ol hiçbir zaman tevazudan asla fire vermeyeceksin.

Sonra her zaman söylüyorum; ne olacak ki, gideceğimiz 2 metreküp mezar değil mi? O mezara geldiğinizde hoca efendi kalkıp da cumhurbaşkanı niyetine mi diyecek, başbakan niyetine mi diyecek? Milyarder, trilyarder niyetine mi diyecek? Er kişi niyetine diyecek, o mezara gömecekler gidecekler. Ama eğer sen bu dünyada hoş bir seda bırakmışsan, ne ala. Bırakmamışsın, inan hep lanetler gelir arkandan. Onun için önemli olan bu. İşte bunu milletçe beraber yapmaya mecburuz.

Ben milletin evini, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı şereflendirdiğiniz için her birinize çok çok teşekkür ediyorum.

Mahallelerinizdeki, köylerinizdeki her bir kardeşime selamlarımı, saygılarımı, muhabbetlerimi iletmenizi rica ediyorum. Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyor, Allah yar ve yardımcımız olsun diyorum.