"Pazarcı Esnaf Buluşması"nda Yaptıkları Konuşma

25.03.2015

Türkiye Sebzeciler Meyveciler Ve Seyyar Pazarcılar Federasyonu’muzun Değerli Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyeleri,

Değerli Pazarcı Esnafı Kardeşlerim,

Kıymetli Misafirler,

Sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum.

Pazarcı esnaflarımızın meselelerinin ele alınacağı Çalıştay’ın başarılı geçmesini, hayırlara vesile olmasını diliyorum. Sizlerin vasıtasıyla ülkemizin her ilinde, ilçesinde, mahallesinde fedakârca hizmet veren pazarcı esnaflarımızın tamamına hayırlı, bereketli kazançlar temenni ediyorum.

Sözlerimin hemen başında, 2009 yılında elim bir kaza neticesi ebediyete irtihal eden, bugün de vefatının 6’ncı yıldönümüne ulaştığımız merhum Muhsin Yazıcıoğlu kardeşime Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum. Savunduğu değerler ve mücadelesi ile örnek bir şahsiyet olarak gördüğüm Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatı, milletimiz için gerçekten büyük bir kayıp olmuştur. İnşallah mekânı cennet olur diyorum.

Yine, geçtiğimiz ay vefat eden Muhsin Yazıcıoğlu kardeşimin muhterem annesi Fidan Yazıcıoğlu’na da bu vesileyle Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.

Dün Fransa’da, bir Alman havayolu şirketine ait yolcu uçağı düştü. Uçakta bulunan 144 yolcu ve 6 mürettebattan kurtulan olmadığı açıklandı. Enkaz kaldırma işlemlerinin sürdüğü bu kazada hayatını kaybeden için ülkelerine ve ailelerine milletimize başsağlığı diliyorum. Şu ana kadar, aynı kazada, Alman uyruklu bir kardeşimizin de hayatını kaybettiği tespit edildi. Bu kardeşimize de Cenab-ı Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Rabbimden, bizimle birlikte tüm insanlığı her türlü kazadan, beladan, afetten korumasını niyaz ediyorum

Değerli Kardeşlerim,

Pazarcılık, insanların toplu olarak yaşamaya başladıkları dönemlerden beri var olan, dünyanın en eski ve en muteber mesleklerinden biridir. Peygamberimizin “Rızkın onda dokuzu ticarettedir” diye buyurduğu meslek, işte tam da sizin mesleğinizdir. Yine Peygamberimizin “Hiçbir kimse kendi elinin emeğinden daha hayırlı bir lokma yememiştir” diye ifade ettiği meslek de, sizin mesleğinizdir.

Pazarcı esnafımız, sabahın erken saatlerinden akşamın geç saatlerine, pazardaki her şeyini topladığı ana kadar, yaz-kış demeden, yağmur-çamur demeden, alın teriyle, emeğiyle çalışır. Bu gayretiyle, hem kendi rızkını temin eder, hem de her evde ihtiyaç duyulan sebzeyi, meyveyi muntazaman ve en taze şekilde insanımıza ulaştırır.

Siz pazarcı esnafının reklamı olmayabilir, gösterişli binaları, kocaman tabelaları, şatafatlı vitrinleri, özel tasarımlı ambalajları olmayabilir. Ama sizin milletimizin gönlündeki yeriniz, inanın, bunların hiçbiriyle mukayese kabul etmez. Bunun için pazar kültürünü mutlaka yaşatmalıyız.

Tabii benim gönlümdeki pazar yerleri, öyle sokak aralarında, araçların, çöp varillerinin arasında, tozun, kirin içinde tezgâh kurulan mekânlar değildir. Ben, haftanın diğer günlerinde de farklı amaçlar için kullanılabilecek, çatısıyla, aydınlatmasıyla, otoparkıyla, sosyal tesisleriyle hem esnafımıza, hem milletimize yakışan pazar yerleri arzu ediyorum. Belediyelerimizin bu yönde gayretleri olduğunu biliyorum. Gittiğim illerdeki toplu açılış törenlerinde, Başbakanlığım döneminde de tüm belediye başkanı arkadaşlarıma bunu tavsiye ettim; İlde İlçede, beldede, pazarcı esnafımız için pazar yerleri açınız, kurunuz. Hep bunları  tavsiye ve teşvik ettik. Hamdolsun güzel gelişmeler var. Daha iyi olacağına da inanıyorum, sık sık böyle modern pazar yerlerinin açılışlarını da yapıyorum. Ama bunların yetersiz olduğunu da görüyorum. Bu konuda belediyelerimiz daha gayretli olmalı. Sizler de, belediyelerimizi bu konuda teşvik etmeli, birlikte çaba göstermelisiniz. Biraz önce ifade ettiğim gibi, sizin milletimizle bir gönül bağınız var. Bu bağı, modern imkânlarla teçhiz ederek, karşılıklı fayda esasına dayalı olarak güçlendirmelisiniz. Pazar kültürünün önemine samimiyetle inanan ve bu kültürün mutlaka devam etmesini isteyen birisi olarak, Cumhurbaşkanı sıfatıyla, bu yöndeki çabalarınıza destek olacağımı bilmenizi isterim

Değerli Kardeşlerim,

Geçmişte, esnaf ve sanatkârlarımız gerçekten zor günler yaşadı, sıkıntılı dönemler geçirdi. Hatırlayınız, 2001 yılında, belki de tarihimizde ilk defa, esnaf ve sanatkârlarımız sokağa çıktı, gösteri yaptı. İstikrar ve güven ortamının tamamen kaybolduğu bu kötü dönemi, şimdi sadece acı bir hatıra olarak hatırlıyoruz. Ülkemizde ‘orta direk’ diye tabir ettiğimiz ve toplumun omurgasını oluşturan kesim, büyük ölçüde esnaf ve sanatkârlarımızdan oluşuyor. Bu kesimin yaşadığı sıkıntı, tüm toplumu etkiler, tüm toplumu rahatsız eder.

Bunu bildiğimiz için 2002 yılında iktidara gelir gelmez, esnaf ve sanatkârlarımızı ayağa kaldıracak, onları güçlendirecek adımları süratle attık. Öncelikle, esnaf ve sanatkârlarımızı bünyesinde barındıran meslek kuruluşlarının yapısını, çıkardığımız bir kanunla günün ihtiyaçlarına uygun bir hale getirdik. Meslek odalarındaki işlemleri kolaylaştırdık ve hızlandırdık. Esnafımızın kredi ve finansman maliyetlerini düşürdük. Bakınız, 2002 yılında esnafımızın kullandığı kredilerin faiz oranı neydi biliyor musunuz? Yüzde 47’ydi. Biz bunu, yüzde 4-5 düzeyine kadar indirdik. Böylece, esnafımızın Halkbank ve Kredi-Kefalet Kooperatifleri aracılığıyla kullandığı kredilerin miktarını, 2002 yılındaki 153 milyon lira seviyesinden, bugün 12 milyar 600 milyon lira düzeyine kadar çıkardık. Kredi limitlerini de 150 bin liraya kadar yükselttik. Kullanılan kredilerdeki kesintileri azalttık, faiz desteğini artırdık. Artık esnafımızın kullandığı kredilerin faizinin yüzde 50’sini devlet karşılıyor.  Pirim borçlarını, sigorta ve vergi borçlarını yapılandırdık.

Son olarak, sizler açısından da çok önemli olan “Perakende Ticaretin Düzenlenmesine İlişkin Kanun”, 29 Ocak’ta yürürlüğe girdi. Bu kanunla, alışveriş merkezlerinde esnaf ve sanatkârlarımızın da yer alabilmesi sağlanıyor. Tedarik ve dağıtım kooperatifleri kurulmasından çalışma saatlerine, ruhsatlardan ustalık belgesine kadar pek çok yeni düzenleme içeren bu kanunun da bir kez daha esnaf ve sanatkarlarımız için hayırlı olmasını diliyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Bizim tarihimizde, bizim kültürümüzde esnaf ve sanatkar sadece ticaret erbabı değildir. Esnaf ve sanatkar ticaretiyle birlikte, toplumu inşa eden, toplumu irşad eden, toplumu ayakta tutan kesimdir. Sizin böyle bir önemli göreviniz var. Ahi Teşkilatı, Selçuklu’nun ve Osmanlı’nın kuruluşunda ve yükselişinde, gerçekten hayati bir rol oynadı. 10 asırlık bu gelenek, bilhassa zor zamanlarımızda, milletimizin birliğini, beraberliğini, dayanışma ruhunu güçlendirerek, gerçekten çok hayırlı hizmetler ifa etti.

Ahiliğin özünü ahlak oluşturur, erdem oluşturur. Fatih Sultan Mehmet’e atfedilen bir hikâye var. Bu hikâyeyi, burada sizlerle bir kez daha paylaşmak istiyorum. Osmanlı’nın başkenti, İstanbul daha fethedilmediği için, Edirne’deyken, Sultan Mehmet, tebdili kıyafet yaparak esnafı teftişe çıkar. Alışveriş ettiği esnaf, istediği ikinci ürün için kendisini, henüz siftahını yapmamış olan komşusuna yönlendirir. “Ben siftahımı şimdi yaptım ama komşum siftahını yapmadı, bu ürünü de oradan alın”. O esnaf da, talep ettiği ikinci ürün için kendisini, yine henüz siftah etmemiş bir başka komşusuna gönderir. Bu durumu gören Sultan Mehmet, “Arkamda böyle bir halk varken, değil İstanbul’u, dünyayı fethederim evelallah” der.

İşte bu şekilde komşusunun siftahını düşünen esnafın, mahallesine, ülkesine, milletine zarar vermesi, ihanet etmesi mümkün müdür? Bu ahlak, Peygamberi bir ticaret ahlakıdır, meşru yollardan elde edilen kazancı öven bir inancın mensuplarının ahlakıdır. Bu ahlak, “ölçerken ve tartarken adaleti yerine getirin” emriyle hareket eden bir ümmetin ahlakıdır. Sizler, pazarcı esnafı olarak işte bu emre doğrudan muhatapsınız. Ben, her birinizin ölçerken ve tartarken adaleti yerine getirdiğine yürekten inanıyorum. Aranızda, bu ilkeye aykırı hareket edenler varsa, onları ikaz ettiğinize, doğruyu telkin ettiğinize, hatta dışladığınıza inanıyorum.  Çünkü esnafın en büyük sermayesi itibarıdır.

Ölçüde ve tartıda hileyle, yalan yere yeminle kazanılan paranın bereketi olmayacağı gibi, bu tarz davranışlar itibarı, yani asıl sermayeyi de kısa sürede bitirir. Evet, bizim kültürümüzde ticaret rekabet değil itibar üzerine kuruludur. Büyük balığın küçük balığı yuttuğu değil, biraz önce verdiğim örnekte olduğu gibi, herkesin birbirini kolladığı, birbirini desteklediği bir anlayışla ticaretimizi yaparız, yapmak zorundayız.

Her ne pahasına olursa olsun kazanç değil, helalinden kazanç peşinde koşan bir esnaflık anlayışıyla bin yıldır bu coğrafyada varlığımızı sürdürüyoruz. Batılıların bizim coğrafyamızla ilgili hatıratlarına bakarsanız, hepsinde de esnafımızın bu anlayışına olan hayranlığın uzun uzun anlatıldığını görürsünüz.

Ahi Evran’ı, aradan geçen bunca zamana rağmen, bu anlayışı en güzel şekilde ifade ettiği için her fırsatta yad ediyor, hatırlıyoruz.  Ahiliğin 3 açık ve 3 kapalı ilkesi neydi? “elini açık tut, kapını açık tut, sofranı açık tut… elini bağlı tut, dilini bağlı tut, belini bağlı tut… Hani ‘EDEP’ ifadesi var ya, işte buradan geliyor; El, dil, bel, bağlı tut. Evet, elini ve kapını nerede açık, nerede bağlı tutacağını çok iyi bileceksin ki kazancının bereketi artsın. Sofranı açık, belini bağlı tutacaksın ki, kazancının hayrını görebilesin.

Sebzenin, meyvenin iyisini öne, çürüğünü, çarığını arkaya koyar, müşteriye de el çabukluğuyla bunları verirsen, işte bu olmaz.  Aynı malı herkes 3’e satarken, sen onlardan haberi olmayan müşteriye 5’e verirsen, bu da olmaz. Velinimetin olan müşteriye kötü davranırsan, kendi elinle kendi sonunu hazırlamış olursun. Emrolunduğun gibi dosdoğru olacaksın.

Böyle durumlarla karşılaşan müşteri, bir süre sonra istikametini süpermarketlere çevirir, sen de pazarda, güneşin, yağmurun altında akşama kadar bekler durursun.

Sizin sermayeniz sadece tezgâhınızdaki mal değil, aynı zamanda müşteri karşısındaki duruşunuzdur, itibarınızdır. Devletin esnafımızın arkasında olması, onları desteklemesi yetmez. Esnafımızın da, Ahilik kültürüne, inancımızdaki ticaret ahlakına sıkı sıkıya sarılarak, milletimizle olan gönül bağlarını güçlendirmeleri, geleceğe taşımaları gerekiyor.

Ben, buradaki her bir esnaf kardeşimin bu bilinçte olduğunu biliyorum. Sizlerden beklentim, varsa aradaki çürük elmaları ayıklayıp, bu yolda devam etmenizdir. Bu şekilde hareket ettiğinizde, inanın, bu millet sizi el üstünde tutar, size daha çok sahip çıkar.  Bu defa markete değil, AVM’ye değil, Pazar yerine gelir. Belediye Başkanı, Başbakanı, Cumhurbaşkanı olduktan sonra pazar yerlerine gidemiyorum. Ama ondan önceki dönemlerim, Kasımpaşa’da hep Cuma Pazarı’ndaydı. Hatta hatta çocuk yaşımda anacığım, takardı beni koluna, çünkü o fileyi bana taşıtacaktı, beraber Pazar yerine gider, alırdık oradan sebzeyi, meyveyi koyardık fileye ve eve öyle dönerdik. Taşındık Üsküdar’a orada da yine aynı şekilde pazar zaten evimizin hemen ön tarafında kuruluyordu, her şeyimizi oradan karşılardık.

Bu bizim adeta kültürümüze sinmiş, aman bunu kaybetmeyelim. buna ihtiyacımız var. Bunları modernleştirerek, belediyelerimizle birlikte el ele vererek, federasyonun görüşerek, bunların en uygun yerlerde bunların gerçekleştirilmesi, inanıyorum ki hem sizleri güçlü kılacaktır, hem de benim vatandaşımın her gün ihtiyacını gidip, pazardan almasına imkân sağlayacaktır.

Değerli Kardeşlerim,

Türkiye, geçtiğimiz 12 yılda, gerçekten çok büyük, çok muazzam bir değişim yaşadı. Demokrasiden ekonomiye her alanda ülkemiz ve milletimiz sınıf atladı. Eğitimde, sağlıkta, ulaştırmada, toplu konutta, ihracatta; her alanda büyüyen, güçlenen Türkiye, şimdi yeni bir dönemin eşiğinde bulunuyor.  Önümüzde 2023 hedeflerimiz var. Bunun için çözmemiz gereken sorunlar, aşmamız gereken engeller bulunuyor.

Hepsinden önemlisi, başlattığımız ve başarıyla bugünlere getirdiğimiz değişim sürecini, yeni bir aşamaya geçirmemiz gerekiyor. Biz buna Yeni Türkiye diyoruz. Yeni Türkiye için yeni bir Anayasaya ve onunla birlikte Başkanlık Sistemine geçmeye ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

Sevgili Kardeşlerim,

Başkanlık Sistemine geçtiğimizde bilesiniz ki, şu parlamentoda yaşanılanların diyebilirim ki büyük bir kısmı artık yaşanmayacaktır. Çok başlılık ortadan kalkacaktır, tüm engellemeler ortadan kalkacaktır. Çok hızla koşan, sıçrayan ve muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkan bir Türkiye olacaktır.

Kardeşlerim,

İktidara geldiğimiz ana kadar, çok partili hayata geçildiğinden o güne kadar, Türkiye’de 16 ayda bir hükümet değişmiştir. 16 ayda bir hükümetin değiştiği bir ülkede, istikrar bulamazsınız. İstikrarın olmadığı bir ülkede de güven bulamazsınız. Onun için ne oldu? Maalesef, 3 bin 400 dolarda kaldı, biz görevi aldık hamdolsun 11 bin do6lara kadar tırmandık. Bakın şimdi kişi başına milli gelir, 11 bin dolar. 230 milyar dolardan aldık, 820 milyar dolara çıkardık, ama yeter mi? Yetmez. Hedefimiz bizim kişi başına milli geliri 25 bin dolara çıkarmak. 2023’de oraya ulaşmamız lazım, bunu başarmamız lazım. Bunun için de önümüzün kesilmemesi lazım, hızla yürümemiz lazım. Çünkü bizim artık durup, duraksamaya asla tahammülümüz de lüksümüz de yok. Her 10 yılda, 20 yılda bir arıza veriyor, artık bu arızalardan bıktık. Artık arızası minimize olmuş bir sisteme ihtiyaç var. Tekleye tekleye bugünlere geldik.

Ama artık bu sistemle yolumuza daha fazla devam edemeyiz. Hızlı karar almaya ve hızlı uygulamaya imkân verecek yeni bir sistem tesis etmeliyiz. Bu bakımdan günümüzde en yaygın uygulanan Başkanlık Sistemi’ni Türkiye’ye taşımamız lazım.

Kardeşlerim,

Dünyanın en gelişmiş ülkeleri G 20’de bir araya geliyor. Bu biz yıl buna liderlik edeceğiz. Antalya’da dünyanın en ileri ülkeleri bir araya gelecek. G 20’nin içerisindeki ülkelerin en ileri olanlarının 10 tanesi Başkanlık Sistemi ile yöneltiliyor. Bunlar bu işi bilmiyor mu? Bunlar Başkanlık sistemi ile yönetiliyor da, bize ne oluyor. Biz niye bu konuda, ‘hayır’ diyoruz. Bu adımı atmamız lazım.

Tabii ben, Başkanlık Sistemi, deyince, birileri bundan rahatsız oluyor.  Hemen başlıyorlar, tek adamlık demeye, diktatörlük demeye. Amerika ‘da diktatörlük mü var ? Meksika’da diktatörlük mü var. Arjantin, Brezilya, Fransa’da diktatörlük mü var? Onlar diktatör olmuyor da, Türkiye’de niçin diktatörlük olsun?

Ben inanıyorum ki, milletim bu konudaki kararını, acil bir şekilde, ideal bir şekilde bu seçimlerde vereceği milletvekilleri ile ortaya koyacaktır. Bu iş için 400 milletvekiline ihtiyaç var. 400 milletvekili ile parlamento bu değişikliği yapacak güce ulaşacaktır..

Bu millet, Milli Şeflik özlemini çekenlerin heveslerini kursaklarında bırakmış bir millettir.  Seçimle işbaşına gelmiş ve her icraatının hesabını millete verecek bir Başkan’dan tek adam da çıkmaz, diktatör de çıkmaz, bunu böyle bilin. Biz buradaki asıl derdi biliyoruz. Asıl dert, milletin karşısına çıkıp, önce ondan destek alabilmek, sonra da dönüp millete hesap vermek. Onların işlerine gelmeyen işte bu.

Kardeşlerim,

Milletim, eski Türkiye’nin manzaralarını biliyor. Artık bu millet eski manzaraları yaşamak istemiyor. Ve güçlü bir Başkan, güçlü bir Meclis, hedefleri inşallah yakalayacaktır. Bu konuda, 7 Haziran’ı çok önemsiyorum.

Ferasetiniz ziyade olsun diyorum, tezgâhınız dolu, müşteriniz bol, bahtınız açık olsun diyorum.