Malatya'da STK Temsilcileri ile Kahvaltıda yaptıkları Konuşma

21.02.2015

Malatya'da STK Temsilcileri ile Kahvaltıda yaptıkları Konuşma

Sevgili Malatyalılar,

Çok Değerli Kardeşlerim,

Saygıdeğer Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri sevgiyle, saygıyla, en kalbi duygularla  selamlıyorum.

Bizleri bu kahvaltı vesilesiyle biraraya getirdiği için Malatya Valiliğimize, Sayın Valimize ve ekibine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Bu, son 2 yılda Malatya’ya 6’ncı gelişim. . Bu tabii Malatya’ya olan muhabbetimin de herhalde en güzel ifadesidir. En son 7 Ağustos’ta, Cumhurbaşkanlığı seçiminin hemen arifesinde sizlerle birlikte olmuştuk. 10 Ağustos seçimlerinde şahsıma verdiğiniz yüzde 70’lik destek için, tüm Malatyalı kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum. Malatya, daha önceki seçimlerde olduğu gibi, bu seçimde de kendisine yakışanı yaptı.  İnşallah güveninize, itimadınıza layık olmaya çalışacağım. Namusunuz görerek sahip çıktığınız oyunuzun hakkını vermek için tüm gücümle çalışacağıma özellikle tekrar söz veriyorum, bunu bilmenizi isterim. Allah mahcup etmesin. Rabbim bu yolda bizleri sabit-kadem kılsın.

Dün, bir toplu açılış töreni için Elazığ’daydık. Gakkoşlar, her zamanki gibi bizi yine bağırlarına bastı, onlar da 10 Ağustos’ta yüzde 71 oy oranıyla hamdolsun bizlere desteklerini vermişlerdi. Akşam Malatya’ya geldik. Buradan sonra Valiliğimizi ziyaret edecek, ardından Yeni Cami önünde, hem toplu açılış töreni yapacağız, hem de Malatyalı kardeşlerimizle hasret giderecek, sohbet edeceğiz.

Ardından Büyükşehir Belediyemizi, 2’nci Ordu Komutanlığımızı ve İnönü Üniversitemizi ziyaret edecek, akşam da şehirden ayrılacağız.  Toplu açılışını yapacağımız eser ve hizmetlerin, şimdiden Malatya’mıza hayırlı olmasını diliyorum. Bu yatırımları Malatya’mıza kazandıran tüm kurumlarımızı, özel sektörümüzü ve Büyükşehir Belediyemizi tebrik ediyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Burada sivil toplum kuruluşlarımızın çok kıymetli temsilcileri var. Aynı şekilde Malatya’mızın çok muhterem kanaat önderleri var. Şunu tüm samimiyetimle ifade etmek isterim ki, ülkenin ve milletin faydası için, Allah rızası için yapılan her işin sonuna kadar arkasındayız, sonuna kadar destekçisiyiz. Bizim ömrümüz hamdolsun hizmetle geçti. Siyasi partilerde, sivil toplum kuruluşlarında, belediyede, hükümette, bulunduğumuz her yerde millete hizmetin çabası içinde olduk. Bunlar verilen emanetti, bu emanetlere layık olmaya çalıştık. Ülkenin ve milletin lehine olan her işi desteklediğimiz gibi, aleyhine olan her işin de karşısında olduk, olmaya devam edeceğiz. Bu sadece ülkemiz için geçerli değil dünya için de böyle. Dünyada da hak karşısında kim varsa biz de onların karşısındayız. Dünyada da mazlumları özellikle ortaya koymak veya mazlum milletler noktasında çaba gösteren ne kadar zalim varsa, onların da karşısında olduk, olmaya devam edeceğiz.

Bitiğiniz gibi Türkiye, son 2 yıldır, 2 önemli ve ibretlik hadise yaşadı, 2 önemli sıkıntıya maruz kaldı.  Bunlardan biri Gezi Olaylarıydı.  Taksim’de, Gezi Parkında ağaçların kesildiği bahanesiyle, önce İstanbul’u, sonra Türkiye’nin her yerini karıştırmaya, sokakları terörize ederek, buradan siyasi sonuç devşirmeye çalıştılar.

Ve bunu yapmaya gayret ederlerken bazı siyasi partilerin temsilcileri, başında olanlar bundan bir şeyler elde etmeye çalıştılar. Fakat bunu yapanlar kendi partilerinin işte Yalova’da, işte Sarıyer’de bırakın bir ağacı bir yerden söküp bir yere taşımayı, oralarda 30 yıllık, 40 yıllık, 50 yıllık ağaçları kesip doğrayarak adeta bir doğa katliamı yaparken buna sessiz kaldılar, hiçbir şey konuşmadılar. Hadi neredeydiniz çevreciler, hani doğaya sahip çıkanlar, niye burada konuşmadınız? Niye sesinizi çıkarmadınız? Çünkü dürüst değiller, samimi değiller.

Ve bu vesileyle seçilmiş hükümeti ve güvenlik güçlerini hedef alarak vatandaşın malına, canına, hatta değerli kardeşlerim; ülkemizin genelinde kamuya hizmet eden ne varsa bütün bunlara kastettiler, ekonomimize kastettiler, demokrasimize, ülkemizin tüm birikimlerine saldırdılar. İçeriden ve dışarıdan verilen desteklerle haftalar boyu Türkiye’yi adeta savaş alanına çevirdiler. Ama kararlı duruşumuz sayesinde bu darbe teşebbüsü akamete uğradı, sonuçsuz kaldı. Buradan netice alamadılar, seçime yakın bir zamanda bir başka darbe teşebbüsüyle daha karşılaştık.  17-25 Aralık tarihlerinde, emniyet ve yargı içindeki bir çete eliyle, Türkiye’nin siyasi ve ekonomik varlığını çökertmeye yönelik bir darbe girişimi başlatıldı.

Bizim dirayetli duruşumuz ve milletimizin feraseti sayesinde, bu darbe teşebbüsü de akamete uğradı, neticesiz kaldı. Esasen bunlar, birbirinden bağımsız hadiseler değildir. Bunlar, aynı üst aklın, aynı hedefe farklı yollarla ulaşma çabasından başka bir şey değildir. Bakıyorsunuz, 17-25 Aralık darbe teşebbüsünün gerisinde kendisine hizmet hareketi diyen, cemaat kisvesi altında çalışan, dini ve milli tüm değerlerimizi fütursuzca kullanan bir yapı var.

Pensilvanya’dan yönetilen ve artık kayıtlarda adı Paralel Devlet Yapılanması olarak geçen bu örgüt, yıllarca cemaat kisvesi altında insanımızın, adeta kanını, iliğini sömürdü. Yurt içinde ve dışında, ‘okul yapıyorum, yurt yapıyorum, eğitim veriyorum, kurban kesiyorum, yardım dağıtıyorum’ diyerek, himmet adı altında, burs adı altında inanılmaz paralar topladılar. Önce gönüllü olarak topladıkları bu yardımları, daha sonra, kamu kurumları içindeki yandaşlarının güçlerini ve imkânlarını kullanarak, zorla, tehditle almaya başladılar.

Milli Güvenlik Kurulumuzda bu konuyla ilgili bunun bir ulusal güvenliğimizi tehdit eden örgüt olduğuna dair karar çıkardık. Ulusal güvenliğimizi tehdit eden legal görünüm altındaki illegal örgütlenmelere karşı bir mücadele kararı aldık, bunu Hükümetimize bildirdik. Hükümetimiz de bunu Bakanlar Kurulundan geçirmek suretiyle tüm kurumlara bildirdi ve şimdi de öyle zannediyorum ki Nisan ayında milli güvenlik siyaset belgesi içerisinde artık bu yerini alacak.

Değerli Kardeşlerim,

İnsanları polisle, savcıyla, hakimle, müfettişle, aileleriyle, zaaflarıyla; ellerine ne geçerse onunla tehdit ederek adeta bir korku imparatorluğu inşa ettiler. Zahirde hizmet hareketi olarak gözüken bu yapı, esasta bir şantaj şebekesine dönüştü. İnsanların görüntülerini kaydederek, telefonlarını dinleyerek, bilgisayarlarına girerek, muhasebe kayıtlarına sızarak elde ettikleri bilgileri depoladılar ve gerektiğinde çıkartıp kullandılar.

Allah aşkına soruyorum size: Bütün bunlar eğitim için, yardım için, Allah rızası için çalışan insanların yapacağı iş midir? Bir sivil toplum kuruluşu, bir cemaat, bir dini yapı, böyle işlerin içinde olabilir mi? Sadece bu kadar da değil.  Gönüllü-gönülsüz topladıkları bu paraları ‘ne yapıyorlar’ diye bakıyorsunuz, orada da ahlaka, vicdana, imana sığmayacak işler görüyorsunuz. Himmet diye, burs diye, kurban diye toplanan paraların bir bölümü ülkemizdeki bazı siyasi partilerin seçim kampanyasına gidiyor.

Sadece burada değil aynı zamanda yurt dışındaki siyasi partilerin kampanyalarına da yardım için gidiyor. Bunun içinde Amerika var, bunun içinde Avrupa ülkeleri var, buralara bile yardım olarak gidiyor. Burada bizim şöyle bir başımızı iki elimizin arasına alarak düşünmemiz gerekmiyor mu? Ya arkadaş, biz bu yardımı sadece rıza-i Bâri için verdik, eğitim için verdik, ‘hizmet’ dediniz bunun için verdik. Kalkıp da filanca ülkedeki kampanyalara bunları bir destek olarak size vermedik. Ben sana hangi niyetle verdiysem, sen de o niyet istikametinde bunu kullanman gerekirdi. Ama kullanmadılar. Bu paraları, kendi pis işlerinde kullandıkları kişileri susturmak için dağıtıyorlar. Yardım diye topladıkları paralarla ticari işler yapıyorlar. Kurdukları bankayla kendi şirketlerine usulsüz şekilde kaynak aktarıyorlar. Türkiye’yi dünyaya şikayet etmek için kullanıyorlar, para yedirerek. Türkiye’yi onlara şikayet ediyorlar.

İnanın böyle bir tavrın içinde PKK bile olmadı, bu denli bir tavrın içinde olmadı, onlar bu işleri silahlı yaptılar. Zaman zaman benzer şeyler onlar da yaptılar, ama bu denli bu işi başaramadılar. Böyle bir şey olabilir mi? İşte yolsuzluk budur, işte hırsızlık budur. En büyük ahlaksızlık budur. Bu yapı, maalesef ülkemizde sivil toplum kuruluşlarına, gönüllü teşekküllere, cemaatlere çok büyük zarar verdi. Zaman zaman da, o zaman tabii ben Başbakanım, bu Hükümet, diğer cemaatlerin de çalışma şartlarını ortadan kaldırıyor, onlara da çok büyük zararlar verecek gibi akla ziyan açıklamalar yaptılar. Kardeşlerim, bütün samimi gayretler güven üzerine, itimat üzerine yürür.

Bugün pek çok sivil toplum kuruluşumuz, pek çok cemaatimiz, ülkemizde ve dünyanın dört bir yanında, gerçekten çok hayırlı, gerçekten takdire şayan hizmetler yürütüyor.  Bu hizmetlerin hepsinin de kaynağını, çoluğunun çocuğunun nafakasından artırdığı paralarla milletimiz sağlıyor.

Siz milletten, ‘okul yapağım, burs vereceğim, yardımda bulunacağım’ diye topladığınız paraları karanlık emellerinize alet ederseniz, karanlık işlerde çar-çur ederseniz, yanınızda kimseyi bulamazsınız.

Ben buradan hem milletimize, hem de sivil toplum kuruluşlarımıza seslenmek istiyorum. Pensilvanya Örgütü’nün, resmi adıyla Paralel Devlet Yapılanmasının ipliği artık pazara çıkmıştır. Bunların kim olduğu, nereye çalıştığı, hangi ülkelerle, hangi odaklarla iş tuttuğu, her geçen gün daha net bir şekilde ortaya çıkıyor.  İşte gazetelerdeki yayınlanan belgeleri görüyorsunuz. Kim nerenin imamıdır, yurt içinde yurt dışında ne gibi bağlantıları vardır, neler yapıyorlar, nasıl işler bağlıyorlar, bunların hepsi oralarda mevcut. Biz, bu yapıyla mücadele etmeye başladığımızda, kimileri “Gayretullaha dokunmaktan” bahsediyordu.  Asıl, Müslümanlara zulmedenlere ram olanların, onlarla “al takke ver külah” ilişkiye girenlerin yanında yer almak, buna müsamaha göstermek Gayretullaha dokunur. Buna bakmamız lazım.

Burada eksikten, kusurdan, hatadan, basit zaaflardan, masum hırslardan bahsetmiyoruz. Burada, inancımızın ve milletimizin varlığına kast edenlerin emrine girmiş bir Ankebut yapıdan söz ediyoruz. Kendilerine, bu aziz milleti bırakıp, okyanus ötesini, güneydeki sevdikleri ülkeyi dost edinenlerden bahsediyoruz. Bu ülkelerin çıkarı için dünyanın dört bir yanında operasyonlara alet olanlardan bahsediyoruz.

Hamdolsun, milletimiz, o engin ferasetiyle, bu yapının gerçek yüzünü kısa sürede gördü, anladı ve hak ettiği şekilde onu kendi dünyasına hapsetti. Sivil toplum kuruluşlarımıza, gönüllü teşekküllerimize düşen, bu yapının insanımızın gönül dünyasında yol açtığı tahribatı süratle tamir etmektir. Her biriniz kendi alanlarınızda daha çok çalışarak, daha çok hizmet ederek, milletimizin hayır, hasenat, yardımlaşma, dayanışma konusundaki yüce gönüllülüğünü organize etmelisiniz.

Benim vatandaşım, yaptığı yardımın doğru yerde, doğru şekilde kullanıldığını gördüğünde, buna itimat ettiğinde, hiçbir fedakarlıktan kaçınmaz. Bunu çok iyi biliyorum. Yeter ki siz hasbi olun, samimi olun, sıratı müstakim üzere olun. Bu yapıya bağlı kuruluşlar, hukuk yolu ve milletimizin iradesiyle, eninde, sonunda tamamen tasfiye olacak.

Burada herhangi bir boşluğun doğmasına, bir tek öğrencimizin, bir tek ihtiyaç sahibi vatandaşımızın dahi mağduriyet yaşamasına izin vermemeliyiz. İlgili kamu kuruluşları bir yandan, sivil toplum kuruluşlarımız diğer yandan, elbirliği, gönül birliği içinde vatandaşlarımıza daha iyi, daha güzel hizmet vermenin çabası içinde olmalıyız.

Diğer ülkelerdeki okulların, Milli Eğitim Bakanlığı’mız öncülüğünde inşallah şimdi bir vakıf kuruluyor, vakıf. Nedir bu? Maarif Vakfı. İnşallah Milli Eğitim Bakanlığı’mızın kuracağı bu vakıfla ağırlıklı uluslararası camiadaki bu okulları, oralardaki yönetimler ‘biz size verelim’ diyorlar, alın yönetin. Ama burada bunca öğrenci boşta kalmasın diyorlar. Onun için de şu anda Hükümetimiz süratle böyle bir vakfı kuruyor ve bu konuda işbirliği halinde olacağımız ülkelerle şu ana kadar hangi devlet başkanıyla görüştüysem hepsi olumlu cevap vermiştir ve demişlerdir ki; ‘tamam biz hazırız, el ele verelim, ama yeter ki bu öğrenciler meydanda kalmasın.’

Sadece bu mu? Değil, aynı şeyi tabii ekonomik alanda da bunlar yaptılar. Bu konuda da yine Ekonomi Bakanlığı’mız, ilgili birimlerimiz yoğun bir işbirliği halinde Dış Ekonomik İlişkiler Konseyi olarak bütün bu çalışmaları organize edecek ve devlet olarak Ekonomi Bakanlığı’yla bu ekonomik ilişkileri uluslararası camiada sürdürmeye devam edeceğiz. Nitekim bu arada yaptığım tüm dış seyahatlerde DEİK riyasetinde bu çalışmaları sürdürüyoruz ve her geçen gün de bu tempoyu artırarak inşallah devam ettireceğiz.

Değerli Kardeşlerim,

İnşallah, ülkemizin ve milletimizin kazanımlarına halel getirmeden, bu meseleyi bir çözüme kavuşturacağız.

Tabiii sizler iş dünyasının temsilcileri olarak hakikaten yoğun bir çabayla herhangi bir mevzi kaybına mahal vermeden ülkemizi ve milletimizi inşallah bu hastalıklı yapıdan kurtaracağız. Bu konuda ben sizlerden doğrusu destek bekliyorum, gayret bekliyorum.

Bu mesele benim şahsi meselem olmadığı gibi, sizin de özel meseleniz değil. Bu memleket meselesi, millet meselesi, rıza-i İlahi meselesidir. İşte dün gazetelerde herhalde görmüşsünüzdür, yaklaşık bir hafta kadar önce Bursa’da da söylemiştim, tehditler alıyoruz diye, ailece tehditler aldığımızı söylemiştim; ben, ailem, hepsi. Ve şimdi şeyler dökülmeye başladı, işte kızımla ilgili, şahsımla ilgili tehditler ortaya çıktı.

Aylardır ortaya çıkan bir isim var, ya delikanlıysan çık ortaya, gizli olarak niçin kalkıp da bu şekilde bunu yapıyorsun. Biz bu yola çıktığımızda bir şey söyledik, kefenimizi giyerek biz bu yola çıktık, bizi buradan caydıramazsınız. Ama sende yürek varsa, sende delikanlılık varsa böyle kod adıyla mod adıyla ortaya çıkma. Sen terör örgütünün mensubusun, bunu biliyoruz, onun için de kod adı kullanıyorsun. Çık açık, net ortaya. Nereden konuşacaksan oradan konuş. Varsa elinde bir şey onu da ortaya koy.

Ama bunu yapamadılar bu güne kadar. Yapamadıkları için böyle sütre gerisinde iftira kampanyalarıyla bunları yaptılar, şimdi de tehditler. Tehditleri yaparken bakıyorsunuz Ana Muhalefet Partisi’nin Başkanıyla, onun yetkilileriyle özel görüşmeler ve onlara adeta bilgi veriyorlar. Biz işte böyle böyle benim kızımla ilgili, onu öldürmek için görevlendirmeyi yaptık, Amerika’dan birisi gelecek onunla ilgili adımı atacak. Allah’ın verdiği ömrü kimsenin bir lahza geri, bir lahza ileri almaya yetkisi yoktur.

İşte şu anda atılan bu adımlarla bizler kararlı bir şekilde yolumuza devam ediyoruz, biz çalışmalarımızı aksatacak değiliz. Bakın ülkemizde bir iç güvenlik yasası çalışması var, şu anda Parlamento’da. Niye rahatsız oluyorlar bunlar? Düşünebiliyor musunuz, neden? Hükümetin görevi, zamanımda başladığı için bunu da anlatmam lazım; huzuru sağlamak değil mi, refahı sağlamak değil mi?

Bunlar, bir yerde yatırım yapacaksın, devletin yaptığı yatırımda adam gidiyor müteahhit firmanın iş makinelerini yakıyor. Gidiyor oranın bakıyorsunuz yöneticilerini kaçırıyor, mühendisini kaçırıyor, mimarını kaçırıyor, işçisini kaçırıyor, ondan sonra oralardan haraç istiyor. Kim bu? Terör örgütü. Peki, bunların uzantıları? Bakıyorsunuz Parlamentoya kadar bu uzantı sirayet etmiş. Şu anda bu Parlamento’nun içerisinde bu terör örgütüyle ilgili alınan tedbirler kapsamındaki İç Güvenlik Yasası’na karşı çıkmak bana göre terörle mücadeleye karşı çıkmaktır, bunu böyle bilmemiz lazımdır.

Eğer dürüst olsalar, samimi olsalar, terörle mücadelede şu şu şekilde maddeler buraya ilave edelim. Güvenlik güçlerinin elini güçlendireceksin ki rahat müdahale etsin. Bunu Amerika’da yapabiliyor musun? Yapamazsın. Batıda yapabiliyor musunuz? Yapamazsın, anında götürürler, hiç şakası yok bu işin. Polis sana dur dedi, duracaksın. Durmadığın zaman gerekli muameleyi yapar. Orada hak oluyor da, Türkiye’de bu işin ortasını bulalım, bunu çözmemiz lazım. Eğer bunu çözemezsek, terör örgütünün gücünü artırırız. Şimdi 7 Haziran seçimleri geliyor, ne yapıyorlar? Muhtarları tehdit ediyorlar. Ve muhtarları tehdit etmek suretiyle ne diyorlar onlara?’ Bu köyden bir başka siyasi partiye oy çıkmayacak, çıktığı takdirde hepiniz dağa gönderilirsiniz’.

Böyle bir demokrasi olabilir mi? Şimdi Parlamento’da bunların uzantıları var, demokrasi diyorlar. Ne demokrasisi ya? Sizin böyle bir anlayışınız olsa, önce dağa gidip, geliyorlar ya, araları iyi oralarla, önce bu işi halledin, gelin bu konuda teklifiniz neyse bu teklifleri söyleyin, böyle bir teklif de yok, sadece ön kesmek. Ne yaparlarsa yapsınlar, bu Parlamento’dan her türlü engellemeye rağmen bu çıkacaktır, ben buna inanıyorum, çünkü aklıselimin yolu bir.

Tabii daha çok çalışmamız, daha çok fedakârlıkta bulunarak, hep birlikte Türkiye’yi hak ettiği aydınlık yarınlara ben çıkartacağımıza inanıyorum.

Bu düşüncelerle bizlere gösterdiğiniz teveccüh için, burada bizlerle birlikte olduğunuz için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Tabii yeni, modern bir Türkiye için farklı bir yoldayız. Yeni Türkiye inşallah kuruluyor, kurulacak. Şöyle bir 12 sene öncesinin Türkiye’si yok artık. Aynı şekilde 12 sene öncesinin Malatya’sı da yok, öyle mi? Şu anda farklı bir Malatya var. Yani havalimanına inen havalimanından Malatya’nın şöyle içine doğru gelirken nelerin değiştiğini görüyor. 12 sene önce biz burada kalacak doğru dürüst bir otel bile bulamıyorduk, ama şimdi hamdolsun gayet lüks, modern oteller hamdolsun Malatya’mızda kuruldu ve şimdi buraya gelen işadamları rahat rahat istirahat edebilecekleri otelleri bulacak. Mesele işte budur. Yani bir cazibe merkezi oluşuyorsa, onun altyapısının olması lazım, şimdi bu altyapı Malatya’da var; üniversitesiyle var, hastaneleriyle var, eğitim kurumlarıyla var, ulaşımıyla, yollarıyla var, daha da olacak. İşte şimdi konuşuyoruz, Malatya-Sivas hızlı tren, bunlar da geliyor. Bütün bunlarla beraber tabii burası çok farklı bir inşallah sinerjiyi yakalamış olacak.

Ben bu duygular içerisinde sizleri tekrar sevgiyle, saygıyla selamlıyorum, Allah’a emanet olun diyorum, teşekkür ediyorum.