Elazığ, Toplu Açılış Töreni'nde Yaptıkları Konuşma

20.02.2015

Elazığ, Toplu Açılış Töreni'nde Yaptıkları Konuşma

Değerli Elazığlılar,

Değerli Kardeşlerim,

Sevgili Gakkoşlar; sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.

Açılışını yaptığımız 2 katrilyon 754 trilyon lira tutarındaki 50 kalem eser ve hizmetin Elaziz’imize, ülkemize, milletimize hayırlı olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Kardeşlerim, konuşmama başlarken bu gece ebediyete intikal eden Değerli Kardeşimiz Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun anneleri Fidan Hanıma Allah’tan rahmet diliyorum, Rabbim taksiratını hasenata tebdil etsin, Cennetiyle, cemaliyle müşerref kılsın diyorum. Tüm ailesine başsağlığı diliyorum.

Kardeşlerim,

10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yüzde 71’lik bir oy oranıyla bizi destekleyen Elazizli kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum. Gakkoşlar bizi bu tarihi seçimde mahcup etmedi, inşallah biz de onları mahcup etmeyeceğiz. Siz bize kucak açtınız, vefa gösterdiniz, bizim de kollarımız, gönlümüz, yüreğimiz sonuna kadar sizlere açık kalmaya devam edecek. Gakkoş herkese Gakkom demez, öyle mi? Gakkoş herkese bu şekilde yüzde 71’lik destek vermez. Mazluma yumuşak, zalime sert olan, mertlikte üzerine kimseyi tanımayan Gakkoş, seçimde oy vereceği adamı da elbette buna göre seçiyor.

Bakınız, Elazığ’a son gelişimin üzerinden 11 ay geçti, o zaman teşekkür için yeniden geleceğimi söylemiştim. Türkiye’nin 81 vilayeti var, biz 12 ay geçmeden yeniden Elazığ’dayız. Burası Cumhurbaşkanlığı görevime geldiğimden beri ziyaret ettiğim 8’inci vilayet; daha fazla söze hacet var mı? Aramızdaki muhabbeti, uhuvveti anlatmak için başka söze gerek var mı? Sizler yanımızda olduğunuz sürece bize durmak, duraksamak, geri çekilmek yok, yorulmak yok.  Allah birliğimizi,   beraberliğimizi, yol arkadaşlığımızı daim etsin diyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Bugün burada Milli Eğitim Bakanlığımızın 369 dersliğinin, 2 adet 400 yataklı pansiyonun, 2 adet spor salonunun, Fırat Üniversitemizin okul binalarının, tekno kentinin laboratuvarlarının, Harput bin kişilik öğrenci yurdunun resmi açılışlarını yapıyoruz. Çeşitli bakanlıklarımızın ve onlara bağlı kurumlarımızın hizmet binalarının, hizmet merkezlerinin açılışlarını da yine bugün burada yapıyoruz. Ulaştırma Bakanlığımız, az önce de ifade edildi.

Ulaştırma Bakanlığımız, Elazığ Maden, Elazığ Kömürhan, Elazığ Keban yolları ile üst geçitle, viyadükler, tüneller, il yolları inşa etti, bunların resmi açılışlarını bugün gerçekleştiriyoruz. İl özel idaremizin, belediyelerimizin şehrimize kazandırdığı çok güzel eserler, çok güzel hizmetler bulunuyor. 11 ay önceki Elazığ ve bugünkü Elazığ gelişerek devam ediyor, daha da güzelleşiyor, daha da güzelleşecek inşallah.  TOKİ 160 konut, afet konutunu tamamlayarak hak sahiplerine teslim etti, onları da bugün hizmete alıyoruz.  Orman ve Su İşleri Bakanlığımız yap-işlet-devret modeliyle, dikkat edin, tam 1 katrilyon 536 trilyon lira yatırım bedeli olan Beyhan-1 Barajı ve hidroelektrik santraliyle 615 trilyon lira yatırım bedeli olan Pembelik Barajı ve hidroelektrik santralini Elazığ’ıyla birlikte ülkemize kazandırdı, hayırlı olsun. Bu önemli tesislerin de açılışını bugün yapıyoruz.  Evet, tam 2 katrilyon 754 trilyon liralık bir yatırımı, 50 kalem eseri böylece Elazığ’ımızın hizmetine sunmuş oluyoruz. Tüm bu yatırımların, tüm bu eserlerin Elaziz’imize hayırlı olmasını diliyorum. Bu hizmetlerin şehrimize kazandırılmasında emeği geçen herkesi kutluyor, hepsine şükranlarımı sunuyorum.

Kardeşlerim,

Hatırlayın, ne diyorduk biz? Uzun ince bir yoldayız gidiyoruz gündüz gece. Ne diyorduk biz? Uzun ince bir yoldayız gideceğiz gündüz gece. Dün Cumhurbaşkanlığı Sarayımızda, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde 17 bilim adamı ve münevverimizle biraradaydık, kendileriyle son günlerde tartışma konusu olan başkanlık sistemi, yeni anayasa, yeni Türkiye, bunu konuştuk, bu ihtiyacı konuştuk. Onların değerlendirmelerini dinledim, kendi görüşlerimi ifade ettim. Şimdi burada da, Elaziz’de de sizlerle bu konuda hasbihal etmek, dertleşmek istiyorum.

Bizim milletimiz Gakkoşlar, ağaç kovuğundan çıkmış değil, bizim devletimiz de sınırları cetvelle çizilmiş, proje olarak lütufla kurulmuş bir devlet değil, bizim binlerce yıllık bir tarihimiz var. Cumhurbaşkanlığı forsundaki 16 yıldız, tarihi boyunca kurduğumuz 16 büyük devleti temsil ediyor. Bugünkü kurumlarımızın pek çoğu ilk defa Cumhuriyetle ortaya çıkmış değiller.

Değerli Kardeşlerim,

Kara Kuvvetlerimizin tarihine bakıyorsunuz yüzlerce yıl, hatta hatta bir rivayet milattan önceye dayanıyor. Bu denli geçmiş bir tarihe sahip olan, adaletten eğitime kadar her alanda yüzlerce, binlerce yıllık bir tarihe sahibiz, böyle bir birikimimiz var. Fatin Sultan Mehmet İstanbul’u fethettikten hemen 1 yıl sonra bugünkü üniversitelerimizin temeli sayılan eğitim kurumlarını oluşturdu ve faaliyete geçirdi. İstanbul’daki üniversitelerimizin pek çoğu o nüveden, o çekirdekten doğarak büyüdü, gelişti, bugüne ulaştı.

Türkiye Cumhuriyeti de bizim son devletimizdir. Devletin yönetim biçimi ise dönemin şartlarına, imkanlarına göre belirlendi ve bu şekilde devam edip geldi, ama değişim de hayatın bir gerçeği, dünya ile birlikte Türkiye de değişiyor. Milletimizin ülkeyi yönetme sorumluluğunu verdiği bizlere düşen görev, bu değişime uygun şekilde Türkiye’yi sürekli daha ileriye götürmektir. Şimdi ben diyorum ki, bu mevcut sistem artık bize dar geliyor, dar. Türkiye’nin daha hızlı karar almasını, daha süratli iş yapmasını sağlayacak bir yönetim sistemine ihtiyacı var, bunun adı da başkanlık sistemidir, bunun adı da liderlik sistemidir. Esasen bizim kadim devlet geleneğimizdeki yönetim sistemi de budur, adı ne olursa olsun. Bizim tarihimizde milletin kahir ekseriyetinin desteğini, tasvibini, rızası almayan yöneticilerin devletin başında kalmasının mümkün olmadığını görüyoruz.

Şimdi sizler bu kardeşinizi bizzat seçtiniz, vekiller vasıtasıyla değil, bizzat seçtiniz. Bu ülkede bir 367 garabeti yaşamadık mı? Oynanan oyunu biliyorsunuz. Biz de o zaman bir karar aldık, ne dedik? Millete gideceğiz. Ve size geldik, siz de 10 Ağustos’ta gereken cevabı gereken yere verdiniz. Meşveret, istişare elbette olacak. Ancak davulu seçtiğiniz kişinin boynuna asıp tokmağı millete karşı sorumsuz güçlerin eline teslim ederseniz, işte o sistem teklemeye başlar, yürümez, onun için de yürümedi. Bak şimdi bu aralar şu Meclis’in haline bakın ya, Meclis’te neler oluyor? Yakışıyor mu, oluyor mu bu? Bu doğru bir gidiş değil. Ülkemizde 1960 Anayasasıyla işte böyle bir sistem kuruldu. Bu sistem huzur getirmedi. Bu sistem değerli kardeşlerim, ne yazık ki 15-16 ayda bir değişen hükümetleri getirdi. Böyle bir ülkede istikrar olur mu? Böyle bir ülkede refah olur mu? Ve ard arda kurulan hükümetler. İlk defa bu oyunu biz bozduk. Hamdolsun 4 yıl devam. Şimdi ise siz bize vekalet verdiniz, öyle mi? Ve biz de sizin bu vekaletinize inşallah layık olacağız. Ne kadar değiştirirseniz değiştirin, ne kadar tadil ederseniz edin şu andaki sistem yamalı bohça, bundan bir şey olmaz. Çünkü bu çarpıklık giderilemiyor.

Biliyorsunuz benim Başbakanlığım döneminden beri milletimize bir yeni anayasa sözüm var. Bunun için Meclis’te komisyon kurduk. Milletvekilleri içinde yüzde 60’lık bir çoğunluğa sahip olmamıza rağmen dedik ki ‘bu komisyonda her parti eşit şekilde temsil edilsin’. Mesela, Genel Başkanı olduğum Partimizin yaklaşık 325 milletvekili vardı. Biz 3 kişiyle temsil edildik o komisyonda, 30 milletvekili olan da 3 kişiyle temsil edildi. Derdimiz neydi? Üzümü yemek, bağcıyı dövmek değil. ‘Varsın olsun, yeter ki şu yeni anayasayı yapalım’ dedik. Ama ne oldu? Bizim dışımızdaki 3 partinin 9 tane temsilcisi, biz 3, konuş konuş konuş bir yere varamadık. 47 tane madde hazırlandı, altına temsilciler imza attı. Hadi gelin şunları çıkaralım dedik, yanaşmadılar. Daha sonra 60 madde oldu, kendileri teklif etti, ‘çıkaralım’ dediler, ‘hadi’ dedik, dediler ki; ‘olmaz dördümüz birden biraraya gelmemiz lazım.’ Birisi çıkıyor mızıkçılık yapıyor ne yapacağız? Gene olmadı. Şimdi diyorum ki, ‘400’ü verin yeni Türkiye’yi kuralım, 400’ü verin yeni anayasayı yapalım, 400’ü verin başkanlık sistemini kuralım, 400’ü verin çözüm sürecine koşalım’, bunu başarmamız lazım. Çünkü bu komisyonu dürüst bir vaziyette çalıştırmadılar. Samimi çalıştırmadılar, niye? Çünkü onların böyle bir derdi yok. Türkiye’nin ihtiyacı nedir, milletin talebi nedir? Hem bilmiyorlar, hem de umurlarında değil. Bir tanesi çıkmış Yüksek Seçim Kurulu’na gitmiş. Ne diyor biliyor musunuz? ‘Bu Cumhurbaşkanına seçimlere kadar meydanlara çıkma yasağı getirin.’ Duydunuz mu? Tabii Yüksek Seçim Kurulu gereken cevabı vermiş.

Kardeşlerim,

Hayatları boyunca bu milletin, bu ülkenin geleceği için taş üstüne taş koymadıkları gibi hayırlı her işi de engellemenin çabası içinde oldular. Neymiş? Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı’na seçim yasası, şunu-bunu okumadan ‘seçime kadar konuşma yasağı getirin’ diyor. Sen kimsin? Şu anda bu kardeşiniz cumhurun görevlendirdiği bir Başkandır. Cumhur kim? Halk halk, millet millet. Bir taraftan içinde bulunduğun Meclis’te ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ diyeceksin, öbür taraftan milletin iş başına getirdiği ‘Cumhurbaşkanı’na konuşma yasağı getirin’ diyeceksin. Kusura bakma, bizim önümüzü öyle kesebilecek yiğit biz görmedik daha.

“Diz vur Gakkoşum, heyy!... de.. Kükresin halay kolu.

Kövenk'in Pınar başı, görünsün Saray yolu.

Bunlar, bu yerin sesi, bu göğün gürlemesi.

Mayası aşk, ateşidir; belki sarmaz herkesi!”

Evet, millete hizmet bir aşk işidir. Biz aşığız, biz bu millete aşığız, bizim derdimiz var. Gakkoş’um ne güzel söylemiş, bu ateş herkesi sarmaz. Onun için de milletim onlara bu emaneti teslim etmez.

Yunus gibi yangın, Mevlana gibi dertli, Hacı Bektaş gibi vakur olmadan bu millete hizmet edemezsin. Ben yeni Türkiye derken, yeni anayasa derken, başkanlık sistemi derken, çözüm süreci derken, temel hak ve özgürlükler derken kafamda da, kalbimde de sadece büyük Türkiye hayali var, milletimin müreffeh geleceği var. 2023 hedefleri var, 2053 hedefleri var, 2071 vizyonu var. Biz bugün varız, yarın yokuz. Ama bu ülke, bu millet inşallah ilelebet var olacaktır.

Kardeşlerim,

Bakınız, Sultan Alparslan dikkat edin, 1071’de damgayı vurdu, şimdi biz 2071 diyoruz. Ne zaman? Onun 1000. yılında, işte mesele bu, hedef koymak bu, ufuk sahibi olmak bu. Ama bunların ufku yok. Bunlara şunu soracaksınız: Sizin bir yerde bir dikili ağacınız var mı? Yok. İşte 12 yıl önce iş başına geldiğimizde milli gelir neydi? 230 milyar dolardı.. Şimdi ne oldu? Bakın 820 milyar dolar, nereden nereye geldik. Faiz neydi, şimdi ne? Enflasyon neydi, şimdi ne? Bunlara bakacağız. Ve elhamdülillah işte bölünmüş yollar, Elazığ’da görüyorsunuz.

Ben de sizlerle gurur duyuyorum. Bir imam hatipli büyüğünüz olarak sizlerle gurur duyuyorum. Şimdi de sizden başarılarınızı bekliyorum, daha çok çalışacaksınız. Bak sizin önünüzü kesmek için ne getirdiler? Başörtüsü yasağı getirdiler. Ne getirdiler? Orta kısmı kapattılar. Ne getirdiler? Katsayısı engeli getirdiler. Bunların hepsi kalktı mı? Şimdi bundan sonra görev sizde, şimdiden sonra çok çalışacaksınız ve istediğiniz üniversiteye, istediğiniz fakülteye girmek suretiyle bu millete, bu vatana hizmet etmeye devam edeceksiniz. Bundan sonra bahane yok, ona göre. Durmak yok, yola devam.

Türkiye’nin, bakınız göreve geldik, 79 senede yapılan bölünmüş yol 6100 kilometreydi. Biz 12 yılda buna ne ilave ettik? 17500 kilometre bölünmüş yol ilave ettik. Ama hepsinden öte dedem Fatih, karadan gemileri yürütmüştü, biz de denizin altından Marmaray’ı yürüttük. Hamdolsun bunu gerçekleştirdik. Şimdi bitmedi, Avrasya tünelini yapıyoruz yine denizin altından. O da bitmedi, Fatih Sultan Köprüsü’nün kuzeyinden şimdi de Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nü yapıyoruz. 4 gidiş, 4 geliş, ortasından da hızlı tren, yüksek hızlı tren, ortadan da o geçecek. Nedir bu? Dünyayla yarışıyoruz, yarışacağız. Yeni Türkiye böyle olacak.

Biz eski Türkiye değiliz, biz yeni Türkiye’yiz, adres bu. Ama bunu yeni anayasayla beraber yapacağız, bunu başkanlık sistemiyle daha da hızlı yapacağız. Birileri bizi ayaklarımızdan çekiyordu, ama şimdi çekemeyecekler. Şimdi evvel Allah çok daha hızlı gideceğiz. Ve 12 yılda buraya geldik şimdi patinaj yapıyoruz, diyoruz ki patinaj yapmayalım, tekrar hızlanalım. İşte bunu Fransa’da, Amerika’da başkanlık sistemine geçmeden önce farklı bir şekilde gördüler ve bir patinaj süreci oldu onlarda da, 20 yıl, 30 yıl, 40 yıl sürdü bu, belli bir yere geldiler o rakamda tıkandılar. Ama bir değişim, sistemde bir güncelleme yaptılar sıçradılar. Şimdi Amerika’da demokrasi ileri mi? İleri. Ekonomi ileri mi? İleri. Hangi sistem var? Başkanlık sistemi. Yani biz illa Amerika’daki sistemi almaya mecbur değiliz, bir arı maharetiyle her çiçekten nasibimizi alırız, ondan sonra da kendi sistemimizi kurarız. Kendi geleneklerimize göre, kendi göreneklerimize göre bunu aynen üretir ortaya koyarız. Çünkü biz tarih boyunca bunu yaptık, evvel Allah yine yaparız.

Bakınız geçmişte Rahmetli Özal başkanlık sistemi dedi, Demirel başkanlık sistemi dedi, Rahmetli Türkeş başkanlık sistemi dedi, ama ardından gelenler şimdi inkâr ediyorlar. Rahmetli Erbakan Hocamız başkanlık sistemi dedi, Rahmetli Yazıcıoğlu başkanlık diyordu, daha pek çok siyasetçi, siyasi parti aynı görüşü savundular. Gerçi şimdi onların mirasına oturduklarını iddia edenlerin bir kısmı çark ettiler, tam tersini savunuyorlar, ama önemli değil. Aslın tercihi ortadayken vekilin sözüne bakılmaz. Buna rağmen bu konuda maalesef şu anda arzu edilen ilerleme yok, fakat halkta var. Ne güzel söylemiş Elazığlı kardeşim; “Tandır sıcakken ekmek tutar” öyle mi? Evet, demir tavında dövülür. Artık daha fazla vakit kaybetmenin anlamı yok. Türkiye için başkanlık sisteminin tam zamanıdır.

Bizim bu teklifimize karşı çıkanlara bakıyoruz, ne diyorlar? Ne istiyorlar diye anlamaya çalışıyoruz. Sadece hakaret, sadece iftira, sadece demagoji. Neymiş efendim? Diktatörlükmüş, padişahlıkmış, şuymuş-buymuş; bunların hepsi boş laf, laf-ı güzaf. Selin ağzı tutulur, elin ağzı tutulmaz. Öyle ya, baraj yaparsın, bent yaparsın selin ağzını tutarsın, bunlarınkini tutmak mümkün değil. İş yok, sadece laf var, laf. Onun için biz teklifimizi milletimize yapıyoruz. Gakkoşlara yapıyoruz, Gakkomlara yapıyoruz. Biz dilekçemizi millete veriyoruz. Kabul ederse başımız gözümüz üstünde yeri var. Etmezse bu karara da saygı duyar, hizmetimize devam ederiz. Ben biliyorum ki milletim de bunu istiyor.

İşte dünkü gazetelerde bir araştırmanın sonuçları vardı; başkanlık sistemine destek yüzde 70. Ben buradan, Elazığ’dan, İzzetpaşa Meydanından tüm Türkiye’ye sesleniyorum; gelin 7 Haziran seçimlerini yeni Türkiye, yeni anayasa, başkanlık sistemi ve çözüm süreciyle beraber ülkemizin tarihinde bir milat yapalım. Gelin nasıl doğrudan kendi oyunuzla tercihinizle ilk Cumhurbaşkanı’nı seçtiyseniz, 7 Haziran’dan sonra da ilk Başkanı’nızı siz seçiniz. 7 Haziran’da bunu sağlayacak bir Meclis oluşturalım. Elazığ Türkiye’nin ilk başkanını seçmek istiyor mu? Elazığ Türkiye’nin ilk Başkanı’nı seçmek istiyor mu? Maşallah. 81 vilayetimizin her birinden de, yarın Malatya’dayım, inanıyorum ki Malatya da aynı cevabı verecek, aynı coşkuyla aynı sesin, aynı sedanın yükseleceğine inanıyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Büyük başın büyük derdi olur, böyle bir söz var. Türkiye büyüdükçe, güçlendikçe dertleri de ona göre büyüyor. Evvel Allah bu sıkıntıların hepsinden de üstesinden gelecek inanca, güce, imkana sahibiz, yetir ki birliğimizi, beraberliğimizi, kardeşliğimizi ilerletebilelim. İşte bu amaçla çözüm sürecini başlattık, tüm tahriklere rağmen süreci bugüne kadar kararlılıkla yürüttük.

Şunu tüm samimiyetimle ifade etmek isterim ki, bu kesinlikle bir al-ver meselesi değildir. Bu süreç, her şeyden önce bölgede yaşayan insanlarımızın geçmişte ihmal edilen haklarının, hukuklarının telafisini sağlayacaktır. Bununla birlikte, Türkiye’nin hedeflerine güçlü bir şeklide yürüyebilmesi, geleceğine güvenle bakabilmesi için gereken huzur ortamını teminat altına alacaktır. Çözüm sürecinin anlamını en iyi Elaziz’in bileceğini sizlerin takdirine bırakıyorum. Çünkü sizler yıllardır terörün, çatışmanın, huzursuzluğun yanı başında yaşıyorsunuz; öyle mi? Gakkoşların mertliği sayesinde Elaziz’e terör ayak basamadı, ama çevrenizde yanan ateşi de yakından gördünüz, yaşanan acılara yakından şahitlik ettiniz. Kayabaşı’na doğru bakıp, ’Hey yardır, o yardır, omzunda şalı da var, üstünde ay yıldızı, beyazı da, alı da var’; öyle mi? Böyle ağıt yaktınız sevdiklerinizin acılarını bir daha yaşamayın, diye biz bu süreci başlattık ve sabırla sürdürüyoruz.

Çayda çıra oynarken mutlulukla seyretmeyi hayal ettiğimiz evlatlarımızın cenazeleri önünde gözyaşı dökmeyelim diye, anaların feryatlarıyla yüreklerimiz dağlamasın diye çabalıyoruz. Ama bu süreçte sergilenen samimiyetsizlikleri, oynanan tüm oyunları, arkasında durulmayan sözleri de gayet iyi biliyoruz.

Bununla birlikte şunu belirtmek durumundayım: Kardeşlerim, bu malum bölücü terör örgütü; biliyorsunuz değil mi? Onun Parlamentodaki uzantıları; onları da biliyorsunuz değil mi? Kardeşlerim, 6-7 Ekim’de olanları biliyorsunuz, Silopi’de olanları biliyorsunuz, Cizre’de olanları biliyorsunuz. Düşünebiliyor musunuz, suratlarında maskeler, affederseniz, etekleri giymişler, güya tanınmayacaklar, kaldırımları söküyorlar bunlarla polise saldırıyorlar, molotof kokteylleriyle araçları yakıyorlar, otobüsleri yakıyorlar, dükkânları yakıyorlar ve utanmadan, sıkılmadan buna da özgürlük diyorlar, direniş diyorlar. Bunun neresi direniş, bunun neresi özgürlük; böyle bir şey olabilir mi? Bu ülkenin huzuruna kastettiler. Ve çıkıyor partilerinin başındaki eşbaşkanlardan bir tanesi milleti sokağa dökmeye davet ediyor; böyle şey olur mu? Eğer sen temel hak ve özgürlükler diyorsan, düşünce özgürlüğü diyorsan, demokratik bir mücadele diyorsan bunun yeri Parlamentodur. Gelirsin meydanlarda bütün siyasiler gibi konuşursun, salonlarda konuşursun, ama gençleri, affedersiniz, pantolon yerine etek giydirmek suretiyle, suratına da maske takmak suretiyle elinde molotof kokteyliyle araçları, esnafın dükkanlarını yakmaya gönderemezsin. Eğer bunu yapıyorsanız bu ihanettir, bu millete saygısızlıktır, bunlar benim Kürt kardeşlerimin temsilcisi değildir. Bu oyunu 7 Haziran’da inanıyorum siz bozacaksınız, bozmaya ben inanıyorum ki kararlısınız, çözüm süreci çünkü budur.

Biz devleti yönetme sorumluluğunu üstlenen insanlarız, duygusallıkla hareket edemeyiz, başkalarının peşinden gidemeyiz, bizim kendi rotamız, kendi projemiz, kendi planımız var. Elbette bu demek değil ki her şeyi sineye çekeceğiz, her şeyi kabulleneceğiz. Ne diyor Mehmet Akif, kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boynum. Biz milletimizin boynunun çekilmesine müsaade etmeyiz.

Devlet bu süreçle ilgili taahhütlerinin arkasındadır, sürecin içinde yer alan herkesin de aynı iradeyi göstermesi gerekmektedir. Sokakları terörize ederek, toplumu tahkir ederek, şiddetle, baskıyla, hakaretle hiç kimse bir şey elde edemez. Türkiye 30 yıl değerli kardeşlerim bunu yaşadı, bu yolun çıkar yol olmadığı, hiç kimsenin faydasına bir yol olmadığı görüldü. Şimdi bir başka yolu, aklıselimin, hakkın, hukukun, vicdanın yolunu deniyoruz. Bu yoldan sapanı, bu yoldan döneni milletimiz de affetmez, tarih de affetmez.

Mecliste görüşülmekte olan yeni iç güvenlik paketiyle kamu vicdanını yaralayan görüntülerin bir daha yaşanmasının inşallah önüne geçilecek. Bakın devamlı oyalıyorlar, devamlı oyalıyorlar; yapmayın. Ya göreviniz Mecliste bu yasaları çıkarmak, engellemek değil. Öyle de yapsanız, böyle de yapsanız bu kanun çıkacak ya, çıkacak. Ha, ne oldu?  Normal zamanda değil de süre biraz uzayacak.

Çözüm sürecinin başarıyla neticelenmesinin ardından bölgedeki tüm şehirlerimiz gibi Elaziz’in önünde de yeni bir dönem açılacağına inanıyorum.

Kardeşlerim,

Yatırımcı, ekonomik istikrar ister, yatırımcı güven ister, ama onunla birlikte huzur ister, geleceğini görmek ister. Verdiğimiz tüm teşviklere, gösterdiğimiz tüm gayretlere rağmen bölgedeki atmosfer yatırımcıların buraya gelmesine, istihdam sağlayacak büyük ve kalıcı yatırımlar yapmasına mani oluyor. İnşallah önümüzdeki dönemde tüm bu sıkıntıları geride bırakarak yeni Türkiye’yi burada hep birlikte yükselteceğiz.

Esma’lar, size selam olsun, size selam olsun. Sizi o iradenin, o güçlü temsilin Türkiye’deki uzantıları olarak görüyorum, size başarılar diliyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Tabii gelecek çok daha aydınlık, çok daha güzel olacak derken, bunu sadece bir laf olarak söylemiyoruz, bunun altyapısını da şimdiden kuruyoruz.

Başbakanlığım döneminde olduğu gibi, Cumhurbaşkanlığım sırasında da Elazığ’a yapılan yatırımların takipçisi olacağımdan şüpheniz olmasın.

Son olarak Elazığ’ın en önemli değerlerinden olan Harput’u yeniden ayağa kaldırmak için büyük bir proje başlatıldı. Bu projeyle Harput’u ülkemizin ve dünyanın kültürel mirası olarak tescil edecek cazibe merkezi haline getireceğiz.

Yine bu arada, Fırat Üniversitemiz bir bölge üniversitesi hüviyetiyle her geçen yıl daha da gelişiyor, büyüyor. Fakat bir şeyi de burada üzülerek söyleyeceğim, Fırat Üniversitesi Rektör Yardımcısı Profesör Doktor Nuri Orhan kardeşimiz vefa etmiştir, Allah’tan kendisine rahmet diliyorum. Ailesine sabırlar diliyorum. Üniversite camiasına başsağlığı diliyorum.

Kardeşlerim, Hazar Gölü’nü turizme kazandırma çalışmaları sürüyor.

Elazığ’a bir şehir hastanesi sözümüz vardı, hukuki birtakım sorunlar sebebiyle gecikme yaşandı, fakat şimdi hepsi aşıldı, 1040 yataklı hastanenin inşasına başlandı.

Ağın Köprüsü’nün, Kömürhan Köprüsü’nün ve Tüneli’nin, Gülüşkür Köprüsü’nün inşaat çalışmaları sürüyor. Elazığ’da geçtiğimiz 12 yılda 322 kilometre bölünmüş yol yapıldı ve ildeki toplam bölünmüş yol uzunluğu 355 kilometreye çıktı. Yine demir yolları baştan sona elden geçirildi, yenilendi.  TOKİ tarafından inşa edilen 7634 konutla bu alanda çok önemli hizmetler gerçekleştirildi. Son olarak ciddi sıkıntılara sebep olan Şorşor Deresi’nin ıslahıyla ilgili projenin ihalesi yapıldı, yakında inşasına başlanıyor.

Bunları niçin anlatıyorum biliyor musunuz? Bir şehrin gelişmesi, kalkınması, büyümesi için önce onun altyapısını kurmak gerekiyor. Burada üretilen ürünün, verilen hizmetin diğer bölgelere kolayca ulaşımını sağlayamazsanız, eğer sağlamazsanız yatırımcı gelmez, yatırım olmayınca istihdam olmaz. İnsanlara en iyi eğitim imkanlarını, sağlık imkanlarını, konut imkanlarını, sosyal hayat imkanlarını sağlamazsanız yine kimseyi burada tutamazsınız. Biz gerek bugüne kadar yapılan yatırımlarla, gerek yeni projelerimizle işte bunun altyapısını kurmaya çalışıyoruz.

Bugün açılışını yaptığımız hizmetlerin bu doğrultuda Elazığ’ımıza önemli katkılar sağlamasını Rabbimden niyaz ediyorum. Bir kez daha bu eserlerin, bu hizmetlerin hayırlı olmasını diliyor, emeği geçen bakanlarımızı, vali, belediye başkanlarımızı, mimarından müteahhidine ve işçisine kadar hepsini tebrik ediyorum.

Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum, Allah’a emanet olunuz, diyorum, Allah yar ve yardımcınız olsun, diyorum.