Denizli'de STK'larla Toplantıda Yaptıkları Konuşma

21.03.2015

Değerli Denizlililer,

Kıymetli Kardeşlerim,

Hanımefendiler, Beyefendiler; sizleri böyle bir muhabbet sofrasında en kalbi duygularla selamlıyorum.

Denizli Büyükşehir Belediye Başkanlığımız tarafından düzenlenen bu akşam yemeği vesilesiyle sizlerle birlikte olmaktan duyduğum memnuniyeti özellikle ifade etmek istiyorum.

Bu buluşmayı sağladıkları için Denizli Büyükşehir Belediye Başkanımıza ve ekibine şükranlarımı sunuyorum, teşrifleriniz için de sizlere teşekkür ediyorum.

Bugün toplu açılış töreni dolayısıyla Denizli’nin güzel insanlarıyla Çınar Meydanı’nda biraraya geldik, kucaklaştık, hasret giderdik. Açılışını yaptığımız 975 trilyon lira yatırım bedeli olan toplam 41 ayrı eser, hizmet ve projenin ülkemize ve şehrimize bir kez daha hayırlı olmasını Allah’tan temenni ediyorum.

Buraya gelmeden önce yaptığımız valilik ziyaretimizde 10 bin ağaç ve fidandan oluşacak, hatıra ormanının, sembolik fidan dikme törenini de gerçekleştirdik. Aynı zamanda bugün bu atılan adımlarla birlikte böyle anlamlı bir günde, biliyorsunuz 21 Mart Dünya Ormancılık Günü, ismimizi böyle bir hatıra ormanına layık gördükleri için Denizlili kardeşlerime teşekkür ediyor, hayırlı olmasını diliyorum ve Orman Su İşleri Bakanımız Sayın Eroğlu ve ekibine de özellikle teşekkür ediyorum.

Sizlerin nezdinde 30 Mart’ta ve 10 Ağustos’ta bizlere sahip çıkan, mücadelemize destek veren tüm Denizli kardeşlerime şükranlarımı iletiyorum.

Bugün de bizleri yine bağrına basan, kadirşinaslık gösteren Denizli’ye, bu toprakların vakur insanlarına sizlerin aracılığıyla teşekkür ediyorum. Allah birliğimizi, beraberliğimiz, uhuvvetimizi güçlendirsin diyorum.

Değerli Dostlarım,

Türkiye’nin doğrudan halkın oyuyla seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı olarak bugün burada sizlerle biraradayım. Denizli’ye bu 24’üncü gelişim ve herhalde Cumhuriyet tarihinde gerek başbakan olarak, gerek cumhurbaşkanı olarak buraya böyle 24 kez gelen bir siyasetçi olmamıştır. Fakat biz tabii Ankara merkezli çalışmadık, biz Türkiye merkezli çalıştık ve gidilmedik yer bırakmadık, koştuk ve büyük ilçeleri dahi bu noktada hep elden geçirdik. Tabii bu ifade birkaç sanayi içinde kolaylıkla ağzımızdan çıkıyor olabilir, ancak bu ifadenin gerisindeki manayı çok iyi kavramız gerektiğine inanıyorum. Bu bir aşk meselesi, bu dertli olmak meselesi, bu bir vatan aşkıdır, millet aşkıdır, bir sevdadır bu.

Eğer bu sevda sizde varsa yaparsanız, orada yorulmak da bilmezseniz, ama böyle bir sevdası olmayan, aşkı olmayan, derdi olmayan çok çabuk yorulur ve tökezler.

10 Ağustos’ta cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesiyle Türkiye’de bir dönem fiilen bitmiştir. Kimilerinin 1876’dan, kimilerinin 1924’ten, bazılarının 1946’dan başlattığı parlamenter sistem, 10 Ağustos’ta bir daha geri dönüşü olmamak üzere milletimiz tarafından bekleme odasına alındı. Bu bekleme ne kadar sürecek veya ne zamana kadar sürecek? Ya mevcut uygulamaya anayasal zemin kazandırılana kadar, ya da bunun yerine yeni bir sistem ikame edilene kadar, bunun kararı da 7 Haziran seçimlerinde verilecek.

Artık kimse Türkiye’de işlerin 2014 öncesinde, bilhassa da 2002 öncesinde yürüdüğü gibi beklememeli, beklemesin, o dönem geride kaldı. Ne diyor Mevlana? “Dün dünde kaldı cancağızım, yarın için bir şeyler söylemek lazım.” Artık Türkiye için yeni şeyler söyleme zamanıdır, her büyük değişim gibi bu da hiç şüphesiz sancılı olacak, sıkıntılı olacak.

Şunu açık ve net söyleyeyim, bir büyüğümün ifadesidir: ‘Evlat, her kutlu doğum sancılı olur’, derdi. Yıllardır sahip oldukları gücü, imkânı kaybetmek istemeyenler bu değişime sonuna kadar direnecekler, muhalefet partilerinin direnişi işte bu yüzdendir.

Hatta bir kısmı kendi geçmişlerini, kendi savundukları ilkeleri ret etme pahasına bu direnişi sergiliyor. Aynı şekilde kurumlar buna direnecektir, aynı şekilde eski Türkiye’nin zaaflarından beslenerek, varlıklarını sürdüren aydınlar, gazeteciler, iş adamları da buna direnecektir. Bir de bu süreci doğru okuyamadıkları için, meseleyi tam olarak kavrayamadıkları için değişime direnç gösterenler var, onların zaman içinde doğruyu görerek, gerçekleri görerek saflarını yeniden belirleyeceklerine inanıyorum. Bu dönemde önemli olan, bizim bu değişimi sebepleriyle, sonuçlarıyla, getirileriyle milletimize doğru ve tam olarak anlatabilmemizdir. Yeni Türkiye’nin en olduğunu, yeni anayasaya niçin ihtiyaç duyduğumuzu, Başkanlık Sistemi’nin ülkemize neler kazandıracağını sabırla, doğru argümanlar ve örneklerle milletimize izah etmeliyiz, seçim süreci bunun için önemli bir fırsat. Artık ok yaydan çıktı, önemli olan hedefine ne derece isabetle varacağıdır. Bunun için hepimize çok önemli görevle düşüyor.

Değerli Arkadaşlarım,

Bu mesele günlük siyasetin malzemesi olacak kadar basit değildir. Bu, Türkiye’nin ve milletimizin bekası meselesidir. Ben damdan düştüm, dertliyim, patinaj yapan bir Türkiye istemiyorum. Bizim çok daha hızlı, sıçrayarak çok daha ileri gitmemiz ve muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkmamız lazım, onun için de kaybedecek vaktimiz yok, 2023 hedefi bunun için çok çok önemli. Kişi başına milli gelirin 25 bin doların üzerine çıktığı bir Türkiye, işte muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıktığımız an olacaktır.

2011’de yeni anayasa yapma fırsatını kaçırmamızın ardından, ülkemizde, bölgemizde ve dünyada yaşanan gelişmeleri hep birlikte yaşadık, hep birlikte gördük. Suriye’de, Irak’ta, Mısır’da, Filistin’de, Libya’da ve tüm yakın coğrafyamızda, bu 4 yıllık dönemde meydana gelen hadiselerin tamamı bizi yakından ilgilendiriyor.

Aynı şekilde Rusya’da, Ukrayna’da, Gürcistan’da çok önemli gelişmeler yaşandı, yaşanıyor. İşte dün Ukrayna’daydım ve Ukrayna’yı yerinde gerek Devlet Başkanı ile ikili görüşmemizde, gerekse yüksek düzeyli stratejik konsey toplantısında bakanlar olarak yaptığımız o geniş çaplı toplantıda iyi analiz ettik. Ve bizim Büyükelçimiz aynı zamanda orada AGİT’in şu anda Başkanı, yani o sıkıntılı bölgelerde bulunuyor, yanında bin eleman var, bunun 13’ü Türk, diğeri değişik ülkelerden, 40 küsur. Ve özet bazı bilgiler verdi, şu anda neredeyse Ukrayna’nın yüzde 7 ila 10 arası işgal altında, böyle bir durum var. Tabii burada ‘Minsk süreci’ dediler, biraraya geldiler. Ama bir hafta önce Sayın Putin’le görüştüm, o diyor ki, ‘burada Ukrayna Minsk sürecine uysun’. Tabi Sayın Poroşenko’yla görüştüğümde o da ‘Sayın Putin Minsk sürecine uysun’, yani herkes topu şu anda birbirine atıyor, bununla meşgul.

Tabii biz de şu anda diyoruz ki, ‘aman etmeyin eylemeyin, bunların hepsi bak sizin için kayıp, bölge için kayıp.’ Mesela Kırım Tatar Türkleri şu anda zulüm içerisinde, eza, cefa içerisinde. Tabii bir taraftan bunları da takip ediyoruz, bunları da kovalıyoruz. Onun için, Türkiye’nin üzerindeki yükün ne kadar ağır olduğunu bilmek lazım, bilmemiz lazım. Yani biz kabuğunun içerisinde küçülen bir ülke olmayız, kabuğunun içerisinde küçülen bir millet olmayız. Biz, nasıl tarihte büyük bir milletsek, bugün de büyük bir millet olma yolunda devam etmek zorundayız. Şu anda bizden beklenen bu, istenen de bu. Ve soruyorlar, nerede kaldınız? Niye? Çünkü geçmişimiz itibarıyla üzerimizde böyle bir yük var. Hani diyor ya şair, “bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz, gelmişiz dünyaya millet, milliyet nedir öğretmişiz”, biz böyle bir milletiz, öyleyse bu millet küçülemez.

Avrupa Birliği kendi içinde ciddi sıkıntılara maruz, böyle bir konumda. Küresel ekonomik kriz, İngiltere ve Amerika başta olmak üzere tüm gelişmiş ekonomileri sarstı, tüm bu hadiseler karşısında Türkiye olarak bizim bir yandan mevcut kazanımlarımızı korumak, diğer yandan 2023 hedeflerimize ulaşmak gibi bir çabamız var.

Peki biz bu süreçte ne yaptık? 2011 seçimlerinden sonra bizim ısrarımızla başlayan, özverimizle devam eden, yeni anayasa çalışmaları maalesef akamete uğradı, ne yazık ki muhalefetin yeni anayasa gibi hedefleri, dertleri yoktu. Daha sonra önce Gezi olayları, dünya üzerimize geldi, şu Gezi olaylarında dünya üzerimize geldi, Batı’nın gazetelerinde nasıl saldırdılar bize. Güya bizim güvenlik güçlerimiz, polisimiz her tarafı yaktı, yıktı vesaire.

Şimdi ben buradan sesleniyorum; Ey Batı, peki daha şurada geçen gün Hamburg’da yapılanlar neydi? Hamburg’da o insanların ne hale getirildiğini gördük değil mi? Nasıl Hamburg’da Alman polisi orada o insanları kan revan içerisinde bıraktıklarını gördük değil mi? Bize dürüstlük dersi verenler, vermek isteyenler, bizim polisimizi kötüleyenler önce kendilerine baksınlar, aynaya baksınlar kendilerini görsünler. Bizim polisimiz çoğu yerde dayak yemiştir, sabırla bunlara dayanmıştır, tahammül etmiştir.

İşte 17-25 Aralık darbe girişimi, sosyal, siyasi ve ekonomik olarak çökertilmeye çalışıldık. Hamdolsun,  bu girişimler başarıya ulaşamadı, ama bize zaman kaybettirdi, enerji kaybettirdi.

Suriye meselesinin seyri, DEAŞ konusu başta olmak üzere tamamen ülkemizi köşeye sıkıştırma, Ortadoğu’daki çatışmaların içine çekme amaçlı olarak geliştirildi. Çözüm süreciyle yakaladığımız olumlu ivmeyi tersine çevirmek için Kobani bahanesiyle sokaklar kışkırtılmak, milletimiz adeta birbirine kırdırılmak istendi.

Kardeşlerim, soruyorum sizlere, 6-8 Ekim olaylarında halkı sokağa davet edenler kimlerdi? Cam, çerçeve, halk otobüsleri, vatandaşın araçlarını yakanlar, yıkanlar kimlerdi? Herhalde bunları benim burada anlatmama gerek yok değil mi? Benim Kürt vatandaşlarım adına temsilin kendilerinde olduğu söyleyenlerdi, bölücü terör örgütünün mensuplarıydı. Ve bunlar, düşünebiliyor musunuz, şu anda molotof kokteyli bomba muamelesi görsün, aynı şeklide havai fişekler, aynı şekilde demir bilye, sapan, bunların suç aleti sayılmasıyla ilgili buna benzer birçok konular şu anda iç güvenlik paketinde yer alınca hepsi isyan ettiler. Niye? İnsanları katledecek oyuncakları ellerinden alınıyordu da onun için. Molotof kokteyli suç olmaktan çıksın diyorsun. Peki, Küçükçekmece’de o Serap yavrumuzu belediye otobüsünün içerisinde molotof kokteyli yakmadınız mı, orada onu o şekilde öldürmediniz mi? Nasıl olacak da bunlar suç olmaktan çıkacak? Bu tabi 1 değil, 5 değiş, 10 değil, 100 değil, ülkemizin her yerinde bunları yaptılar, yapmaya devam ettiler ve hala bunu sürdürmek istediler. Aslında bu yasa geç bile kalınmış bir yasa. Güvenlik güçlerimizin elinin de bu noktada tabii ki hukuk içerisinde güçlü olması gerekiyor.

Bugün de bu amaçla bunlar her türlü yolu denediler, deniyorlar. Şimdi biz en küçük bir ekonomik dalgalanmayı dahi Türkiye’yi 1994 ve 2001’de olduğu gibi yerle yeksan edecek bir krize çevirme gayretlerine hiçbir zaman fırsat vermeyeceğiz, ama onlar bu fırsatı kollamanın fırsatı içerisindeler.

Açık söylüyorum, Türkiye tüm bu netameli hadiseleri en az zararla geride bıraktıysa, öncelikle bunun sebebi milletimizin feraseti ve basiretidir, daha sonra da milletin emanetine canı pahasına sımsıkı sahip çıkan güçlü bir iktidarın işbaşında bulunmasıdır. Bu süreçte koalisyon dönemlerinin Türkiye’si olsaydı, Allah muhafaza, felaket üzerine, felaket yaşamıştık.

Biz işte tüm bunlardan çıkardığımız dersler ışığında diyoruz ki, madem Türkiye Cumhurbaşkanını halkın seçmesiyle yeni bir döneme girdi, gelin bunu bir adım daha ileri taşıyalım, gelin milletimizi bu darbe ürünü anayasadan kurtaralım. Yeni anayasanın vazgeçilmez ve ertelenemez bir ihtiyaç haline geldiği de açık, öyleyse milletimizin karşısına yeni bir projeyle, yeni bir gelecek tasavvuruyla çıkalım. Biz bunun adına yeni Türkiye dedik, yeni anayasayı da, başkanlık sisteminin formülünü de mümkün olan en geniş katılımla, mümkün olan geniş uzlaşmayla yapalım istiyoruz. Mecliste grupları bulunan diğer siyasi partiler bu tekliflerimize peşinen ve kapıları tamamen kapatmak suretiyle Başbakanlığım dönemimde ‘hayır’ dediler. Öyleyse, geriye müracaat edeceğimiz, derdimizi anlatabileceğimiz, destek isteyeceğimiz tek bir merci kalıyor, milletimiz.

Ben her gittiğim yerde, her fırsata bu meseleyi aziz milletimle paylaşıyorum, milletimin desteğini, muvafakatini özellikle talep ediyorum. Tabi rahatsız oluyorlar, ‘Cumhurbaşkanı siyaset yapıyor’ diyorlar. Ne demek o? Yani Cumhurbaşkanı siyasetin dışında olabilir mi? Siyasetle ilgili söyleyeceği hiçbir şey yok mu? Bunlar kendilerine göre konu mankeni arıyorlar. Ben Cumhurbaşkanı olarak konu mankeni değilim, milletin seçtiği biriyim.

Hamdolsun şimdiye kadar bu teklifimin çok büyük hüsnükabul gördüğüne şahit oldum. Biz bu meseleyi milletimize anlattıkça, onun kalbini ve rızasını kazandıkça, arzu ettiğimiz o büyük uzlaşmayı inşallah sahada oluşturabileceğime inanıyorum. Bunun için kapı kapı dolaşacak, her vatandaşımıza derdimizi anlatacağız. Bu konuda siz Denizli’deki kardeşlerimin öncü olacağına, örnek olacağına yürekten inanıyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Bugünlerde son derece tarihi günleri hep birlikte idrak ediyoruz. 18 Mart Çarşamba günü Çanakkale Deniz Zaferimizin Yüzüncü yıl dönümünü yad ettik, Gelibolu ve Çanakkale’de düzenlenen törenlerde her zaman olduğu yine bir büyük coşku vardı, heyecan vardı, gurur vardı, ülkemizin dört bir tarafından gelen vatandaşlarımız, gençlerimiz, yaşlılarımız, çocuklarımız, şehit ve gazilerimize dualar etti, Fatiha’lar, Yasin’ler okundu. İnşallah bu yıl bu müstesna yıl dönümünü sadece 18 Mart’la, sadece şehitler haftasıyla sınırlamayacağız, tüm yıl boyunca, yurt içinde ve yurt dışında etkinlikler düzenleyecek, Çanakkale ruhunu tekrar tekrar hatırlayacak ve hatırlatacağız.

14 Mart’ta Tıp Bayramı sebebiyle Çanakkale’deydim ve orada hem toplu açılışlar yaptık, hem Tıp Bayramını orada kutladık ve ondan sonra da yine aynı şekilde Çanakkaleli kardeşlerimizle birarada olduk. 18 Mart’ta Başbakanımız yine aynı şekilde Çanakkale’deydi, o da yine Çanakkale Stadı’nda he zaman yaptığımız gibi orada bu toplantıyı yaptılar, ardından şehitlikte gayet güzel, anlamlı mesajların verdiler. Ve 24 Nisan’da da dünya liderlerini davet ettiğimiz Çanakkale’de Kara Savaşlarının olduğu günün yüzüncü yıl dönümünü kutlayacağız, şu ana kadar 30’a aşkın devlet başkanı ve hükümet başkanından geri dönüş aldım, geleceklerini bildirdiler ve takip ediyoruz, takip edeceğiz, istiyoruz ki bu sayı daha da artsın ve coşkulu bir şekilde inşallah bu Kara Savaşları’nın Yüzüncü Yıl Dönümü ’nü Çanakkale’de kutlayalım.

Orada da bir kez daha tüm dünyaya Çanakkale’nin savaşlardan bir savaş olmadığını, bunu ilan edeceğiz, çok güçlü bir şekilde barış ve dostluk mesajı vereceğiz. Ben bu vesileyle tekrar yurt içinde ve yurt dışında yaşayan tüm vatandaşlarımızdan imkanı olanların Çanakkale’ye gitmelerini arzu ettiğimi ifade etmek istiyorum.

Bakın çok ilginç bir şey söyleyeceğim; 10 yıl önce Çanakkale’ye yılda gelenlerin sayısı 250-300 bindi. Şu anda Çanakkale’ye gelenlerin sayısı ne oldu biliyor musunuz? Yılda üç milyona ulaştı; bakınız nereden nereye. Fakat biz Çanakkale’de gerçekten çok ciddi yatırımlar yaptık. Önce o zaman devlet bakanlıklarını kaldırmamıştık, devlet bakanlığı riyasetinde bakanlıklardan oluşan bir heyet kurduk ve orayı müşterek ele aldık, daha sonra sağ olsun Orman ve Su İşleri Bakanımız, çünkü milli parklar olması hasebiyle Veysel Bey ile orada ciddi çalışmalar yürüttük, şimdi de inşallah 24 Nisan’dan sonra da Kültür ve Turizm Bakanlığı’yla burayı tamamıyla çok daha kontrollü takip altına alacak ve bu yaptığımız yatırımların inşallah geri döndüğünü de göreceğiz.

Bunu niçin söylüyorum? Çocuklarımız, gençlerimiz Çanakkale’ye gidip o Çanakkale ruhunu orada rehberlerden dinlemeli ve yerinde bunu yaşamalı, görmeli ki o gençler geleceğe farklı baksınlar, bizim böyle ecdadımız varmış, bizim böyle atalarımız varmış, bunu görsünler. Çünkü orada boş yer yok; “Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda, canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda, etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda” diyenlerin orada yatığını görecek, bu anlamlı bir şey.

Onlara dedelerinin istiklal ve istikbalimiz için bu mübarek topraklara namahrem eli değmemesi için ödedikleri bedelleri işte siz büyüklerin anlatması lazım. Onlara tüm yokluğa, yoksunluğa ve imkânsızlıklara rağmen imanın, azmin ve cehdin biraraya geldiği zaman nelere kadir olduğunu izah edim. O savaşın işte anlamlı noktasında, çünkü Çanakkale bizim istikbal mücadelemizin de nesidir? Ateşleyicisidir.

Hani Yahya Kemal diyor ya:“Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi,

Senin uğrunda ölen ordu, budur yâ Rabbi, Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın, Galip et, çünkü bu son ordusudur İslâm'ın!”

Böyle bir yapı, böyle bir anlayış orada…

Tabi onlara bir şey dayanmaz ve onlara bu toprakları vatan kılan değerleri Kuzey Afrika’dan Balkanlar’a, Ortadoğu’dan Kafkasya’ya kadar kardeşlerimizin bizim için nasıl seferber olduklarını göstermek gerekiyor. Bugün bizim için Filistin ne ise, dün Filistin için Çanakkale oydu ve şehitliği dolaşırken Filistin’den gelenleri göreceksiniz, Bosna’dan gelenleri göreceksiniz, Afrika’nın değişik yerlerinden, Myanmar’dan gelenleri göreceksiniz orada, Gazze’den, Mısır’dan gelenleri göreceksiniz, Libya’dan gelenleri göreceksiniz. Buralarla niye ilgilendiler onlar, niye buralara geldiler? Çünkü burada Müslüman kardeşleri 7 düvele karşı savaşıyordu. O zaman yanımızda sadece bir Almanya vardı, 7 düvel karşımızdaydı.

Kardeşlerim,

Çanakkale’yi ve oradaki ruhu çok iyi tefekkür etmeli, anlamalı ve anlatmalıyız. Bu ruhtan nasibini almamış olanların tarih şuuru, millet olma bilinci olmayanların hezeyanlarını duyuyoruz, Çanakkale Zaferimizle ilgili nasıl ahlaksızca ifadeler kullanabildiklerini görüyorsunuz. Bu yıl bu noktada çok önemli bir fırsat, çok önemli bir imkandır. Ben tüm kardeşlerimizden bu fırsatı iyi değerlendirmelerini, çocuklarını yanına alıp, hafta sonu şöyle bir Çanakkale’ye seyahat etmelerini doğrusu anlamlı bulurum.

Bu vesileyle Çanakkale Deniz Zaferimizin Yüzüncü Yıl Dönümü’nün bir kez daha kutlu ve mübarek olmasını diliyorum. Azimleri, sabırları ve fedakarlıklarıyla bundan 100 yıl önce Çanakkale destanını tarihe nakşeden, bu vatanı bize miras bırakan aziz şehitlerimizi, gazilerimizi tekrar rahmetle, hürmetle, minnetle anıyorum. Onlarla birlikte tarih boyunca Hakk için, vatan, millet ve bayrak için canlarını hiçe sayan tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Rabbim onları şefkatiyle, rahmetiyle kuşatsın, mekanları inşallah Cennet olsun diyorum.

Sizlere de bir kez daha ilginiz, iltifatınız, iştirakiniz için teşekkür ediyorum. Açılışını yaptığımız eserlerin, hizmetlerin Denizli’mize hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum,  sizlere sevgi ve saygılarımı sunuyorum, hepinizi Allah’a emanet ediyorum.