Denizli Toplu Açılış Töreninde Yaptıkları Konuşma

21.03.2015

Sevgili Denizlililer,

Değerli Kardeşlerim,

Sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum. Bugün bir kez daha, tüm Denizli’ye, tüm Denizlili kardeşlerime gönülden muhabbetlerimi yolluyorum.

Bugün burada bir tek açılış töreniyle, tam 975 trilyon lira tutarındaki 41 kalem yatırım ve hizmetin toplu açılışlarını resmen gerçekleştiriyoruz. Bütün bu eserlerin Denizli’mize, ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.

21 Mart Dünya Ormancılık Günü vesilesiyle şehrimizde oluşturulan 10 bin ağaçlık Cumhurbaşkanlığı Hatıra Ormanın da hayırlı olmasını temenni ediyorum. Başta Veysel Bey Kardeşime ve tüm ekibine bu nezaketleri, bu incelikleri sebebiyle de teşekkür ediyorum. Biraz sonra Valiliğimizi ziyaretimiz sırasında sembolik fidan dikimini de yapacağımız bu ormanın şehrimize kazandırılmasını çok anlamlı buluyorum. Çevreden, yeşilden, ağaçtan bahsedenler gelsinler Denizli’de oluşturduğumuz 10 bin ağaçlık bu ormanı görsünler.

Türkiye’nin dört bir köşesinde toprakla buluşturduğumuz, -burası çok önemli- 12 yılda 3 milyar 250 milyon ağaç ve fidana baksınlar, bunları bu iktidarımız döneminde toprakla buluşturduk. Ülkemizin orman varlığının 12 yılda nasıl olup da 900 bin hektar arttığını incelesinler.

Vatandaşlarımızın şehir hayatından uzaklaşıp nefes almalarını sağlamak için kurduğumuz şehir ormanlarını, mesire alanlarını ziyaret etsinler, gelsinler bu yıl inşallah toprakla buluşturacağımız 250 milyon yeni fidandan birini de onlar sahiplensinler, birini kendi elleriyle toprağa diksinler. Ağacı sevmek böyle olur, ormanı korumak böyle olur, boş lafla, kuru gürültüyle çevrecilik yapılmaz. Taksim’de Gezi Parkı’nda 12 ağacın yeri değiştiriliyor, diye dünyayı ayağa kaldıranlar, ortalığı yakıp yıkanlar, diktiğimiz 3 milyar 250 milyon fidan ve ağacı dikmezler, çünkü onların derdi ağaç değil, ama bizim böyle bir derdimiz var, işte bizim böyle bir çabamız var.

Sevgili Kardeşlerim,

Bugün açılışını yapacağımız eserler arasında 180 derslikli lise, 112 derslikli ortaokul, 270 derslikli ilkokul, bunun yanında 20 derslikli anaokulu, 416 öğrenci kapasiteli iki adet pansiyon, iki adet kapalı spor merkezi, bilim sanat merkezi, rehberlik araştırma merkezi ve uygulama atölyesi var. Ayrıca, Babadağ’da 250 seyirci kapasiteli bir spor salonu, merkezde bir engelsiz yaşam merkezi, Beyağaç’ta da bir sağlık merkezi tamamlandı. Çocuklarımızın ve gençlerimizin daha iyi eğitimi, daha sağlıklı olması için yapılan bu yatırımların resmi açılışlarını buradan yapıyoruz.

Yine bugün TOKİ tarafından şehrimize kazandırılan Bağırsakdere’deki 940 konutun, ticaret merkezinin, sosyal donatı alanlarının, Çal’daki 253 konutun da resmi açılışını gerçekleştiriyoruz.

Ulaştırma alanında Denizli-Acıpayam ayrımı, Kale-Muğla il sınırı arasında 61 kilometrelik bir yol, Aydın-Denizli ayrımı, Buldan Kavşağı, 30,5 kilometrelik Denizli şehir geçişi, Denizli-Çardak ayrımı, Pamukkale Yolu ve Tavas şehir geçişi projeler tamamlandı.

Kardeşlerim,

Bilir misiniz, henüz Başbakan olmamıştım, Sayın Gül’ün Başbakanlığı döneminde kendisiyle de görüşerek, biz ilk adımı nerede attık biliyor musunuz? Aydın-Denizli arasında 125 kilometrelik bölünmüş yolun temelini atarak işe başladık. O zaman partinin Genel Başkanıydım ve Bayındırlık Bakanımızla beraber geldik, o zaman orada temeli attık, tarih verdik ve o tarihte de 125 kilometrelik Aydın-Denizli bölünmüş yolunu yaptık.

Bu bir aşktır, bu bir sevdadır, varsa sevdanız netice alırsınız, varsa aşkınız, Ferhat gibi dağları delersiniz, biz bunu yaptık, biz bunu başardık, hamdolsun çok daha iyi şeyler olacak. Biz ne diyoruz her zaman? Durmak yok, yola devam. Bakınız, Denizli biz gelmeden önce 65 kilometre bölünmüş yolu vardı, biz geldikten sonra buna 264 kilometre bölünmüş yol ilave ettik.

Kardeşlerim,

2003 öncesi yollara 287 trilyon harcanmıştı. 2003-2014 arası ne harcandı biliyor musunuz?  772 trilyon harcandı. Gençlik Spor, 345 trilyon harcadı, Aile Sosyal Politikalar, 406 trilyon harcadı, Kültür Turizm, 60 trilyon, Bilim Teknoloji, 41 trilyon, KOSGEB, 30 trilyon, KÖYDES, 78 trilyon, Kalkınma Ajansı aynı şekilde, üniversite yatırımlarına 300 trilyon harcadı. Toplamını aldığımız zaman, 8 katrilyon Denizli’ye yatırım yapıldı.

Kardeşlerim,

Az önce Orman Su İşleri Bakanım da açıkladı, Orman ve Su İşleri Bakanlığımızın 10 adet taşkın koruma, 6 adet sulama kanalı, 10 adet taşkın koruma projesi, 4 adet yangınla mücadele tesisi, 8 adet meteoroloji gözlem tesisi,  8 adet bal ormanını bitirdi. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımızca 4 adet kırsal kalkınma projesine destek sağlandı. Bu yatırım ve hizmetlerin de resmi açılışını bugün gerçekleştiriyoruz.

Gençler,

Denizli Büyükşehir Belediye Başkanlığımız şehrimize modern bir otogar kazandırdı. Buna ilave olarak, 15 adet altyapı çalışmasını, 3 adet ulaştırma projesin, 6 adet park ve bahçeyi, 3 adet restorasyon projesini, 7 adet spor tesisini, 3 adet konut projesini, 2 adet de pazar yerini tamamlayarak Denizli’mizin hizmetine sundu.

Milli Eğitim Bakanımız burada, Belediye Başkanımız da burada, tarihi bir okulumuzu Denizli Belediyemize inşallah devri gerçekleşecek, değil mi? Bunu daha fazla geciktirmeyeceğiz herhalde? Ve tabii şimdi burası Denizli Büyükşehir Belediyesi’ne gerçekten yakışmıyor. Denizli Büyükşehir Belediyesi’ne böyle bir tarihi eserle yakışanını yapmak, hizmeti artırmak en önemli adımlardan inşallah bir tanesi olacak. Temenni ederim ki, bir dahaki Denizli ziyaretimizi inşallah o tarihi Belediye binamızı ziyaret ederek gerçekleştiririz.

Pamukkale Üniversitesi Teknoloji Fakültesi binasını, Sağlık Yüksekokulları binasını, Psikiyatri Hastanesi binasını, Tıp Fakültesi Hastanesine ait çeşitli birimleri, bir spor salonunu ve kampüs çevre düzenlemesini inşa etti, bitirdi, bunların açılışını da bugün burada yapıyoruz.

Toplamda 41 ayrı eser, meblağ olarak, 975 trilyon. Hepsi Denizli’mize, tüm Denizlili kardeşlerime hayır olsun derken, tüm emeği geçenleri kutluyorum, yüklenici firmaları kutluyorum, mimardan işçisine bütün kardeşlerime şahsım, milletim adına şükranlarımı bildiriyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Ülkemizin doğrudan halkın oylarıyla seçilmiş Cumhurbaşkanı olarak, bu görevi devralışımın üzerinden 7 ay geçti. Cumhurbaşkanlığı için göreve arkadaşlarım beni teklif ettikleri zaman, görevlendirdikleri zaman bir şey söyledim, farklı bir Cumhurbaşkanı olacağım dedim, sürekli milletin içinde olacağını söyledim, çalışan, koşan, terleyen bir Cumhurbaşkanı olacağımı söylemiştim, bu taahhütle milletimden destek istemiştim.

Denizli, 7 ayda ziyaret ettiğim 14’üncü ilimiz oldu. Bu ne demek? Ayda 2 il’e gitmişim. Bu arada resmi ziyaretler için pek çok yurt dışı seyahatim oldu, işte dün de Ukrayna’daydım, sabah gittik, akşam döndük, orada yüksek düzeyli stratejik konsey toplantısı yaptık.

Yurt dışından gelen pek çok devlet ve hükümet başkanıyla biraraya geldik, pek çok yabancı heyetleri kabul ettik, yine Ankara’da ve İstanbul’da pek çok programa katıldım. Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda, yani sizin evinizde, milletin evinde muhtarlarımızla hemen hemen her hafta biraraya geliyorum. İnşallah Cumhurbaşkanlığı Külliyesi bir sonraki Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar 50 bin muhtarla buluşacak ve orada biraraya geleceğiz, 50 bin.

Bu ne demek biliyor musunuz? Hiçbir parti ayrımı yapmaksızın, partili ayrımı yapmaksızın tüm muhtarlarımızı buraya davet ediyoruz, onlarla hasbıhal ediyoruz, varsa herhangi bir talepleri onları da kayda geçiyoruz.

Kardeşlerim,

Esnaflarımızla bir araya geldik, milletimizden her kesimi buraya davet ediyoruz, onlarla buluşuyoruz. Ülkemizin ve milletimizin ne kadar meselesi varsa hepsini yakından takip ediyor, Hükümetimizle, bakanlarımızla, diğer yetkililerimizle istişare halinde bu çalışmaları yürütüyoruz.  Küresel ve bölgesel düzeydeki tüm önemli gelişmeler de aynı şekilde yakın takibimiz altında.

Kardeşlerim,

Aşk’ınan çalışan yorulmaz, Neşet Usta böyle diyor. Milletimiz için, ülkemiz için, kardeşlerimiz için yaptığımız çalışmalar bizi yormuyor. Uzun ince bir yoldayız, gidiyoruz gündüz gece, gideceğiz gündüz gece. Daha çok çalışacağız, daha çok gayret göstereceğiz, hamdolsun bugüne kadar gayretlerin neticelerini de aldık, ama kat etmemiz gereken daha çok mesafe var.

Dünyadaki gelişmeler sebebiyle bugünkü şartların dünden daha zor olduğunu biliyoruz, çevremizde yaşanan kimi hadiselerin bazılarını karamsarlığa sürüklediğini, ümitsizliğe sevk ettiğini görüyoruz.

Bakınız, Denizli Müftüsü Merhum Ahmet Hulusi Efendi, düşman İzmir’i işgal ettiğinde halkın karşısına çıkıp ne diyor biliyor musunuz? “Silahımız olmayabilir, topsuz, tüfeksiz de olsak sapan taşlarıyla düşmanın karşısına çıkacağız.” Evet, siz mücadele etmek istiyorsanız, siz çalışmak istiyorsanız karşınızda durabilecek hiçbir engel, sizi bundan alıkoyabilecek hiçbir bahane yoktur. “İmandır o cevher ki, ilahi ne büyüktür, imansız olan yürek sinede yüktür.”

Biz, şartlar ne olursa olsun bölgemizde ve dünyada hedeflediğimiz barış, huzur ve refah iklimini tesis etmek için çalışmaya devam edeceğiz. Ahmet Hulusi Efendi’nin İzmir’in işgalinden hemen sonra söylediği bu sözlerden sadece 3,5 yıl sonra şanlı ordularımız İzmir’i yeniden vatan topraklarına kattı; inanç işte böyle bir şey, azim, kararlılık, cesaret işte böyle bir şey.

Eğer Çanakkale önlerine gelen düşman ordularının büyüklüğüne, azametine bakıp da, onların kibrine, gururuna bakıp da biz bu savaşı kazanamayız deseydik bugün halimiz ne olurdu? Düşünmek bile istemiyorum. Deposundaki son mayına, son top mermisine, silahındaki son kurşuna kadar mücadele ettiler, bunların yetmediği yerde süngüsünü taktı, onunla yoluna devam etti. Onun da kâfi gelmediği yerde eliyle, koluyla, gövdesiyle savaşmayı sürdürdü, sonuçta milletimizin 200 yıllık makûs talihi Çanakkale’de kırıldı ve kuruldu, önümüze yepyeni bir dönem açıldı.

Bu vesileyle, Balkan Harbi’nde, Çanakkale’de, Birinci Dünya Savaşı’nın diğer cephelerinde, Kurtuluş Savaşı’nda şehit olan, gazi olan tüm Denizlili kardeşlerimi rahmetle, minnetle yâd ediyorum, Allah onlardan razı olsun, mekânlarını Cennet eylesin. Biz bugün bu ülkede özgürce yaşıyorsak, şanlı bayrağımızı gururla dalgalandırıyorsak, bunu önce Allah’ın yardımına, sonra da onların fedakârlığına borçluyuz. Çalışmadan, mücadele etmeden sonuç alınmaz, zafer elde edilemez.

Düşünün, iptidai dokuma tezgâhlarıyla çıktığı yolda ülkemizin en önemli tekstil merkezlerinden biri haline gelerek, yoluna devam eden Denizli bunu çok iyi bilir. Ticarette, turizmde, tüm ülkeye örnek olacak başarılar ortaya koyan Denizli bunu çok iyi bilir. Kendi ülkesine ve kendi milletine güveni olmayanlar ancak felaket telalığı yaparlar.

Kardeşlerim,

Şunu unutmayın: Korkaklar zafer anıtı dikemez. Türkiye’nin çözülemeyecek hiçbir meselesi yok, yeter ki bize Çanakkale’yi, Kut’ül Ammare’yi, Kurtuluş Savaşını kazandıran o ruha sıkı sıkıya sahip çıkalım. Biz 2002 yılında ülke yönetimini devraldığımızda, 12 yıl sonra Türkiye her şeyiyle 3 kat büyüyecek desek kim inanırdı? Ama biz “Bismillah” dedik, bu inançla, bu azimle çalışmaya başladık, adım adım tüm engelleri aştık, projelerimizi hayata geçirdik, neticelendirdik, işte bugün bu noktaya geldik. Şimdi de diyoruz ki, 2023 yılında ülkemizi dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri yapacağız, şu anda 17’nci sıradayız, buna da inanmıyorlar.

Yakın çevremizdeki özellikle çatışmaları, küresel finans krizinin etkilerini, ekonomimizdeki küçük dalgalanmaları öne sürüp, felaket tellallığı yapıyorlar. Sizin güzel ifadeleriniz var, ‘arkideş, memleketin hayrına yaptığınız tek bir şey yok, bari milletin önünde dinelmeyin, çekilin milletin önünden. Zaten huncacık cürmünüz va, onu da böyle yere harcamayın. ‘Yoksa şu Denizlili kardeşlerim size ‘bi beri bak’ diyecek, ‘ondan keri bir daha iflah da’ olmayacaksınız.

Sizler yanımızda oldukça, inşallah çok daha iyi günler gelecek. Seçimlere kalmış şurada 2,5 ay, ortada ne bir projeleri var, ne bir gayretleri var, ne bir çabaları var, varsa yoksa Cumhurbaşkanı şunu dedi, Hükümet bunu yaptı. Tamam da, siz ne diyorsunuz, siz ne yapacaksınız, hele onu bir söyleyin. İş oraya gelince işi hemen o meşhur Denizli türküsüne çeviriyorlar, “Asmam yıkıldı, suyu sıkıldı, bugün goca gızı görmedim, canım sıkıldı, amanın canım sıkıldı.” Rahmetli Özay Gönlüm bunları görse, bu türküyü şöyle söylerdi: “Gündem yıkıldı, muhalefet sıkıldı, bugün Cumhurbaşkanını görmediler, canları sıkıldı, amanın canları sıkıldı.”

Siz benim ne dediğimle uğraşacağınıza, siz millete ne diyeceksiniz, onu söyleyin bir hele. Denizli’ye ne yatırım yapacaksınız onu söyleyin. Denizli’nin hangi meselesine nasıl bir çözüm bulacaksınız, onu söyleyin. Muhalefete bunlar sorulduğunda verdikleri cevap enteresan, ne diyorlar biliyor musunuz? “Hele bir bunlar gitsin, gerisi kolay”, hep bu, proje bu, gerisi yok zaten, gerisi hakaret, iftira, yalan, dolan. Milletim de bunu çok iyi bildiği için onlara itibar etmiyor zaten. Ama ben üzülüyorum, ülkem adına üzülüyorum, milletim adına üzülüyorum, Türkiye bu kadarını hak etmiyor.

Denizli’nin Güzel İnsanları,

Sevgili Kardeşlerim;

Şimdi ben bugün Denizli’ye geldim ya, onu da dillerine dolayacaklar, onun da lafını edecekler. Biliyorsunuz, bir muhalefet partisi genel başkanı bir ara ne dedi biliyor musunuz? “Cumhurbaşkanı nereye giderse ben de oraya gideceğim, hatta bir yere de gitmişti.” Ben onun üzerine 7 il’e daha gittim, ama dönüp bakıyorum arkamda, o şehirlerimize gelip giden yok. Bize “Çankaya yokuşunu çıkamaz, nefesi kesilir”, diyenlerin kendi nefesleri çabuk kesildi anlaşılan. Herhalde bunların motorları su kaynattı, su. Biz ülkemizi boydan boya, her yere kolaylıkla gidebilsinler, diye bölünmüş yollarla, hızlı tren hatlarıyla, havalimanlarıyla donattık gene gidemiyorlar.

Kardeşlerim,

12 yıl önce göreve geldiğimizde Türkiye’deki bölünmüş yol 6bin 100 kilometreydi, fakat biz bu süre içerisinde 12 yılda ne yaptık? 17 bin 500 kilometre bölünmüş yol yaptık. İşte eski Ulaştırma Bakanım Binali Yıldırım Bey de burada, sağ olsun, büyük bir gayretle hamdolsun bu yolları ekibiyle beraber yaptı. Aynı şekilde 26 havalimanı vardı, şimdi 52 havalimanımız var, yine teşekkür ediyorum. Aynı şekilde hızlı tren bizimle Türkiye’de milletimizle buluştu ya, Bizden önce var mıydı böyle bir hızlı tren? Yok.

Kardeşlerim,

Bütün bunlar bir ufuk meselesidir, ufkunuz varsa bunu yaparsanız, bir heyecanınız varsa bunu yaparsanız. Bu noktada akıl gerek, bilgi gerek, tecrübe gerek, aşk gerek aşk.

Ondan sonra bir başka muhalefet partisinin milletvekilleri de ne dediler? Marmaray’ı kullanmayacağız dediler. Kullanırsın, kullanmazsın, biz bunu milletimiz için yaptık. Ama biz bunu yaparken neyi düşündük biliyor musunuz? Benim ecdadım Fatih, gemileri karadan yürüttü, biz onun torunlarıyız, öyleyse bir şey yapmamız lazım, onların hazırladıkları proje hayata geçmemişti, biz de denizin altından Avrupa’yı Asya’ya, Asya’yı Avrupa’ya bağladık.

Bitmedi, dedik ki, denizin altından bir şey daha yapalım; nedir? Oradan da otomobiller geçsin, şimdi de Avrasya Tüneli yapılıyor, önümüzdeki yıla da o yetişecek, inşallah onu da açacağız. Ama bitmedi, iki köprü ihtiyaca cevap vermiyordu, tuttuk Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün de temelini attık, inşallah onun da inşaatı hızla devam ediyor.

Şimdi Sayın Davutoğlu’nun riyasetinde üçüncü denizin altından bir tünel daha şu anda yapılıyor, geçenlerde biliyorsunuz projenin tanıtımını Sayın Başbakan ekibiyle beraber yaptılar, inşallah onun da temeli yakın zamanda atılacak ve böylece Boğaz’ın üzerinde, üç denizin altından, üç de denizin üstünden olmak üzere bir ulaşım ağı kurulmuş olacak; biz buyuz. İnşallah daha iyisi olacak.

Ticarette, siyasette rekabet gerek, rekabet olursa kalite olur. Siyasette yarış da hizmetle olur, projeyle olur, vizyonla olur.  Biz, 2023 dedik, her alanda hedeflerimizi ortaya koyduk, bu hedeflere ulaşmak için projelerimizi geliştirdik, bunları milletimizle, sizinle paylaştık. Bununla yetinmedik, “Türkiye’nin daha büyük vizyona ihtiyacı var” diyerek, çocuklarımız için, torunlarımız için 2053 dedik, 2071 vizyonlarını gündeme getirdik. Ben Cumhurbaşkanı olarak 7 Haziran’da seçime girmiyorum, ama Türkiye için, milletim için, 7 Haziran için de hedeflerimi ifade ediyor, projelerimi kamuoyuyla paylaşıyorum. Benim anlayışıma göre ülkeye hizmet böyle yapılır. Biz tribünde seyirci olamayız, bizim sorumluluğumuz var.  Boş duranı, boş oturanı, Allah sevmez, benim milletim de sevmez. Biz dertliyiz, bizim milletimize sözümüz var, ahdimiz var, biz çalışıyoruz, çalışacağız, milletimize hizmet etmeye devam edeceğiz.

Değerli kardeşlerim,

7 Haziran seçimlerinin gündemi yeni Türkiye olmalıdır, yeni Türkiye olacaktır. Yeni Türkiye’nin inşası için de, yeni anayasaya ve başkanlık sistemine ihtiyacımız var. Anayasa konusu benim çok uzun zamandır üzerinde durduğum, hayata geçirmek için teşebbüslerde bulunduğum bir meseledir. Hatırlarsanız, biz 2011 seçimlerinde milletimize yeni anayasa taahhüdünde bulunmuştuk, seçimden hemen sonra Meclis’te bunun için bir komisyon kurduk. Bizim milletvekili sayımız Meclisin yüzde 60’ını oluşturmasına rağmen dedik ki, yeni anayasa tüm partilerin ortak mutabakatıyla oluşsun, bunun için de Mecliste grubu bulunan 4 partinin hepsinden eşit sayıda milletvekilinin katılımıyla bir komisyon oluşturuldu. Biz samimi olarak bu komisyon aracılığıyla yeni anayasayı yapmak için çalıştık, mücadele ettik, ancak diğer partiler maalesef komisyonu bu çabayı engellemenin bir aracı haline dönüştürdüler. 47 maddede dört siyasi partinin hepsinin parafları var, onayladılar ve çıktı Ana Muhalefetin başındaki zat dedi ki, gelin bunları yasalaştıralım. Arkadaşlara dedim ki, gidin görüşün, bizden yana evet. Ne dedi biliyor musunuz? dört siyasi partinin bir araya gelmesiyle bu, olur. Diğer ikisi bu işe evet demiyor, ikimizin oyu buna yeterli, gel beraber bu işi yapalım. Yanaşmadılar, ipe un serdi. 60 maddeye geldi bu çalışma, 60 maddeye gelince tekrar gündeme geldi. Arkadaşlara dedim ki, gidin söyleyin, bak 60 madde, hadi bunu yapalım. Maalesef yine yanaşmadılar ve en sonunda Meclis Başkanımız, “bu iş yürümeyecek” dedi.

Gençler,

Şimdi yeni bir seçimin arifesinde Türkiye yine bu ihtiyacı konuşuyor, bu ihtiyacı hissediyor. Benim milletime teklifim gayet açık; ben şu parti, bu parti için demiyorum, gelin 400 milletvekili verin, bu dönem bu işi Parlamento bitirsin diyorum, görüldüğü gibi bu mesele başka türlü hallolmayacak. Yeni anayasa konusunda her partinin hazırlığı zaten mevcut, üniversitelerimizden meslek kuruluşlarımıza, sivil toplum örgütlerimize kadar toplumun her kesiminin bu konuda ciddi bir birikimi oluştu, dolayısıyla bu meseleyi çok süratli bir şekilde çözüme kavuşturacak altyapıya sahibiz. Şimdi sadece Mecliste bu işi kararlılıkla hayata geçirecek bir çoğunluğa ihtiyaç var. Nedir o? 400 milletvekili. 7 Haziran’da bu mesele de çözüldü mü, Türkiye yeni anayasasına kavuşacak demektir.  Buna hazır mıyız?

Yeni anayasayla birlikte başkanlık sisteminin de gündeme gelmesi gerekiyor. Mevcut sistem eski Türkiye’ye göre kurulmuş, eski Türkiye’nin ihtiyaçlarına göre tasarlanmış bir sistem. Bugünkü Türkiye demokrasiden ekonomiye kadar her alanda çok farklı bir yere geldi, artık bu gömlek bu bedene dar geliyor. Bedeni küçültemeyeceğimize göre, ne yapacağız? Gömleği yenileceğiz. Darbelerle, muhtıralarla, vesayet rejimleriyle iyice hırpalanmış, iyice yıpranmış olan, artık Türkiye’nin ihtiyacını karşılamayan bu sistemi bir kenara bırakıp, yeni bir sisteme, başkanlık sistemine geçmeliyiz.

Ben Büyükşehir Belediye Başkanıyken bile başkanlık sistemi, deyince birilerinin tüyleri diken diken oluyordu, bugün de öyle. Hemen başlıyorlar ‘diktatörlük’ demeye, ‘tek adamlık’ demeye, ‘padişahlık’ demeye. Ya siz hangi devirde yaşıyorsunuz? Bu ülkede diktatörlüğe benim milletim müsaade eder mi? Darbecilere geçit vermemiş, vesayet rejimlerini yerle yeksan etmiş bu millet, diktatörlük heveslilerine eyvallah mı edecek? Bizde tek adamlık olmaz, onu geçmişte Ana Muhalefetin öncüleri yaptılar. O, Milli Şef olarak onların kültüründe var, biz her işimizi istişareyle yürütürüz, Aslında onların derdi başka, başkanlık sisteminden diktatörlük çıkmayacağını onlar da gayet iyi biliyor. Amerika’da diktatörlük mü var, Meksika’da diktatörlük mü var, Brezilya’da diktatörlük mü var, Fransa’da diktatörlük mü var? Bunların derdi, korkusu bu. Onların endişesi, başkanlık sisteminin doğrudan milletin iradesine dayalı yapısıyla vesayete, koalisyona, azınlığın çoğunluğa tahakkümüne izin vermiyor olmasıdır. Şu anda çünkü onu yapıyorlar, işte Mecliste gördünüz, haftalardır azınlık çoğunluk olan iktidara tahakküm etmek istiyor. Yeri geldi kavga ettiler ve yasa çıkarması gereken Meclis, kavga çıkardı kavga, bunu yaptılar, çünkü onlar mevcut sistemin bu zaafları içinde hayat buluyorlar, kendilerine orada bir gelecek görüyorlar. Güçlü bir başkanın, bakınız altını çizerek söylüyorum, güçlü bir Meclisin olduğu yerde bugün yaptıkları gibi sistem kilitlenmeyecek, bunu çok iyi biliyorlar. Onun için, meseleyi çarpıtıyor, ipe un seriyorlar.

Şimdi de birileri çıkıyor, Türkiye’ye has başkanlık sistemi olmaz, diye tutturmuşlar. Niye olmasın? Bu millet kendine has bir yönetim modeli oluşturamaz mı? Soruyorum, biz kendi kültürümüzle güçlendirilmiş bir başkanlık sistemini oluşturamaz mıyız? Bu milletin ferasetine, kabiliyetine, güveniniz o kadar mı az? Başkanlık sistemi bizim tarihimize, kültürümüze asla yabancı değil. Esasen dünyada doğrudan model alınabilecek bir başkanlık sistemi uygulaması da yok, her ülkede farklı, herkes bu sistemi kendi ihtiyaçlarına, kendi geleneğine, kendi kültürüne uygun şekilde uyarlayarak alıyor, hayata geçiriyor, bizim de yapmamız gereken budur. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki veya bir başka ülkedeki başkanlık sistemi uygulamasını niye aynen kopyalayalım? Oradan da alacaklarımız olabilir, diğerlerinden de alacaklarımız olabilir. Fransa’daki yarı başkanlık veya diğer ülkelerdeki benzer uygulamalardan herhangi birini niye olduğu gibi tercüme edip kullanalım? Geçmişte bu hazırcılık, bu tercümeyle kanun çıkarma, sistem kurma işini defalarca yaptık ve sancılarını da uzun süre çektik, halen çekiyoruz. İşte Medeni Kanun’u İsviçre’den tercüme yoluyla alıp uygulamaya kalkmışız, Ceza Kanunu’nu, ceza hukukunu Roma’dan almışız, aynen uygulamaya koymuşuz.

Açık konuşmak lazım, bizim milletimiz uzun süre Medeni Kanun’a göre değil, kendi örfüne, kendi kültürüne, kendi ananesine göre günlük hayatını yürüttü, bu kanunu zamanla değiştire değiştire bir parça kendimize uydurabildik. Hâlbuki en başından kendi şartlarımıza uygun bir kanun yapsaydık bu sancıların çoğunu çekmeyecektik, diğer pek çok konuda da aynı sorunu yaşamış. Müslüman’a aynı delikten iki defa ısırılmak yakışmaz, aynı sistemi maalesef bir daha aynı şekilde almaya gerek yok.

Başkanlık sistemi konusunda şimdi soruyorum, aynı yanlışı bir daha yapalım mı? Mecburiyetimiz mi var?  Öyleyse bu tür kompleks ürünü, kendine güvensizlik ürünü tartışmaları bir kenara bırakıp asıl işimize odaklanmalıyız.

Şimdi sizlere soruyorum; Ey Denizli, bugün buradan sizlerden öyle bir cevap alayım ki tüm Türkiye bunu duysun. Denizli, yeni Türkiye’yi istiyor mu? Denizli yeni anayasayı istiyor mu? Denizli başkanlık istemini istiyor mu? Denizli bu büyük değişimin öncülüğüne hazır mı? Maşallah, öyleyse durmak yok, yola devam. Bu coşkunun her geçen gün artarak ülkemizin tamamına yayılacağına inanıyorum.

Denizli’nin güzel insanları, bu vesileyle biliyorsunuz baharın ve ümidin müjdecisi 21 Mart Nevruz Bayramı’nı tüm ülkemizde bugün kutluyoruz. Nevruz’un ülkemizdeki tüm vatandaşlarımız, bölgemizdeki tüm kardeşlerimiz için huzurun, barışın, uhuvvetin vesilesi olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Nevruz, inşallah ağlayan annelerin son gözyaşı olsun. Nevruz inşallah barışın, dayanışmanın bir miladı olsun. Ama bizde geçmiş yıllarda olduğu gibi değil. Unutmayın, havai fişekleriyle, molotof kokteylleriyle, sapan taşlarıyla her tarafın yakılıp yıkıldığı bir Nevruz değil, aşkın, heyecanın birbiriyle hakikaten bütünleştiği bir milat olsun. Bunun için tekrar Nevruzunuz, Nevruzumuz mübarek olsun, diyorum, barış için hayırlı olsun, diyorum, kardeşlik için hayırlı olsun, diyorum.

Açılışını yaptığımız eserlerin, hizmetlerin bir kere daha hayırlı olmasını diliyorum.

Değerli kardeşlerim, inşallah el ele, omuz omuza çok daha güçlü bir Türkiye’yi inşa edeceğiz, hiç endişeniz olmasın. Sizler zaten ne yapacağınızı çok iyi biliyorsunuz, benim sizlere bunu anlatmama gerek yok; tamam?.. Ve hepinizi en kalbi duygularımla selamlıyorum.

Beraber yürüdük biz bu yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurda. Şimdi dinlediğim tüm şarkılarda bana her şey sizi hatırlatıyor, bana her şey sizi hatırlatıyor, bana her şey sizi hatırlatıyor.

Günümüz kutlu olsun, eserlerimiz hayırlı olsun diyorum, teşekkür ediyorum.