Türk Kızılay’ı Olağanüstü Genel Kurulu’nda Yaptıkları Konuşma

23.03.2015

Sayın Başkan,

Kızılay’ın Çok Değerli Mensupları,

Saygıdeğer Katılımcılar,

Hanımefendiler, Beyefendiler…

Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyor; Türk Kızılay’ının Olağanüstü Genel Kurulu’nun başarılı geçmesini diliyorum.

1868’den beri ülkemizdeki, bölgemizdeki ve dünyadaki tüm insanların zor zamanlarında yanında olmak için gece gündüz demeden çalışan Kızılay’a, bugüne kadar emek vermiş, yardım etmiş herkese şükranlarımı sunuyorum. Kızılay’ımızın yardım çalışmaları sırasında hayatını kaybeden tüm şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.

Olağanüstü Genel Kurul’un, Kızılay’ımızın daha güçlü, daha etkin, daha verimli çalışmasını sağlayacak bir dönemin başlangıcına vesile olmasını temenni ediyorum. Son Genel Kurul’dan bugüne kadar Kızılay yönetiminde görev alan herkese teşekkürlerimi ifade ediyor; bu Olağanüstü Genel Kurul’da görev alacak arkadaşlarımıza da başarılar diliyorum.

Değerli Arkadaşlar,

Gündemle ilgili değerlendirmeleri, biraz sonra Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde muhtarlarımızla gerçekleştireceğimiz toplantıda yapmak istiyorum. Burada, sadece tarihten bugüne Kızılay’ımızın çalışmalarını değerlendirmek, bu onurlu, bu hayırlı hizmetin önemi üzerinde durmak arzusundayım.

Kızılay’ımızın simgesi olan kırmızı hilal, ülkemizde ve dünyanın dört bir yanında, bu bayrağın dalgalandığı her yerde, en sıkıntılı zamanlarda uzanan yardım elinin, umudun adı olmuştur. Deprem olur, gözler hemen bu kırmızı hilali arar. Yangın olur, sel olur, heyelan olur, gözler hemen bu kırmızı hilali arar. Kriz olur, insanlar başlarını sokacak barınak, yiyecek ekmek, içecek suya muhtaç hale gelir, gözler hemen bu kırmızı hilali arar. Tüm tabii ve insani felaketlerde, herkesten önce Kızılay oradadır, orada olması beklenir. Herkes, her kurum gecikebilir ama Kızılay gecikemez, Kızılay’ın böyle bir lüksü yoktur.

Bakınız, ülkemizde 1903 yılında Van’da ve İstanbul’da, 1923 yılında Samsun’da büyük depremler oldu; Kızılay oradaydı.1939 yılında Erzincan’da gerçekten çok büyük bir deprem oldu, şehir adeta haritadan silindi; Kızılay yine oradaydı. 1941’de Van’da, 1944’te Bolu’da, 1946’da Erzurum’da deprem oldu; Kızılay yine oradaydı. 1966’da Muş’ta, 1975’te Diyarbakır’da deprem oldu; mağdurların yanında yine Kızılay vardı. 1999’da büyük Marmara depremi oldu; herkesten, her kurumdan önce Kızılay orada çalışmalarına başlamıştı. 2011 yılında Van depremi yaşandığında da, Kızılay’ımız, kırmızı hilaliyle oradaydı, vatandaşlarımızın yanındaydı.

1989 yılında Bulgaristan’dan yüzbinlerce kardeşimiz ülkemize akın ettiğinde de, 1988 ve 1991 yıllarında Kuzey Irak’tan yine yüzbinlerce kardeşimiz topraklarımıza geldiğinde de, onları karşılayan, acil ihtiyaçlarını gideren yine Kızılay’ımızdı. Son yıllarda yine Suriye’den ve Irak’tan ülkemize gelen yüzbinlerce kardeşimizi yine Kızılay karşıladı.

Bugün hamdolsun Kızılay’ımız artık yalnız değil.  AFAD’la, güçlü sivil toplum kuruluşlarımızla, belediyelerimizle, diğer ilgili kurumlarımızla, krizler ve felaketler karşısında çok daha güçlü bir müdahale sistemine sahibiz.  Ama yine de gözler ilk olarak Kızılay’ımızın kırmızı hilalini arıyor, onu gördüğünde huzur buluyor. Aynı şekilde bölgemizde ve dünyanın pek çok yerinde doğal afetlerde, insani krizlerde Kızılay’ımızın, yetişmiş personeliyle, aracıyla, gereciyle, tüm imkânlarıyla orada olduğunu görüyoruz.

Hatta bakıyorsunuz, kar sebebiyle, tipi sebebiyle yollar kapanıyor, insanlar arabalarda mahsur kalıyor, Kızılay hemen oraya, kumanyasıyla, battaniyesiyle hizmet vermeye başlıyor. Bundan gurur duyuyoruz.

İnsanların kalbine girebilmek, gönlünde yer edinebilmek çok zordur. Kızılay, işte bunu başarmıştır, işte böylesine önemli bir misyonun sahibidir. Bu güveni, bu itimadı, bu itibarı sağlayan herkesten Allah razı olsun.

Ülkemiz içinde ve dışında, pek çok hayırlı hizmete imza atan Kızılay ne kadar güçlü olursa, biz de geleceğimizi o kadar güvende hissederiz.  Bu yönde yürüttüğü tüm çalışmalarında Kızılay’ımıza destek oldum, bundan sonra da olmaya devam edeceğim.

Bildiğiniz gibi, Kızılay’ımız ve Yeşilay’ımızla ilgili yasa Genel Kurulda görüşüldü ve Genel Kurul’dan da hamdolsun çıktı, şimdi bana gönderilecek ve Cumhurbaşkanlığı makamına geldikten sonra da bizler onaylayıp ondan sonra inşallah Resmi Gazete’de yayınlanmak suretiyle yürürlüğe girecek.

Ve bununla kalmıyoruz, inşallah Kızılay’ın şu anda bulunduğu Genel Merkezi’ni biz kendine layık bir yer olarak görmüyoruz. Böyle ara sokakta, sokak arkalarında bir yer Kızılay’ımıza yakışmıyor. Kızılay’ımızı ziyaretimde bunu gördüğümde gerçekten üzülmüştüm. O zaman gerek Genel Başkan, gerek Yönetim Kurulu üyeleriyle de bunu paylaştık, dedik, “Bir an önce artık buradan çıkmak lazım.” Şimdi inşallah Milli Emlak’tan yaklaşık bir 30 dönüm kadar yer tahsis edilmek suretiyle Kızılay’ımızı Eskişehir Yolu üzerinde güzel bir merkezde ihtiyaca yönelik bir projeyle, bir hareket merkeziyle inşallah dünyanın da inanıyorum ki sadece Türkiye’nin değil, cazibe merkezi, örnek bir genel müdürlük merkezine inşallah sahip olmasını istiyoruz, Genel başkanlık merkezine sahip olmasını istiyoruz, bir hareket merkezine sahip olmasını istiyoruz. Şimdiden hayırlı olsun diyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Kızılay’ı bizim için değerli kılan doğal afetlerdeki, insani krizlerdeki çalışmaları yanında, savaşlarda ortaya koyduğu fedakârlıkları ve kahramanlıklarıdır. Tabii böyle bir merkezin en ileri teknolojiyle donanımlı olması, en önemli hareket merkezi olarak burada bunun donanıma sahip olması çok büyük önem arz ediyor. Bu bakımdan bu yeri önemsiyoruz, inşallah en kısa zamanda projesi, inşası ve bitimiyle açılışında da hep birlikte bir arada oluruz.

Biliyorsunuz, Kızılay’ın hali hazırdaki sembolü olan kırmızı hilal amblemi, 93 Rus Harbi sırasında ilk defa resmen kullanılmaya başlandı. Bir gurup gönüllü ve fedakâr doktor tarafından, yaralı ve hasta askerlere bakmak için kurulan cemiyetle başlayan, Hilali Ahmer’le süren Kızılay’ın hikâyesi, savaş meydanlarında şekillendi. Evet, Kızılay gazi bir kurumdur. Kızılay, kuruluşundan sonra yaşanan tüm savaşlarda askerimizin hemen gerisinde, kendi insani mücadelesini vermiştir.  Dost-düşman demeden tüm yaralıları hastaneye yetiştirmiş, orada tedavisini ve bakımını yürütmüştür.

Kaybedilen her uzvu, mensuplarının sevgisi ve şefkatiyle gönüllerde ikame eden Kızılay olmuştur. Bilhassa Balkan Savaşında, Trablusgarp’ta, Çanakkale’de, Birinci Dünya Savaşı’nın ve Kurtuluş Savaşı’nın tüm cephelerinde, Kıbrıs çıkarmasında askerimizin en büyük moral kaynaklarından biri Kızılay’ın kırmızı hilalli bayrağı olmuştur. Çünkü o bayrak askerimiz için, verilen mücadele yaşanacak sıkıntılarda kendisine sahip çıkılacağının adeta garantisi, sigortası olarak görülmüştür.

Bakınız, çeşitli cephelerde yaralanıp tedavi için vapurlarla İstanbul’a getirilen askerlerimizi Sirkeci’de ilk karşılayan neydi biliyor musunuz? Kızılay’ın kurduğu Hilal-i Ahmer Çayhanesiydi. Burada, çok zor şartların hakim olduğu cephelerden gelen askerlerimize sıcak çay, süt, yoğurt dağıtılıyordu. Ne büyük dedelerimiz varmış, ne büyük, ne asil ecdadımız varmış, neleri düşünmüş, nelerin giderilmesi için hemen tedbirler alıvermiş; bu gönül meselesi.  Bize şu anda çok basit gibi gözüken bu hizmet, o şartlarda öylesine değerli, öylesine makbuldü ki…

Bu vesileyle, burada birkaç hadiseyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Balkan Savaşı’nda, Üsküp, Sırpların eline geçince, şehirdeki Kızılay’a ait hastane işgal edilmek isteniyor. Hastaneye girildiğinde karşılaşılan manzara, gerçekten ibret vericidir. Osmanlı’nın Üsküp’te hakim olduğu dönemde açılan Kızılay Hastanesi’nde, Türk askerleriyle birlikte Sırp askerleri de tedavi edilmektedir. Bu manzarayı gören şehirdeki diğer yabancı unsurların da tepkisiyle, hastanenin işgalinden vazgeçiliyor.

Yine bir başka ibretlik hadise de, Rusçuk’ta çok kötü şartlarda esir tutulan askerlerimizin, oraya giden Kızılay heyetinin samimi gayretleri ve fedakârlıklarıyla ülkemize geri dönmelerinin sağlanmış olmasıdır. İşte Kızılay sizsiniz, işte Kızılay bu, Kızılay işte böyle, dost-düşman herkesin saygısını, hürmetini kazanmış bir kurumumuzdur. Kızılay mensuplarının, tüm bu savaşlar boyunca verdikleri hizmetler, gerçekten takdire şayandır, gerçekten şükrana layıktır.

Değerli Kardeşlerim,

Türkiye, geçtiğimiz yıl, yaklaşık 4,5 milyar dolarlık yardımıyla, dünyada en çok insani yardım yapan 3’üncü ülke oldu. 10 yıl önce yaptığımız yardım neydi biliyor musunuz? 45 milyon dolar; 45 milyondan 4,5 milyar dolara çıktık.  Milli gelirine oranla, insani yardımlarını en fazla artıran ülke sıralamasında ise dünyada birinciyiz. Veren el, alan elden üstündür. Yıllarca kendisi dışarıdan yardım alan, hani o meşhur deyimle “70 sente muhtaç” Türkiye; bugün, hamdolsun, dünyanın dört bir yanında çok ciddi yardım faaliyetlerinde bulunuyor.  Öyle ki, ülkemizden binlerce kilometre uzakta olan Haiti’de, 2010 yılında yaşanan deprem felaketinde, bölgeye ilk ulaşan yardım ekiplerinden biri Kızılay’ımızdı.  Güney Asya’da, Endonezya’da, Sudan’da, Myanmar’da, Somali’de, Filistin’de, Çad’da yaşanan felaketlerde, oraya ilk koşan ve en ciddi yardım operasyonlarını gerçekleştiren yine Kızılay’ımızdı. Pakistan’da yürütülen ve tarihin en büyük insani yardım operasyonlarından biri olan projeler, tüm dünyaya örnek oldu.

Sizlerin gayreti sayesinde, kırmızı hilalimizi, tüm insanlığın yüreğine, sevgiyle, fedakârlıkla kazıdığımıza inanıyorum. Esasen, günümüzde devletlerin gücü, asker sayıları, silah sayılarıyla değil, işte bu tür faaliyetlerdeki kapasiteleriyle ve başarılarıyla ölçülüyor. Eğer siz, kendi vatandaşlarınızın başına bir felaket geldiğinde, onların yardımına süratle koşabiliyor, yaraları süratle sarabiliyorsanız büyük devlet olabilirsiniz. Eğer siz, hemen yanı başınızdaki komşularınızdan dünyanın en ücra köşesindeki mağdurlara kadar, ihtiyacı olan herkese el uzatabiliyorsanız, büyük devlet sıfatını hak ediyorsunuz demektir.

Aksi takdirde, cisminiz ne kadar büyük olursa olsun, kimse size bu nazarla bakmaz. Bu noktada, bir hususa özellikle dikkat çekmek isterim. Veren el olabilmek, paylaşmak, sadece maddi imkânlara sahip olmakla başarılan bir şey de değildir. Maddi imkânlarınızın yanında, gönlünüzün, yüreğinizin de geniş olması, hassas olması gerekir. Şayet yüreğinizin alıcıları kapalı ise, olsa da veremezsiniz. İşte sizler de yakından şahit oluyorsunuz. Nice gelişmiş ülke, maddi durumları bizden çok çok iyi olan devletler, bizim yaptıklarımızın onda birini bile yapmıyor.

Suriye’deki drama, Irak’taki acıya, Somali’deki çileye duyarsız kalıyorlar. Şu anda Suriye’den ve Irak’tan 2 milyon insan bizde, A’dan Z’ye her türlü bakımlarını biz yapıyoruz, eğitim, sağlık, her şeyleriyle biz uğraşıyoruz, Irak’tan keza, yaptığımız harcama şu ana kadar 5,5 milyar dolar. Şimdi bizi gördükleri zaman ne diyorlar bize? ‘Türkiye gerçekten bu tür yardımlarda dünyada örnek bir ülke.’ Tüm Avrupa’da ne kadar var? Tüm Avrupa’da şu anda 250 bin civarında. Ama bize Birleşmiş Milletler’den, tüm dünyadan gelen destek ne biliyor musunuz? 250 milyon dolar, harcama 5,5 milyar dolar; işte bu Türkiye’nin nedenli cömert bir ülke olduğunu gösteriyor. Bu mültecileri alırken de seçici davranıyor, sadece kendi ihtiyaçlarını görecek, eğitimli, donanımlı, yetişmiş kişileri almaya çalışıyorlar.

Hamdolsun ülkemizin, insanımızın alnı ak, başı diktir. Bu ülke, belde-i emindir. Gariplerin, mağdurların, mazlumların yurdudur. Yaralanan Libyalı da, vatanından kovulan Türkistanlı da, Esed’in zulmünden kaçan Suriyeli de buraya gelir, sığınır, bu ülkenin hastanelerinde tedavisini görür. Buraya sığınanın, etnik kimliğine, mezhebine, dinine, rengine, meşrebine bakılmaz, geri çevrilmez. Tıpkı dün Çanakkale’de olduğu gibi.

Bizim soframıza, milyonlarca kaşık konmuştur. Anadolu’nun kapıları önce bizlere, ardından da dini, dili ve ırkı ne olursa olsun, bütün mazlumlara açılmıştır. Türkiye, bilhassa son 13 yılda yaptıklarıyla bu vasfını daha da güçlendirmiştir. Hamdolsun, ekonomisi büyüyen, istikrarı güçlenen, toplumsal barışını daha da pekiştiren Türkiye, acil insani yardımlarda adeta tarih yazdı, diğer alanlarda olduğu gibi bu alanda da gerçekten çok önemli bir sıçrama yaptı.

Kızılay başta olmak üzere, yardım kuruluşlarımız organizasyon olarak, operasyonel kabiliyet olarak, imkân olarak gerçekten çok ileri bir noktaya ulaştılar. Yardım faaliyetlerinin özünde, ruhunda elbette gönüllülük esastır, olmak zorundadır, ama bu gönüllülük ruhunu profesyonel organizasyonlarla desteklemediğinizde günümüz şartlarında içeride ve dışarıda varlık gösterebilmeniz mümkün değildir. Gönüllülük prensibinden soyutlanmış bir organizasyon da yardım değil, ticaret veya siyaset amaçlı bir yapıya dönüşür.

Bu aradaki dengeyi çok iyi kurmak, çok iyi işletmek mecburiyetindeyiz. Biz, tüm yardım kuruluşlarımızda bu anlayışla bir yeniden yapılanmayı gerçekleştirdik. Kızılay’ımız da bu çerçevede kendini bu çıkarılan yasayla ve atacağı adımlarla yeniliyor.

Bu bir bayrak yarışıdır, önemli olan geride hayırla yâd edilecek hoş bir seda, hoş bir alan bırakmaktır, bunları yapacak olan sizlersiniz. Çatışmaların, insani dramların, acı ve zulmün artık neredeyse sıradanlaştığı bir bölgede sizler bizim yardım neferlerimiz olacaksınız. 147 yıldır nasıl bu mukaddes görevi yerine getirmişseniz, nasıl Türkiye’nin müşfik elini, insanımızın merhametini, yardımseverliğini ve dayanışmasını dünyanın dört bir tarafına ulaştırmışsanız, bundan sonra da aynı kararlığın artarak devam edeceğine inanıyorum. Şimdiye kadar yapılanlar, inanıyorum gelecekte yapılacak hayırlı işlerin de teminatıdır.

Ben bu düşüncelerle sözlerime son verirken, Kızılay’ın Olağanüstü Genel Kurulunun başarılı geçmesini tekrar temenni ediyorum. Olağanüstü Genel Kurulda görev üstelenecek tüm kardeşlerime Allah’tan muvaffakiyetler diliyorum. Görevi devreden arkadaşlarıma, emekleri, gayretleri, çalışmaları için teşekkür ediyorum.

Şu anda dünyanın dört bir yanında ve ülkemizin her köşesinde hizmet veren tüm Kızılay mensuplarına, fahri çalışanlara, gönül verenlere, destek olanlara şahsım, ülkem ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum.

Allah yolunuzu açık etsin, bahtınızı açık etsin, Allah yar ve yardımcımız olsun diyorum.